Özgün Metin

Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün

Yed-i ṣun‘ ile sipihr üzre Ḫudā-yı müte‘āl
Yazdı bir ‘ayn ki tā ‘īd-i sa‘īde ola dāl
Ehl-i ‘ıyşuñ ayaġın almış idi māh-ı ṣıyām
Geldi ‘īd irdi elinde ḳadeḥi māl-ā-māl
Peyk-i ‘īd irdi getürdi yine şādī ḫaberin
Elde zerrīn teberidür görinen ṣanma hilāl
Ḫalḳa şādī vü ṭarab cāmını feyż itdi ḳamu
Oldı ol cām-ı ṭarab-nākla herkes ḫoş-ḥāl
‘Īd irişdi eline ḫancer-i zerrīnin alup
Ḳılmaġa ceyş-i ġam u ġuṣṣa ile ḥarb u ḳıtāl
Gördüñüz ‘īd-i sa‘īdüñ yine nāzüklügüni
Cümleten ḫalḳ-ı cihānı ṭonadup eyledi al
Māh-ı nev ṣanma görinen ki ser-i şeh-peridür
Uçmaġ ister bu yaña ṭāyir-i evc-i iḳbāl
‘Īd lafẓındaki ‘ayn ile yed eyler īmā’
Ya‘ni eyyām-ı ṣafā irdi ele cām-ı zer al
Zevraḳ-ı cāmla geç dirim ġamdan dāyim
Baḥr-i aḥżarda hilāl olduġı bu fülk mis̱āl
Her-dem ebrū-yı sepīdi ile eyler īmā’
İç mey-i surḫ diyu pīr-i sipihr-i muḥtāl
Meh-i nevden ele dās aldı çü dihḳān-ı felek
İrdi vaḳt-i direv-i mezra‘-ı endūh u melāl
Şāhid-i ‘īdiye ḫod ḳılmaġa tesḥīr felek
Āteşe na‘l ḳomış ṣanma şafaḳ içre hilāl
Aldı destine yaḫūd ḫāme-i zer tīr-i debīr
Yazmaġa bu ġazeli ṣafḥa-i dehre fi’l-ḥāl
‘Īd irişdi yine ‘uşşāḳa idüb ‘arż-ı cemāl
Merḥabā ḳıl ḳuluñuñ göñlini şāhum ele al
Rūze-i hecr ile iy dil nice maḥrūm olalum
‘Īd irişdi demidür beẕl ola ger ḫᵛān-ı viṣāl
‘Īd-gāh içre ṣalıncaġa binüp herkesle
Ṣalın iy serv beni sāye gibi ṭopraġa ṣal
Dōst düşmenler ile ‘arṣada dolāba bin
Zār u ser-geşte olursam n’ola dolāb-mis̱āl
Merḥabā eylemedüñ virmedi devlet baña el
Āh kim derd ü ġam u ġuṣṣada oldum pā-māl
‘Īddür geydi cihān ḫalḳı libās-ı fāḫir
Eğnüme ḫūn-ı sirişk oldı benüm ḫil‘at-ı al
Şāhdan ḳullara ‘īdiyye şehā ‘ādetdür
Leblerüñden n’ola ḳılsam yine bir būse su’āl
Meh-i nev ṣanma görinen tenine pīr-i felek
Na‘l kesmiş saña beñzer ki olupdur ebdāl
Yā meger āyine-i çerḫde oldı ẓāhir
‘Aks-i na‘l-i süm-i esb-i şeh-i Cemşīd-iḳbāl
Server-i tīr-i faṭan ṣaf-der-i keyvān eyvān
Mihr-i Bercīs-sa‘ādet meh-i Behrām-ḳıtāl
