Özgün Metin
Vezin: Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilātün Fe‘ilün
Āteş ur ḫırmen-i hestīye demidür iy dil
Ger dilerseñ ki ola sebze-i vuṣlat ḥāṣıl
Bend olup ġaflet ile bende-i nefs olma ṣaḳın
Himmet it k’olasın āzāde olup bend-i kösil
Bezm-i kes̱retde nice ‘āḳil u hüşyār olasın
Bāde-i vaḥdet ile demdür olursañ ḳan-ı dil
Görinürken saña her yirde Cemāl-i muṭlaḳ
Bir avuç āb u kiliñ ḥüsnine olma māyil
Ḳorḳum ol yolda ḳalup dūr olasın ḳāfileden
Ḫvāb-ı ġaflet niçe bir aç gözüñi iy ġāfil
Cehd idüp ḳaṭre iken cānib-i deryāya iriş
‘Ayn-ı deryā olagör olma esīr-i sāḥil
Niçe bir cām-ı hevā ile olup mest ü ḫarāb
Olasın cehl ile üftāde vü ālūde-i kil
Ne yirüñdür ola billāh bu mekān-ı esfel
Lā-mekān taḫtı olurken saña ‘ālī-menzil
Olma leẕẕātına nefs ile hevānuñ ṭāmi‘
Leẕẕeti ẕillet imiş sükkeri zehr-i ḳātil
Ki bilürsüñ seni sensin saña ‘ayn-ı noḳṣān
Sen seni ref‘ idegör tā ki olasın kāmil
Senliğüñdür seni senden ayıran iy miskīn
Yoḫsa sensin girü maṭlūbuñ olan ancaḳ bil
Sen seni ref‘ idegör tā ki ola ref‘-i ḥicāb
Ki hemān çihre-i cānāneye sensin ḥāyil
Līk sen bulmaġa maṭlūb-ı ḥaḳīḳīye viṣāl
Niçe esbāb gerek kim ola vuṣlat ḥāṣıl
Çünki tevfīḳ refīḳ ola hidāyet yāver
Bulasın cedd-ile bir pīr-i mükemmel kāmil
Şarṭ-ı rehdür saña on nesne eger kim sen onı
Eyleriseñ olasın kūy-ı murāda dāḫil
Evvelā lāzım olan ḥażret-i pīre teslīm
Olasın tā ki anuñ feyżine nev‘ā ḳābil
Yed-i ġassālde meyyīt gibi teslīm ol aña
İḫtiyārı ḳo ṭut emrini ne kim ḳıl dise ḳıl
S̱āniyen tevbe k’odur cānib-i Mevlā’ya rücū‘
Eyleyüp cümle mu‘āṣīyi özüñden zāyil
S̱ālisen zühd gerek ya‘ni ṣalāḥ-ı a‘māl
Ṣıdḳ ile cümle-i ṭā‘ātı olasın ‘āmil
Rābi‘an vācib olan sālike perhīz-i vera‘
Ki firāsetle ola fārıḳ-ı ḥaḳ u bāṭıl
Ḫāmisen sālik-i seyyāre tevekkül lāzım
Ki tevekkülle olur menzile sālik vāṣıl
Sādisen sālike elbetde ḳanā‘at vācib
Ki bu yolda o durur zād u nevāl-i rāḥil
Sābi‘an ḫalvet ü ‘uzlet ki sülūk ehlinüñ
Ṣoḥbet-i ḫalḳ ider nūr u ṣafāsın zāyil
Ḫalvet oldur k’ola maḥbūs-ı ḥavās u cāne
Olmaya vāsıṭa-i ḥüsn ile leẕẕet ḥāṣıl
S̱āminen meşġale-i kes̱ret-i ẕikr ü tesbīḥ
Ki odur mıṣḳale-i ṣafvet-i āyīne-i dil
Tāsi‘an cānib-i Mevlā’ya teveccüh ya‘ni
Mā-sivā olmaya andan seni bir dem şāġil
‘Āşiren derd ü belā vü elem ü zaḥmete ṣabr
Ki olur vāsıṭa-i ṣabr ile ḥal her müşkil
Bu şerāyiṭ ki didüm cān ile gūş it Fażlī
Ki budur cümle kemālāta vesīle bilgil
Her ki bu şarṭ ile gitmezse reh-i Mevlā’ya
İrmeyüp menzil-i maḳṣūda ḳılur pā-der-gil
Tevbesin himmete vir rāh-ı ṭalebde meydān
Hem-‘inān ola ‘ināyet ala şāyed menzil
Cehl ile ḥayf degül mi ola ‘ömrüñ żāyi‘
Añ o(l) vaḳti k’olasın cehlüñ içün ḫᵛār u ḫacil
Çünki “Nefsini bilen Ḥaḳḳ’ı bilür” didi Resūl
Ne içün bilmege sa‘y itmeyesin iy cāhil
Gider ihmāli göñülden bu tekāsül nice bir
Ḳoya mühmellügi gel olma igende mühmil
Saña bu yolda kesel māni‘-i rehdür ġāyet
Keseli ḳo bu keselden gele luṭf eyle kesil
El-‘acel el-‘acel iy furṣatı fevt eyleyici
Ṣoñra nādim olıcaḳsın kerem it ol ‘ācil
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey gönül, vuslat yeşilliği yetişsin istersen, varlık harmanını ateşe vermenin tam zamanıdır.
