Kara Fazlî, Kanuni Sultan Süleyman devrinin İstanbullu şairi ve kâtibidir. Asıl adı tezkirelerin çoğunda Mehmed olarak geçer; Fazlî mahlasıdır, esmer yüzü yüzünden de "Kara Fazlî" diye anılmıştır. Edebiyat tarihindeki yerini, Türk edebiyatının en tanınmış gül ve bülbül hikâyesi olan Gül ü Bülbül mesnevisine borçludur. Amasya ile bağı, hayatının en verimli on yılına dayanır: Fazlî, Şehzade Mehmed'in 1543 sonbaharındaki ölümünden sonra Amasya sancakbeyi Şehzade Mustafa'nın divan kâtibi olmuş, şehzadenin Ekim 1553'te öldürülmesine kadar onun yanında kalmıştır. Gül ü Bülbül'ü 960 (1553) yılında bitirip Mustafa'ya sunmuş, şehzadeye kasideler, onun çevresindeki kişilere tarihler ve mersiyeler yazmış, Amasya'ya yakın Lâdik'i bir gazelinde övmüştür.
Fazlî'nin müretteb bir divanı bugüne ulaşmamıştır. Mustafa Özkat 2005'te şiir mecmualarını tarayarak onun yaklaşık üç bin beyitlik şiirini bir divan düzeninde toplamış ve tenkitli metnini yayımlamıştır. Bu derleme, Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki sarayına dair edebî tanıklıkların en zengin kaynaklarından biridir. Hayatının ayrıntıları sitemizin Tarihî Şahsiyetler bölümündeki biyografisinde anlatılmıştır; burada ağırlık eserlerine ve şiirine verilmiştir.
Hayatı ve Amasya Yılları
Gelibolulu Mustafa Âlî, Fazlî'nin bir saracın oğlu olduğunu, İstanbul'da doğup büyüdüğünü yazar; Âşık Çelebi onu "serrâc-zâde", yani saraç oğlu diye anar. Adı kaynaklarda Mehmed, Mahmud ve Ali olarak üç ayrı biçimde geçer. Özkat, Ali adını veren kayıtların da göz ardı edilmemesi gerektiğini, çünkü şairin bir gazelinin mahlas beytinde "Murtażā ḥaḳḳı 'Alī olmasun adum Fażliyā" dediğini hatırlatır ve adının Mehmed Ali olabileceğini düşünür. Doğum tarihi bilinmez. Süleymaniye'deki bir mecmuada doğumu için 927 (1521) tarihi düşürülmüştür, ama Özkat bu tarihin 1530'daki olaylarla uyuşmadığını gösterir.
Fazlî önce sarf ve nahiv okudu, Üsküplü Riyâzî'den Farsça öğrendi. Şiire heves edince Bayezid Camii avlusunda falcılık yapan ve dükkânı genç şairlerin uğrak yeri olan Zâtî'ye devam etti; tezkireler onu Zâtî'nin "ḫāṣṣü'l-ḫāṣṣ şāgirdi", en has öğrencisi diye anar. Ahdî'ye göre Halvetî şeyhi Zarîfî Hasan Efendi'ye intisap etmişti. Hayatındaki dönüm noktası, Kanuni'nin oğulları Mehmed, Mustafa ve Selim için 936 (1530) yazında yapılan sünnet düğünüdür. Kınalızâde ve Beyânî'nin anlattığına göre Zâtî, padişahın huzurunda kasidesini okuduktan sonra "Fażlī nām bir şāgird-i be-nāmum vardur" diyerek izin istemiş, Fazlî de kendi kasidesini onun ardından okumuştur. Bu olay, Fazlî'nin Şehzade Mehmed Manisa sancağına çıkınca onun divan kâtibi olmasının yolunu açtı.
