Sultân Selîm-i Sânî çâşnîgir-başılığından muhrec ve "Şâmî" demekle meşhûr olan şu'arâdan bir mîrlivâdır. 993 senesi rebî'ulâhirinde [330] Mehmed Bey beylerbeyi olduğundan yerine Amasya sancağı beyi olarak geldi.
Mustafa Bey ehl-i dil bir zât idi. Amasya şu'arâsından Kelâmî, Turâbî, Sükûtî Çelebiler'i meclisine idhâl ederek müşâ'areler, ulemâyı celb ederek müzâkereler yapardı. Hoş sohbet, idâresi munsifâne idi. Bu zamânlarda Kelâmî ile Sükûtî arasındaki mutâyebelere Merzifônî Bezmî Çelebi şeker katardı.
Bezmî'ye nisbet edilen şu beyt-i latîf Tezkire-i Abdî Efendi'de görülüp hâtırda kaldığından buraya nakl edildi. Her hâlde ma'nîdârdır.
Kelâmî söylenir ammâ Sükûtî bahş eder altun
Sakın boş sanma Bezmî tınmanın da serveti vardır
993 sâlinde Amasya ulemâsından Taşköprülü Dursun Efendi vefât etdi. Mahdûmları Abdullah, Abdulbâkî, Mehmed Efendiler Amasya'nın yetişdirdiği fuzalâdandır.
994 senesinde İstanbul'da şeyhü'l-kurâ olan Amasyalı Bahşîzâde Abdulkâdir Efendi bin Mehmed Efendi Eyyûb câmi-i şerîfine imâm ve hatîb oldu. Sesi ve edâsı gâyet güzel ve yanık olduğundan sonraları Sultân Mehmed-i Sâlis ve Ahmed-i Evvel'e imâm olmuşdu.
995 senesi rebî'ulâhirinde donanma muhârebesine da'veti mutazammın olan fermân-ı âlî, çavuşân-ı dergâh-ı âlîden Lâdikli Yeni Çavuşoğlu Sinan Bey vedâ'atıyla mîrlivâ Mustafa Bey'e teblîğ ve halk muvâcehesinde kırâ'at olundu.
Sene-i mezbûre cumade'l-ûlâsında İstanbul'da Rûmeli kazaskerliğinden [331] mütekâ'id Amasyalı Mü'eyyedzâde Abdulkâdir Şeyhî Efendi şeyhü'l-islâm ve müfti'l-enâm ve Hacı Beyzâde Mehmed Paşa Murâd Paşa'nın yerine Sivas beylerbeyi oldu.
996 senesi muharreminde Amasya, Merzifon, Lâdik, Kedağra, Canik kazâlarına yumurta şeklinde ve her biri mütefâvit sıkletde dolu yağdığından pek çok mevâşî, tuyûr ve hayvânâtı, insân ve nebâtâtı telef ve çok hâneleri, damları vîrân etdi.
Müte'âkiben bâd-ı sarsar gibi dehşetli bir fırtına kopdu, hasârât-ı azîme yapdı. Cesîm ağaçları kökünden söküp çıkardı. Ahşâb hâneleri ekseriyetle devirdi, damlardan kiremidleri uçurdu. Dolunun yarım bırakdığı şeyleri tamamladı.
Kezâlik Amasya müftüsü Küçük Mahmûd Efendi'nin mütûn ve usûle muhâlif olarak verdiği fetvâları ve acâyib ahvâli şeyhü'l-islâma arz ve i'lâm edilmişdi. Sene-i mezbûre muharreminde azl olunup yerine Seydî Gâzi müderrisliğinden ma'zûl olan Amasyalı Tâceddîn Efendi 996 senesi saferinin on beşinde Amasya müftüsü ve Sultâniyye müderrisi olarak geldi.
Fakat Mahmûd Efendi'nin yanlış fetvâları yüzünden Amasya'nın ulemâ ve talebesi arasında şâyân-ı dikkat gürültüler çıkdı. Bu gürültüler zu'amâ ve erbâb-ı tımâra sirâyet etmek üzere iken mîrlivâ Mustafa Bey'in hüsn-i idâresiyle oldukça yatışdı. Bununla beraber Mustafa Bey de gitdi. Yerine Hüsrev Bey geldi. [332]
Günümüz Türkçesiyle
Sultan II. Selim'in çaşnigirbaşılığından (saray sofra hizmetlerinin başından) yetişme, "Şâmî" adıyla tanınan, şairlerden bir sancak beyidir. 993 [1585] yılı Rebiülahir ayında Mehmed Bey beylerbeyi olduğundan onun yerine Amasya sancak beyi olarak geldi.
