Özgün Metin

Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün

İy cemālüñ tābişinden nūr-ı cennet muḳtebes
V’ey celālüñ sūzişinden nār-ı dūzaḫ bir ḳabes
Ḳudretüñ ṣaḥrāsınuñ kim püştesidür kūh-ı Ḳāf
Raḥmetüñ deryāsınuñ kim ḳaṭresi Nīl ü Aras
Nice irişsün feżā-yı künhüñe güncişk-i ‘aḳl
Ol feżāda görinür sīmurġ bir ednā meges
Varamaz çābük-süvār-ı ‘aḳl ṣun‘uñ rāhına
Her ne deñlü olsa altında anuñ çābük-feres
Açamaz evc-i feżā-yı ḳudretüñde bāl ü per
Murġ-ı evhām u ḫayāl olur giriftār-ı ḳafes
Ḳudretüñ rāhında oldı kārbān-ı ‘aḳl kem
Gūş-ı cāne andan irmez hīç āvāz-ı ceres
Reh-rev-i inkār olur efkār iremez menzile
Ḳudretüñ ṣaḥrāsına pāyān bulımaz hīç-kes
Bu durur ben bildügüm ġāyet de bilmezlik ider
‘İlmüñi ma‘lūm idinmek eyleye her kim heves
Gül gibi gül-zār-ı ‘ālem ḫurrem olmazdı eger
İtmeseydi terbiyet luṭfuñ nesīmi bir nefes
Her ne cān kim cām-ı ‘ışḳuñdan senüñ ser-mest ola
Kelb-i nefs-i ẓālim aña olımaz hergiz ‘ases
Ger ide mihr-i ‘aṭāñ u āb-ı luṭfuñ terbiyet
Tāze vü ter ḳırmızı güller bitüre ḫār u ḫas
İltimāsı ‘ālemüñ der-gāh-ı luṭfuñdan durur
İy ki elṭāf-ı laṭīfüñ ins ü cāne mültemes
Sen şu sulṭānsın dilerseñ ḳullaruñuñ her zemān
Eñ kemin idüp eḫaṣṣ eñ ḫāṣın eylersin eḫas
Süfre-i luṭfuñdan oldı sīr mecmū‘-ı nüfūs
Buldı Ādem dāne andan hem Ḫalīlu’llāh ‘ades
Sen şu Bāḳī’sin ki hergiz saña olmaz fevḳ ü taḫt
Sen şu sulṭānsın ki hergiz saña yoḳdur pīş ü pes
Çün degüldür aña lāyıḳ ḥamd-i maḳdūr-ı beşer
‘Aczüñi ‘arż itmek iy Fażlī hemānā ola bes
Çekse elmās-ı süḫandan tīġ hergiz bulmaya
Fetḥ-i milk-i ḥamdın anuñ hīçbir kes sözi kes

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey cennetin nuru güzelliğinin parıltısından alınmış olan; ey cehennemin ateşi celalinin yakıcılığından bir kıvılcım olan Allah.

2. Kaf dağı senin kudret çölünün bir tepeciği, Nil ile Aras rahmet denizinin bir damlasıdır. (Kaf dağı, dünyayı çevirdiğine inanılan efsanevi dağdır.)

3. Aklın serçesi senin özünü kavrama fezasına nasıl erişsin; o fezada Simurg bile en değersiz bir sinek gibi görünür. (Simurg, Kaf dağında yaşadığına inanılan efsanevi büyük kuştur.)

