Özgün Metin
Vezin: Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilātün Fā‘ilün
Ṣanma dehrüñ zāhidā biz ḳurı ġavġāsındayuz
Yā senüñ gibi hemān dünyā temennāsındayuz
Şem‘-veş nār-ı maḥabbetle ṭutuşup yanmışuz
Başumuzda od yanar maḥbūb sevdāsındayuz
Almazuz dünyā metā‘ın bir pula iy ḫᵛāce biz
Bir iki günlük bu bāzāruñ temāşāsındayuz
Terk idüp başdan külāhı ḫırḳa[yı] ḫarḳ eyledi
Baş açuḳ abdāl olup dehrüñ teberrāsındayuz
Faḳr ile faḫr eyleyüp müflis gedālar olmuşuz
Naḳde dil ‘aḳd itmedüñ bir ẕerre iflāsındayuz
Fülk-i ḳalbi ṣalmışuz deryā-yı vaḥdet ‘avzına
Āşinā-yı baḥr-i ‘ışḳuz ‘ışḳ deryāsındayuz
Ma‘rifet dürrin dilerseñ sen de gel iy şeyḫ-i şehr
Āşinālar gibi her-dem ‘ışḳ deryāsındayuz
‘Āriyetdür çün libās-ı ‘ār ‘ārī olmuşuz
Ne ‘abāsın isterüz dehrüñ ne dībāsındayuz
Meẕheb ü cāh istemez sulṭāna baş indürmezüz
Ne vezīrinde bu dünyānuñ ne pāşāsındayuz
Yanmaġa mūmuz maḥabbet şem‘ine pervāne-vār
Ṣanma iy zāhid bizi kim nār-ı pervāsındayuz
İki ‘ālemde hemān dīdārdur maḳṣūdumuz
Ne cehennem bīmi ne cennet temennāsındayuz
Mā-sivāyı nefy idüp is̱bāt ḳıldıḳ vācibi
Kendümüz lā eyledük iy ṣūfi illāsındayuz
Ḥükm-i mūtū en-temūtū tīġını tīz eyleyüp
Nefsi ḳatl itdük velīkin rūḥuñ iḥyāsındayuz
Oñmadıḳ evbāşlar ‘ayyāşlar ḳallāşlar
Bir bölük āvāreyüz maḥbūb sevdāsındayuz
‘Işḳumuz ‘ışḳ-ı ḥaḳīḳīdür be ṣūfī ṣanma kim
Her mecāzī dilberüñ ruḫsār-ı zībāsındayuz
Yummuşuz göz mā-sivādan vech-i muṭlaḳ gözlerüz
Ṣanma kim bir muşt ḫākuñ naḳş-ı ġarrāsındayuz
Göñlümüzde ẕerre deñlü yoḳ durur dünyā ġamı
Bulmuşuz maḳṣūdumuz her-dem tesellāsındayuz
Ṭūr-ı ḳalb üzre münācāt eylerüz Mūsī-ṣıfat
Yanmışuz Eymen gibi Ḥaḳḳ’uñ tecellāsındayuz
Bir bütüñ ‘ışḳına zünnār-ı maḥabbet baġlanup
Mescidi terk eyledük her-dem kilīsāsındayuz
Çün bize varlıḳ ḥicāb oldı miyān-ı yārda
Anuñ içün gice gündüz anuñ ifnāsındayuz
Dōst u düşmen bir oldı biz de birlük bulmışuz
Kimsenüñ hergiz ne ṣulḥında ne da‘vāsındayuz
Seyrimüz seyr-i ilā’llāh ile fī’llāh olalı
Menzil-i maḳṣūda irdük dōst ṣaḥrāsındayuz
İki ‘ālemden geçüp geçdük serīr-i ‘uzlete
Fāriġüz dehrüñ ne zīrinde ne bālāsındayuz
Añladıḳ rāh-ı beḳāya çün fenādur bedreḳa
Cismi fānī itdük ammā rūḥuñ ibḳāsındayuz
Biz müselmān itdük anı zāhidā sencileyin
Ṣanma kim İblīs-i nefsüñ her-dem aġvāsındayuz
Zühd ü taḳvā ḫırmenine āteş urduḳ ‘ışḳile
Ḥāṣılı dehrüñ ne zühdinde ne taḳvāsındayuz
Rūḥumuzla ‘arş-ı rūḥānīye mi‘rāc itmişüz