2. Sakın gaflete bağlanıp nefsin kulu olma; gayret et ki tembellik bağından kurtulup özgür olasın.
3. Çokluk meclisinde ne zamana kadar akıllı ve ayık kalacaksın; birlik şarabıyla gönlün kana dönse tam zamanıdır. ("Kesret", çokluk âlemi; "vahdet", birlik demektir.)
4. Mutlak Cemal, yani Allah'ın güzelliği sana her yerde görünürken, bir avuç su ve çamurun güzelliğine meyletme.
5. Korkum, o yolda geride kalıp kafileden uzak düşmendir; ey gafil, gaflet uykusu ne zamana kadar, gözünü aç.
6. Damla iken çalış, denize ulaş; denizin ta kendisi olmaya bak, kıyının esiri olma.
7. Daha ne zamana kadar heva kadehiyle sarhoş ve harap olup cahillikle yere düşmüş ve çamura bulanmış kalacaksın.
8. Allah için, lâmekân tahtı sana yüce bir konak olacakken bu en aşağı mekân senin yerin mi? ("Lâmekân", mekânın ötesindeki ilahî âlemdir.)
9. Nefis ve heva ile onların lezzetlerine göz dikme; onların lezzeti zillet, şekeri öldürücü zehir imiş.
10. Bilirsin ki sana eksikliğin ta kendisi yine sensin; kendini ortadan kaldır ki kâmil olasın.
11. Ey zavallı, seni senden ayıran senliğindir; yoksa bil ki aradığın da yine ancak sensin.
12. Kendini ortadan kaldır ki perde kalksın; çünkü sevgilinin yüzüne perde olan ancak sensin.
13. Ama hakiki maksuda kavuşmak için, vuslatın gerçekleşmesine nice sebepler gerekir.
14. İlahî yardım yoldaş, hidayet yardımcı olunca, gayretle olgun ve kâmil bir pir bulursun.
15. Yolun şartı olarak sana on şey gerekir; onları yerine getirirsen murat köyüne girersin.
16. Birinci gereken şey, onun feyzine bir parça layık olasın diye hazret-i pire teslim olmaktır.
17. Ona, yıkayıcının elindeki ölü gibi teslim ol; kendi iradeni bırak, emrini tut, "yap" dediği her şeyi yap.
18. İkincisi tövbedir; yani bütün günahları kendinden giderip Mevlâ'ya dönmektir.
19. Üçüncüsü zühd gerekir, yani amellerin iyiliği; bütün ibadetleri içtenlikle yapasın.
20. Dördüncüsü, yolcuya gereken vera' perhizidir, yani şüpheliden sakınmak; ferasetle hakkı batıldan ayırasın.
21. Beşincisi, yol alan sâlike tevekkül gerekir; çünkü sâlik menzile tevekkülle ulaşır.
22. Altıncısı, sâlike kanaat elbette gereklidir; çünkü bu yolda yolcunun azığı ve nasibi odur.
23. Yedincisi halvet ve uzlettir; çünkü halk ile sohbet, sülûk ehlinin nurunu ve safasını giderir.
24. Halvet, duyguların ve canın hapsedilmesi, güzellik vasıtasıyla lezzet hâsıl olmamasıdır.
25. Sekizincisi, çokça zikir ve tesbihle meşgul olmaktır; çünkü o, gönül aynasının saflığını parlatan cilâdır.
26. Dokuzuncusu Mevlâ'ya yönelmektir; yani Allah'tan başkası seni bir an bile O'ndan alıkoymasın.
27. Onuncusu derde, belaya, eleme ve zahmete sabırdır; çünkü her müşkül sabır vasıtasıyla çözülür.
28. Ey Fazlî, söylediğim bu şartları canla dinle; bil ki bütün kemallere vesile budur.
29. Kim bu şartla Mevlâ yoluna gitmezse, maksut menziline erişemeyip ayağı çamura saplanır kalır.
30. Arayış yolunda tövbesini himmete teslim etsin; inayet dizgin dizgine ona yoldaş olur, belki menzile ulaşır.
31. Cahillikle ömrünün boşa gitmesi yazık değil mi; cahilliğin yüzünden aşağılanıp utanacağın o vakti an.
32. Resul "Nefsini bilen Hakk'ı bilir" dediğine göre, ey cahil, bilmek için niçin çalışmazsın?
33. İhmali gönülden gider; bu tembellik ne zamana kadar; gel, ihmalciliği bırak, ihmalkâr olma.
