Özgün Metin

Vezin: Mef‘ūlü Mefā‘īlü Mefā‘īlü Fe‘ūlün

İy ẕāt-ı şerīfüñ sebeb-i fıṭrat-ādem
V’ey Ka‘be yüzüñ ḳıble-i ser-cümle-i ‘ālem
Ḫāk-ı der-i luṭfuñla ḳamu dīde mukaḥḥal
Dāġ-ı ġam-ı ‘ışḳuñla ḳamu çihre müvessem
Ẕātuñla idüp faḫr senüñ cümle nebīler
İy milk-i nübüvvetde olan şāh-ı mükerrem
Her mücrime kim sen idesin luṭf u ‘ināyet
Cismine ḥarām ola anuñ nār-ı cehennem
Menzil-gehi olmazdı anuñ ṭārem-i çārum
Olmasa saña ümmet eger ‘Īsi-yi Meryem
Bir ẕerre cemālüñden eger düşmese pertev
Olmazdı żiyā-baḫş-ı cihān neyyīr-i a‘ẓam
Kendüye senüñ sünnetüñi farż ide her kim
Dünyāda vü ‘uḳbāda daḫı görmeye ol ġam
Bū Cehl saña eylemedüğiyçün itā‘at
Bu cehl iki ‘ālemde anı eyledi mülzem
Derdüñ gibi dil-ḫastelere yoḳ daḫı dermān
Zaḫmuñ gibi mecrūḥlara hem daḫı merhem
Luṭfuñ yeli terbiyyet eger eylemeyeydi
Gül-zār-ı cihān olmaz idi gül gibi ḫürrem
Anuñ tenine ola ḥarām āteş-i dūzaḫ
Kim olsa ḥarīm-i ḥarem-i luṭfuña maḥrem
Sensin bugün ol server-i a‘lā ki ider faḫr
Ḳapuñda ḳul olmaġ ile şāhān-ı mükerrem
Fażlī’ye umaram ki şefā‘at ire senden
Şol demde ki maḥşer ola mīzān ḳurula hem
Uzatma kelāmuñı yeter muḫtaṣar eyle
Olmaz ki anuñ medḥine pāyān bula ādem
Ḫatm eyle sözüñ eyleyüben cān u göñülden
Ṣad-bār selām āline aṣḥābına her-dem

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey şerefli varlığı Âdem'in yaratılışına sebep olan; ey Kâbe gibi yüzü bütün âlemin kıblesi olan Peygamber.

2. Herkesin gözü lütuf kapının toprağıyla sürmelenmiş, herkesin yüzü aşkının gamından açılmış yarayla damgalanmıştır.

3. Ey peygamberlik ülkesinin cömert şahı, bütün peygamberler senin varlığınla övünür.

4. Senin lütuf ve inayet ettiğin her günahkârın bedenine cehennem ateşi haram olur.

5. Meryem oğlu İsa sana ümmet olmasaydı, dördüncü kat gök onun konağı olmazdı. (Hz. İsa'nın göğün dördüncü katına yükseltildiğine inanılır.)

6. Senin cemalinden bir zerre ışık düşmeseydi, en büyük ışık kaynağı olan güneş dünyaya ışık bağışlamazdı.

7. Senin sünnetini kendine farz bilen kimse dünyada da ahirette de gam görmez.

8. Ebu Cehil sana itaat etmediği için bu cehalet onu iki dünyada da mahkûm etti. (Mısrada "Bū Cehl" ile "bu cehl", yani bu cahillik arasında bir ses oyunu vardır.)