Ḫüsrev-i ‘arş-medār u şeh-i gerdūn-miḳdār
Server-i nīk-me’āl u ser-i nīkū-āmāl
Muṣṭafā-nām u Muḥammed-siyer ü Ḥaydar-cūd
Ṣāḥib-i taḫt u livā mālik-i ‘izz ü iclāl
Ḫüsrevā ẕerreden aḥḳar görine miḳdārı
Olsa hem-seng terāzū-yı vaḳāruñla cibāl
Görüp işitmede vü virmede mis̱lüñ ḫaberin
Bāṣıra kūr durur sāmi‘a ker nāṭıḳa lāl
Sensin iy şeh bu mü’eyyed yed ü ‘ādil dille
Ḫüsrev-i kān-ı kerem pādişeh-i baḥr-nevāl
‘Adl ü inṣāfuñ ile şefḳat ü elṭāfuñ ile
Milk-i ma‘mūr durur cümle re‘āyā ḫoş-ḥāl
Ẕikr ider ḫaṣlet-i maḥmūdeñi ‘ālem ḫalḳı
Bārek-Allāh ziyād ola zihī ḥüsn-i ḫıṣāl
Ṭurduġuñla kerem-i maḥżsın ü ‘ayn-ı ‘aṭā
Zāde Allāh zihī luṭf-ı Ḫudā celle celāl
Cūddan saña su’āl eyleseler iḥsānuñ
Dir cevābında ne lāzım aña billāh su’āl
Cām-ı ‘adl al bir ele tīġ-ı siyāset birine
Elin al dostlaruñ düşmeniñüñ başını çal
Saña her kimse ki ṭutmadı muḥabbet yolını
İrmedi hīç selāmet yolına ḳaldı o żāll
Saña her kim ki muḥibb ola zihī ehl-i hadī
Saña her kim ki ‘adū ola zihī ehl-i żalāl
Olmayan ẕerre gibi yoluña ser-geşte senüñ
Dilerüm mihr-i cihān-tāb ise de bula zevāl
Maḥv olur milk nizā‘ını iden sen var iken
Baḥr yanında belī ḳaṭre bulur iżmiḥlāl
Saña nisbet ne vücūdı var ola a‘dānuñ
Şīr yanında ne deñlü ola nīrū-yı şeġāl
Salṭanat taḫtına çün virdi Ḫudā istiḥḳāḳ
Ṣabr ḳıl ola müyesser umarum istiḳlāl
Midḥatuñ rāhını ṭayy itmede ‘āciz oldı
‘Arṣa-i ‘arşı egerçi ṭolanur peyk-i ḫayāl
Dāmen-i medḥüñe iy şāh teşebbüs̱ idemez
Ceyb-i ma‘nāya egerçi irişür dest-i maḳāl
Gerçi Fażlī ḳuluñ iḥsānuña müstaġrıḳdur
Yine iḥsānuñ ümīdinde durur māh ile sāl
Ḫāk gibi ki ne deñlü ola sīr-āb olur
Teşne-i ḳaṭre-i bārān ‘amīmü’l-efḍāl
Nice kim ‘īd ola vü ‘īd ile ‘ālem ḫandān
Nice kim rūze gidüp irişe māh-ı şevvāl
‘Īdüñi Tañrı mübārek ide ṣavmuñ maḳbūl
‘Īd-i muḳbil ‘aẓamet bende-i ḳābil iḳbāl
Pertev-i mihr-i ‘ināyāt Ḫudā’dan dilerüm
Bula günden güne ḳadrüñ meh-i nev gibi kemāl
Dōstuñ ḫurrem ü ḫandān ola her şām u seḥer
Ḫaṣm-ı bed-ḫvāhuñ ola ġarḳa-i endūh u melāl

