Özgün Metin
Vezin: Mefā‘ilün Fe‘ilātün Mefā‘ilün Fe‘ilün
Nedür bu ẕevḳ u ṣafā vü nedür bu ḥaẓẓ u ḥużūr
Bu ‘ıyşı var ise bāḳī ṣanursın iy maġrūr
Niçe dürişesin itmege ḳaṣruñı a‘lā
Añ ol zemānı ki bir gün yirüñ olısar gūr
Ne fā’ide çü degül üstüvār ḫāne-i ‘ömr
Ṭutam ki ḳaṣruña göre cinānda ola ḳuṣūr
Cihānda Ka‘be-i dil yapmasına sa‘y eyle
Ḫalīl-i Ḥaḳ olasın cānuñ ola tā mesrūr
Serāy-ı raḥmete mālik ide seni Mevlā
Bugün ki ḳaṣr-ı ‘ibādātı idesin ma‘mūr
Çerāġ yaḳmaġa sa‘y eyle dār-ı dünyāda
Dilerseñ eylemeye ḳabrüñi Ḫudā deycūr
Fütūḥ-ı milket-i ‘afve iresin eyler iseñ
Günāh leşkerini tevbe tīġiyle maḳhūr
Degül mi ‘ayb ki il ‘aybına naẓar idesin
Hezār ‘aybuñı Settār ide senüñ mestūr
Güzellerüñ niçe bir vaṣf-ı ḫaṭṭın eyleyesin
Añ ol zemānı ki bir gün üşiser aġzuña mūr
Güzel ne fā’ide eyler saña o dem ‘acebā
Elüñde ḳalmaya ferr ü gözüñde ḳalmaya nūr
Ölmelü ḫastesisin gördügüñ perī-rūnuñ
Meger ki sāḥir-i nefs eyledi seni mesḥūr
Gedālıġ ile ġanī ol Ḫıṭā durur alma
Eger ki Çīn’i saña virse ser-te-ser faġfūr
Revā mı ġaflet ile sen uyursın iy ādem
Gice ṣabāḥa degin ẕikr ider vuḥūş u ṭuyūr
Getürdi taḫtuñı yil ṭutalum Süleymān-vār
Ne fā’ide olıcaḳ şāh-ı merge sen me’mūr
Çü ‘āḳıbet kefen olur libāsı her kişinüñ
‘Abā ile ola mı farḳ-ı cāme-i semmūr
Saña göñül vireler baş yüz üzre yirüñ ola
Olursa zülf-i ṣanem gibi ḫāṭıruñ meksūr
Ne ola ḥāl ‘aceb āḫiretde dimeyesin
Ḳanı ‘ibādet-i Mevlā nedür bu fısḳ u fücūr
Meger ki geçmez ola ḫāṭıruñdan iy ġāfil
Aḳar ṣu gibi ider ‘ömr ü hem zemāne mürūr
Ġurūr eyleme var ḥālüñe ṣanup gerçek
Bir iki gün yüzüñe gülse dehr virse ġurūr
Hevāya yeltenüben yelmedür ki her laḥẓa
Ḳoparasın çü ṣabā ‘ālem içre gird-i fütūr
Eger ki mühre-i ẕikr ile ṣāf idesin ola
Ḫuṭūṭ-ı raḥmet ile ṣafḥa-i dilüñ mesṭūr
Günāh eylemedür her zemān işüñ Fażlī
Meger ki ḫāṭıra itmez ‘aẓāb-ı nār-ı ḫuṭūr
Resūl sünnetini kendüzüñe farż eyle
Ki cennet ola mekānuñ şarābuñ ola ṭahūr
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu zevk ve safa nedir, bu haz ve huzur nedir; ey mağrur, bu yaşayışı kalıcı mı sanıyorsun?
2. Köşkünü yüceltmek için daha ne kadar uğraşacaksın; bir gün yerinin mezar olacağı zamanı an.
3. Ömür evi sağlam olmadığına göre ne faydası var; tut ki cennette de köşküne göre köşklerin olsun. (Mısradaki "ḳuṣūr" kelimesi hem "köşkler" hem "kusurlar" anlamına gelir.)
4. Dünyada gönül Kâbesini yapmaya çalış ki Hz. İbrahim gibi Hakk'ın dostu olasın, canın sevinsin. (Kâbe'yi Hz. İbrahim'in yaptığına inanılır; onun lakabı Halilullah, yani Allah'ın dostudur.)
5. Bugün ibadetler köşkünü bayındır edersen Mevlâ seni rahmet sarayının sahibi kılar.
6. Allah kabrini karanlık etmesin istersen, dünya yurdunda kandil yakmaya çalış.
7. Günah ordusunu tövbe kılıcıyla yenersen, af ülkesinin fethine erersin.
8. Ayıpları örten Allah senin bin ayıbını örterken, başkasının ayıbına bakman ayıp değil mi?
9. Güzellerin yüz tüyünü daha ne kadar vasfedeceksin; bir gün ağzına karıncaların üşüşeceği zamanı an. (Divan şiirinde sevgilinin ince yüz tüyü karınca dizisine benzetilir; şair bu benzetmeyi mezardaki karıncalara çevirir.)
10. Elinde güç, gözünde nur kalmayacak o anda, acaba güzel sana ne fayda verir?
11. Gördüğün peri yüzlünün ölümcül hastasısın; yoksa nefis büyücüsü seni büyüledi mi?
12. Dilencilikle zengin ol; Çin'in hükümdarı bütün Çin'i sana verse de alma, hatadır. ("Ḫıṭā" hem Kuzey Çin'in adı hem "hata" demektir; "faġfūr" Çin hükümdarının unvanıdır.)