Şehzade Mehmed 950 yılının şabanında (Kasım 1543) genç yaşta ölünce Fazlî, Âşık Çelebi'nin deyişiyle "nıṣf-ı fażla gibi ṭaşra ḳaldı", yani açıkta kaldı ve şehzade için mersiyeler yazdı. Ardından Amasya sancakbeyi Şehzade Mustafa'nın divanına kâtip oldu. Kınalızâde bu yılları "niçe zamān ol gülistān-ı pür-ṣafāda bülbül-i gūyā olmış idi" diye anlatır: Fazlî, Mustafa'nın safa dolu gül bahçesinde uzun zaman konuşan bir bülbül olmuştu. Âşık Çelebi'ye göre şair şiir ve inşa sanatını bu dönemde olgunlaştırmış, "nefis nāmeler ve iyü ḳaṣīdeler" yazmaya başlamıştır.
Hüsameddin Yasar, Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki sarayını anlatırken şehzadenin edebiyata çok düşkün olduğunu, ilim ve edebiyat ehlini başına toplayıp onlarla sohbet ettiğini yazar ve şair olan devlet adamları arasında nişancı Hamdî Hamdullah Çelebi ile defterdar Lutfî Bey'in yanında "kâtib-i dîvânı Fazlî Çelebi"yi sayar. Aynı çevrede Kâmî Mehmed Çelebi, Tayyibzâde Lutfî, Seyrekzâde Ânî, Hacı Beyzâde Edâyî, Zamânî ve Emânî gibi şairler bulunuyordu; şehzadenin hocası Sürûrî de Gülistan şerhini Amasya'da tamamlamıştı. Fazlî'nin divanındaki pek çok şiir bu sarayın günlük hayatına bağlanır: şehzadeye kasideler, silahdarlığa yükselen bir gence, şehzadenin oğluna hoca tayin edilmesine ve şehzadenin veziri Sun'ullah Beg'in oğlunun ölümüne düşürülmüş tarihler, bir ziyafet tarihi, bir mersiye.
Şehzade Mustafa 960 şevvalinde (Ekim 1553) Konya ovasındaki ordugâhta babasının emriyle öldürüldü. Fazlî onun için en az iki mersiye yazdı. Ardından Manisa sancakbeyi Şehzade Selim'in divan kâtibi oldu; Selim'in Konya ve Kütahya sancakbeyliklerinde de yanından ayrılmadı. Bu yıllarda Selim ile kardeşi Bayezid arasındaki taht kavgasına dair yazışmaları kaleme aldı. Âlî, Fazlî'nin 970 dolaylarında altmış bin akçe zeametle reisülküttap olduğunu, bundan sonra ancak iki yıl yaşadığını yazar. Kınalızâde ölümünü 970 ramazanına (Mayıs 1563) koyar; Âlî'nin, Ahdî'nin ve Riyâzî'nin verdiği tarih ise 971 (1564) yılıdır. Âşık Çelebi onun Kütahya'da öldüğünü bildirir.
Eserleri
Tezkireler Fazlî'nin "ḫamse" ya da "sitte" sahibi, yani beş altı mesnevi yazmış bir şair olduğunu söyler. Bunlardan yalnız biri tam olarak elimizdedir.
- Gül ü Bülbül. Fe'ilâtün mefâ'ilün fe'ilün kalıbıyla yazılmış, Özkat'ın ve TEİS'in verdiği sayıya göre 2444, TDV'ye göre yaklaşık 2450 beyitlik bir mesnevidir. 960 (1553) yılında tamamlanıp Şehzade Mustafa'ya sunulmuştur. Bahar Şah'ın oğlu Gül'e âşık olan Bülbül'ün hikâyesini anlatır; mevsimler birbirine düşman hükümdarlar olarak kişileştirilir. Şair eserin sonunda Bahar Şah'ın akıl, Gül'ün ruh, Gülşen'in beden, Bülbül'ün gönül olduğunu açıklar. Sebeb-i telif bölümünde eski bir dostun şaire, eserini faziletli Şehzade Mustafa adına yazmasını öğütlediği anlatılır. Eserin 960 yılında istinsah edilmiş iki nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde (Âşir Efendi 314/1) ve Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi'nde (951) bulunur. Joseph von Hammer metni Almanca çevirisiyle birlikte 1834'te yayımlamıştır. Nezahat Öztekin 1987'de eserin tenkitli metnini doktora tezi olarak hazırlamış, 2002'de kitap olarak yayımlamıştır.
