İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · İKİNCİ DEVRE

Koçi Bey

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 3. Cilt, s. 517–518 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Kürd beylerinden Bilan Bey'in oğludur. Muhârebelerde gösterdiği yararlıklara binâ'en 1000 senesi şa'bânında Amasya beyi olup Deli Zülfikâr Ağa sipâhî kethüdâyeri ve meşhûr Durak Ağa da Köprü voyvodası idi.

1000 senesi recebinde sarây-ı hümâyûnda harem kethüdâsı Uzun Cânfedâ Kadın'ın birâderi olan Deli İbrâhim Paşa Sivas beylerbeyi olarak Amasya'ya şa'bânda gelip Sivas'a gitdi. [338]

Deli İbrâhim Paşa, Malatya Ermeni dönmelerinden bir nâdân idi. Her vardığı vilâyetlerde pek zâlimâne ve sefîhâne harekâtıyla mutlaka koğulurdu. Muhibbî, "Hulâsatu'l-Eser" adlı eserinde bunun ahvâl-i garîbe ve zâlimânesini yazar. Diyârbekir halkının hücûmuyla maktûl olduğunu kayd eder.

Türkler'i en ziyâde yoldan çıkaran, hükûmete karşı isyâna sevk eden bu Deli İbrâhim Paşa olmuşdur. Çünkü dâ'iresinde Malatya Ermenîleri'nden hayli adamlar vardı. Bunlar Sivas ve mülhakâtında İslâm adlarıyla işler görüyorlar, düşen tımâr ve ze'âmetleri paylaşıyorlar, Türkler'i tahkîr ediyorlardı.

1001 senesi muharreminde Koçi Bey Rûmeli harbine me'mûr olup Amasya askeriyle beraber gitmiş, sipâhî kethüdâyeri Deli Zülfikâr Ağa da mütesellim olmuşdu. Sonra sene-i mezbûre şa'bânında bu da harbe gidip meşhûr Kanlı Alî Ağa Amasya'ya mütesellim oldu.

Türkler, bu dönme Ermenîler'den İstanbul'a şikâyetler yağdırdıkları hâlde Cânfedâ'nın te'sîr-i nüfûzuyla bir fâ'ide göremiyorlardı. Nihâyet debbâğ ustalarından "Yaramaz Ahmed Ağa" demekle meşhûr bir mültezim, gördüğü haksızlıklara tahammül edemedi. Mültezimlerden Deli Mustafa Ağa ile birleşdi.

Bunlar sayılı fırtınalardandı. Yanlarına yüreği yanık Türkler'den birkaç yüz atlı buldular. Amasya'dan çıkıp etrâfında bulunan köyleri vurmağa başladılar. Bunların def' ve tenkîli hakkında Sivas [339] ve Kastamonu beylerbeyliğine ve Amasya, Çorum, Canik beylerine müte'addid fermânlar gönderilmişdir.

Kezâlik dönme Ermenîler, Amasya darb-hânesinde kesilen sikkeleri tağşîş ve kalpazanlık etmeğe ve etdirmeğe kalkışdılar. Bu kalpazanlıkda Türkler'le Rûmlar'ı âlet etdiler. Bunların hakkında müte'addid fermânların sudûruna bâ'is oldular.

Kalpazanlar, fermânlardan anlaşıldığı üzere şunlardı: "Amasya sâkinlerinden Kara Nefesoğlu Ahmed, Kağalalı Emîr, Hallâc Himmetoğlu Hacı Pîrî, Demirci Resûl, Camcı Hacı Mehmed ve zımmî tâ'ifesinden Tozuna, Todori, Sevik".

Bunlar darb-hânede işlerlerdi. Kalpazanlığa kalkışdıkları anlaşılmağla Amasya kalesi zindânına habs edilmişler, sonra zindânı yarıp çıkmışlardı. Binâ'en-aleyh Ermenîler yüzünden Amasya darb-hânesi bir şübhe altında bulunuyordu.

Deli İbrâhim Paşa, Sivas'da ve mülhakâtında zulüm ve sefâhati pek artırmışdı. Aldığı tayyârelerin, bâdhevâların, cerîmelerin hudûdu yokdu. Kânûn-ı devlet, onun nazarında ancak kendi fi'il ve irâdesinden ibâret gibi olmuşdu. Her tarafda feverân eden halkın şikâyâtı üzerine bu senenin sonunda güç hâl ile azl edilebildi.