Günümüz Türkçesiyle

1. Yüce Allah, yaratma eliyle göğün üzerine bir "ayn" yazdı ki kutlu bayramı göstersin. ("Ayn" hem bir harfin adı hem "göz" demektir; "dāl" hem bir harfin adı hem "gösteren" anlamındadır. Bayram demek olan "‘īd" kelimesi ayn ile başlar, dal ile biter; gökteki hilal de bir "ayn" harfine benzetilir.)

2. Oruç ayı eğlence ehlinin elinden kadehini almıştı; bayram geldi, elinde ağzına kadar dolu kadeh var. ("Ayak" eski Türkçede kadeh demektir; "ayağını almak" hem kadehini almak hem yürüyemez hâle getirmek anlamına gelir.)

3. Bayramın ulağı geldi, yine sevinç haberini getirdi; görünen şeyi hilal sanma, o ulağın elindeki altın baltadır.

4. Bayram herkese sevinç ve neşe kadehini bolca sundu; o neşe dolu kadehle herkesin hâli hoş oldu.

5. Bayram, gam ve keder ordusuyla savaşmak için altın hançerini eline alıp geldi.

6. Kutlu bayramın inceliğini yine gördünüz: bütün dünya halkını donatıp al giydirdi. (Beyit iki türlü okunabilir: "al" hem kırmızı renk hem hile demektir; bayram herkesi kırmızılara büründürmüş ya da herkesi aldatmıştır.)

7. Görünen şeyi yeni ay sanma, o bir şahin kanadının ucudur; ikbal göğünün kuşu bu tarafa uçmak istiyor.

8. "‘Īd" kelimesindeki "ayn" (göz) ile "yed" (el) şuna işaret eder: safa günleri geldi, eline altın kadehi al.

9. Her zaman "Kadeh kayığıyla gamdan geç" derim; yeşil denizde, yani gökte görünen hilal de bu gemi gibidir.

10. Hileci ihtiyar felek, beyaz kaşıyla, yani hilalle her an "Kırmızı şarap iç" diye işaret ediyor.

11. Felek çiftçisi yeni aydan eline bir orak aldı; gam ve keder tarlasını biçme vakti geldi.

12. Felek, bayram güzelini büyüleyip kendine bağlamak için ateşe nal koymuş; onu şafak içinde doğan hilal sanma. (Ateşe nal koymak, birini çabucak getirmek için yapılan bir büyüdür.)

13. Ya da göğün kâtibi Utarit, bu gazeli hemen zamanın sayfasına yazmak için eline altın kalemi aldı. ("Tīr", kâtiplerin yıldızı sayılan Merkür'dür.)

14. Bayram yine âşıklara güzelliğini göstererek geldi; şahım, bir "merhaba" de, kulunun gönlünü al.

15. Ey gönül, ayrılık orucuyla ne zamana kadar yoksun kalalım; bayram geldi, kavuşma sofrasının cömertçe kurulma zamanıdır.

16. Ey servi boylu, bayram yerinde herkesle birlikte salıncağa binip salın; beni de gölge gibi toprağa sal.

17. Dostlarla düşmanlarla meydanda dolaba bin; ben de dolap gibi inleyip başım dönerse şaşılmaz. (Dolap hem bayram yerindeki dönen eğlence aracını hem inleyerek dönen su dolabını anlatır.)

18. Bana bir merhaba demedin, devlet de bana el vermedi; ah, dert, gam ve keder içinde ayak altında kaldım.

19. Bayramdır, dünya halkı gösterişli elbiseler giydi; benim sırtıma da kanlı gözyaşı kırmızı bir kaftan oldu.

20. Şahım, şahın kullarına bayramlık vermesi âdettir; dudaklarından yine bir öpücük istesem ne olur.

21. Görünen şeyi yeni ay sanma; ihtiyar felek senin için tenine nal biçiminde bir yara açmış, abdallara benzemiştir. (Abdallar, aşk nişanı olarak tenlerine nal biçiminde dağ yakarlardı.)

22. Ya da göğün aynasında, Cemşid ikballi şahın atının toynağındaki nalın yansıması göründü.

23. O, zekâda Utarit gibi bir önder, eyvanı Zühal kadar yüksek bir yiğit; talihte Jüpiter gibi bir güneş, savaşta Mars gibi bir aydır.

24. Arş yüceliğinde bir hükümdar, gök değerinde bir şah; sonu hayırlı bir önder, işleri güzel bir baştır.

25. Adı Mustafa, gidişi Muhammed'in, cömertliği Haydar'ın, yani Hz. Ali'nin gidişi gibi olan; taht ve sancak sahibi, izzet ve yücelik sahibi şehzadedir.

