Özgün Metin

Vezin: Mefā‘īlün Mefā‘īlün Mefā‘īlün Mefā‘īlün

Ġazāya eyledüñ niyyet idüp fermān-ı sulṭānī
‘Adū ḳaṣdına bend itdüñ miyāne tīġ-ı bürrānı
Eger merd ise gelsün işde meydān surḫ-ı ser kāfir
İgen germ olmasun beñzer ki ḫālī ṣandı meydānı
Çeküp şemşīr-i İslām’ı ḳarup erbāb-ı ilḥādı
Ḳılalum kenz ü bid‘atdan müberrā rūy-ı devrānı
Alup dādını aṣḥāb-ı güzīnüñ ol Revāfıż’dan
Aṣalum tīġumuz ‘arş üzre idüp ‘avn-i Yezdān’ı
Yine ġayret ḳuşaġın iki yerden ḳuşanup çün tīġ
Ḳılalum ṭu‘me-i tīġ ehl-i Tebrīz ü Ḫorāsān’ı
Bi-ḥamdi’llāh bugün furṣat bizümdür baḫt yāverdür
Açalum tīġumuzla cümle-i Īrān u Tūrān’ı
Bizümdür yümn-i İslām ile fetḥ ü nuṣret ü devlet
Ne itdür surḫ-ı ser kim eyleye da‘vā-yı sulṭānī
Çeküp aḳ sancaġı varduḳda ḫaşyetden ne mümkindür
Ola hergiz ḳızılbaşuñ ḳara başına dermānı
Diyār-ı şarḳa deryā gibi aḳdı ‘asker-i enbūh
Ḳoparmaġa ‘adūnuñ başına ḳahr ile tūfānı
Bulup bir iki gün ruḫṣat o müfsid çoḳ fesād itdi
Ümīd oldur velī vara fesāda çār erkānı
Ḳızılbaşuñ ḳara baġrında başlar çıḳdı ḫavf ile
O derd ile revān eyler o cānī ‘āḳıbet cānı
Temelluḳ gösterüp gerçi çü rūbeh ṣulḥa ḳaṣd itdi
Velīkin şīr-i dīller hīç maḳbūl itmedi anı
Virüp ḳatline erbāb-ı şerī‘at şer‘ ile fetvā
Muṣallat eyledi ol kāfire erbāb-ı īmānı
Hemānā ġayret-i dīn ol durur ol vācibü’l-ḳatlüñ
Olanuñ tīġ ile levḥ-i cihāndan adı vü ṣanı
O niyyet üzre kim bī-şekk ġażā-yı ekber olmışdur
Çekildi devlet ü iḳbāl ile rāyāt-ı ‘Os̱mānī
Çü dāne ‘askerin zīr-i zemīne çekmege bir bir
Ḳarınca gibi ḳaynar her ṭaraf ceyş-i Süleymānī
Ḫuṣūṣā ‘umde-i dünyā vü devlet şāh-ı bā-şevket
Ki odur ḳadr ile rükn-i a‘ẓam ḳaṣr-ı cihān-bānı
Ferīd-i dehr-i Sulṭān Muṣṭafā Ḫān-ı ‘alīyyü’l-ḳadr
Şecā‘at ‘arṣasınuñ pehlevānı Rüstem-i S̱ānī
Hezārān kerr ü ferr ü şevket ü ṣavletle ‘azm itdi
‘Adūnuñ başına teng itmege ḳahr ile devrānı
Ne şehdür ol ki anuñ ṣıdḳ-ı tīġından felek şīri
Ġam ile ḳan ḳuşanur her seḥer ṣanmañ şafaḳ anı
Şecā‘at pīşesinde bebr-heybet bir Ġażanfer’dür
Ne rūbehdür ‘adū kim ola anuñ merd-i meydānı
İşitse vaṣf-ı tīġın surḫ-ı ser gerçi kim ḫūnīdür
Teninde ḫavf u ḫaşyetden ḳuruya ḳalmaya ḳanı
Ne cānı var ‘adūnuñ kim muḳābil ola ol şāha
Eline tīġ alup meydāna girse ḳılsa cevlānı
Siper olsa yiridür tīrine ger sīnesi ḫaṣmuñ
Kemānınuñ revādur cān-ı a‘dā olsa ḳurbānı
Ḳayırma pādişāhum ‘azm-i rezm it virmek Allāh’uñ
Mu‘āvindür saña her yirde ‘avn ü fetḥ-i Sübḥānī
Sikender baḫt u devlet fetḥ ü nuṣret yār u yāverdür
Ümīd oldur refīḳüñ ola Ḥaḳḳ’uñ luṭf u iḥsānı
Sen ol şehsin ki nāmuñ şevket ü ferr ile ṭutmışdur
Ḳamu Rūm u Rey ü Şām u ‘Irāḳ-ile Ṣıfāhān’ı
Güzīn ü ekberi ‘Os̱māniyān’uñ şimdi sensin [kim]
Şecā‘atde seḫāvetde naẓīrüñ bir daḫı ḳanı
Ümīd oldur bu demde ‘azm-i rezmüñ iy şeh-i ‘ālī
Serīr-i devlete ide vesīle ‘avn-i Rabbānī
Ḫudā ḥaḳḳı senüñ şemşīr-i küll şānında nāzildür
Bugün İnnā-Fetahnā āyeti iy Ḫüsrev-i S̱ānī
Nice İskender-i S̱ānī diyem ben saña şāhā kim
Göreydi sen şehi olurdı İskender saña s̱ānī
Du‘āya el getür Fażlī kelāmuñ eyleme taṭvīl
Du‘ādur çün ġaraż eyle du‘āya fetḥ-i destānı
Nice kim tīġ ile fetḥ ola şāhum memleket dāyim
Nice kim şāhlar ide cihānı bende fermānı
Ḳılıcak cümleden üstün olup sen ġālib ü manṣūr
Hemīşe ‘ārıż olsun leşker-i ḫaṣma perīşānı
Serāy-ı devletüñ tā ḥaşr olup ma‘mūr u müstaḥkem
Ola te’yīd ü fetḥ ü ‘avn ü nuṣret çār erkānı