- Hümây u Hümâyûn. Latîfî'nin "Ḫüsrev ü Şīrīn ṭarzında" beş bin beyitlik bir kitap dediği ilk mesnevisidir; İranlı şair Hâcû-yi Kirmânî'nin aynı adlı eserinden ilham aldığı düşünülür. Nüshası bulunamamıştır. Latîfî tezkiresinde eserden bir tasvir sahnesine ait on beyit aktarır.
- Lüccetü'l-esrâr. Âlî ve Âşık Çelebi'ye göre Nizâmî'nin Mahzenü'l-esrâr'ı tarzında yazılmış bir mesnevidir. Nüshası bilinmez.
- Nahlistân. Sa'dî'nin Gülistan'ı tarzında, nazım ve nesir karışık bir Türkçe eserdir. Âşık Çelebi onun çeviri değil telif olduğunu belirtir. Nüshası bilinmez.
- Rubâiyyât. Âşık Çelebi ve Âlî, Fazlî'nin bin rubaiden oluşan bir eseri olduğunu yazar. Ele geçmemiştir.
- Divan. Latîfî ve Kafzâde Fâizî onu bir divan sahibi olarak anar. Topkapı Sarayı'ndaki bir mecmuanın sonradan eklenmiş bir bölümünde, 1149 (1736) tarihli ve "yarım kaldı" kaydı taşıyan eksik bir "Dîvân-ı Fażlī" bulunur. Özkat bu bölümü ve başka şiir mecmualarını tarayarak 34 kaside, 38 musammat, 8 tarih, 153 gazel, 20 kıta ve nazım ile 2 müfredden oluşan bir divan metni kurmuştur. Gazellerin 29'u mecmualardaki yaprak eksikleri yüzünden baştan ya da sondan eksiktir.
- Manzum-mensur eserler. Ahmed Çelebi'nin 954 (1547) yılında Rumeli tımarlarına defterdar olması üzerine yazılmış bir Tehniyetnâme ve bir şehzade için yazılmış bir Duânâme Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada kayıtlıdır. Lâdik'i öven gazel bu duânâmenin içindedir.
- Münşeat. Fazlî, Şehzade Selim'in Konya'da Bayezid'e karşı kazandığı savaşı anlatan ve Kanuni'ye gönderilen mensur Cengnâme'yi ve Bayezid'in İran'a sığınması üzerine Şah Tahmasb'a yazılan mektubu kaleme almıştır.
Mevlânâ Müzesi Kütüphanesi'ndeki 915 (1509) tarihli Farsça Keşfü'l-ârifîn mesnevisi de Fazlî mahlaslı bir şairindir. Özkat, tarih ile Kara Fazlî'nin hayatı arasındaki uyumsuzluk yüzünden bu eserin ona ait olduğundan şüphe eder ve İdris-i Bitlisî'nin oğlu Ebü'l-Fazl Çelebi'yi daha akla yakın bir aday sayar. Bazı kataloglarda Fazlî'ye verilen bir Leylâ vü Mecnûn ise yalnız tahmine dayanır.