26. Ey hükümdar, dağlar senin vakarınla terazide ağırlık yarışına girse, değerleri zerreden aşağı görünür.

27. Senin bir benzerini görmede, işitmede ve haber vermede göz kör, kulak sağır, dil dilsizdir.

28. Ey şah, Allah'ın desteklediği bu el ve adil gönülle kerem madeninin hükümdarı, deniz gibi bağışın padişahı sensin.

29. Adaletin ve insafın, şefkatin ve lütuflarınla ülke bayındırdır, bütün reaya mutludur.

30. Dünya halkı senin övülmüş huylarını anar; Allah mübarek etsin, artırsın, ne güzel huylar.

31. Var oluşunla saf kerem, bağışın ta kendisisin; Allah artırsın, ne güzel bir Allah lütfu, celle celâlühû.

32. Cömertliğe senin ihsanını sorsalar, cevabında "Vallahi buna soru gerek mi" der. (Mısrada "su’āl" hem soru hem dilenme demektir; senin ihsanın istenmeden verilir.)

33. Bir eline adalet kadehini, ötekine siyaset kılıcını al; dostlarının elini tut, düşmanının başını kes.

34. Sana sevgi yolunu tutmayan hiç kimse selamet yoluna ulaşmadı; o, yolunu şaşırmış kaldı.

35. Seni seven herkes ne güzel hidayet ehlidir; sana düşman olan herkes ne kadar sapkındır.

36. Senin yolunda zerre gibi başı dönen olmayan, dünyayı aydınlatan güneş bile olsa, dilerim batsın.

37. Sen varken ülke için seninle çekişen yok olur; evet, deniz yanında damla kaybolur gider.

38. Sana göre düşmanlarının ne varlığı olabilir; aslanın yanında çakalın gücü ne kadar olur.

39. Allah seni saltanat tahtına layık kıldığına göre sabret; umarım tek başına hükümranlık da nasip olur.

40. Hayal ulağı arşın meydanını dolaşsa da senin övgünün yolunu katetmekte aciz kaldı.

41. Ey şah, söz eli anlamın yakasına erişse de senin övgünün eteğine tutunamaz.

42. Kulun Fazlî ihsanına gark olmuş olsa da yine aylar yıllar boyu ihsanının umudundadır.

43. Tıpkı toprak gibi: ne kadar sulansa da yine yağmurun bir damlasına susamıştır, ey lütfu herkese yayılan.

44. Bayram geldikçe ve dünya bayramla güldükçe, oruç gidip Şevval ayı geldikçe,

45. Tanrı bayramını mübarek, orucunu makbul etsin; gelecek bayram azametle gelsin, ikbal sana layık bir kul olsun. (Mısranın söz dizimi kapalıdır; anlam bu yönde tahmin edilmiştir.)

46. Allah'tan inayet güneşinin ışığını dilerim; değerin yeni ay gibi günden güne büyüyüp dolunay olsun.

47. Dostun her akşam ve sabah sevinçli ve güler yüzlü olsun; kötülük dileyen düşmanın gam ve kedere gark olsun.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir kırk yedi beyitlik bir kasidedir. Vezin remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-āl" sesidir: dāl, māl-ā-māl, hilāl, ḳıtāl, ḫoş-ḥāl ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mustafa Özkat kasideyi Şehzade Mustafa övgüsünde bir ıydiyye, yani bayram kasidesi olarak tanımlar. Nesib bölümünde bayramın gelişi anlatılır; 14. beyitte şair tecdid-i matla yapar, yani kasidenin içinde iki mısraı da kafiyeli yeni bir matla söyler ve 14-18. beyitler arasına bir gazel yerleştirir. Memduhun adı 25. beyitte geçer, şair 41. beyte kadar şehzadeyi över, mahlasını 42. beyitte kullanır ve kasideyi dua bölümüyle bitirir. 44. beyitteki "rūze" (oruç) ve "māh-ı şevvāl" sözleri, kutlanan bayramın Ramazan Bayramı olduğunu gösterir.

