Özgün Metin
Vezin: Mef‘ūlü Fā‘ilātü Mefā‘īlü Fā‘ilün
İy tāze būy-ı ḫulḳuñ ile būstān-ı ‘adl
Ḫürrem hevā-yı luṭfuñ ile gül-sitān-ı ‘adl
Şān-ı şerīfüñ ile müşerref zemān-ı luṭf
Ẕāt-ı kerīmüñ ile mükerrem cihān-ı ‘adl
Ḳaddüñ ki i‘tidālde ‘ālī elif durur
Oldur riyāż-ı rif‘ate serv-i revān-ı ‘adl
Zer-baḫşsın müselsel eger kim disem n’ola
Zencīr-i zer aña saña Nūşīrevān-ı ‘adl
İy ṣāḥib-i livā-yı Sikender-nihād-ı dād
V’ey vāris̱-i serīr-i Süleymān-nişān-ı ‘adl
Sulṭān-ı tāc-dār u şehen-şāh-ı tāc-baḫş
Nāyib-cenāb ḥażret-i ṣāḥib-ḳırān-ı ‘adl
Ā‘nī yegāne Ḥażret-i Sulṭān Muṣṭafā
Şehzāde-i kebīr-i şeh-i kām-rān-ı ‘adl
Hem āsümān-ı ḳadrsin ü āfitāb-ı ṣadr
Hem āfitāb-ı luṭfsın ü āsümān-ı ‘adl
Cevlān vir esb-i devlete meydān senüñ durur
Virdi şerīf-i destüñe çün Ḥaḳ ‘inān-ı ‘adl
Devrüñde çıḳdı her kişi ḳaṣr-ı murādına
Dīvār-ı milke sen ura[sın] nerdübān-ı ‘adl
Tīġ-ı siyāsetüñle olup ḳahr ehl-i ẓulm
Sensin bu rūşen oldı bugün Ḳahramān-ı ‘adl
Ẓıll-ı ḥimāyetüñde cihān ḫalḳı ḫoş geçer
Keff-i kifāyetüñ ḳuralı sāyebān-ı ‘adl
Çekdüñ cihāna süfre-i in‘āmı olalı
Hemān serāy-ı ‘āleme sen mīr-i nān-ı ‘adl
Her kime sāye ṣalsañ olur pādişāh-ı vaḳt
Sensin hümā-yı devlet-i ‘arş āşiyān-ı ‘adl
Devrüñde bildi ḫalḳ-ı cihān ‘adl n’idügin
Oldı ‘ıyān zemānede sırr-ı nihān-ı ‘adl
Çekdüñ cihānı kendüñe oḳ gibi rāstī
Şāhā olalı ḳoluña ḳoldam kemān-ı ‘adl
Pāk oldı çirk-i ẓulmden el-ḥaḳ bu memleket
Şemşīr-i tīzüñ olalı āb-ı revān-ı ‘adl
Bir elde cām ṭut bir elüñde müdām tīġ
Kim biri baḥr-ı luṭf durur biri kān-ı ‘adl
Milküñ çü Ka‘be oldı cihāna ṭavāf-gāh
Şemşīr-i zer-niyāmuñ aña nār-dān-ı ‘adl
Nūşīrevān’uñ adı ḳalubdur hemān şehā
Ṭutdı cihānı nāmuñ ile dāstān-ı ‘adl
Dilden teveccühi sañadur cümle ‘ālemüñ
Sen kām-baḫş-ı luṭf olalı kārvān-ı ‘adl
Her pādişāh ‘adl ile eylerse iftiḫār
Ẕāt-ı şerīfüñ ile ider faḫr şān-ı ‘adl
Ḥamlüñ revān cihānda bedende revān gibi
Emrüñ teninde memleketüñ oldı cān-ı ‘adl
Virdüñ hevā-yı luṭfuñ ile dehre i‘tidāl
İtdüñ cinān cihānı eyā bāġı-yān-ı ‘adl
Devrüñde bir ṭabanca yimez kimse kimseden
Deffāfdan meger ki def iy kām-rān-ı ‘adl
‘Adlüñ şu resmedür ki cihān içre āh ider
Ancaḳ benüm zemānede iy kār-dān-ı ‘adl
Vardur şikāyetüm saña eylerseñ istimā‘
Şekvā-yı istimā‘ virür çünki şān-ı ‘adl
Ẓulm itdi ṭāli‘üm baña göstermedi murād
Aldadum andan iy şeh-i ‘arş-āsitān-ı ‘adl
