İçeriğe geç

Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar · BİRİNCİ BÂB · ONUNCU FASIL · AMASYA TÂRÎHİ'NDEN ÜÇÜNCÜ DEVRE BAKİYYESİ

Mikdâd Ahmed Paşa

Ansiklopedi · Amasya Tarihi, 4. Cildin Bakiyyesi, s. 667–668 • Hazırlayan: Prof. Dr. Mehmet ARSLAN

Özgün Metin

Caniklidir. "Caniklizâde" demekle meşhûrdur. 1191 muharremi ibtidâsında Amasya mutasarrıfı olup kethüdâsı a'yândan Müjdecioğlu Hacı Abdulkâdir Ağa'yı mütesellim nasb etdi. [131] Bekir Beyzâde Abdullâh Bey baş a'yân ve Göztaşoğlu Hacı Mustafâ Ağa hacıbaşı oldu.

Rebî'ulevvelde sâbık Kayseri mutasarrıfı Yeğenzâde Ömer Paşa Van vâlîsi olup gitdi.

Rebî'ulevvelde Kara Müftü azl edilip fuzalâdan Çelebizâde Hacı Hüseyin Efendi ulemânın ve mütesellimin zoruyla Amasya müftüsü ve zilka'de evâ'ilinde Amasyalı Ocak İmâmızâde İbrâhim Hıfzî Efendi vezâretle Erzurum vâlîsi oldu. Bu yıl a'yândan Hacı Sa'deddîn Efendi ve Hindî Hacı Hasan Ağa vefât etdi.

1192 muharremi ibtidâsında baş a'yân Bekir Beyzâde Abdullâh Bey Amasya mütesellimi ve Sarı Ahmedoğlu Hacı Ömer Ağa hacıbaşı ve Şâkir Mehmed Efendi Amasya kadısı olup geldi.

Rebî'ulevvelde mutasarrıf Mikdâd Ahmed Paşa ilâveten Sivâs vâlîsi olup nüfûz ve ikbâli katmerlendi. Amasya mukâta'ât mültezimi Hacı Abdulkâdir Ağa ve hâslar emîni ve cizyedâr da müntesiblerden Ahmed Ağa olup selefleri Mustafâ Cân ve Ebûbekir Ağalar İstanbul'a gitmişlerdir.

Bu esnâda şâkîlerden on beş kadar kimse İstanbul'a hareket etmişlerdi. Mikdâd Ahmed Paşa bunların dokuzunu elde edip öldürmüş, [132] bunları İstanbul'a gönderenlerin aleyhinde ta'kîbâta başlamışdı. Bundan a'yân ve halk çok müte'essirdi.

Cemâziyelâhirde Sultân Bâyezîd kürsü şeyhi Abdulmuttalib Efendi vefât edip ulemâdan Hâfız Mustafâ Efendi kürsü şeyhi oldu. Receb evâ'ilinde müftü ve Mustafâ Ağa medresesi müderrisi ve şeyhu'l-muhaddisîn Hacı Hüseyin Efendi de vefât edip Arabacıoğlu Hacı Hüseyin Efendi Amasya müftüsü ve Süleymân Efendi müderris oldu.

Şa'bân ibtidâsında kadı Şâkir Mehmed Efendi, Mikdâd Paşa'nın nüfûzundan korkup Gümüşhâneli Ebûbekir Efendi'yi nâ'ib ta'yîn ederek İstanbul'a gitdi. A'yândan Millî Musâ Bey nüfûzlu bir zât idi. Mikdâd Paşa bunu da çekemedi. Aleyhinde şikâyetçiler çıkardı. Aldığı emir üzerine şevvâlde bîçâreyi i'dâm ve muhallefâtını zabt etdirdi.

Fakat bu i'dâm, hukûk-ı halkı sıyânet etmeğe çalışan Amasya a'yânı üzerinde fenâ bir te'sîr uyandırmış, Amasya'nın a'yân ve halkına karşı büyük teveccühler ve iyilikler gösteren Bozok mutasarrıfı Çapanoğlu Mustafâ Bey'e, Hacı Alî Paşa'nın evlâd ve etbâ'ının mezâlim ve gadrinden korkan Amasya a'yânını sığındırmışdı. Hacı Alî Paşa, Amasya a'yânının Çapanoğlu'na [133] ilticâ etmelerine fevkalâde hiddet ediyor, hiddetinden tecâvüzâtını artırıyordu.