Leyle-i Mi‘rāc’ı bildük sırr-ı isrāsındayuz
Nef‘den müstaġni ṣūfī olmasun żarrdan emīn
Kimseden hergiz ne ḫursendüz ne şekvāsındayuz
Farḳı yoḳdur yanımuzda hīç şādī vü ġamuñ
Dār-ı dünyānuñ ne ‘usrında ne yüsrāsındayuz
Setr içün zāhid bize bir pāre köhne şāl bas
Ḫvāce-i dehrüñ ne kālā vü ne dībāsındayuz
Dōstdan ümmīdümüz yoḳdur ‘adūdan bīmümüz
Ne eḥibbā isterüz dehrüñ ne a‘dāsındayuz
Deyr-i ḫālīdür cihān biz naḳşına aldanmazuz
Meylümüz yoḳ ṣūrete iy Fażlī ma‘nāsındayuz
Künc-i miḥnetdür egerçi ẓāhiren mesken bize
Şāh-ı ‘ışḳuñ rūz u şeb ḳaṣr-ı bālāsındayuz
Göz olup ser-tā-ḳadem her yirde Ḥaḳḳ’ı gözlerüz
Gūş olup başdan başa ḥaḳ sözüñ ıṣġāsındayuz
Evvel ü āḫir çü bildük var olan bir ẕāt imiş
Birlüge batduk ne evlā vü ne aḥrāsındayuz
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey zahit, sanma ki biz dünyanın boş kavgasındayız ya da senin gibi yalnızca dünya hevesinin peşindeyiz.
2. Mum gibi sevgi ateşiyle tutuşup yanmışız; başımızda ateş yanar, sevgili sevdasındayız.
3. Ey hoca, biz dünya malını bir pula almayız; bu bir iki günlük pazarı yalnızca seyretmekteyiz.
4. Başımızdan külahı atıp hırkayı yırttık; baş açık abdallar olup dünyadan el etek çekmekteyiz.
5. Yoksullukla övünüp müflis dilenciler olmuşuz; gönlümüzü paraya bağlamadık, bir zerre bile varlığımız yok.
6. Gönül gemisini vahdet denizinin derinliğine salmışız; aşk denizinin yüzücüsüyüz, aşk denizindeyiz.
7. Ey şehrin şeyhi, marifet incisi istersen sen de gel; biz yüzücüler gibi her an aşk denizindeyiz.
8. Ar elbisesi ödünç olduğundan çıplak olmuşuz; ne dünyanın abasını isteriz ne ipeklisinin peşindeyiz. ("‘Ār" ayıp ve utanç, "‘ārī" çıplak, "‘āriyet" ödünç demektir; kelimeler ses bakımından birbirine bağlanır.)
9. Mezhep ve makam istemeyiz, sultana baş eğmeyiz; ne bu dünyanın vezirinin ne paşasının peşindeyiz.
10. Pervane gibi sevgi mumunda yanmaya hazır bir mumuz; ey zahit, bizi ateşten korkuyor sanma. ("Pervā", korku, ile "pervāne" arasında bir ses oyunu vardır.)
11. İki dünyada maksadımız yalnızca Hakk'ın cemalidir; ne cehennem korkusundayız ne cennet arzusunda.
12. Allah'tan başkasını yok sayıp varlığı zorunlu olanı ispat ettik; ey sufi, kendimizi "lâ" ettik, "illâ"dayız. (Kelime-i tevhid olan "Lâ ilâhe illallah", yani "Allah'tan başka ilah yoktur" sözüne işaret edilir.)
13. "Ölmeden önce ölünüz" hükmünün kılıcını keskinleştirip nefsi öldürdük; ama ruhu diriltmekteyiz.