Ḳıldum penāh işigüni ẓulm-i zemāneden
Ḳurtar beni meded meded irdi zemān-ı ‘adl
Çāk itdi şerḥa şerḥa tenüm tīġ-ı rūz-gār
Ḳan oldı yüregüm meded iy şāh ḳan-ı ‘adl
Uzatma Fażliyā sözüñi aç du‘āya el
Ḳābil degül ne deñlü iderseñ beyān-ı ‘adl
Olduḳca ‘adl-i ‘ām [ile] bünyān-ı memleket
Ma‘mūr ola vücūduñ ile ḫānedān-ı ‘adl
Gül-zār-ı devletüñde biten gül budaġını
Ḥaḳ eyleye dıraḫt-ı bülend-i cinān-ı ‘adl
Düşmenlerüñ müdām ola maḳhūr-ı ẓulm-i dehr
Her laḥẓa dōstlar olalar şād-mān-ı ‘adl
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey adalet bostanı huyunun taze kokusuyla, adalet gül bahçesi lütfunun havasıyla şenlenen (şehzade).
2. Lütuf zamanı senin şerefli şanınla şereflenmiş, adalet cihanı senin cömert zatınla ağırlanmıştır.
3. Düzgünlükte yüce bir elif olan boyun, yücelik bahçelerinin salınan adalet servisidir. ("Elif" harfi düz ve uzun bir çizgidir; "i‘tidāl" hem düzgünlük hem ölçülülük demektir.)
4. Sana ardı arkası kesilmeyen altın bağışlayıcı desem şaşılır mı; ey adaletin Nûşirevân'ı, onun altın zinciri artık senindir. (Rivayete göre Sasani hükümdarı Nûşirevân, şikâyetçilerin çekmesi için sarayına bir adalet zinciri astırmıştı; "müselsel", yani zincirleme, kelimesiyle tenasüp kurulmuştur.)
5. Ey İskender yaratılışlı adaletin sancağının sahibi, ey Süleyman nişanlı adalet tahtının vârisi.
6. Taç sahibi sultan, taç bağışlayan şehinşah; adaletin sahibkıranı olan hazretin (padişahın) vekili.
7. Yani biricik Hazret-i Sultan Mustafa, muradına ermiş adalet şahının büyük şehzadesi.
8. Hem kadir göğü, makam güneşisin; hem lütuf güneşi, adalet göğüsün.
9. Devlet atını koştur, meydan senindir; çünkü Hak senin şerefli eline adaletin dizginini verdi.
10. Senin devrinde herkes muradının köşküne çıktı; ülkenin duvarına adalet merdivenini sen dayarsın.
11. Ceza kılıcınla zulüm ehli kahroldu; açıktır ki bugün adaletin Kahraman'ı sensin. (Kahraman, Şehnâme kahramanlarından biridir; ad "kahr" kelimesiyle oynanmıştır.)
12. Yeterli avucun adalet gölgeliğini kurduğundan beri cihan halkı himayenin gölgesinde hoş geçinir.
13. Cihana nimet sofrasını kurduğundan beri âlem sarayında adaletin ekmek emiri sensin.
14. Kime gölge salsan zamanın padişahı olur; arşta yuva kuran adalet devletinin hüması sensin. (Hüma kuşunun gölgesi kimin üstüne düşerse onun padişah olacağına inanılırdı.)