Öteden beri Caniklilerle Çapanoğulları birbirine düşmandı. Bu iki derebeylerin adâvetlerinden a'yân ve halk çok ziyânlara giriyor, Çapanoğlu Canikliler'i ezmek için Amasya a'yânına büyük kıymetler veriyordu.

1193 muharreminin onuncu günü evkâf-ı sultâniyye mütevellîsi Mehmed Efendi vefât edip tevliyet mahdûmları Abdullâh Rüşdü, Mehmed Sa'îd Efendiler'e verildi. Rebî'ulevvelde Sivâs vâlîsi İzzet Mehmed Paşa Erzurum'a nakl edilip Dağıstanlı Alî Paşa Sivâs vâlîsi olarak geldi.

Mikdâd Paşa'nın zâlimâne hareketleri, Çapanoğlu Mustafâ Bey'in kuvvet ve kıymetini artırıyordu. Mustafâ Bey'in yanına ilticâ eden a'yânın perîşân olan âileleri gerek vâlîye ve gerek bâb-ı âlîye acıklı şikâyetler yağdırıyorlardı.

Cemâziyelevvelde haksız yere ve hodserâne müsâdere etdiği a'yânın emvâl ve emlâkini kendilerine verilmesini emr ve ihtâr eden fermân-ı âlîye Mikdâd Paşa inkıyâd etmedi. Çapanoğlu Mustafâ Bey de bu fermâna inkıyâd etmesini ibtidâ ricâ ve sonra tehdîd etdi.

Mikdâd Ahmed Paşa, tecrübesizlik edip [134] tehdîde kızdı. Çapanoğulları'nın idâreleri altında bulunan Çorum sancağına başındaki Lazlar'dan ve Gürcüler'den mürekkeb bir kuvve-i askeriyye gönderdi. Maksadı Çorum'u vurup yağmâ etdirmekdi. Fakat Mustafâ Bey bunu anlayıp Çorum'a bir müdâfa'a kuvveti bırakmış, kendisi de bütün kuvvetiyle hâzır bir hâlde bulunmuş olduğundan Mikdâd Paşa'nın bu tecâvüzü kendisine büyük bir vesîle-i ta'arruz oldu. Bütün kuvvetiyle Amasya üzerine yürüdü. Zile üzerinden Geldiklan Ovası'na geldi. Bunu haber alan Mikdâd Paşa da bütün kuvvetiyle gelip Mustafâ Bey'i karşıladı.

Şa'bân sonlarında iki derebeyi kanlı bir harbe tutuşdu. Vâlî, kendi vilâyeti dâhilinde cereyân eden bu kanlı harbe seyirci kaldı. Fermân dinlemeyen Mikdâd Paşa fenâ hâlde bozuldu. Kaçıp Amasya'ya sığındı. Bu esnâda Amasyalı Dayıoğlu Süleymân Ağa yeniçeri ağası olmuşdu.

Mustafâ Bey, muntazam yürüyüşle Mikdâd Paşa'yı ta'kîb ederek Amasya'ya girdi. Paşa, pederinden istimdâd ederek Amasya'dan kaçıp Samsun yolunu tutdu. Mustafâ Bey'in Amasya'ya girdiği gün Amasyalılar'ın sevincine pâyân yokdu. Mikdâd Paşa'nın Amasya'da zulmen edindiği bütün servet ve sâmânı, akâr [135] ve emlâki zabt edildi. Ba'zıları sâhiblerine verildi.

Hacı Alî Paşa, en ziyâde güvendiği büyük ordusuyla Samsun'dan kalkıp Kavak’a indi. Mustafâ Bey de Amasya ve kazâları mağdûrlarından aldığı kuvvetle ordusunu takviye ederek Amasya'dan kalkıp Samsun üzerine yürüdü. Kavak önünde Hacı Alî Paşa ordusunu karşıladı.