1002 senesi muharreminde Ferhâd Paşazâde Mehmed Paşa Sivas beylerbeyi olarak geldi. Fakat Deli İbrâhim Paşa'nın zulüm ve sefâhati [340] eşkıyânın ve erbâb-ı ihtilâlin adedini artırmış, Sivas havâlîsinde de kıyâmlar çoğalmışdı.

1003 senesi cumadelûlâsının beşinci gecesinde Sultân Murâd-ı Sâlis vefât edib yerine şehzâdesi Sultân Mehmed-i Sâlis Manîsâ'dan geldi. Osmanlı tahtına cülûs etdiği her tarafa bildirildi.

Akîb-i cülûsda kubbealtı vüzerâsından dâmâd-ı pâdişâhî Ca'fer Paşa Sivas vâlîsi ve Amasya darb-hânesini teftîşe me'mûr olarak geldi. Darb-hâne umûrunu ve darb-hânecileri tahkîk ve yukarıda adları yazılan adamları te'dîb edib Sivas'a gitdi.

1003 senesi ramazânında gelen fermân-ı âlîde Amasya darb-hânesi ref' ve ta'tîl, Amasya'da sikke darbı ilgâ edildi. Bu darb-hâne 925 senesinden beri işlemekde idi. Yine bu esnâda Amasya beyi Koçi Bey Estergon harbinde şehîd olduğundan yerine Alî Bey ta'yîn edildi.

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Kürt beylerinden Bilan Bey'in oğludur. Savaşlarda gösterdiği yararlıklar üzerine 1000 [1591-92] yılı Şaban ayında Amasya beyi oldu. Deli Zülfikâr Ağa sipahi kethüdayeri, tanınmış Durak Ağa da Köprü voyvodasıydı.

1000 yılı Receb ayında, sarayda harem kethüdası Uzun Canfedâ Kadın'ın kardeşi olan Deli İbrahim Paşa, Sivas beylerbeyi olarak Şaban ayında Amasya'ya gelip Sivas'a gitti.

Deli İbrahim Paşa, Malatya'daki dönme Ermenilerden bir bilgisizdi. Gittiği her vilayette çok zalimce ve akıl dışı davranışlarıyla mutlaka kovulurdu. Muhibbî, "Hulâsatu'l-Eser" adlı eserinde bunun tuhaf ve zalimce hâllerini yazar. Diyarbekir halkının saldırısıyla öldürüldüğünü kaydeder.

Türkleri en çok yoldan çıkaran, hükümete karşı isyana sürükleyen bu Deli İbrahim Paşa olmuştur. Çünkü çevresinde Malatya Ermenilerinden hayli adam vardı. Bunlar Sivas ve çevresinde Müslüman adlarıyla iş görüyor, boşalan tımar ve zeametleri paylaşıyor, Türkleri aşağılıyordu.

1001 [1592-93] yılı Muharrem ayında Koçi Bey, Rumeli seferine görevlendirilerek Amasya askeriyle birlikte gitmiş, sipahi kethüdayeri Deli Zülfikâr Ağa da mütesellim (sancak beyi vekili) olmuştu. Sonra aynı yılın Şaban ayında o da savaşa gidip tanınmış Kanlı Ali Ağa Amasya'ya mütesellim oldu.

Türkler, bu dönme Ermenilerden İstanbul'a şikâyetler yağdırdıkları hâlde Canfedâ'nın nüfuzunun etkisiyle bir fayda göremiyorlardı. Sonunda tabaklık ustalarından "Yaramaz Ahmed Ağa" adıyla tanınan bir mültezim (vergi toplama işini üstlenen kişi), gördüğü haksızlıklara dayanamadı. Mültezimlerden Deli Mustafa Ağa ile birleşti.

Bunlar sayılı fırtınalardandı. Yanlarına yüreği yanık Türklerden birkaç yüz atlı buldular. Amasya'dan çıkıp çevresindeki köyleri vurmaya başladılar. Bunların bastırılması ve cezalandırılması hakkında Sivas ve Kastamonu beylerbeyliğine ve Amasya, Çorum, Canik beylerine birçok ferman gönderilmiştir.

Aynı şekilde dönme Ermeniler, Amasya darphanesinde basılan sikkeleri bozmaya ve kalpazanlık yapmaya, yaptırmaya kalkıştılar. Bu kalpazanlıkta Türkleri ve Rumları alet ettiler. Bunlar hakkında birçok fermanın çıkmasına sebep oldular.

Kalpazanlar, fermanlardan anlaşıldığı üzere şunlardı: "Amasya sakinlerinden Kara Nefesoğlu Ahmed, Kağalalı Emîr, Hallaç Himmetoğlu Hacı Pîrî, Demirci Resûl, Camcı Hacı Mehmed ve zımmî (gayrimüslim) topluluğundan Tozuna, Todori, Sevik."

