Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü Mefā‘īlü Mefā‘īlü Fe‘ūlün

İy ḳudretüñüñ maẓharı ser-cümle-i eşyā
V’ey ḥikmetüñüñ manẓarı āyīne-i dünyā
Rūşen ikisi birlügüñ[üñ] oldı delīli
Eyvān-ı felekde meh ile mihr hüveydā
Seccāde-nişīnān nüh eflāk-ı ‘alāya
Ḥükmüñle żiyā-baḫş ḳanādīl-i zevāyā
İy ‘ālim-i bī-fikret ü v’ey vāhib-i bī-ecr
İy ṣāni‘-i bī-ālet [ü] v’ey ḳāyim-i bī-cā
Hem Rāzıḳ-ı bī-reybsin ü Ḫālıḳ-ı bī-‘ayb
Hem ẓāhir-i pinhānsın ü hem bāṭın-ı peydā
Urmasa senüñ luṭf-ı laṭīfüñden eger dem
Cān virmez idi mürdelere Ḥażret-i ‘Īsā
Bulmazdı ḳuluñ olmasa şāhān-ı cihān-dār
Eyvān-ı felek-rif‘at ü ḳaṣr-ı felek-āsā
Ger Ka‘be vü büt-ḫāne vü ger ḫān-ḳāh-ı deyr
Senden degül anlar dükeli ḫāli vü tenhā
Ḥükmüñle olur ḳaṭre güher neyy şeker-ter
Emrüñle virür lāle vü gül ḫār ile ḫārā
Peydā dükeli senden ü pinhān ḳamudansın
Pinhān dükelidensin ü senden ḳamu peydā
Her nesne ki fikr eyleyem andan da münezzeh
Her nesne ki ẕikr eyleyem andan da mu‘arrā
Her kimseye kim ire senüñ luṭf-ı laṭīfüñ
Menzil-gehi eflāk ola mānend-i Mesīḥā
Her kimseyi kim ḫışmuña maẓhar idesin sen
Yire geçe Ḳārūn-veş ola başı aşaġa
Redd itdügiçün emrüñi bir kez senüñ İblīs
Merdūd-ı ebed itdüñ idüp la‘neti aña
Īmānı vü Ḳur’ān’ı vü tevfīḳı refīḳ it
Fażlī’ye ḳaçan mevt ire iy Ḥayy ü Tüvānā

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey bütün varlıkların, kudretinin göründüğü yer olduğu; ey dünya aynasının, hikmetinin seyredildiği yer olduğu Allah.

2. Felek eyvanında apaçık görünen ay ile güneş, ikisi birden, senin birliğinin parlak delili oldu.

3. Dokuz yüce feleğin seccadelerinde oturanlara, köşelerdeki kandiller senin hükmünle ışık verir. (Yıldızlar, göğün köşelerinde yanan kandillere benzetilir.)

4. Ey düşünmeden bilen, karşılık beklemeden bağışlayan; ey aletsiz yaratan, mekânsız var olan.

5. Sen hem şüphesiz rızık veren hem ayıpsız yaratansın; hem gizli olan zahirsin hem görünen batınsın. (Zahir ve Batın, Allah'ın "açık" ve "gizli" anlamındaki adlarıdır.)

6. İnce lütfundan bir nefes üflemeseydin Hazret-i İsa ölülere can vermezdi.

7. Dünyayı tutan şahlar senin kulun olmasalardı göğe yükselen eyvanları ve gök gibi köşkleri bulamazlardı.

8. İster Kâbe olsun ister puthane, ister tekke ister manastır; hiçbiri senden boş ve ıssız değildir.

9. Senin hükmünle damla inci, kamış şekerle dolu olur; emrinle diken lale, kaya gül verir.

10. Her şey senden ortaya çıkmıştır, sen ise hepsinden gizlisin; sen hepsinden gizlisin, her şey ise senden ortaya çıkar.