Günümüz Türkçesiyle

1. Sultanın fermanıyla gazaya niyet ettin; düşmana karşı beline keskin kılıcı bağladın.

2. Kızıl başlı kâfir er ise işte meydan, gelsin; pek kızışmasın, galiba meydanı boş sandı.

3. İslam kılıcını çekip dinsizleri kıralım, devranın yüzünü "kenz"den ve bid'atten arındıralım. ("Kenz", hazine demektir; bu bağlamda yadırgatıcıdır.)

4. Seçkin sahabenin hakkını o Rafızîlerden alıp Allah'ın yardımını kazanalım, kılıcımızı arşa asalım. (Rafızî, Sünni kaynaklarda ilk halifeleri tanımayan Şiilere verilen addır.)

5. Yine gayret kuşağını kılıç gibi iki yerden kuşanıp Tebriz'in ve Horasan'ın halkını kılıca yem edelim.

6. Hamdolsun, bugün fırsat bizimdir, baht yardımcımızdır; kılıcımızla bütün İran'ı ve Turan'ı açalım.

7. İslam'ın uğuruyla fetih, zafer ve devlet bizimdir; kızıl baş ne köpektir ki sultanlık davasına kalksın.

8. Ak sancağı çekip vardığımızda, Kızılbaşın kara başına korkudan bir çare bulunması hiç mümkün mü.

9. Kalabalık ordu, düşmanın başına kahırla tufan koparmak için deniz gibi doğu diyarına aktı.

10. O fesatçı bir iki gün fırsat bulup çok fesat çıkardı; ama umulur ki dört unsuru da bozulup gider. ("Çār erkān", varlığı oluşturan dört unsurdur; dirlik düzenin dağılması kastedilir.)

11. Kızılbaşın kara bağrında korkudan başlar çıktı; o canî sonunda o dertle canını verir. ("Baş", yarada çıkan çıban başı anlamına da gelir.)

12. Gerçi tilki gibi yaltaklanıp barışa yeltendi; ama aslan yürekliler onu hiç kabul etmedi.

13. Şeriat bilginleri şeriata göre onun katline fetva verip iman sahiplerini o kâfirin üzerine saldı.

14. Katli vacip olan o kişinin adının sanının kılıçla dünya levhasından silinmesi, ancak din gayretidir.

15. Şüphesiz en büyük gaza olan o niyetle Osmanlı sancakları devlet ve ikballe çekildi.

16. Süleyman'ın ordusu, düşmanın askerini tane gibi birer birer yerin altına çekmek için karınca gibi her yandan kaynar. (Hz. Süleyman ile karıncalar kıssasına telmih vardır.)