Ramazân sonlarında iki kuvvet çarpışdı. Zulüm ile adâlet, istibdâd ile hürriyet harb etdi. Mustafâ Bey'in ordusu ta'arruz ederek üç gün içinde Hacı Alî Paşa'nın ordusu bozuldu. Adâlet zulmü yıkdı. Hürriyet istibdâda gâlib geldi. Alî Paşa ve oğulları kaçıp soluğu Trabzon'da aldılar.

Şevvâl evâ'ilinde Mustafâ Bey gâlibâne Samsun'a girdi. Hacı Alî Paşa ve evlâdının bütün ağırlıklarını zabt etdi. Pek çok canı yanmışları da fevkalâde sevindirdi. Amasya ve havâlîsinden büyük bir kâbusu kaldırdı.

Bu muhârebeyi Hacı Alî Paşa'nın bozulup kaçdığını haber alan Sultân Abdulhamîd memnûn olmakla berâber iki derebeyinin muhârebesini hoş görmedi. Sivâs vâlîsi Alî Paşa'ya fevkalâde kızdı. Amasya sancağını sâbık Sinop muhâfızı Hacı Alî Paşa'ya verdi. [136]

Araştırma Makalemiz Editör: Mevlüt Erdem Öztürk

Günümüz Türkçesiyle

Caniklidir; "Caniklizâde" diye tanınır. 1191 [1777] yılı muharreminin başında Amasya mutasarrıfı oldu ve kethüdası olan, âyandan Müjdecioğlu Hacı Abdülkadir Ağa'yı mütesellim tayin etti. Bekir Beyzâde Abdullah Bey baş âyan, Göztaşoğlu Hacı Mustafa Ağa da hacıbaşı oldu.

Rebiülevvel ayında eski Kayseri mutasarrıfı Yeğenzâde Ömer Paşa Van valisi olup gitti.

Rebiülevvelde Kara Müftü görevden alındı ve bilginlerden Çelebizâde Hacı Hüseyin Efendi, ulemanın ve mütesellimin zorlamasıyla Amasya müftüsü oldu. Zilkade ayının başlarında Amasyalı Ocak İmamızâde İbrahim Hıfzî Efendi vezirlik rütbesiyle Erzurum valisi oldu. Bu yıl âyandan Hacı Sadeddin Efendi ile Hindî Hacı Hasan Ağa öldü.

1192 [1778] yılı muharreminin başında baş âyan Bekir Beyzâde Abdullah Bey Amasya mütesellimi, Sarı Ahmedoğlu Hacı Ömer Ağa hacıbaşı oldu; Şâkir Mehmed Efendi de Amasya kadısı olarak geldi.

Rebiülevvel ayında mutasarrıf Mikdâd Ahmed Paşa'ya Amasya'ya ek olarak Sivas valiliği de verildi ve nüfuzu ile itibarı kat kat arttı. Amasya mukataalarının mültezimliği Hacı Abdülkadir Ağa'ya, has gelirleri eminliği ile cizyedarlık da paşanın adamlarından Ahmed Ağa'ya verildi; bunların öncülleri Mustafa Cân ve Ebûbekir Ağalar İstanbul'a gittiler.

Bu sırada eşkıyadan on beş kadar kişi İstanbul'a doğru yola çıkmıştı. Mikdâd Ahmed Paşa bunların dokuzunu ele geçirip öldürdü ve onları İstanbul'a gönderenler aleyhine kovuşturma başlattı. Âyan ve halk bundan çok etkilenmişti.

Cemaziyelahir ayında Sultan Bayezid Camii kürsü şeyhi Abdülmuttalib Efendi öldü ve bilginlerden Hâfız Mustafa Efendi kürsü şeyhi oldu. Receb ayının başlarında müftü, Mustafa Ağa Medresesi müderrisi ve hadis âlimlerinin önde geleni Hacı Hüseyin Efendi de öldü; Arabacıoğlu Hacı Hüseyin Efendi Amasya müftüsü, Süleyman Efendi de müderris oldu.

