Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün
Dimezem kim bu ten-i mürdeye sen cānumsın
Cānumuñ cānı vü cāndan ulu cānānumsın
Ben senüñ sāye-i bī-māye gibi pā-mālüñ
Sen benüm rif‘atle serv-i ḫırāmānumsın
Dil-i meyyāl ile ben ḫaste-i āfet-zede’em
Çeşm-i ḳattāl ile sen āfet-i devrānumsın
Ḫāk-ı ẕilletde fütāde benüm ol mūr-ı ża‘īf
Sen benüm taḥt-ı sa‘ādetde Süleymān’umsın
Senden artuḳ kime ‘arż eyleye ḥālin Fażlī
Ḳulına şefḳat ider ḥażret-i sulṭānumsın
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu ölü bedene "sen canımsın" demem; sen canımın canı, candan yüce cananımsın.
2. Ben senin değersiz bir gölge gibi ayak altında çiğnenenim; sen benim yücelikte salınan selvimsin.
3. Ben (sana) meyleden gönlümle afete uğramış bir hastayım; sen öldürücü gözünle devrimin afetisin.
4. Zillet toprağına düşmüş o zayıf karınca benim; sen benim saadet tahtındaki Süleyman'ımsın.
5. Fazlî hâlini senden başka kime arz etsin; sen kuluna şefkat eden hazret-i sultanımsın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir beş beyitlik bir gazeldir ve aruzun remel bahrinden "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "-umsın" (benim ... sin) ekidir; Özkat bu gazeli ek redifli gazeller arasında sayar. Kafiye "cān, cānān, ḫırāmān, devrān, Süleymān, sulṭān" kelimelerindeki "-ān" sesiyle kurulur. Mahlas son beyitte geçer. Gazel, Özkat'ın neşrinde yüz otuz birinci gazeldir ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine 982 numaralı şiir mecmuasında (vr. 122b) bulunur. Özkat'ın tanıtımına göre bu mecmuanın 121b-125 yaprakları arasında Ubeydî, Selîkî, Ulvî, Nihânî, Cinânî, Taşlıcalı Yahyâ, Sıdkî ve Fuzûlî'nin birer ikişer gazeli arasında Fazlî'den de bir gazel yer alır. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmiyor.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazelin her beyti âşık ile sevgiliyi karşı karşıya koyar: "ben" ile "sen" zamirleri mısralar arasında bölüşülür ve sevgilinin yüceliği âşığın düşkünlüğüyle ölçülür. Matlada âşık, ölü bir bedende canı olmadığını söyler; sevgili candan da yücedir, "canın canı"dır. İkinci beyitte âşık ayak altında kalan bir gölgedir, sevgili ise salınan bir selvi. Gölge ile selvi arasındaki ilgi, selvinin gölgesinin yere düşmesine dayanır; bu tespitimizdir. Üçüncü beyitte "meyyāl" (meyleden) ile "ḳattāl" (öldürücü) kelimeleri aynı kalıpta, "āfet-zede" (afete uğramış) ile "āfet" (afet) kelimeleri de aynı kökten gelir; âşık afetin kurbanı, sevgili ise afetin kendisidir.
Dördüncü beyit, Özkat'ın telmih sanatına örnek gösterdiği beyittir. Âşık kendini zillet toprağına düşmüş zayıf bir karıncaya, sevgiliyi saadet tahtındaki Süleyman'a benzetir; beyit, Hz. Süleyman ile karınca arasında geçen kıssayı hatırlatır. Son beyitte sevgili "ḥażret-i sulṭān" diye anılır ve kuluna şefkat eden bir hükümdar olarak düşünülür. Sevgiliyi hükümdar olarak anmak divan şiirinde yaygındır; bu gazelde tahtı, kulu ve sultanı ile kurulan hükümdarlık dilinin, şairin hizmetinde bulunduğu bir büyüğe yönelik bir sesleniş olarak da okunabileceği çıkarımımızdır. Kaynaklarda bu yönde bir kayıt yoktur.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 363, gazel no. 131 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine 982, vr. 122b); ayrıca s. 69 (redifler), s. 85 (söz sanatları) ve s. 120 (nüsha tanıtımı), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