Divanında Amasya Yılları
Özkat'ın derlediği divanda Şehzade Mustafa'ya yazılmış yedi kaside (15, 20-23, 25, 26) ve bir muaşşer yer alır. Şair 22. ve 25. kasidelerde şehzadeden bir at ister; 26. kaside kış tasviriyle açılan bir şitaiyyedir. Mustafa'nın sarayında hizmet eden kişiler için yazılmış tarihler 957 (1550) ve 958 (1551) yıllarına aittir: şehzadenin oğlu Mehmed'e hoca tayin edilmesi, Behrâm adlı bir gencin silahdar olması ve Mîr Yahyâ'nın Şehzade Mustafa onuruna Taşan dağında verdiği ziyafet. Şehzadenin veziri Sun'ullah Beg için bir kaside yazılmış, oğlu Mahmud'un 955 (1548) yılındaki ölümüne üç tarih ve dokuz bentlik bir mersiye düşülmüştür. Dokuz bentlik bir murabbada şair, şehzadenin çevresindeki şairlerin ağzından "Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz" diye seslenir. Şehzadenin ölümünden sonra yazılan on bir bentlik murabba mersiye ile üç bentlik terkib-bend mersiye bu yılların kapanışıdır.
Edebî Kişiliği
Tezkireciler Fazlî hakkında birbirinden oldukça farklı hükümler verir. Latîfî onu "şu'arā-yı 'aṣruñ ḳābillerinden ve fenn-i şi'rüñ kāmillerinden" sayar, şiire çok hızlı ve çok güzel söylediğini, "sözüñ rūḥın bulmış" olduğunu yazar; görünüşte "dīvāne-nāḳış u sāde-dil abdāl-veş", yani saf ve derviş tabiatlı bir adamda bu kadar incelik ve zekânın bulunmasını Allah'ın bir lütfu olarak görür. Ahdî onun kasidelerini sanatlı, gazellerini güzel, rubailerini beğenilmiş bulur. Kınalızâde ise Fazlî'yi ender bulunur, usta bir şair diye över.
Şehzade Selim'in Kütahya'daki divanında başkâtip iken reisülküttap Fazlî ile birlikte çalışan Gelibolulu Âlî daha serttir. Onu "'abūsü'l-veche", asık suratlı, iri yapılı ve içine kapanık bir adam diye tanıtır; şiirlerinin "şütür-gürbe", yani deve ile kedinin yan yana durması gibi uyumsuz olduğunu, yedi dokuz beyit söylese ancak birinin beğenilecek durumda bulunduğunu, inşasının da nazmı gibi dağınık olduğunu yazar. Aynı Âlî, Gül ü Bülbül'ü şairin "iḫtirā'-ı ḫāṣṣı", kendi buluşu olarak anar. Âşık Çelebi de Fazlî'nin Zâtî'ye öğrenci olduğu dönemdeki şiirini "şütür ü gürbe ve mutavassıṭ", karışık ve orta halli bulur, şairin asıl olgunluğa Şehzade Mustafa'nın hizmetinde ulaştığını söyler. Özkat, Âlî'nin değerlendirmesinde bir kıskançlık payı görür.
Fazlî'nin dili, devrinin "Türkî-i basit" eğilimine ve hocası Zâtî'nin söyleyişine yakındır. Şiirlerinde deyimler, atasözleri ve gündelik konuşma dili boldur. Özkat, şairin İran şiirinden gelen Kandehâr, Bedahşan, Hıtâ gibi uzak yer adlarının yanında Lâdik gibi küçük bir Anadolu kasabasını tasvir etmesini ve "Tīre-dil Ḳaradeñiz'dür gözlerümdür Aḳdeñiz" gibi beyitlerinde yerli coğrafyayı benzetme unsuru olarak kullanmasını, sonraki yüzyılda Nedim'de görülecek bir tavrın erken izleri sayar. Mecmualarda Fazlî'nin Necâtî, Zâtî ve Âhî'nin gazellerine yaptığı tahmisler, Revânî'nin bir gazeline yazdığı nazire de bulunur. Kendi şiirine güveni yüksektir; bir beytinde kendini "naẓm bāzārınuñ ṣarrāfı", şiir çarşısının sarrafı diye anar.