Mustafa Bey gönül ehli bir kişiydi. Amasya şairlerinden Kelâmî, Turabî ve Sükûtî Çelebileri meclisine alarak şiir karşılaşmaları yapar, âlimleri çağırarak ilmî görüşmeler düzenlerdi. Sohbeti hoş, yönetimi adaletliydi. Bu sıralarda Kelâmî ile Sükûtî arasındaki şakalaşmalara Merzifonlu Bezmî Çelebi de tat katardı.
Bezmî'ye ait olduğu söylenen şu güzel beyit, Abdî Efendi'nin Tezkire'sinde görülüp akılda kaldığından buraya aktarıldı. Her hâlde anlamlı bir sözdür.
Kelâmî söylenir ammâ Sükûtî bahş eder altun
Sakın boş sanma Bezmî tınmanın da serveti vardır
Beyit, Kelâmî ve Sükûtî adlarına dayanan bir söz oyunudur: Kelâmî (söz) konuşur, Sükûtî (susmak) ise altın bağışlar; sakın Bezmî'yi eli boş sanma, sessiz kalmanın da bir serveti vardır, demek ister.
993 [1585] yılında Amasya âlimlerinden Taşköprülü Dursun Efendi vefat etti. Oğulları Abdullah, Abdülbâkî ve Mehmed Efendiler Amasya'nın yetiştirdiği bilginlerdendir.
994 [1585-86] yılında İstanbul'da şeyhülkurrâ (Kur'an okuyucularının başı) olan Amasyalı Bahşizade Abdülkadir Efendi bin Mehmed Efendi, Eyüp Camii'ne imam ve hatip oldu. Sesi ve okuyuşu çok güzel ve yanık olduğundan sonraları Sultan III. Mehmed'e ve I. Ahmed'e imamlık etmişti.
995 [1586-87] yılı Rebiülahir ayında donanma savaşına çağrıyı bildiren yüksek ferman, saray çavuşlarından Ladikli Yeni Çavuşoğlu Sinan Bey'in getirmesiyle sancak beyi Mustafa Bey'e bildirildi ve halkın önünde okundu.
Aynı yılın Cemaziyelevvel ayında İstanbul'da, Rumeli kazaskerliğinden emekli olan Amasyalı Müeyyedzade Abdülkadir Şeyhî Efendi şeyhülislam ve halkın müftüsü oldu; Hacı Beyzade Mehmed Paşa da Murad Paşa'nın yerine Sivas beylerbeyi oldu.
996 [1587-88] yılı Muharrem ayında Amasya, Merzifon, Ladik, Kedağra ve Canik kazalarına yumurta büyüklüğünde ve her biri başka ağırlıkta dolu yağdığından çok sayıda hayvan, kuş, insan ve bitki telef oldu; birçok ev ve dam yıkıldı.
Ardından kasırga gibi korkunç bir fırtına koptu, büyük zarar verdi. Kocaman ağaçları kökünden söküp çıkardı. Ahşap evlerin çoğunu devirdi, damlardan kiremitleri uçurdu. Dolunun yarım bıraktığı şeyleri tamamladı.
Aynı şekilde Amasya müftüsü Küçük Mahmud Efendi'nin metinlere ve usule aykırı verdiği fetvalar ile tuhaf hâlleri şeyhülislama bildirilmişti. Adı geçen yılın Muharrem ayında görevden alındı. Yerine, Seydi Gazi Medresesi müderrisliğinden alınmış olan Amasyalı Tâceddin Efendi, 996 [1587-88] yılı Safer ayının on beşinde Amasya müftüsü ve Sultaniye müderrisi olarak geldi.
Fakat Mahmud Efendi'nin yanlış fetvaları yüzünden Amasya'nın âlimleri ve talebeleri arasında dikkate değer gürültüler çıktı. Bu gürültüler zeamet sahiplerine ve tımarlılara bulaşmak üzereyken sancak beyi Mustafa Bey'in iyi yönetimiyle epeyce yatıştı. Bununla birlikte Mustafa Bey de gitti. Yerine Hüsrev Bey geldi.