13. Ey insan, gafletle uyuman yakışır mı; vahşi hayvanlar ve kuşlar gece sabaha kadar zikreder.
14. Tut ki rüzgâr Süleyman'ınki gibi tahtını taşıdı; ölüm şahına teslim olunca ne fayda. (Hz. Süleyman'ın tahtının rüzgârla taşındığına inanılır.)
15. Sonunda herkesin elbisesi kefen olduğuna göre, kaba aba ile samur kürk arasında bir fark olur mu?
16. Gönlün sevgilinin zülfü gibi kırık olursa, sana gönül verirler, yerin baş göz üstünde olur.
17. Ahirette hâlin nice olur demeyecek misin; Mevlâ'ya ibadet nerede, bu günah ve sapkınlık ne?
18. Ey gafil, ömrün de zamanın da akarsu gibi geçip gittiği aklından geçmiyor mu yoksa?
19. Dünya bir iki gün yüzüne gülüp sana gurur verse, onu gerçek sanıp hâlinle gururlanma.
20. Hevaya kapılıp her an seher yeli gibi dünyada gevşeklik tozu koparman boşuna koşmaktır.
21. Gönlünü zikir mühresiyle parlatırsan, gönül sayfan rahmet yazılarıyla yazılmış olur. (Mühre, kâğıdı perdahlamakta kullanılan cilalı taştır.)
22. Ey Fazlî, işin her zaman günah işlemektir; yoksa cehennem ateşinin azabı aklına hiç gelmez mi?
23. Peygamber'in sünnetini kendine farz edin ki mekânın cennet, şarabın tertemiz cennet şarabı olsun.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir yirmi üç beyitlik bir kasidedir. Vezin müctes bahrinin "mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-ūr" sesidir: ḥużūr, maġrūr, gūr, ḳuṣūr, mesrūr, ma‘mūr ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mahlas 22. beyitte geçer. Başlığı "Ḳaṣīde-i Fażlī fi'l-mev‘iẓeti ve'n-naṣīḥati", yani öğüt ve nasihat üzerine kasidedir. Mustafa Özkat onu nasihat türünde, didaktik ve tasavvufi nitelikte bir kaside olarak tanımlar. Kasidede övgü bölümü yoktur; şair baştan sona okura değil, "iy maġrūr", "iy ġāfil", "iy ādem" diye seslendiği insana öğüt verir. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.
Özkat kasideyi Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuadan (vr. 138b) yayımlar; şiirin bilinen başka nüshası yoktur. Özkat bazı okuma sorunlarını dipnotta gösterir: yedinci beyitteki "tīġiyle" anlam bakımından uygun olsa da vezin "tīġ-ile" biçimini ister; 15. beyitteki "semmūr" nüshada yanlış yazılmıştır; 19. beyitteki "gülse" nüshada "gelse" okunacak biçimde harekelenmiştir.
Anlam ve Söz Sanatları
Özkat'ın özetine göre bu kasidede dünyanın faniliği üzerinde durularak gönül yapmak, ibadet etmek, günahtan uzak durmak ve başkalarının kusurlarını görmemek öğütlenir. Kaside, dünya nimetleriyle ölüm arasındaki karşıtlık üzerine kurulur ve bu karşıtlığı birbirini izleyen tezatlarla işler: yüksek köşk ile mezar, ömür evi ile cennet köşkü, Süleyman'ın tahtı ile ölüm şahı, aba ile samur kürk. 15. beyit bu düşüncenin en açık ifadesidir: herkesin son elbisesi kefen olduğuna göre zenginin kürkü ile yoksulun abası arasında fark kalmaz.
Şair öğüdünü divan şiirinin bilinen imgelerini tersine çevirerek güçlendirir. Dokuzuncu beyitte sevgilinin yüz tüyü, yani "ḫaṭ", karıncaların mezardaki ölünün ağzına üşüşmesine dönüşür; "mūr" (karınca) kelimesi hem güzellik mazmununu hem ölüm gerçeğini taşır. 16. beyitte sevgilinin kıvrık zülfü, gönlü kırık, yani alçakgönüllü insanın benzetileni olur. Dördüncü beyitte Kâbe'yi yapan Hz. İbrahim'e telmihle "gönül Kâbesi" yapmak öğütlenir; Özkat bu beyti ve ikinci beyti şairin didaktik söyleyişine örnek olarak aktarır. 18. beyitte Özkat, "Ömür su gibi geçer" atasözünün şiire taşındığını belirtir.
Üçüncü beyitteki "ḳuṣūr" kelimesi, hem "ḳaṣr"ın çoğulu olarak "köşkler" hem de "kusurlar" anlamıyla bir tevriyedir: cennette köşkün olsa da ömür evi çürükse o köşkler kusura dönüşür. 12. beyitte "Ḫıṭā" kelimesi hem Kuzey Çin'in adı hem "hata" anlamıyla aynı sanatı tekrarlar. 21. beyitte gönül, zikir mühresiyle perdahlanıp rahmet yazılarıyla doldurulan bir sayfaya benzetilir; bu benzetme, kâğıt ve yazı işleriyle uğraşan bir kâtibin meslek dünyasından gelir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 138-140, kaside no. 6 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 138b); ayrıca s. 49 (kasideler üzerine), s. 75-76 (dinî ve tasavvufi şiirler) ve s. 89 (atasözleri), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