Avrupa'da Fazlî, Hammer'in 1834'te yayımladığı Gül ü Bülbül çevirisiyle tanındı. E. J. W. Gibb, A History of Ottoman Poetry'de eserin türünün en zarif örnekleri arasında olduğunu, gül ve bülbül efsanesinin bu biçimde bütün bir alegorik hikâyeye dönüştürüldüğü bir İran şiiri bilmediğini yazar; ama hikâyenin modern okura fazla hayalî geleceğini de ekler.
Şiirlerinden Örnekler
Aşağıdaki örnekler Özkat'ın tenkitli metninden ve tezkire alıntılarından alınmıştır. Bu bölümde ayrıca on iki şiirin özgün metni, günümüz Türkçesi ve yorumu ayrı yazılar olarak yer alır.
Gül ü Bülbül'den: "Söyle ey bülbül-i sühan-perdâz"
Söyle ey bülbül-i sühan-perdâz
K'açılur sözüñ ile perde-i râz
Ya'nî Rûm içre var idi bir şâh
Lutf-ı tab' ile hurrem ü dil-hâh
Asıl hikâyenin başladığı bölümün ilk beyti ile dokuzuncu beyti. Şair önce söz ustası bülbüle seslenir: "Söyle ey söz ustası bülbül, sırrın perdesi senin sözünle açılır." Ardından hikâye başlar: "Yani Rûm ülkesinde, yaratılışının inceliğiyle neşeli ve gönüllere hoş gelen bir şah vardı." Bu şah, aklı temsil eden Bahar Şah'tır. Metin TEİS'te Gencay Zavotçu'nun yayımladığı biçimiyledir.
Kıta: "Reh-rev-i rāh-ı ma'ānī çābük-i meydān-ı naẓm"
Reh-rev-i rāh-ı ma‘ānī çābük-i meydān-ı naẓm
İkidür Fażlī cihān içinde meşhūr-ı cihān
"Mana yolunun yolcusu, şiir meydanının çevik binicisi; dünyada adı dünyaya yayılmış iki Fazlî vardır." Kıtanın devamında şair, birinin İstanbul'da, ötekinin Edirne'de doğduğunu söyler ve topal olduğu için Fazlî-i Leng diye anılan Edirneli adaşının şiirini "aksak" diye iğneler (Özkat, Kt. 11).
Gazel: "Ḳalbe rāḥat-baḫşdur el-ḥaḳ hevāsı Lādiḳ'üñ"
Ḳalbe rāḥat-baḫşdur el-ḥaḳ hevāsı Lādiḳ'üñ
Cān baġışlar cāne āb-ı cān-fezāsı Lādiḳ'üñ
"Doğrusu Lâdik'in havası kalbe rahatlık verir; Lâdik'in can artıran suyu cana can bağışlar." Bugün Samsun'a bağlı olan, Amasya'nın kuzeyindeki Lâdik'i öven beş beyitlik gazelin matlaıdır. Özkat, divan şiirinde küçük bir Anadolu kasabasının bu şekilde tasvir edilmesini dikkat çekici bulur (G. 117).
Murabba: "Ṣanmañuz kim 'ıyşdan bir laḥẓa ḫālīlerdenüz"
Ṣanmañuz kim ‘ıyşdan bir laḥẓa ḫālīlerdenüz
Meşreb-i ṣāfīli rind-i lāübālīlerdenüz
İtmezüz dehr-i denīye meyl ‘ālīlerdenüz
Sāḳiyā ṣun cāmı Sulṭān Muṣṭafālīlerdenüz
"Bizi bir an bile eğlenceden yoksun sanmayın; biz meşrebi temiz, hiçbir şeye aldırmayan rindlerdeniz. Bu alçak dünyaya gönül vermeyiz, yüce gönüllülerdeniz. Ey saki, kadehi sun; biz Sultan Mustafa'nın adamlarındanız." Şehzade Mustafa'nın Amasya'daki meclisinin havasını en iyi yansıtan şiirlerden biridir (M. 26).