Şaban ayının başında kadı Şâkir Mehmed Efendi, Mikdâd Paşa'nın nüfuzundan korkarak Gümüşhaneli Ebûbekir Efendi'yi naip tayin etti ve İstanbul'a gitti. Âyandan Millî Musa Bey nüfuzlu bir kişiydi; Mikdâd Paşa onu da çekemedi, aleyhine şikâyetçiler çıkardı. Aldığı emir üzerine şevval ayında bu zavallı adamı idam ettirdi ve geride bıraktığı mallara el koydurdu.

Ancak bu idam, halkın haklarını korumaya çalışan Amasya âyanı üzerinde kötü bir etki bırakmış ve Hacı Ali Paşa'nın oğullarının ve adamlarının zulmünden ve haksızlığından korkan Amasya âyanını, Amasya'nın âyanına ve halkına karşı büyük yakınlık gösteren ve iyilikler yapan Bozok mutasarrıfı Çapanoğlu Mustafa Bey'e sığınmaya yöneltmişti. Hacı Ali Paşa, Amasya âyanının Çapanoğlu'na sığınmasına son derece öfkeleniyor, öfkesiyle saldırılarını artırıyordu.

Canikliler ile Çapanoğulları öteden beri birbirine düşmandı. Bu iki derebeyinin düşmanlığından âyan ve halk büyük zararlar görüyor, Çapanoğlu ise Canikliler'i ezmek için Amasya âyanına büyük değer veriyordu.

1193 [1779] yılı muharreminin onuncu günü sultan vakıfları mütevellisi Mehmed Efendi öldü ve mütevellilik oğulları Abdullah Rüşdü ve Mehmed Saîd Efendiler'e verildi. Rebiülevvel ayında Sivas valisi İzzet Mehmed Paşa Erzurum'a nakledildi; Dağıstanlı Ali Paşa Sivas valisi olarak geldi.

Mikdâd Paşa'nın zalimce davranışları Çapanoğlu Mustafa Bey'in gücünü ve itibarını artırıyordu. Mustafa Bey'in yanına sığınan âyanın perişan düşmüş aileleri hem valiye hem de Bâbıâli'ye acıklı şikâyetler yağdırıyordu.

Cemaziyelevvel ayında, haksız yere ve kendi keyfine göre el koyduğu âyan mallarının ve mülklerinin sahiplerine geri verilmesini emreden ve hatırlatan padişah fermanına Mikdâd Paşa boyun eğmedi. Çapanoğlu Mustafa Bey de ondan bu fermana uymasını önce rica etti, sonra tehdit etti.

Mikdâd Ahmed Paşa tecrübesizlik edip bu tehdide öfkelendi. Çapanoğulları'nın idaresi altındaki Çorum sancağına, maiyetindeki Lazlar'dan ve Gürcüler'den oluşan bir askerî kuvvet gönderdi. Amacı Çorum'u basıp yağmalatmaktı. Fakat Mustafa Bey bunu sezip Çorum'da bir savunma kuvveti bırakmış, kendisi de bütün kuvvetiyle hazır bekliyordu; bu yüzden Mikdâd Paşa'nın saldırısı kendisine büyük bir saldırı fırsatı verdi. Bütün kuvvetiyle Amasya üzerine yürüdü, Zile üzerinden Geldiklan Ovası'na geldi. Bunu haber alan Mikdâd Paşa da bütün kuvvetiyle gelip Mustafa Bey'i karşıladı.

Şaban ayının sonlarında iki derebeyi kanlı bir savaşa tutuştu. Vali, kendi vilayeti içinde cereyan eden bu kanlı savaşa seyirci kaldı. Ferman dinlemeyen Mikdâd Paşa ağır bir yenilgiye uğradı, kaçıp Amasya'ya sığındı. Bu sırada Amasyalı Dayıoğlu Süleyman Ağa yeniçeri ağası olmuştu.