34. Bu yolda tembellik senin önündeki en büyük engeldir; tembelliği bırak, lütfet, bu tembellikten kurtul.
35. Acele et, acele et, ey fırsatı kaçıran; sonra pişman olacaksın, lütfet, çabuk ol.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir otuz beş beyitlik bir kasidedir. Vezin remel bahrinin "fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilātün fe‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-il" sesidir: dil, ḥāṣıl, kösil, māyil, ġāfil, sāḥil ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mahlas 28. beyitte geçer. Başlığı "Ḳaṣīde-i Fażlī fi'l-intibāh ve'l-īḳāẓ", yani uyanış ve uyarı üzerine kasidedir. Mustafa Özkat onu, tasavvufi düşüncelerle yazılmış, uyarı niteliğinde didaktik bir kaside olarak tanımlar. Kasidede övgü bölümü yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.
Özkat kasideyi Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuadan (vr. 139a) yayımlar; şiirin bilinen başka nüshası yoktur. 31. beyitteki "o(l)" kelimesinde parantez içindeki harf, neşirde yapılmış bir tamamlamadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Özkat'ın özetine göre bu kasidede nefse esir olmamak, kesretten uzaklaşıp vahdete yönelmek, gaflet uykusundan uyanmak ve benlik duygusundan uzaklaşmak gerektiği üzerinde durulur. Kasidenin ilk on dört beyti bu uyarıları imgelerle anlatır: varlık harmanı yakılmalıdır ki vuslat yeşilliği bitsin; damla denize ulaşmalı, kıyının esiri olmamalıdır; lâmekân tahtına layık olan insan en aşağı mekâna razı olmamalıdır. 10-12. beyitlerde tasavvufun temel düşüncelerinden biri dile gelir: insanı Allah'tan ayıran perde kendi benliğidir. Özkat 11. beyitteki "senlik" kelimesini, "sana ait olan benlik" anlamında, şairin dilinde yaşayan eski Türkçe kelimelere örnek olarak verir.
15-27. beyitler kasidenin en düzenli bölümüdür. Şair, vuslata ermek için gereken on şartı "evvelā, s̱āniyen, s̱ālis̱en..." diye sırasıyla sayar: bir pire teslim olmak, tövbe, zühd, vera' perhizi, tevekkül, kanaat, halvet ve uzlet, zikir ve tesbih, Mevlâ'ya yönelmek ve sabır. Özkat bu listeyi şairin bir mürşit edasıyla sülûk ehlinin uyması gereken kuralları sıralaması olarak değerlendirir. 17. beyitteki "yıkayıcının elindeki ölü gibi" benzetmesi, müridin şeyhine tam teslimiyetini anlatan bilinen bir tasavvuf deyişidir. Fazlî'nin Halvetî şeyhi Zarîfî Hasan Efendi'ye intisap ettiği bilindiğinden, bu öğütler şairin kendi tarikat hayatıyla da ilgilidir.
32. beyitte "Nefsini bilen Hakk'ı bilir" sözü Peygamber'e nispet edilir. Özkat dipnotunda, bu sözün sahih hadis kitaplarında yer almadığını, bazı hadis âlimlerince uydurma sayıldığını, ama anlamının doğru kabul edildiğini ve tasavvuf kitaplarında hadis olarak geçtiğini aktarır. Son beyitlerde ses oyunları yoğunlaşır: 33. beyitte "ihmāl", "mühmel" ve "mühmil", 34. beyitte "kesel" ve "kesil" kelimeleri aynı kökten ya da aynı sesten türetilerek tekrarlanır. Özkat 29. ve 30. beyitleri de şairin dil işçiliğine örnek olarak verir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 140-143, kaside no. 7 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 139a); ayrıca s. 49 (kasideler üzerine), s. 70 (dil işçiliği), s. 76 (tasavvufi şiirler), s. 85 (hadis) ve s. 105-106 (eski Türkçe kelimeler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