Bunlar darphanede çalışırlardı. Kalpazanlığa kalkıştıkları anlaşılınca Amasya kalesi zindanına hapsedilmişler, sonra zindanı yarıp kaçmışlardı. Bu yüzden Ermeniler yüzünden Amasya darphanesi bir şüphe altında bulunuyordu.

Deli İbrahim Paşa, Sivas'ta ve çevresinde zulmü ve sefahati çok artırmıştı. Aldığı ek gelirlerin, havadan gelen kazançların ve cezaların sınırı yoktu. Devletin kanunu, onun gözünde yalnızca kendi fiil ve iradesinden ibaret gibi olmuştu. Her yerde kaynayan halkın şikâyetleri üzerine bu yılın sonunda güçlükle görevden alınabildi.

1002 [1593-94] yılı Muharrem ayında Ferhad Paşazade Mehmed Paşa Sivas beylerbeyi olarak geldi. Fakat Deli İbrahim Paşa'nın zulmü ve sefahati eşkıyanın ve karışıklık çıkaranların sayısını artırmış, Sivas çevresinde ayaklanmalar çoğalmıştı.

1003 [1594-95] yılı Cemaziyelevvel ayının beşinci gecesinde Sultan III. Murad vefat edip yerine oğlu Sultan III. Mehmed Manisa'dan geldi. Osmanlı tahtına oturduğu her tarafa bildirildi.

Tahta çıkışının hemen ardından, vezirlerden, padişah damadı Cafer Paşa, Sivas valisi ve Amasya darphanesini denetlemekle görevli olarak geldi. Darphane işlerini ve darphanecileri soruşturup yukarıda adları yazılan adamları cezalandırdıktan sonra Sivas'a gitti.

1003 yılı Ramazan ayında gelen yüksek fermanda Amasya darphanesi kaldırıldı ve kapatıldı; Amasya'da sikke basımı sona erdirildi. Bu darphane 925 [1519] yılından beri çalışmaktaydı. Yine bu sırada Amasya beyi Koçi Bey Estergon savaşında şehit olduğundan yerine Ali Bey atandı.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • harem kethüdâsı: sarayda harem halkının yönetiminden sorumlu görevli
  • mültezim: devletten bir verginin toplanma hakkını satın alan kişi
  • debbâğ: deri işleyen, tabak
  • tağşîş: paranın içindeki gümüş ya da altını azaltıp bozma
  • kalpazan: sahte para basan kişi
  • darb-hâne: darphane, para basılan yer
  • sikke: para, madeni para
  • zımmî: Osmanlı'da gayrimüslim tebaa
  • tayyâre, bâdhevâ, cerîme: görevlilerin kanunun dışında ya da kanunun öngördüğünden fazla aldığı çeşitli ek gelirler ve cezalar
  • azl: görevden alma
  • cülûs: tahta çıkış
  • kubbealtı vüzerâsı: divanda yer alan, kubbealtı denen divan toplantılarına katılan vezirler
  • dâmâd-ı pâdişâhî: padişah damadı
  • ref' ve ta'tîl: kaldırma ve çalışmasını durdurma

Deli İbrahim Paşa

Maddedeki gerginliğin merkezindeki kişi, Sivas beylerbeyi Deli İbrahim Paşa'dır. Hüsameddin onu, Canfedâ Kadın'ın kardeşi olarak tanıtır. Canfedâ Hatun, III. Murad'ın annesi Nurbânû Sultan'ın cariyelerinden yetişmiş, III. Murad döneminde harem kethüdası olarak büyük nüfuz kazanmış bir kadındır. Ansiklopedik kayıtlara göre Canfedâ Hatun'u nüfuzunun zirvesinde rahatsız eden başlıca konulardan biri, kardeşi Deli (Divane) İbrahim Paşa'nın başarısız yönetimiydi. Diyarbekir beylerbeyi iken halkın şikâyetiyle görevden alınıp hapsedilmiş, Canfedâ Hatun ise kardeşini yalnız bırakmamış, onun temize çıkıp görevine dönmesi için nüfuzunu kullanmıştır. Bütün başarısızlığına rağmen paşanın görevine iade edildiği de aynı kayıtta geçer. Bu bilgiler, Hüsameddin'in anlattığı "Türklerin şikâyetlerine rağmen Canfedâ'nın etkisiyle bir sonuç alınamaması" cümlesiyle uyuşur.