Mustafa Bey düzenli bir yürüyüşle Mikdâd Paşa'yı izleyerek Amasya'ya girdi. Paşa babasından yardım isteyerek Amasya'dan kaçtı ve Samsun yolunu tuttu. Mustafa Bey'in Amasya'ya girdiği gün Amasyalılar'ın sevincinin sınırı yoktu. Mikdâd Paşa'nın Amasya'da zorbalıkla edindiği bütün servet ve eşyaya, akarlara ve mülklere el konuldu; bir kısmı sahiplerine verildi.

Hacı Ali Paşa en çok güvendiği büyük ordusuyla Samsun'dan kalkıp Kavak'a indi. Mustafa Bey de Amasya'dan ve kazalarından, zarar görmüş olanlardan topladığı kuvvetle ordusunu güçlendirerek Amasya'dan kalktı ve Samsun üzerine yürüdü. Kavak önünde Hacı Ali Paşa'nın ordusunu karşıladı.

Ramazan ayının sonlarında iki kuvvet çarpıştı. Zulüm ile adalet, baskı ile hürriyet savaştı. Mustafa Bey'in ordusu saldırıya geçti ve üç gün içinde Hacı Ali Paşa'nın ordusu bozuldu. Adalet zulmü yıktı, hürriyet baskıya galip geldi. Ali Paşa ile oğulları kaçıp soluğu Trabzon'da aldılar.

Şevval ayının başlarında Mustafa Bey zafer kazanmış olarak Samsun'a girdi. Hacı Ali Paşa'nın ve oğullarının bütün ağırlıklarına el koydu. Canı yanmış pek çok kişiyi de son derece sevindirdi; Amasya ve çevresinin üzerinden büyük bir kâbusu kaldırdı.

Bu savaşta Hacı Ali Paşa'nın bozulup kaçtığını haber alan Sultan Abdülhamid memnun olmakla birlikte iki derebeyinin birbiriyle savaşmasını hoş karşılamadı. Sivas valisi Ali Paşa'ya çok kızdı. Amasya sancağını eski Sinop muhafızı Hacı Ali Paşa'ya verdi.

Açıklamalar ve Araştırma

Metindeki Eski Kelimeler

  • kethüdâ: bir paşanın işlerini yöneten yardımcısı, kâhyası
  • hacıbaşı: şehirde hacılar ve âyan meclisinde öne çıkan, âyanın temsilcilerinden biri
  • fuzalâ: bilginler, fazilet sahipleri
  • mukâta'ât mültezimi: devlet gelir kalemlerini iltizamla üstlenen kişi
  • cizyedâr: gayrimüslimlerden alınan cizye vergisini toplayan memur
  • müntesib: birinin adamı, maiyetine bağlı kişi
  • şâkî: eşkıya, haydut
  • müte'essir: etkilenmiş, üzülmüş
  • kürsü şeyhi: büyük camilerde kürsüde vaaz ve ders veren şeyh
  • şeyhu'l-muhaddisîn: hadis âlimlerinin önde geleni
  • muhallefât: ölen ya da idam edilen kişinin geride bıraktığı mal
  • ilticâ: sığınma
  • adâvet: düşmanlık
  • hodserâne: kendi başına, keyfî biçimde
  • inkıyâd etmek: boyun eğmek, uymak
  • vesîle-i ta'arruz: saldırıya bahane, fırsat
  • istimdâd: yardım isteme
  • servet ü sâmân: varlık, mal mülk
  • istibdâd: baskı yönetimi, keyfî idare

Mikdâd Ahmed Paşa Kimdi

Mikdâd Ahmed Paşa, Karadeniz kıyısında Samsun ve çevresine hâkim olan Canikli Hacı Ali Paşa'nın oğludur. Özcan Mert'in Canikli ailesi maddesine göre 1778 yılında babası Erzurum valiliğine getirilirken onun elinden alınan Sivas valiliği, henüz on sekiz yaşındaki Mikdâd Ahmed Bey'e vezirlikle verilmiş, kendisine ayrıca Soğucak muhafızlığı da tevcih edilmişti. Bu tayinin bedeli, babasının Kırım üzerine büyük bir kuvvetle yürümesiydi. Ahmet Önal'ın tevcih defterlerine dayanan çalışmasına göre Mikdâd Paşa'nın Sivas'a tayin kaydı 11 Rebiülahir 1192 [9 Mayıs 1778] tarihlidir; çağın vakanüvisleri ise tayini 13 Mayıs 1778'e koyar. Hüsameddin'in "1192 rebiülevvelinde Sivas valiliği de verildi" kaydı bu tarihlerden bir ay kadar öncedir. Kaynaklar paşanın ailedeki sırası konusunda da ayrılır: Önal'ın aktardığı vakanüvisler onu Ali Paşa'nın büyük oğlu diye anar, Özcan Mert ise onu küçük oğul olarak gösterir ve büyük oğlun Battal Hüseyin Bey olduğunu belirtir.

Amasya Âyanının Çapanoğlu'na Sığınması

Hüsameddin'in anlattığı baskılar, bugünkü araştırmalarda da doğrulanır. Özcan Mert, Mikdâd Ahmed Paşa'nın baskısına dayanamayan Amasya âyanının 1778 sonlarında Çapanoğlu Mustafa Bey'e sığındığını, Bâbıâli'nin 1779 başlarında paşayı Sivas valiliğinden alıp Trabzon'a naklettiğini ve haksız yere el koyduğu mal ve mülkleri sahiplerine iade etmesini emrettiğini yazar. Hüsameddin'in cemaziyelevvel 1193'e [Mayıs-Haziran 1779] koyduğu "malların iadesi fermanı" bu emirdir. Aynı yazara göre Çapanoğlu, 1779 ortalarında Mikdâd Paşa'ya fermana uymasını bildiren bir mektup göndermiş; vezir rütbesindeki Mikdâd Paşa, kendisinden aşağı bir idarî mevkide bulunan, mîrâhûr-ı sânî unvanlı bir sancak mutasarrıfının bu müdahalesine sert tepki göstererek onun topraklarına saldırmıştı. Hüsameddin'in "tecrübesizlik" dediği hareketin arkasında, on dokuz yaşlarındaki bir vezirin rütbe gururu da vardı.

İki aile arasındaki rekabet bu olaydan çok önce başlamıştı. Mert'e göre ilk izleri 1772'de Amasya'nın, ardından Sivas'ın Canikliler'e verilmesi sırasında görülür; Çapanoğlu Mustafa Bey buraları kendi nüfuz alanı sayıyordu. 1778'de Sivas'ın Mikdâd Paşa'ya, Çorum'un da Ali Paşa'nın yeğeni Mehmed Bey'e verilmesiyle Çapanoğulları'nın elindeki Çankırı sancağı Canikliler tarafından kuşatılmış oldu. Mustafa Bey de buna karşılık Kırım seraskeri Ali Paşa'ya asker ve deve yardımında bulunmamış, kendi bölgesinden yapılacak sevkiyatı da engellemişti.

Devletin Tutumu

Hüsameddin olayı iki derebeyinin kavgası olarak anlatır ve padişahın bu kavgayı hoş görmediğini söyler. Arşiv belgeleri ise devletin bu çatışmada taraf tuttuğunu gösterir. Yücel Özkaya'nın aktardığı 1779 Mart ortası tarihli hükümde Canikli Ali Paşa'dan "haydut" diye söz edilir; on sekiz yaşındaki oğluna vezirlik ve eyalet verildiği hâlde Kırım'da hizmet göstermediği, padişaha yazdığı yazılarda tahammül olunmaz sözler kullandığı sayılır. Paşanın Çapanoğlu için "ya onu idam edersiniz ya da üzerine varıp ben ortadan kaldırırım" diye yazdığı, uyarılara karşı da "devletle işim yoktur, istediğimi yaparım" dediği belgelerde geçer. Bunun üzerine Bozok mutasarrıfı Çapanoğlu (Cebbârzâde) Mustafa Bey'e, Ali Paşa'nın başını kesip İstanbul'a göndermesi emredilmiş, Sivas valisi İzzet Mehmed Paşa'ya da ona yardım etmesi bildirilmiştir. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Mustafa Bey'e Ali Paşa'nın tedibi ve idamı için gönderilen fermanın 1193 Ramazanı, yani Eylül 1779 sonları tarihli olduğunu yazar. Dolayısıyla Mustafa Bey Kavak'ta kendi başına buyruk bir derebeyi olarak değil, eline padişah fermanı verilmiş bir memur olarak savaşmıştır.