4. Aklın çevik binicisi, altındaki at ne kadar çevik olursa olsun, yaratışının yoluna varamaz.

5. Vehim ve hayal kuşu kudretinin fezasının doruğunda kanat açamaz, kafese tutsak olur.

6. Akıl kervanı kudretinin yolunda kayboldu; can kulağına ondan bir çan sesi bile ulaşmaz.

7. Düşünceler inkâr yolunun yolcusu olur, menzile varamaz; kudretinin çölünün sonunu kimse bulamaz.

8. Benim bildiğim şudur: senin ilmini bilinir bir şey saymaya heves eden, son derece bilgisizlik eder.

9. Lütfunun meltemi bir nefes olsun onu beslemeseydi, dünya gül bahçesi gül gibi açılıp şenlenmezdi.

10. Senin aşk kadehinle sarhoş olan her can, zalim nefis köpeği onun üzerinde hiçbir zaman bekçilik edemez.

11. Bağışının güneşi ve lütfunun suyu onları beslese, diken ve çerçöp bile taze kırmızı güller bitirir.

12. Dünyanın bütün dileği senin lütuf kapındandır; ey ince lütuflarını insanların ve canların dilediği Allah.

13. Sen öyle bir sultansın ki dilersen kullarının en aşağısını her an en seçkin, en seçkinini en aşağı edersin.

14. Bütün canlılar senin lütuf sofrandan doydu; Âdem buğday tanesini, Allah'ın dostu İbrahim mercimeği oradan buldu.

15. Sen öyle bir Bâkî'sin, yani sonsuz varlıksın ki sana üst ve alt olmaz; öyle bir sultansın ki sana ön ve arka yoktur.

16. İnsanın gücünün yetebileceği bir hamd O'na layık olmadığına göre, ey Fazlî, acizliğini arz etmen yeter.

17. Söz elmasından kılıç çekse bile hiç kimse O'nun hamd ülkesini fethedemez; sözü kes. (Mısrada "kes" kelimesi hem "kimse" hem "kesmek" anlamıyla kullanılmıştır.)

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Şiir on yedi beyitlik bir kasidedir. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-es" sesidir: muḳtebes, ḳabes, Aras, meges, feres, ḳafes, ceres, hīç-kes ve sonraki beyitlerde aynı ses. Türkçede az bulunan bu kafiye, şaire Arapça ve Farsça kelimelerden geniş bir seçim yapmayı gerektirmiştir. Mahlas 16. beyitte geçer. Kaside, Allah'ın birliğini ve yüceliğini anlatan tevhid türündedir; divanlar geleneksel olarak bir tevhidle açılır ve Mustafa Özkat da derlediği divanı bu kasideyle başlatır. Şiirin kime ve ne zaman sunulduğu bilinmez; bir dinî kaside olarak belli bir kişiye sunulmamıştır.

Şiir iki mecmuada bulunur: Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 82b) başlıksız, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 137a) "Ḳaṣīde-i Fażlī fi't-tevḥīd" başlığıyla. Nüshalar arasında küçük farklar vardır; örneğin 15. beyitteki "fevḳ ü taḫt" (üst ve alt) ile "pīş ü pes" (ön ve arka) Süleymaniye nüshasında yer değiştirmiştir, 8. beyitteki "‘ilmüñi" yerine Revan nüshasında "ẕātuñı" okunur.

Anlam ve Söz Sanatları

Özkat, Fazlî'nin bu tevhidde Yaradan'ın yüceliğini bütün sıfatlarıyla dile getirdiğini belirtir. Kasidenin ilk yarısı, aklın Allah'ın zatını kavramaktan aciz olduğu düşüncesi üzerine kurulur. Şair bunu bir dizi yolculuk ve kuş imgesiyle anlatır: akıl bir serçedir ve Allah'ın fezasında Simurg bile bir sinek kadar küçüktür; akıl bir binicidir, atı ne kadar çevik olsa da yaratılışın yoluna varamaz; vehim ve hayal kuşu kafese düşer; akıl kervanı kaybolur, çan sesi bile duyulmaz. Bu, bir düşünceyi farklı benzetmelerle art arda işleyen bir teşbih zinciridir. Sekizinci beyitte sonuç söylenir: Allah'ın ilmini bildiğini sanan, en büyük bilgisizliği eder.

İlk beyit nida sanatıyla açılır ve Özkat onu bu sanatın örneği olarak verir: "İy... v'ey..." diye seslenilen Allah, cennetin nurunun güzelliğinden, cehennem ateşinin celalinden alındığı varlıktır. "Cemāl" ile "celāl", "nūr-ı cennet" ile "nār-ı dūzaḫ" arasında bir tezat kurulur. İkinci beyitte Kaf dağı, Nil ve Aras kudret ve rahmetin büyüklüğünü göstermek için küçültülür; Özkat bu beyti şairin tevhidinden örnek olarak aktarır. 13. beyitteki "eḫaṣṣ" (en seçkin) ile "eḫas" (en aşağı) arasında bir cinas vardır. 14. beyitte Hz. Âdem'in cennette yediği buğday ile Hz. İbrahim'e nispet edilen mercimek, Allah'ın lütuf sofrasının nimetleri olarak anılır. Son beyitteki "hīçbir kes" ve "sözi kes" ifadelerinde aynı ses iki ayrı anlamda kullanılarak bir cinasla kaside kapatılır.

Kaynakça

  • Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 128-129, kaside no. 1 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 82b; Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 137a); ayrıca s. 48 (kasideler üzerine), s. 74 (dinî şiirler) ve s. 86 (söz sanatları), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
  • Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.

Çevrimiçi kaynaklar