Özkat kasideyi divanın 20. kasidesi olarak yayımlar. Şiir Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 118b) ve Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 151a) bulunur. Revan nüshasında başlık "Ḳaṣīde-i Fażlī berāy-ı Sulṭān Muṣṭafā", Süleymaniye nüshasında yalnız "Ḳaṣīde"dir. Revan nüshasında 12. ve 13. beyitler yanlışlıkla birbirine karıştırılıp tek beyit hâlinde yazılmıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin girişi, bayramın habercisi olan yeni ay üzerine kurulmuş bir benzetmeler dizisidir. İlk beyit harf oyunuyla açılır: Allah göğe bir "ayn" yazmıştır ve bu harf bayramı gösterir. "‘Īd" kelimesi ayn harfiyle başlayıp dal harfiyle biter; "dāl" aynı zamanda "gösteren" demek olduğu için mısra bir tevriye taşır. Sekizinci beyitte aynı kelime yeniden ele alınır: "ayn" göz, ona benzeyen "yed" el demektir; şair bundan "eline altın kadehi al" anlamını çıkarır. Ardından hilal sırasıyla ulağın elindeki altın balta, gam ordusuna karşı çekilmiş altın hançer, şahin kanadının ucu, kadeh kayığı, ihtiyar feleğin beyaz kaşı, felek çiftçisinin orağı, ateşe konmuş nal ve Utarit'in altın kalemi olur. Özkat üçüncü ve on ikinci beyitlerde şairin okura, görünenin hilal sanılmaması gerektiğini hatırlattığını belirtir; "ṣanma" ile kurulan bu söyleyiş, bir şeyi başka bir şeye benzetirken benzetileni inkâr eden tecahül-i arif ve teşbih sanatlarını birleştirir.

Özkat bu kasideyi, XVI. yüzyılda bayram âdetlerini yansıttığı için ayrıca önemli bulur. Hilalin görülmesi bayramın haberidir; bayramda dargınlar barışır, büyükler küçüklerin gönlünü alır. 14. beyitteki "Merḥabā ḳıl ḳuluñuñ göñlini şāhum ele al" mısraı bu âdeti hatırlatır. 16. ve 17. beyitlerde bayram yerinde kurulan salıncaklardan ve dolaplardan söz edilir; Özkat bunları bugünkü lunaparkların karşılığı olarak görür. "Dolāb" kelimesi aynı zamanda inleyerek dönen su dolabını anlattığı için, âşığın inleyip başının dönmesiyle güzel bir tevriye kurar. 20. beyitte bayramlık âdeti, sevgiliden bir öpücük istemek için bahane edilir.

Övgü bölümünde şehzade yıldızlarla anılır: 23. beyitte Utarit, Zühal, Jüpiter ve Mars bir arada kullanılarak bir tenasüp kurulur. 25. beyitteki "Muṣṭafā-nām u Muḥammed-siyer ü Ḥaydar-cūd" mısraı, şehzadenin adını Peygamber'in adı ve Hz. Ali'nin cömertliğiyle birleştirir. Özkat 37. ve 38. beyitlerde atasözlerinin şiire taşındığını gösterir: "Deniz içinde katre yok olur" ve "Arslanın yanında çakalın gücünün önemi yoktur". 33. beyitteki "başını çal" deyimi de onun deyimler listesinde yer alır.

Tarihî Bağlam

Kaside, başlığı ve 25. beyitteki ad ile Şehzade Mustafa'ya sunulmuştur. Fazlî'nin Mustafa'ya yazdığı kasideler, şairin 1543'ten 1553'e kadar onun Amasya'daki divanında kâtiplik yaptığı yıllara aittir; bu kasidenin hangi Ramazan Bayramı'nda sunulduğu bilinmez. 39. beyit dikkat çekicidir: şair, Allah'ın şehzadeyi saltanat tahtına layık kıldığını söyler ve ona sabrı tavsiye ederek "istiklal", yani tek başına hükümranlık umduğunu belirtir. Bu söz, şehzadenin çevresinde onun bir gün tahta çıkacağına dair beklentinin açıkça dile getirildiği yerlerden biridir. Mustafa, Şerafettin Turan'ın anlattığı gibi Ekim 1553'te babasının emriyle öldürüldüğü için bu umut gerçekleşmemiştir.

Kaynakça

Akademik çalışmalar

Çevrimiçi kaynaklar