Savaşların Seyri

Özkaya'nın belgelere dayanarak verdiği sıra Hüsameddin'inkiyle büyük ölçüde örtüşür: Cebbârzâde Mustafa, Ali Paşa'nın oğlunu Zile taraflarında yendi, sonra Amasya'ya girdi ve Caniklilerin zorla aldığı malları sahiplerine verdi. Samsun'a doğru ilerleyip Kavak'ta Ali Paşa'nın kuvvetleriyle üç gün savaştı; yenilen Ali Paşa'nın ardından giderek iki bin adamını Bafra'da bir kez daha yendi. Ali Paşa Sinop yakınındaki Gerze'den elli adamıyla Anapa'ya kaçtı. Uzunçarşılı ise Mustafa Bey'in 6 Şevval 1193 [17 Ekim 1779] günü üç bin kadar kuvvetle Yozgat'tan çıktığını, Bafra'da Ali Paşa'yı kuşattığını, beş altı bin kişilik kuvveti olan Ali Paşa'nın savaşa girmeden konağını yakıp kuşatmayı yardığını ve haremi, oğlu Battal Hüseyin Paşa ve hazineleriyle Sinop yakınında gemiye binerek Kırım'a kaçtığını yazar.

Bu iki anlatımla Hüsameddin'in kaydı arasında iki fark göze çarpar. Birincisi, Hüsameddin Ali Paşa ile oğullarının "soluğu Trabzon'da aldığını" söyler; arşive dayanan çalışmaların tamamı ise ailenin Kırım'a kaçtığında birleşir. Mikdâd Ahmed Paşa babası ve ağabeyiyle birlikte gitmemiş, Özcan Mert'e göre Bursa'da gözaltına alınmıştır. İkincisi tarihlerle ilgilidir: Hüsameddin Kavak savaşını Ramazan sonlarına, Samsun'a girişi Şevval başlarına koyarken Uzunçarşılı, harekâtın Şevvalin altısında Yozgat'tan başladığını bildirir. Elimizdeki kaynaklar bu birkaç haftalık farkı açıklamaya yetmez; Hüsameddin'in tarihleri ile Uzunçarşılı'nın belgeye dayanan tarihi bir arada okunmalıdır.

Sivas Valileri Konusunda Bir Tarih Kayması

Hüsameddin, 1193 Rebiülevvelinde [Mart-Nisan 1779] Sivas valisi İzzet Mehmed Paşa'nın Erzurum'a nakledildiğini ve yerine Dağıstanlı Ali Paşa'nın geldiğini yazar; savaşa "seyirci kalan" ve sonra padişahın öfkesine uğrayan Sivas valisi de ona göre Dağıstanlı Ali Paşa'dır. Ahmet Önal'ın tevcih defterlerinden derlediği listeye göre ise İzzet Mehmed Paşa Sivas'a 9 Mart 1779'da tayin edilmiş, Ekim 1779'da yerinde bırakılmış ve 22 Mart 1780'de Erzurum'a değil Rakka'ya nakledilmiştir. Dağıstanî Ali Paşa da Ekim 1779'da Erzurum valisi olmuş, Sivas'a ancak 16 Rebiülevvel 1194 [22 Mart 1780] tarihinde gelmiştir. Buna göre Hüsameddin'in kaydettiği değişiklik bir yıl sonra gerçekleşmiş, Kavak savaşı sırasında Sivas valisi İzzet Mehmed Paşa'dır. Özkaya'nın aktardığı belgeler de 1779 boyunca Çapanoğlu'na yardım etmekle görevlendirilen Sivas valisinin İzzet Mehmed Paşa olduğunu gösterir; aynı belgelere göre İzzet Mehmed Paşa Canikli Ali Paşa'ya yakınlık duyuyor, onun idam edilmeyip Seddülbahir Kalesi'ne hapsedilmesini istiyordu.