Mersiye: "Ḳanı ol şeh ki nāmı velvele ṣalmışdı devrāna"
Ḳanı ol şeh ki nāmı velvele ṣalmışdı devrāna
Şecā‘atde naẓīri gelmedi hergiz bu meydāna
Dirīġā geçdi erbāb-ı ġaraż Sulṭān Süleymān'a
Meded begler meded ẓulm oldı ġāyet Muṣṭafā Ḫān'a
"Hani o şah, adı dünyayı çalkalayan? Yiğitlikte bu meydana bir benzeri hiç gelmedi. Yazık, kötü niyetliler Sultan Süleyman'ı etkiledi. İmdat beyler, imdat; Mustafa Han'a büyük zulüm edildi." On bir bentlik murabba mersiyenin ilk bendi, Mustafa İsen'in Ayhan Güldaş'tan naklettiği metne dayanır (M. 27).
Hümây u Hümâyûn'dan: "Yazılmış gördi bir taṣvīr-i dil-keş"
Yazılmış gördi bir taṣvīr-i dil-keş
Ḥarīr-i nīlgūn üzre münaḳḳaş
"Mavi bir ipeğin üzerine nakşedilmiş, gönül çeken bir resim gördü." Kayıp mesneviden Latîfî'nin aktardığı on beyitlik tasvir parçasının ilk beytidir.
Kronoloji
936 (Haziran 1530): Kanuni'nin oğullarının sünnet düğününde Zâtî'nin ardından padişahın huzurunda kasidesini okudu.
950 şabanı (Kasım 1543): Divan kâtibi olduğu Şehzade Mehmed Manisa'da öldü; ardından Amasya'da Şehzade Mustafa'nın divan kâtibi oldu.
954 (1547): Ahmed Çelebi'nin Rumeli tımarları defterdarlığı için tehniyetnâmesini yazdı.
955 (1548): Şehzade Mustafa'nın veziri Sun'ullah Beg'in oğlu Mahmud'un ölümüne tarihler ve mersiye yazdı.
957 (1550): Şehzadenin oğlu Mehmed'e hoca tayini ve Behrâm'ın silahdarlığı için tarihler yazdı.
958 (1551): Mîr Yahyâ'nın Şehzade Mustafa onuruna Taşan dağında verdiği ziyafete tarih düşürdü.
960 (1553): Gül ü Bülbül'ü tamamlayıp Şehzade Mustafa'ya sundu.
960 şevvali (Ekim 1553): Şehzade Mustafa öldürüldü; Fazlî onun için mersiyeler yazdı ve Şehzade Selim'in divan kâtibi oldu.
970 (1562-1563): Âlî'ye göre Şehzade Selim'in divanında reisülküttap oldu.
971 ramazanı (Mayıs 1564): Kütahya'da öldü (Kınalızâde'ye göre 970 ramazanı, Mayıs 1563).
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsameddin Yasar, Amasya Tarihi, c. 3, Amasya Belediyesi yeni baskı (e-kitap), s. 506, https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page506.html.
- E. J. W. Gibb, A History of Ottoman Poetry, c. III, Londra 1904, s. 108-112, https://archive.org/details/historyofottoman03gibbuoft.
- Latîfî, Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ, haz. Rıdvan Canım, Ankara 2000, s. 432-434 (Özkat'taki aktarımla).
- Gelibolulu Mustafa Âlî, Künhü'l-Ahbâr'ın Tezkire Kısmı, haz. Mustafa İsen, Ankara 1994, s. 320 (Özkat'taki aktarımla).
Akademik çalışmalar
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
- Mustafa Özkan, "Gül ü Bülbül", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, İstanbul 1996, s. 222-223, https://islamansiklopedisi.org.tr/gul-u-bulbul.
- Maruf Çakır, "Sirâcî'nin Şehzade Mustafa Mersiyeleri", Kocatepe İslami İlimler Dergisi, 4/1 (2021), s. 9-22, https://dergipark.org.tr/tr/pub/kiid/article/892994.
Kitaplar
- Gencay Zavotçu, "Fazlî", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, 2013, https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