14. Biz iflah olmaz ayaktakımı, ayyaşlar, kallaşlarız; sevgili sevdasındaki bir avuç avareyiz.
15. Ey sufi, aşkımız hakiki aşktır; sanma ki her mecazi sevgilinin süslü yanağının peşindeyiz.
16. Allah'tan başkasına gözümüzü yummuşuz, mutlak yüzü gözleriz; bir avuç toprağın parlak nakşının peşinde olduğumuzu sanma.
17. Gönlümüzde zerre kadar dünya gamı yoktur; maksadımızı bulmuşuz, her an onun tesellisindeyiz.
18. Gönül Tur'u üzerinde Musa gibi münacat ederiz; Eymen vadisi gibi yanmışız, Hakk'ın tecellisindeyiz.
19. Bir putun aşkına sevgi zünnarı kuşanıp mescidi terk ettik, her an onun kilisesindeyiz. (Zünnar, Hristiyanların ve putperestlerin bellerine bağladıkları kuşaktır; tasavvufi şiirde dış görünüşe bağlı dindarlığı terk etmenin sembolüdür.)
20. Sevgiliyle aramızda varlık perde olduğu için gece gündüz onu yok etmeye çalışmaktayız.
21. Dost ile düşman bir oldu, biz de birliği bulduk; hiç kimsenin ne barışında ne davasındayız.
22. Seyrimiz Allah'a doğru ve Allah'ta seyir olalı maksut menzile erdik, dostun çölündeyiz. ("Seyr ilallah" ve "seyr fillah", tasavvufta manevi yolculuğun mertebeleridir.)
23. İki dünyadan geçip uzlet tahtına geçtik; dünyadan elimizi çektik, onun ne altındayız ne üstünde.
24. Beka yoluna fenanın kılavuz olduğunu anladığımız için bedeni fani ettik, ama ruhu kalıcı kılmaktayız. ("Fena", kulun kendi varlığından geçmesi; "beka", Allah ile kalıcı olmasıdır.)
25. Ey zahit, biz nefsimizi senin gibilerden farklı olarak müslüman ettik; sanma ki her an nefis şeytanının ayartmasındayız.
26. Zühd ve takva harmanını aşkla ateşe verdik; kısacası ne dünyanın zühdündeyiz ne takvasında.
27. Ruhumuzla ruhlar âleminin arşına miraç etmişiz; Miraç gecesini bildik, İsra'nın sırrındayız. (İsra, Peygamber'in Mekke'den Kudüs'e gece yolculuğudur.)
28. Ey sufi, faydaya ihtiyacımız yok, zarardan da kaygımız yok; kimseden ne hoşnuduz ne şikâyetçi. (İlk mısranın söz dizimi kapalıdır.)
29. Bizim yanımızda sevinç ile gamın hiçbir farkı yoktur; dünya yurdunun ne zorluğundayız ne kolaylığında.
30. Ey zahit, örtünmemiz için üstümüze bir parça eski şal at; dünya hocasının ne kumaşının ne ipeklisinin peşindeyiz.
31. Dosttan umudumuz, düşmandan korkumuz yoktur; dünyanın ne dostlarını isteriz ne düşmanlarının arasındayız.
32. Ey Fazlî, dünya boş bir manastırdır, biz onun nakşına aldanmayız; surete meylimiz yok, anlamın peşindeyiz.
33. Görünüşte meskenimiz sıkıntı köşesi olsa da gece gündüz aşk şahının yüksek köşkündeyiz.
34. Baştan ayağa göz olup her yerde Hakk'ı gözleriz; baştan başa kulak olup hak sözü dinlemekteyiz.
35. Önce de sonra da var olanın bir tek zat olduğunu bildik; birliğe gömüldük, ne daha iyinin ne daha layığın peşindeyiz.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Şiir otuz beş beyitlik bir kasidedir. Vezin remel bahrinin "fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilātün fā‘ilün" kalıbıdır. Kafiye "-ā" sesidir (ġavġā, temennā, sevdā, temāşā...), ardından "-sındayuz" redifi gelir; kasidenin bütün beyitleri bu redifle "...-ındayız" diye biter. Mahlas 32. beyitte geçer. Başlığı "El-maḳālü'ṣ-ṣādırı ‘alā muḳtaża'l-ḥāl nuḳabā'i'ẕ-ẕāt ve'ṣ-ṣıfāt ve'l-ef‘āl"dir; bu Arapça başlık, şiirin hâlin gereğine göre söylenmiş bir söz olduğunu bildirir. Mustafa Özkat bu kasidenin tasavvufi açıdan şairin dünyaya bakışını özetlediğini söyler. Kasidede övgü bölümü yoktur. Kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.