Ansiklopedi maddesi Deli İbrahim Paşa'nın kökeni hakkında bir şey söylemez. Hüsameddin ise onu "Malatya Ermeni dönmelerinden" sayar ve çevresindeki görevlilerin de aynı kökenden olduğunu yazar. Bu iddiayı doğrulayan ya da çürüten başka bir kaynağa ulaşılamadı. Ölümü hakkında Hüsameddin, Muhibbî'nin Hulâsatü'l-eser adlı eserine dayanarak Diyarbekir halkının saldırısıyla öldürüldüğünü yazar; bu da ayrıca doğrulanamadı. Okur, bu bölümde yazarın bir kaynak aktarımı ile kendi yorumunu birbirinden ayırmalıdır: yönetimin zulmü ve halkın şikâyetleri gibi olgusal kısımlar başka kayıtlarla örtüşür; belirli bir topluluğun kasıtlı biçimde Türkleri bozduğu yönündeki yorum ise yazarın kendi değerlendirmesidir.

Amasya Darphanesi

Hüsameddin'in verdiği bilgiye göre Amasya darphanesi 925 [1519] yılından beri çalışmaktaydı ve 1003 [1594-95] yılı Ramazan ayında gelen fermanla kapatıldı. Osmanlı para tarihini anlatan ansiklopedik bir kayıtta, Yıldırım Bayezid'in oğulları döneminde Bursa, Amasya, Edirne, Serez ve Ayasuluk'ta para basıldığı yazılıdır; yani Amasya'da darp faaliyeti Osmanlı'nın çok erken dönemine kadar uzanır. Bu kayıtta 1594-95'te kapatılmasına dair bir bilgi yoktur; kapanış tarihi yalnızca Hüsameddin'e dayanır.

Maddedeki kalpazanlık anlatısı ve darphanenin soruşturulması, bir önceki maddede verilen fiyat sınırları fermanının arka planıyla birlikte okunabilir: akçe ayarının bozulduğu, para değerinin düştüğü bir dönemde Amasya darphanesi şüphe altında kalmıştır. Hüsameddin ferman metinlerinde adları geçen kalpazanları sayar; bunların Türk ve gayrimüslim isimlerinden oluşması, listenin tek bir topluluğa yüklenemeyeceğini gösterir. Metin ise suçu önce Ermenilere yükleyip "Türkleri ve Rumları alet ettiler" der. Ferman metni olarak aktarılan liste ile yazarın yorumu arasındaki bu fark dikkate değerdir. Kalpazanlardan hiçbiri hakkında başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

Yaramaz Ahmed Ağa ve Çevre Ayaklanmaları

Hüsameddin'in anlattığı, tabaklık ustası Yaramaz Ahmed Ağa ile Deli Mustafa Ağa'nın birkaç yüz atlıyla Amasya çevresindeki köyleri vurması, bu yılların genel huzursuzluğunun bir parçası olarak okunabilir. Ansiklopedik kayıtlarda, 1596'dan sonra Anadolu'da Celâlî adı verilen ayaklanmaların hızla arttığı ve binlerce kişinin güvenli yerlere kaçtığı yazılıdır. Bu madde ise 1592-93 yıllarını anlatır ve olayın Celâlî hareketlerinin başlangıcı olup olmadığı konusunda bir şey söylemez. Yaramaz Ahmed Ağa, Deli Mustafa Ağa, Kanlı Ali Ağa, Durak Ağa, Cafer Paşa, Ferhad Paşazade Mehmed Paşa ve Koçi Bey için başka kaynaklarda bilgiye rastlanmadı.

III. Murad'ın Ölümü

Maddenin sonunda Hüsameddin, III. Murad'ın ölümünü 1003 yılı Cemaziyelevvel ayının beşinci gecesine, III. Mehmed'in Manisa'dan gelip tahta oturuşunu da aynı döneme yerleştirir. Ansiklopedik kayıtlarda III. Murad'ın ölüm yılı 1595 olarak geçer; bu, Hüsameddin'in 1003 tarihiyle uyumludur. Canfedâ Hatun da bu ölümün ardından sarayın nüfuzlu çevresinden uzaklaşıp Eski Saray'a nakledilmiştir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 517–518. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

  • Mehmet İpşirli, "Canfedâ Hatun", TDV İslâm Ansiklopedisi, 1993 (islamansiklopedisi.org.tr/canfeda-hatun).
  • "Darphâne", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/darphane).
  • "Celâlî İsyanları", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/celali-isyanlari).

3. Cilt içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.