9. Gönlü hastalara senin derdin gibi bir derman, yaralılara senin açtığın yara gibi bir merhem yoktur.

10. Lütfunun yeli beslemeseydi, dünya gül bahçesi gül gibi şen olmazdı.

11. Lütfunun haremine mahrem olan kimsenin tenine cehennem ateşi haram olsun.

12. Bugün o yüce önder sensin ki şerefli şahlar senin kapında kul olmakla övünür.

13. Mahşerin kurulup terazinin dikileceği o günde senden Fazlî'ye şefaat erişeceğini umarım.

14. Sözünü uzatma, kısa kes; çünkü insan onun övgüsünün sonunu bulamaz.

15. Sözünü candan gönülden, onun âline ve ashabına daima yüz kez selam ederek bitir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on beş beyitlik bir kasidedir. Vezin hezec bahrinin "mef‘ūlü mefā‘īlü mefā‘īlü fe‘ūlün" kalıbıdır; kafiye "-em" sesidir: ‘ālem, müvessem, mükerrem, cehennem, Meryem, a‘ẓam ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mahlas 13. beyitte geçer. Başlığı "Na‘t-ı diger ‘aleyhi's-selām", yani "Peygamber için başka bir na't"tır. Mustafa Özkat'a göre bu ikinci na'tta da nesib bölümü yoktur ve şair doğrudan övgüye geçer. Kime ve ne zaman sunulduğu bilinmez; bir dinî kaside olarak belli bir kişiye sunulmamıştır.

Özkat kasideyi Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuadan (vr. 138b) yayımlar; şiirin bilinen başka nüshası yoktur. Beşinci beyitteki "menzil-gehi" kelimesi nüshada yanlışlıkla "menzil-heki" okunabilecek biçimde yazılmıştır.

Anlam ve Söz Sanatları

Kasidenin ilk beyti, Peygamber'in varlığını yaratılışın sebebi sayan inanca dayanır: Âdem onun yüzünden yaratılmıştır, onun yüzü de Kâbe gibi bütün âlemin kıblesidir. Yüz ile Kâbe arasındaki benzetme, divan şiirinde sevgilinin yüzü için de kullanılan bir mazmunu na'ta taşır. İkinci beyitte "mukaḥḥal" (sürmeli) ile "müvessem" (damgalı) kelimeleri iki mısrayı birbirine bağlar: herkesin gözü onun kapısının toprağını sürme yapmış, herkesin yüzü onun aşkının yarasıyla damgalanmıştır. Özkat bu beyitteki "der-i luṭf" sözünü, "iyilik kapısı" anlamındaki deyimlerin örneği olarak kaydeder.

Özkat, Fazlî'nin şiirlerinde öteki peygamberler arasında en çok Hz. İsa, Hz. Yakub ve Hz. Yusuf'un adını andığını ve onları daha çok mucizeleriyle benzetme unsuru olarak kullandığını belirtir; bu kasidenin beşinci beytini de örnek olarak verir: Hz. İsa, Peygamber'in ümmetinden olmasaydı göğün dördüncü katına çıkamazdı. Altıncı beyitte güneşin ışığı Peygamber'in cemalinden düşen bir zerreye bağlanır; bu, bir doğa olayına şiirsel bir sebep gösteren hüsn-i talildir. Sekizinci beyitte "Bū Cehl" (Ebu Cehil) ile "bu cehl" (bu cahillik) arasında ustaca bir cinas vardır: Peygamber'e itaat etmeyen Ebu Cehil'i iki dünyada mahkûm eden, adındaki cahilliktir.

Dokuzuncu beyitte dert ile derman, yara ile merhem arasında bir tezat kurulur: Peygamber'in derdi dermandır, onun açtığı yara merhemdir. Dördüncü ve on birinci beyitlerde aynı düşünce, cehennem ateşinin onun lütfuna erenlere haram olacağı sözüyle iki kez tekrarlanır. Özkat 12. beyitteki "ḳul olmak" ifadesini şairin deyimleri arasında sayar. Kaside, 14. beyitte şairin kendine sözü kısa kesmesini söylemesi ve 15. beyitte Peygamber'in âline ve ashabına selam ile kapanır; bu düzen, na'tların geleneksel bitişidir.

Kaynakça

Çevrimiçi kaynaklar