Hüsameddin'in Bakışı

Maddenin son bölümündeki "Zulüm ile adalet, istibdat ile hürriyet harb etti" cümleleri, Hüsameddin'in olaylara Amasya âyanının gözünden baktığını açıkça gösterir. Kendisi de bir Amasya âyan ailesinden gelen yazar için Canikliler, şehrin haklarını çiğneyen yabancı bir güçtü. Oysa Çapanoğlu Mustafa Bey hakkındaki çağdaş belgeler daha karışık bir tablo çizer. Uzunçarşılı onun "babası gibi şedit ve zalim" olduğunu, akrabalarından bazılarının bu yüzden kaçıp Ali Paşa'ya sığındığını yazar. Özkaya'nın aktardığı belgelere göre de Kavak zaferinden kısa süre sonra Ali Paşa'nın Bafra'daki damatları ve taraftarları beş altı bin kişi toplayıp "Cebbârzâde bize zulmetti" diyerek Mustafa Bey'in konağını kuşatmış, Mustafa Bey savaşarak Canik'ten çekilmek zorunda kalmıştı. Hüsameddin'in "büyük bir kâbusu kaldırdı" dediği zafer, Canik halkının bir kısmı için yeni bir baskının başlangıcıydı.

Mustafa Bey zaferinin tadını uzun süre çıkaramadı. 1781 sonbaharında affedilen Canikliler bölgeye döndü ve Mert'e göre Hacı Ali Paşa, rakibinin kölelerinden bazılarını elde ederek Nisan 1782'de Mustafa Bey'i onlara öldürttü. Uzunçarşılı, olayı Mustafa Bey'in kölelerine karşı sert davranışıyla açıklar: Yozgat dışında tüfek talimi yaptırdığı köleleri bir gün hep birlikte efendilerine ateş açmış ve Ali Paşa'nın bölgesine kaçmışlardı. İki anlatım cinayetin Cemaziyelevvel 1196 [Nisan 1782] tarihinde ve kölelerin eliyle işlendiğinde birleşir, azmettirici konusunda ayrılır.

Mikdâd Paşa'nın Sonu

Mikdâd Ahmed Paşa'nın Amasya ile ilişkisi bu yenilgiyle bitmedi. 1781'de affedildikten sonra kendisine Erzurum valiliği ve arpalık olarak Amasya sancağı verildi; Hüsameddin de birkaç madde sonra paşanın ikinci Amasya mutasarrıflığını anlatır. Özcan Mert'e göre Mikdâd Paşa daha sonra Çorum, Konya, Trabzon, Trablusşam, Sivas, Diyarbekir ve Halep gibi yerlerde görev yaptı; 1787-1792 savaşı sırasında Boğdan başbuğu iken Yaş taraflarındaki başarısızlığı yüzünden görevden alındı, 1790'da asker sürücülüğünde de istenen başarıyı gösteremeyince Filibe'ye gönderildi ve 1792'de III. Selim'in emriyle sürgünde bulunduğu Filibe'de idam edildi. Kesik başı İstanbul'da Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü. Aynı yazar, paşanın Amasya ve çevresinde vakıfları bulunduğunu da kaydeder.

Maddede adı geçen Müjdecioğlu Hacı Abdülkadir Ağa, Göztaşoğulları ve Millî Musa Bey'in adları Hüsameddin'in sonraki maddelerinde de geçer; Özkaya'nın aktardığı belgelerde Ali Paşa'nın mallarının ortaya çıkarılması için başvurulan kişiler arasında "Amasyalı Hacı Kadir" adında birinin bulunması, Müjdecioğlu Hacı Abdülkadir Ağa'yı akla getirir, ancak bu iki kişinin aynı olduğu kesin değildir.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 2022, 4. Cildin Bakiyyesi, s. 667–668. amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

Diğer kaynaklar

4. Cildin Bakiyyesi içindekiler

Karekod · QR code

Bu sayfanın karekodudur. A5 olarak yazdırıp asabilir ya da yapıştırabilirsiniz; okutan kişi doğrudan bu içeriğe ulaşır.

This QR code links to this page. Print it on A5 and post it anywhere; scanning it opens this content.