17. Hele dünyanın ve devletin dayanağı, şevketli şah; o, kadriyle cihanı yönetme köşkünün en büyük direğidir.

18. O, zamanın biriciği, yüce kadirli Sultan Mustafa Han; yiğitlik meydanının pehlivanı, ikinci Rüstem'dir.

19. Binlerce saldırı ve dönüş, şevket ve hamleyle, düşmanın başına devranı kahırla daraltmak için yola çıktı.

20. Ne şahtır o ki kılıcının doğruluğundan feleğin aslanı her seher gamla kana bulanır; ona şafak sanmayın.

21. Yiğitlik ormanında kaplan heybetli bir aslandır; düşman ne tilkidir ki onun karşısına meydan eri olarak çıksın. ("Ġażanfer", aslan demektir.)

22. Kızıl baş kan dökücü olsa da onun kılıcının vasfını işitse korkudan bedeninde kanı kurur, kalmaz.

23. Eline kılıç alıp meydana girer ve at oynatırsa, düşmanın ne haddine o şaha karşı dursun.

24. Düşmanın göğsü onun okuna kalkan olsa yeridir; düşmanların canı onun yayına kurban olsa yaraşır.

25. Padişahım, kaygılanma, savaşa niyet et; Allah'ın vereceği yardım ve fetih her yerde sana yardımcıdır.

26. İskender'in bahtı ve devlet, fetih ve zafer sana yâr ve yardımcıdır; umulur ki Hakk'ın lütfu ve ihsanı da yoldaşın olur.

27. Sen o şahsın ki adın şevketle ve ihtişamla bütün Rum'u, Rey'i, Şam'ı, Irak ile İsfahan'ı tutmuştur.

28. Osmanoğullarının seçkini ve en büyüğü şimdi sensin; yiğitlikte ve cömertlikte bir benzerin daha nerede.

29. Ey yüce şah, umulur ki bu sırada savaşa yönelişin, Rabbin yardımıyla devlet tahtına vesile olur.

30. Ey ikinci Hüsrev, Allah hakkı için bugün "İnnâ fetahnâ" (Biz sana apaçık bir fetih verdik) ayeti senin keskin kılıcının şanına inmiştir. (Fetih suresinin ilk ayetidir.)

31. Ey şah, sana nasıl ikinci İskender diyeyim; seni şah olarak görseydi İskender sana ikinci olurdu.

32. Fazlî, duaya el aç, sözü uzatma; madem maksat duadır, duanın destanını aç.

33. Şahım, ülkeler kılıçla fethedildikçe, şahlar cihanı fermanlarına kul ettikçe,

34. sen herkesten üstün, galip ve muzaffer olasın; düşman ordusunu daima perişanlık sarsın.

35. Devlet sarayın mahşere kadar mamur ve sağlam olsun; Allah'ın desteği, fetih, yardım ve zafer onun dört direği olsun.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir otuz beş beyitlik bir medhiye kasidesidir. Vezin hezec bahrinin "mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün mefā‘īlün" kalıbıdır. Kafiye "-ānı" sesidir (sulṭānī, bürrānı, meydānı, devrānı, Yezdān'ı...); redif yoktur. Şehzade Mustafa 18. beyitte "Sulṭān Muṣṭafā Ḫān" diye adıyla anılır, mahlas 32. beyitte geçer. Özkat'a göre kaside Şehzade Mustafa için yazılmış bir medhiyedir ve Osmanlı askeri ile şehzadenin kahramanlıklarını dile getirir. İlk on altı beyit bir gaza çağrısı ve sefer tasviridir; 17. beyitten sonra Mustafa övülür, son dört beyit duadır.

Metin başlıksızdır ve yalnız Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 114b) bulunur. Dokuzuncu beyitteki "enbūh" (kalabalık) kelimesi nüshada "enbū" diye yazılmıştır. 28. beyitteki "güzīn" kelimesinin harflerinin noktaları nüshada konmamıştır; köşeli parantez içindeki "kim" ise neşirde yapılmış bir tamamlamadır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin ilk bölümü, sultanın fermanıyla gazaya çıkan bir ordunun ağzından konuşur. Düşman, on birinci kasidede olduğu gibi Kızılbaştır; "surḫ-ı ser" (kızıl baş), "Revāfıż" (Rafızîler), "Tebrīz ü Ḫorāsān", "Īrān u Tūrān" sözleri bunu açıkça gösterir. Fazlî renklerle oynamayı burada da sürdürür: sekizinci beyitte ak sancak ile Kızılbaşın kara başı yan yana getirilir, on birinci beyitte Kızılbaşın kara bağrından "başlar" çıktığı söylenir. "Baş" kelimesi burada hem kesik başları hem de yarada çıkan çıban başlarını çağrıştırır. 10-14. beyitlerde düşmanın kısa süreli bir fırsatla fesat çıkardığı, tilki gibi barış istediği, ama şeriat bilginlerinin onun katline fetva verdiği anlatılır. Bu beyitler belli bir olayı anlatıyor gibidir; ancak düşmanın kim olduğu adıyla söylenmez.