Açıklamalar ve Araştırma
Metindeki Eski Kelimeler
- çâşnîgîr-başı: saray mutfağında yemeklerin tadına bakan ve sofra düzenini yöneten görevlilerin başı
- muhrec: bir görevden çıkma, o hizmette yetişmiş
- şu'arâ: şairler
- ehl-i dil: gönül ehli, ince ruhlu
- müşâ'are: şairlerin birbirine karşılıklı şiir söylemesi, şiir meclisi
- munsifâne: adaletli, insafla
- mutâyebe: şakalaşma, latife
- şeyhü'l-kurrâ: Kur'an okuyucularının başı
- kazasker: Osmanlı'da kadıların üstündeki, askerî ve hukukî işlere bakan yüksek yargıç
- şeyhü'l-islâm: ilmiye sınıfının başı, devletin en üst dinî ve hukukî makamı
- müfti'l-enâm: halkın müftüsü; şeyhülislama verilen bir unvan
- mevâşî, tuyûr, hayvânât: davar, kuşlar, hayvanlar
- ma'zûl: görevden alınmış
- fetvâ: bir dinî ya da hukukî soruya müftünün verdiği cevap
Şeyhülislam Abdülkadir Şeyhî Efendi
Hüsameddin, 995 [1586-87] yılında şeyhülislam olan Abdülkadir Şeyhî Efendi'yi "Amasyalı Müeyyedzade" diye anar. Ansiklopedik kayıtlara göre Şeyhî Efendi 1514'te İstanbul'da doğmuştur. Babası, Amasya'da doğan bilgin Müeyyedzade Abdurrahman Efendi'nin kardeşi Şeyh Hacı Efendi'dir. Yani Hüsameddin'in "Amasyalı" demesi doğum yerine değil, ailenin Amasya kökenine dayanır. Şeyhî lakabını babasının şeyh unvanından almıştır.
Ebüssuûd Efendi'den ders alarak yetişmiş, Gelibolu ve Bursa medreselerinde ilk görevlerini yapmış; sonraki yıllarda İstanbul medreselerinde müderrislik, Şam, Mısır, Bursa ve İstanbul'da kadılık yapmıştır. 1570'te Anadolu, 1571'de Rumeli kazaskerliğine getirilmiş, 1573'te bu görevden ayrılmıştır. Hüsameddin'in "Rumeli kazaskerliğinden emekli" ifadesi bu bilgiyle uyuşur. Şeyhülislamlığa 8 Mayıs 1587'de, Çivizâde Mehmed Efendi'nin ölümü üzerine getirilmiştir; Hüsameddin'in verdiği 995 yılı Cemaziyelevvel ayı bu tarihe yakındır. Mali sıkıntı yüzünden değeri düşürülen akçenin askere maaş olarak verilmek istenmesiyle çıkan olaylar sırasında, 1589'da pek çok devlet adamıyla birlikte görevden alınmıştır. 18 Nisan 1594'te ölmüş, Eyüp'te yaptırdığı mescidin avlusundaki hazireye gömülmüştür.
Mustafa Bey ve Şiir Meclisi
Mustafa Bey'in meclisinde bulunan Kelâmî, Turabî, Sükûtî ve Merzifonlu Bezmî için başka kaynaklarda doğrulanabilir bir bilgiye ulaşılamadı. Hüsameddin beyiti Abdî Efendi'nin Tezkire'sinden aldığını söyler; yani beyitle ilgili bilgi kitabın kendi sözüne dayanır. Beyitteki oyun, iki şairin adlarındaki "söz" ve "sükût" anlamlarına dayandığı için bu şairler arasındaki şakalaşmanın bir örneği olarak okunabilir.
Mustafa Bey'in saray çaşnigirbaşılığından sancak beyliğine geçişi hakkında kitap dışında bir kayda rastlanmadı.
Dolu, Fırtına ve Müftü Tartışması
996 [1587-88] yılı Muharrem ayındaki dolu ve fırtına için Hüsameddin'in verdiği bilgi sınırlıdır: etkilenen yerler Amasya, Merzifon, Ladik, Kedağra ve Canik kazalarıdır; can ve mal kaybının sayısı verilmez. Başka kaynaklarda bu olaya dair bir kayda rastlanmadı.
Müftü Küçük Mahmud Efendi'nin fetvalarına yönelik itirazın şeyhülislama kadar gitmesi, taşradaki müftülerin merkezî makamın denetimi altında olduğunu gösterir. Metne göre Mahmud Efendi azledilmiş, yerine Tâceddin Efendi gelmiştir. Mahmud Efendi'nin görevde kaldığı sürede çıkan huzursuzluk ise Mustafa Bey'in yönetimiyle yatışmıştır. Aynı huzursuzluğun devamı bir sonraki maddede Hüsrev Bey dönemi olayları arasında anlatılır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 3. Cilt, s. 514–515. amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- "Abdülkadir Şeyhî Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 1, İstanbul 1988, s. 244 (islamansiklopedisi.org.tr/abdulkadir-seyhi-efendi).
- Hasan Aksoy, "Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi", TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr/mueyyedzade-abdurrahman-efendi).
Diğer kaynaklar
- "Abdülkadir Şeyhî Efendi", Vikipedi (tr.wikipedia.org/wiki/Abdülkadir_Şeyhî_Efendi).