Özkat kasideyi Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan 1966 numaralı mecmuadan (vr. 140a) yayımlar; şiirin bilinen başka nüshası yoktur. Dördüncü beyitteki "ḫırḳa[yı]" kelimesinde köşeli parantez içindeki ek, neşirde yapılmış bir tamamlamadır.
Anlam ve Söz Sanatları
Kaside, "biz" ağzından konuşan bir derviş topluluğunun zahide karşı söylediği bir sözdür. Özkat'a göre şair bu kasidede tekke ile medrese arasındaki karşıtlığı ele alır ve dünyaya önem vermeyen bir derviş portresi çizer. "Zāhid", "ṣūfī", "şeyḫ-i şehr" ve "ḫᵛāce" gibi muhataplar, dış görünüşe bağlı dindarlığın temsilcileridir; "biz" ise külahını atmış, hırkasını yırtmış, baş açık abdallardır. 11. beyitte bu karşıtlık en açık hâlini alır: dervişler ne cehennem korkusuyla ne cennet umuduyla, yalnız Hakk'ın cemali için yaşar. Özkat 15. beyti, şairin aşkının dünyevi değil hakiki olduğunu gösteren bir örnek olarak aktarır.
Kasidede tasavvufun temel kavramları art arda işlenir: vahdet denizi, nefy ve isbat, "Ölmeden önce ölünüz" sözü, Musa'nın Tur'daki münacatı, fena ve beka, Allah'a doğru ve Allah'ta seyir, Miraç ve İsra. 12. beyitte kelime-i tevhidin "lâ" ve "illâ" kısımları ustaca kullanılır: dervişler kendilerini "lâ", yani yok saymış, "illâ"da, yani yalnız Allah'ın varlığında kalmıştır. Özkat 13. beyitteki "Mūtū ḳable en temūtū" sözünün sahih hadis kitaplarında bulunmadığını, ama mutasavvıflarca "Allah'ın varlığı içinde yok olma" makamına işaret eden bir söz olarak kullanıldığını dipnotta açıklar. 19. beyitteki zünnar ve kilise, tasavvufi şiirde dış görünüşe bağlı dindarlığın bırakılmasını anlatan bilinen mazmunlardır.
Özkat, kasidede kafiyeyi oluşturan kelimelerin birkaç kez tekrarlandığına dikkat çeker: "‘ışḳ deryāsındayuz" altıncı ve yedinci beyitlerde, "dībāsındayuz" sekizinci ve otuzuncu beyitlerde, "sevdāsındayuz" ikinci ve on dördüncü beyitlerde yeniden kullanılır. Dokuzuncu beyit kasidenin en çok anılan yeridir: "Meẕheb ü cāh istemez sulṭāna baş indürmezüz / Ne vezīrinde bu dünyānuñ ne pāşāsındayuz". Özkat bu beyti şairin biyografisinde iki kez anar ve bütün memuriyet hayatı şehzade saraylarında geçen, sonunda reisülküttaplığa yükselen Fazlî'nin burada mağrur bir edayla konuştuğunu belirtir. Beyit, dervişlik söyleminin şiirdeki diliyle şairin saraydaki hayatı arasındaki aralığı gösterir.
Kaynakça
- Mustafa Özkat, Kara Fazlî'nin Hayatı, Eserleri, Edebî Kişiliği ve Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2005, s. 143-146, kaside no. 8 (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Revan 1966, vr. 140a); ayrıca s. 20 ve 73 (hayatı), s. 49-50 (kasideler üzerine), s. 70-71 (kafiye tekrarları) ve s. 76 (tasavvufi şiirler), https://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/5E/T0051713.pdf.
- Hasan Aksoy, "Kara Fazlî", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 24, İstanbul 2001, s. 360-361, https://islamansiklopedisi.org.tr/kara-fazli.
Çevrimiçi kaynaklar