16. beyit Özkat'ın üç ayrı yerde andığı beyittir: "Çü dāne ‘askerin zīr-i zemīne çekmege bir bir / Ḳarınca gibi ḳaynar her ṭaraf ceyş-i Süleymānī". Özkat bu beyti önce teşbih sanatına örnek olarak gösterir: Süleyman'ın ordusu düşman askerini tane gibi yerin altına çeken karıncalara benzetilmiştir. Beyit, Hz. Süleyman ile karıncalar kıssasına da telmih yapar; padişahın adı da Süleyman'dır. Özkat ikinci olarak, Fazlî'nin farklı dillerden anlamdaş kelimeleri, burada Arapça "‘asker" ile "ceyş"i, aynı beyitte kullandığını belirtir; son olarak da bu kullanımın şaire mi yoksa müstensihe mi ait bir ifade kusuru sayılması gerektiğinin tartışılabileceğini söyler.

Övgü bölümünde Mustafa "ikinci Rüstem", yiğitlik ormanının kaplan heybetli aslanı olarak anılır; feleğin aslanı bile onun kılıcından korkup her sabah kana bulanır (20. beyit). Bu son imge, on birinci kasidedeki beylerbeyi Ali övgüsünde de kullanılmıştır. 30. ve 31. beyitler ise on ikinci kasidenin 43. ve 44. beyitleriyle neredeyse aynıdır: Fetih suresinin ilk ayetinin şehzadenin kılıcının şanına inmesi ve İskender'in onu görse kendisinin ikinci kalacağı fikri. Fazlî'nin aynı buluşları farklı memduhlar için yeniden kullandığı anlaşılır. Özkat'ın derlediği deyimler arasında bu kasideden "kılıcını arşa asmak" (4. beyit), "gayret kuşağını kuşanmak" (5. beyit), "bahtı yâver olmak" (6. beyit), "su gibi akmak" (9. beyit), "kan kuşanmak" (20. beyit) ve "kanı kurumak" (22. beyit) bulunur. 25. beyitteki "ḳayırma" sözü de eski Türkçedeki "kaygılanma" anlamıyla kullanılmıştır.

Tarihî Bağlam

Kaside, Şehzade Mustafa'nın sultanın fermanıyla Kızılbaşlara karşı bir sefere çıktığını anlatır; hangi sefer olduğu şiirde belirtilmez, Özkat da bir tarih vermez. Mustafa 1541'de Manisa'dan Amasya'ya gönderilmişti ve babasının seferleri sırasında bulunduğu bölgenin korunmasıyla da görevlendiriliyordu. Fazlî 1543'ten sonra Amasya'da onun divan kâtibi olduğuna göre kaside büyük ihtimalle bu yıllarda yazılmıştır. 28. beyitte Mustafa'nın "Osmanoğullarının seçkini ve en büyüğü" diye anılması ve 29. beyitte bu seferin Allah'ın yardımıyla "devlet tahtına" vesile olmasının dilenmesi dikkat çekicidir. Mustafa'nın taht adaylığı o yıllarda ordu ve halk arasında konuşuluyordu; şehzade, babasından sonra tahta çıkmak için Erzurum beylerbeyinden destek istemişti ve sonunda 1553'te babasının emriyle öldürüldü.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 173-176, kaside no. 17 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 114b); ayrıca s. 19 (hayatı), s. 45-46 (söz sanatları ve kelime kullanımı), s. 52 (kasideler üzerine), s. 90-93 (deyimler) ve s. 115 (ifade kusurları), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
  • Şerafettin Turan, "Mustafa Çelebi", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, Ankara 2020, s. 290-292, https://islamansiklopedisi.org.tr/mustafa-celebi.

Çevrimiçi kaynaklar