15. Senin devrinde cihan halkı adaletin ne olduğunu öğrendi; adaletin gizli sırrı zamanede açığa çıktı.
16. Şahım, adalet yayı koluna "koldam" olalı cihanı doğrulukla ok gibi kendine çektin. (Özkat'a göre "koldam", okçuların ok atarken koluna taktığı bir alet olmalıdır.)
17. Keskin kılıcın adaletin akan suyu olalı, bu memleket doğrusu zulüm kirinden temizlendi.
18. Bir elinde kadeh, bir elinde daima kılıç tut; biri lütuf denizi, öteki adalet madenidir.
19. Ülken Kâbe gibi cihana tavaf yeri oldu; altın kınlı kılıcın onun adalet oluğudur. (Kâbe'nin damındaki altın oluk ünlüdür; mısradaki "nār-dān" kelimesi oluk anlamındaki "nāvdān" olarak anlaşılmıştır.)
20. Şahım, Nûşirevân'ın yalnız adı kaldı; adalet destanı senin adınla cihanı tuttu.
21. Sen adalet kervanına lütufla murat bağışlar olalı bütün âlem gönülden sana yönelmiştir.
22. Her padişah adaletle övünür; adaletin şanı ise senin şerefli zatınla övünür.
23. Hükmün cihanda bedendeki can gibi akar; emrin memleketin bedeninde adaletin canı oldu. ("Revān" hem akan hem can demektir.)
24. Lütfunun havasıyla dünyaya ılımlılık verdin; ey adalet bahçıvanı, cihanı cennetlere çevirdin.
25. Ey muradına eren adalet sahibi, senin devrinde kimse kimseden bir tokat yemez; meğer def, defçiden yesin.
26. Ey adaletin inceliğini bilen, adaletin öyledir ki zamanede cihanda bir tek ben ah ederim.
27. Dinlersen sana bir şikâyetim var; çünkü adaletin şanı şikâyete kulak vermeyi gerektirir.
28. Ey eşiği arş olan adalet şahı, talihim bana zulmetti, murat yüzü göstermedi; ondan aldandım.
29. Zamanın zulmünden senin eşiğini sığınak ettim; imdat, beni kurtar, adalet zamanı geldi.
30. Zamanın kılıcı tenimi parça parça yırttı, yüreğim kan oldu; imdat, ey adalet madeni şah. (Mısradaki "ḳan" kelimesi, kafiye gereği "kān", yani maden diye okunmalıdır; "kan" ile "kān" arasında ses oyunu vardır.)
31. Ey Fazlî, sözünü uzatma, duaya el aç; ne kadar anlatsan da adaleti anlatmak mümkün değildir.
32. Ülkenin binası genel adaletle ayakta durdukça, adalet hanedanı senin varlığınla mamur olsun.
33. Hak, devletinin gül bahçesinde biten gül dalını adalet cennetlerinin yüce ağacı etsin.
34. Düşmanların daima dünyanın zulmüyle kahrolsun; dostlar her an adaletle sevinsin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir otuz dört beyitlik bir medhiye kasidesidir. Vezin muzari bahrinin "mef‘ūlü fā‘ilātü mefā‘īlü fā‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-ān" sesidir (būstān, gül-sitān, zemān, cihān, revān...), ardından "-ı ‘adl" redifi gelir; her beyit "adalet" kelimesiyle biter. Özkat kasideyi "‘adl" redifli olarak tanıtır ve Fazlî'nin burada Şehzade Mustafa'nın adilliğine işaret ettiğini söyler. Mustafa 7. beyitte "Ḥażret-i Sulṭān Muṣṭafā" diye anılır, mahlas 31. beyitte geçer. Nesip bölümü yoktur; kaside doğrudan övgüyle başlar, 26-30. beyitlerde şairin şikâyetine geçer ve üç beyitlik bir dua ile biter.