11. Neyi düşünsem sen ondan da münezzehsin; neyi ansam sen ondan da uzaksın.

12. Senin ince lütfun kime erişirse, Mesih gibi onun konağı gökler olur. (Hz. İsa'nın göğe yükseltildiğine inanılır.)

13. Kimi gazabının hedefi kılarsan, Karun gibi yere geçer, başı aşağı olur. (Karun, Kur'an'da serveti ile birlikte yere geçirilen kişidir.)

14. İblis bir kez emrini reddettiği için onu lanetleyip ebediyen kovulmuş kıldın.

15. Ey diri ve güçlü olan Allah, Fazlî'ye ölüm geldiğinde imanı, Kur'an'ı ve ilahî yardımı ona yoldaş et.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on beş beyitlik bir kasidedir. Vezin hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır; kafiye "-ā" sesidir: eşyā, dünyā, hüveydā, zevāyā, bī-cā, peydā ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mahlas son beyitte geçer. Başlığı "Ḳaṣīde-i Fażlī fi't-taḥmīd ve't-temcīd", yani Allah'a hamd ve O'nu yüceltme üzerine kasidedir. Mustafa Özkat bu kasideyi de bir tevhid sayar. Kime ve ne zaman sunulduğu bilinmez; bir dinî kaside olarak belli bir kişiye sunulmamıştır.

Özkat kasideyi divanın ikinci kasidesi olarak, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuadan (vr. 137b) yayımlar; şiirin bilinen başka nüshası yoktur. 12. beyitteki "menzil-gehi" kelimesi nüshada yanlışlıkla "menzil-heki" okunabilecek biçimde yazılmıştır. İkinci ve dördüncü beyitlerdeki köşeli parantez içindeki ekler, neşirde vezin için yapılmış tamamlamalardır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kaside, Allah'ın sıfatlarını ve adlarını sıralayan bir övgüdür. Dördüncü ve beşinci beyitler bu sıralamanın en yoğun yeridir: Allah düşünmeden bilen, karşılıksız bağışlayan, aletsiz yaratan, mekânsız var olandır; Rāzıḳ, Ḫālıḳ, Ẓāhir ve Bāṭın'dır. Beşinci beyitteki "ẓāhir-i pinhān" (gizli olan açık) ve "bāṭın-ı peydā" (görünen gizli) terkipleri, zıt anlamlı kelimeleri birleştiren bir tezat oyunudur ve Kur'an'daki "O, zahirdir ve batındır" sözüne dayanır.

Özkat, şairin bu kasidede 10. beyit gibi tasavvufi olarak yorumlanabilecek beyitlere de yer verdiğini belirtir. Bu beyitte "peydā" ve "pinhān" kelimeleri birinci mısradaki sıranın tersine ikinci mısrada yeniden dizilir: her şey Allah'tan ortaya çıkar, Allah ise her şeyden gizlidir. Mısraların kelimeleri yer değiştirerek tekrarlandığı bu söyleyişe tard-ı akis denir. Beyit, varlığın Allah'ın tecellisi olduğu, ama Allah'ın varlıklar içinde görülemediği düşüncesini taşır. Sekizinci beyitte Kâbe, puthane, tekke ve manastırın hiçbirinin Allah'tan boş olmadığı söylenir; bu da aynı tasavvufi bakışın bir ifadesidir.

Kasidenin ikinci yarısında peygamberler ve Kur'an kıssalarına telmihler yapılır. Özkat altıncı beyti, Hz. İsa'nın ölüleri diriltmesinin Allah'ın lütfuyla olduğunu söyleyen bir örnek olarak aktarır. 12. beyitte Mesih'in göğe yükselmesi, 13. beyitte Karun'un yere geçmesi birbirine karşıt iki son olarak yan yana konur. Özkat 13. beyitteki "baş aşağı olmak" ve "yere geçmek" ifadelerini şairin kullandığı deyimler arasında sayar. Son beyit, ölüm anında iman, Kur'an ve tevfik dileyen bir duadır.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar