Özgün Metin
Vezin: Mefā‘ilün Fe‘ilātün Mefā‘ilün Fe‘ilün
Ḥarām olur şütür-i cāne çünki ḥücre-i ten
Bu köhne ḥücreyi ḳılma şütür gibi mesken
Bu ḥücreden çoḳ olup ‘ışḳ üştürine süvār
Şütür revān u degül ḥücre çünki cāy-ı vaṭan
Çeker çü ḥücre-i gövdesini ecel şütüri
Bu ḥücrede şütürüñ baġlama degül me’men
Mezār ḥücresin añ besleme tenüñ çü şütür
Ki ḥücre tīre vü teng ü şütürdür ābisten
Pür oldı ḥücre-i ḳalbüñ hevā-yı esb ü şütür
Şütür misin ne çekersin bu ḥücre bārını sen
Şütür gibi şuña baġlandı ḥücre-i dehre
Degül o maḥrem-i ḥücre beterdür üştürden
Döner aña k’üreye bām-ı ḥücrede üştür
Bu ḥücreden şütür-i mihr ü luṭf ümīdin iden
Baña ne üştür-i gerdūn gerek ne ḥücre-i ḫāk
Çü baġladum şütür-i ‘ışḳa raḫt-ı ḥücreyi ben
Pey it hevā şütürin nefs ḥücresin oda yaḳ
Ki mestdür şütür ü ḥücre cāy-ı şūr u fiten
Ṣaḳın ki ḥücre-i dilden çıḳar ṣafā şütüri
Ki ḥücre ḫālī şütür mest ü düzd-i pīrāhen
Bu ḥücre bārın igen urma üştür-i cāne
Ki raḫt-ı ḥücre girān ü şütür ża‘īf beden
Ṭurur mı ḥücre-i taḳvāda hīç üştür-i nefs
Ki ḥücre bār u şütür mest ü pāre-kerde resen
Meger mehāre çeke ḥücresinde hem-çü şütür
Muḳīm-i ḥücre-i Ka‘be şütür-süvār-ı Yemen
Şütür şütür keremi ḥücre ḥücre irdi anuñ
Pür eyledi şütür ü ḥücresini ḫalḳ-ı zemen
Ne vaṣf idem şütür ü ḥücresin ki olmışdur
O ḥücrenüñ çü şütür-mesti ḫalḳ-ı rab‘ u dimen
Olur mı maḥremi ol ḥücrenüñ her üştür-i dil
Ki ḥücre pāk u şütür hem-çü ḫar mülevves̱ ten
Ṭaġıtdı ḥücresin ü ṣaldı üştürin ki ola
Ḳarīn o ḥücre-i ḫaṣṣa şütür-süvār-ı ḳıran
Şütür-dilān iremez ḥücresine gezse eger
Cihānı hem-çü şütür ḥücre ḥücre ‘āmmeten
İrişdi ḥücresine çün Burāḳ hem-çü şütür
Bu ḥücreden şütüri ṭaşra oldı sāye-figen
Bir anda ḳıldı ṭoḳuz ḥücreden şütür birden
Ki ḥücre teng ü şütür hem-çü bād-pā tevsen
Bu ḥücrede meh ü mihr anuñ üştüri izidür
Derūn-ı ḥücrede oldı çün üştüri pā[y]-zen
Ne ḥücreye ki ḳadem baṣsa yümn ile şütüri
Pey-i şütürden olur ḥücre-i ġayret gülşen
Ne ḥücreye ki ḳadem baṣsa üştüri pür olur
Ḳamu şütür ne şütür cümle ḥücre müşk-i Ḫoten
Tek eylesün şütüri meyl-i ḥücreme ḳılayın
Derūn-ı ḥücremi ḫār-ı şütürle pür sūzen
Çekerse ḥücresi semtine raḫtum üştür-i mevt
Şütür Burāḳ ola ḥücre cinān u ḥulle kefen
Ne raḫt-ı ḥücre ne bār-ı şütür gerek besdür
Pelās-ı ḥücre vü cell-i şütür çü pīrāhen
Olup durur şütür ü ḥücresin ṣıyānet içün
Sütūn-ı ḥücre çü tīr ü pey-i şütür çü mecenn
Eriye ger şütür ü ḥücresin añup idem āh
Olursa ḥücre derā-yı şütür gibi āhen
Şu resmedür şütür-i ḳadri kim bu nüh ḥücre
Ne ḥücre zeng-i şütür olsa ger aña emken
Naṣīb olup şütür-i ḥücre-keş eger bir gün
Çekerse ḥücresi semtine üştürüm ẕū’l-men
Maḥaffe püşt-i şütürde olursa ḥücrem olur
Çü ser ü pā-yı şütür ḥücre hem-çü ṣaḥn-ı çemen
O ḥücrede şütür üzre ger eyleyem nāle
Bu ḥücre güm güm ötüp eyleye şütür şīven
Kelīm olup şütür üstinde ḥücrede ḥādī
Şütür çü Ṭūr ola ḥücre çü Vādi-i Eymen
O ḥücrede şütür üzre dür ola çeşmüme reml
Be-ḥaḳḳ-ı ḥücre vü üştür beriyye baḥr-i ‘Aden
O baḥr-i remle sefer ḳılsa ḥücre-keş şütürüm
Ola çü fülk baña ḥücre vü şütür yelken
Ne ḥücreden ne şütürden ḫabīr olam oluben
O ḥücrede çü şütür mest şevḳ-i bī-meyden
O ḥücre-keş şütür üstinde bāġ-ı cennetden
Açıla çeşm-i şütür gibi ḥücreme revzen
Ne ḥücre vü ne şütür Ḥaḳ bilür ki baña olur
O ḥücre ḫuld-i nişān u şütür Burāḳ-ı sünen
Şütür gibi yüz urup ḥücre bābına çün olam
O ḥücrede şütür-i mest gibi bāz-meken
O ḥücrede şütür-i cānı itseler ḳurbān
Be-ḥaḳḳ-ı ḥücre şütür gibi çekmeyem gerden
Ṭavāf idüp ṭaraf-ı ḥücre-i şütür mānend
Ḳılam çü mest-i şütür raḳṣ gird-i ḥücrede ben
Ne ḥücrede ne şütürde sen olmasañ baña yār
O ḥücre baña olur çāh u ol şütür ören
Çü ġayr ola baña hem ḥücre hem mehār-ı şütür
Şütür çü kūh-ı belā ola ḥücre Beyt-i Ḥazen
Nice çekem şütür-i na‘tı ḥücre-i naẓma
Ki ḥücre teng ü şütür kūh-veş ‘aẓīm beden
Ne vaṣf idem şütür ü ḥücresini iy Fażlī
Verā-yı ‘arş aña ḥücre [vü] Refref üştür iken
O ḥücre vü şütürüñ ‘ışḳına hemān ol biñ
Ḫamūş olam çü şütür açmayam çü ḥücre dehen
Bülenddür bu şütür ḥücre gerçi pest olur
O ḥücre vü şütürüñ vaṣf u midḥatında süḫen
Ne ḥücredür bu ki ger olsa biñ şütür olımaz
Dür-i s̱emīn ne şütür bil hezār ḥücre s̱emen
Olınmaya şütür ü ḥücreme benüm ḳıymet
Şütür ḫazīne-keş ü ḥücreler olup maḫzen
Benüm benüm bu şütür ḥücre ḥürmeti şimdi
Şütür-süvār-ı ma‘ānī muḳīm-i ḥücre-i fen
Ma‘āni üştürini ḥücreme ḳaṭār ḳaṭār
Çeküp benüm bu şütür ḥücre ile mīr-i süḫen
Şütür ḳadar hünerüm ‘ankebūt-ı ḥücre degül
Olana hem-çü şütür ḥücre gīr-i sū’iẓẓan
Görimeye şütür ü ḥücremi ḥasūd benüm
Ḳalursa şaḥm-ı şütür bula ḥücresin rūşen
Görürse ger bu şütür ḥücreyi ḥasūd-ı ‘anūd
Çü ḥücre teng-i dil ü çün şütür olur kef-zen
İrişmese şütür ü ḥücreñ iy Resūl-i Ḫudā
Meded baña bu şütür ḥücre bulmaz-idi düzen
Hemīşe tā şütür ü ḥücreñ ideler tavṣīf
Şütür-dilān zemīn ḥücre-dār cümle zemen
Çü ḥücre vü şütürüñ vaṣfıdur müşerref ide
Bu ḥücre vü şütüri iltifāt-ı ehl-i faṭan
Günümüz Türkçesiyle
1. Beden hücresi can devesine haram olduğuna göre, bu eski hücreyi deve gibi kendine mesken edinme. (Can, yola çıkması gereken bir deveye; beden, onu tutan bir odaya benzetilir.)
2. Bu hücreden çok kişi aşk devesine binip gitti; çünkü deve yürüyendir, hücre ise insanın vatanı değildir.
3. Ecel devesi gövde hücresini çekip götürdüğüne göre, bu hücrede deveni bağlaman güvenli değildir.
4. Mezar hücresini an, tenini deve gibi besleme; çünkü o hücre karanlık ve dardır, deve ise yüklüdür.
5. Kalbinin hücresi at ve deve hevesiyle, yani mal mülk hırsıyla doldu; sen deve misin ki bu hücrenin yükünü çekiyorsun.
6. Deve gibi dünya hücresine bağlanan kişi o hücrenin mahremi değildir, deveden de beterdir.
7. Bu hücreden sevgi ve lütuf devesi uman, hücrenin damında deve arayan kişi gibidir. (Mısra kapalıdır; olmayacak bir şeyi beklemeye işaret ettiği anlaşılır.)
8. Bana ne felek devesi gerek ne toprak hücresi; çünkü ben hücrenin eşyasını aşk devesine yükledim.
9. Heva devesinin ayağını kes, nefis hücresini ateşe ver; çünkü deve sarhoştur, hücre de kavga ve fitne yeridir.
10. Sakın, safa devesi gönül hücresinden çıkıp gider; çünkü hücre boş, deve sarhoş ve gömlek hırsızıdır.
11. Bu hücrenin yükünü can devesine fazla vurma; çünkü hücrenin eşyası ağır, devenin bedeni ise zayıftır.
12. Takva hücresinde nefis devesi hiç durur mu; hücre yük, deve sarhoş, yular da paramparçadır.
13. Ancak Kâbe hücresinin sakini, Yemen'in deve binicisi, yani Peygamber onu deve gibi yularından kendi hücresine çekerse durulur.
14. Onun keremi deve deve, hücre hücre ulaştı; zamanın halkının devesini de hücresini de doldurdu.
15. Onun devesini ve hücresini nasıl vasfedeyim ki obaların ve yurtların halkı o hücrenin deve gibi sarhoşu olmuştur.
16. Her gönül devesi o hücrenin mahremi olabilir mi; çünkü hücre temizdir, deve ise eşek gibi kirli bedenlidir.
17. Hücresini dağıttı, devesini saldı ki o seçkin hücreye yoldaş olan bir deve binicisi olsun. (Beyit kapalıdır; dünyadaki hücresini ve devesini bırakıp Peygamber'in hücresine yoldaş olmak isteyen âşık kastedilmiş olabilir.)
18. Deve gönüllüler, dünyayı deve gibi hücre hücre baştan başa gezseler de onun hücresine erişemezler.
19. Burak deve gibi onun hücresine gelince, onun bineği bu dünya hücresinin dışına gölge saldı. (Miraç gecesine işaret edilir; Burak, Peygamber'in o gece bindiği binektir.)
20. Bir anda bineğiyle dokuz hücreyi, yani dokuz kat göğü birden geçti; çünkü hücre dar, bineği ise rüzgâr ayaklı bir at gibiydi.
21. Bu hücrede, yani gökte ay ile güneş onun bineğinin izleridir; çünkü bineği hücrenin içinde ayak basmıştı.
22. Bineği uğurla hangi hücreye ayak bassa, o hücre deve izinden kıskanılacak bir gül bahçesi olur.
23. Bineği hangi hücreye ayak bassa, bütün deve, hatta deve değil, bütün hücre Hoten miskiyle dolar. (Hoten, miskiyle ünlü bir Orta Asya şehridir.)
24. Onun devesi bir kez benim hücreme yönelsin de hücremin içini deve dikeniyle iğne iğne doldurayım. (Deve dikeni, devenin sevdiği yemdir.)
25. Ölüm devesi eşyamı onun hücresine doğru çekerse, deve Burak, hücre cennet, kefen de cennet elbisesi olur.
26. Ne hücre eşyası gerek ne deve yükü; hücrenin kilimi ve devenin çulu gömlek gibi bana yeter.
27. Onun devesini ve hücresini korumak için hücrenin direği ok, devenin izi kalkan gibi olmuştur.
28. Onun devesini ve hücresini anıp ah etsem, hücre de deve de deve çanı gibi demirden olsa erir.
29. Onun değerinin devesi öyledir ki bu dokuz hücre, yani dokuz kat gök, ona hücre bile olamaz; ancak bir deve çanı olmaya imkân bulabilir. (Beyit kapalıdır; anlam bu yönde tahmin edilmiştir.)
30. Bir gün hücre çeken bir deve nasip olur da Lütuf Sahibi Allah benim devemi onun hücresine doğru çekerse,
31. Devenin sırtındaki mahfe benim hücrem olursa, devenin başından ayağına kadar her yeri benim için çimenli bir avlu olur. (Mahfe, deve üstüne kurulan, içinde yolcu taşınan küçük oda biçimli taşıttır.)
32. O hücrede deve üstünde inlesem, bu hücre gümbür gümbür öter, deve de feryat eder.
33. O hücrede deve üstünde Musa gibi deveci olsam, deve Tur dağı, hücre de Eymen vadisi olur. (Hz. Musa, Tur dağının yanındaki Eymen vadisinde Allah'ın sesini işitmiştir.)
34. O hücrede deve üstünde gözüme çölün kumu inci olur; hücre ve deve hakkı için çöl, incisiyle ünlü Aden denizi olur.
35. Hücre çeken devem o kum denizinde yol alsa, hücre bana gemi, deve de yelken olur.
36. O hücrede deve gibi şarapsız bir şevkle sarhoş olup ne hücreden ne deveden haberim kalır.
37. O hücre çeken devenin üstünde, cennet bahçesinden, devenin gözü gibi hücreme bir pencere açılır.
38. Hak bilir ki bana o hücre ve deve sıradan bir hücre ve deve olmaz; o hücre cennetin nişanı, deve de Burak olur. ("Burāḳ-ı sünen" sözü tam açık değildir.)
39. Deve gibi o hücrenin kapısına yüz sürünce, o hücrede sarhoş bir deve gibi olayım. (İkinci mısradaki "bāz-meken" sözü açık değildir.)
40. O hücrede can devesini kurban etseler, hücre hakkı için deve gibi boyun çekmem, yani karşı koymam.
41. Hücrenin çevresini deve gibi tavaf edip hücrenin etrafında sarhoş deve gibi dönerek oyun oynarım.
42. Ey yâr, sen o hücrede ve devede bana yâr olmasan, o hücre bana kuyu, deve de bir yıkıntı olur.
43. Hücre de devenin yuları da bana yabancı olursa, deve bela dağı, hücre de hüzün evi olur. (Hüzün evi, Hz. Yakub'un Yusuf için ağladığı evin adıdır.)
44. Na't devesini şiir hücresine nasıl çekeyim; çünkü hücre dar, deve ise dağ gibi büyük bedenlidir.
45. Ey Fazlî, onun devesini ve hücresini nasıl vasfedeyim; arşın ötesi ona hücre, Refref ona deve iken. (Refref, Miraç'ta Peygamber'i taşıdığına inanılan binektir.)
46. O hücrenin ve devenin aşkıyla hemen deve gibi susayım, hücre gibi ağzımı açmayayım.
47. Bu deve ve hücre, yani bu şiir yüksektir; ama o hücrenin ve devenin vasfında ve övgüsünde söz alçak kalır.
48. Bu nasıl bir hücredir ki bin deve yükü bile onun değeri olamaz; değerli inciyi bir deve yükü değil, bin hücre dolusu değerinde bil.
49. Benim deveme ve hücreme değer biçilemez; deve hazine taşır, hücreler de hazine olur.
50. Şimdi bu deve ve hücrenin itibarı benimdir, benim; ben anlamların deve binicisi, sanat hücresinin sakiniyim.
51. Anlam develerini hücreme katar katar çeken, bu deve ve hücreyle sözün beyi olan benim.
52. Hünerim deve kadar büyüktür, hücredeki örümcek gibi değildir; bunu, deve gibi hücreye kötü zan taşıyan kişiye söylerim. (Beyit kapalıdır; anlam bu yönde tahmin edilmiştir.)
53. Kıskanç benim devemi ve hücremi göremesin; devenin iç yağı kalırsa hücresini onunla aydınlatsın. (Beyit kapalıdır; ikinci mısra deve yağıyla yakılan kandile işaret ediyor olabilir.)
54. İnatçı kıskanç bu deveyi ve hücreyi görürse, hücre gibi gönlü daralır, deve gibi ağzından köpük saçar.
55. Ey Allah'ın Resulü, senin deven ve hücren yardımıma yetişmeseydi, imdat, bu deve ve hücre, yani bu kaside bana düzen bulmazdı.
56. Senin deveni ve hücreni daima vasfettikçe, deve gönüllüler yeryüzünü, bütün zamanı hücre edinsin. (İkinci mısra kapalıdır.)
57. Senin hücrenin ve devenin vasfı olan bu hücreyi ve deveyi zekâ ehlinin ilgisi şereflendirsin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir elli yedi beyitlik bir kasidedir. Vezin müctes bahrinin "mefā‘ilün fe‘ilātün mefā‘ilün fe‘ilün" kalıbıdır; kafiye "-en" sesidir: ten, mesken, vaṭan, me'men, ābisten ve sonraki beyitlerde aynı ses. Mahlas 45. beyitte geçer. Başlığı "Ḳaṣīde-i Şütür ü Ḥücre-i Fażlī fī na‘ti'n-Nebī ṣalla'llāhu ‘aleyhi ve sellem"dir. Mustafa Özkat'a göre bu, Fazlî'nin üçüncü na'tıdır. Kasidenin her mısraında "şütür" (deve) ve "ḥücre" (oda) kelimeleri yer alır; bu iki kelime bütün şiir boyunca bir kafiye kadar zorunlu bir tekrar hâlinde sürdürülür. Kime ve ne zaman sunulduğu bilinmez; bir dinî kaside olarak belli bir kişiye sunulmamıştır.
Özkat kasideyi divanın beşinci kasidesi olarak yayımlar. Şiir Süleymaniye Kütüphanesi Âşir Efendi 314 numaralı mecmuada (vr. 81a) başlıksız, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuada (vr. 140b) başlığıyla bulunur. Revan nüshasında 22. beyit yoktur; Özkat bu beytin ikinci mısraında veznin bozuk olduğunu belirtir. 21. ve 45. beyitlerdeki köşeli parantez içindeki ekler neşirde yapılmış tamamlamalardır.
Anlam ve Söz Sanatları
Özkat, şerh edilmeye uygun ve tasavvufi düşüncelerle yazılmış bu kasidede can, ecel, heva, sevgi, felek, aşk, safa ve Burak gibi kavramların çeşitli yönlerden deveye; ten, gövde, mezar, kalp, dünya, dam, toprak, eşya, nefis, gönül ve kefen gibi kavramların da hücreye benzetildiğini ve bu yolla kesret âleminden kurtulup vahdete erişme düşüncesinin işlendiğini söyler. Kasidenin ilk on iki beyti bu öğüt tonundadır: beden can devesine dar bir hücredir, ecel devesi onu çekip götürecektir, mezar hücresi karanlıktır, heva devesinin ayağı kesilmeli, nefis hücresi yakılmalıdır. Beşinci beyitte kalp hücresinin "at ve deve hevesiyle" dolduğu söylenir; Özkat bu ve dördüncü beyti şairin dil işçiliğine örnek olarak aktarır.
13. beyitten itibaren deve ve hücre Peygamber'e bağlanır ve şiir bir na'ta dönüşür. Peygamber "Kâbe hücresinin sakini"dir; onun hücresi temizdir, her kaba gönül oraya erişemez. 19-23. beyitlerde Miraç anlatılır: Burak onun hücresine gelir, o bir anda dokuz hücreyi, yani dokuz kat göğü geçer, ay ile güneş onun bineğinin izleri olur. 25. beyitte ölüm de aynı imgelerle karşılanır: ölüm devesi şairin eşyasını onun hücresine çekerse deve Burak, hücre cennet, kefen cennet elbisesi olur. 30-43. beyitlerde şair, deve üstündeki bir mahfe ile Peygamber'in hücresine yolculuk etmeyi hayal eder; çöl Aden denizi, mahfe gemi, deve yelken olur. 42. beyitteki "ören" (yıkıntı) kelimesini Özkat, şairin dilinde yaşamaya devam eden eski Türkçe kelimelere örnek olarak verir.
Kasidenin dili bilinçli olarak zorlayıcıdır. Aynı iki kelimeyi elli yedi beyit boyunca her mısrada kullanmak, bazı beyitlerde söz dizimini kapalı hâle getirmiştir; bu beyitlerin aktarımında belirsizlik ayrıca gösterilmiştir. 44-54. beyitler bir fahriyedir: şair, na't devesini şiir hücresine sığdırmanın güçlüğünü anlatır, sonra kendini "anlamların deve binicisi" ve "sözün beyi" diye över, kıskançların bu deve ve hücreyi görünce gönüllerinin daralacağını söyler. Son üç beyitte kasidenin kendisi "bu deve ve hücre" diye anılır ve Peygamber'in yardımıyla düzen bulduğu söylenir.
Özkat, kasidenin bulunduğu Revan mecmuasında Fazlî'nin kasidesinin hemen ardından Âgehî'nin (öl. 1577) ve Kâmî'nin (öl. 1579) aynı tarzda kasidelerinin yer aldığını belirtir; Âgehî'ninki 33, Kâmî'ninki 30 beyittir. Mecmuada hangisinin hangisine nazire olduğu belirtilmez; ancak Özkat, Fazlî'nin kasidesinin öbürlerinden önce kaydedilmiş ve daha hacimli olmasına dayanarak onun asıl, ötekilerin nazire olduğunu düşünür.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 134-138, kaside no. 5 (Süleymaniye Ktp., Âşir Efendi 314, vr. 81a; Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 140b); ayrıca s. 49 (kasideler üzerine), s. 70 (dil işçiliği), s. 101-102 (nazireler) ve s. 105-106 (eski Türkçe kelimeler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