Metin yalnız Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 116b) bulunur ve başlık yerine "ve lehu" (ve yine onun) kaydı vardır. 10. beyitteki "ura[sın]" ve 32. beyitteki "[ile]" neşirde yapılmış tamamlamalardır.
Anlam ve Söz Sanatları
Kasidenin bütün sanatı redif kelimesine dayanır. "Adalet" kelimesi her beyitte başka bir şeye bağlanarak bir istiare zinciri oluşturur: adaletin bostanı, gül bahçesi, servisi, Nûşirevân'ı, tahtı, sahibkıranı, göğü, dizgini, merdiveni, Kahraman'ı, gölgeliği, hüması, yayı, akan suyu, madeni, oluğu, destanı, kervanı, canı ve bahçıvanı. Altıncı ve yedinci beyitlerde şehzadenin konumu açıkça çizilir: Mustafa "adaletin sahibkıranı" olan padişahın vekili ve büyük şehzadesidir. Beşinci beyitte İskender'in sancağının sahibi ve Süleyman'ın tahtının vârisi diye anılması da bu çerçevededir. Dördüncü beyitte Nûşirevân'ın adalet zinciri efsanesine yapılan telmih, "müselsel" (zincirleme) ve "zencīr-i zer" (altın zincir) kelimeleriyle desteklenir.
Özkat bu kasideden iki eski Türkçe kelimeye dikkat çeker. 25. beyitteki "ṭabanca" tokat, şamar anlamındadır: şehzadenin devrinde kimse kimseden tokat yemez, ancak def defçinin elinden yer. Bu beyit, adalet övgüsünü gündelik hayattan bir sahneyle süsleyen esprili bir buluştur. 16. beyitteki "ḳoldam" kelimesinin ise Özkat hiçbir kaynakta karşılığını bulamamıştır; Türkçenin eski dönemleriyle ilgili olduğunu ve okçuların ok atarken koluna taktığı bir alet olduğunu tahmin eder. Beyitte adalet yayı şehzadenin koluna takılı bir koldam gibidir ve o, cihanı doğrulukla ok gibi kendine çeker; ok, yay ve kol imgeleri bir tenasüp oluşturur. 18. beyitte bir elde kadeh, bir elde kılıç imgesiyle hükümdarın meclis ve savaş yüzleri bir arada anılır. 23. beyitte "revān" kelimesi hem "akan" hem "can" anlamıyla kullanılır.
26. beyitten sonra kaside beklenmedik bir dönüş yapar. Şair, şehzadenin adaletinin öyle olduğunu söyler ki cihanda ah eden bir tek kendisi kalmıştır. Ardından şikâyetini açar: talihi ona zulmetmiş, murat yüzü göstermemiştir; şehzadenin eşiğine sığınır ve "imdat" diye seslenir. Bu bölüm, övgüyü şairin kendi ihtiyacına bağlayan "arz-ı hâl" kısmıdır. Şikâyetin konusu açıkça söylenmez. 30. beyitte "kan" ile "kān" (maden) arasında ses oyunu yapılır: zamanın kılıcı şairin tenini yırtmış, yüreği kan olmuştur; şehzade ise adaletin madenidir. Son beyitlerden birinde devlet bahçesinde biten gül dalının cennetin yüce ağacı olması dilenir.
Tarihî Bağlam
Kaside Şehzade Mustafa'ya yazılmıştır. Fazlî 1543'ten sonra Amasya'da Mustafa'nın divan kâtibi olmuş ve 1553'e kadar onun hizmetinde kalmıştır; Özkat'a göre şairin 27. kasideye kadarki bütün kasideleri Mustafa için yazılmıştır. Kasidenin hangi yıl yazıldığı ve şairin şikâyetinin neye dayandığı bilinmez.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 176-179, kaside no. 18 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 116b); ayrıca s. 19 (hayatı), s. 52 (kasideler üzerine) ve s. 105-106 (eski Türkçe kelimeler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






