Toprakla geçinen bir memlekette zaman, duvardaki takvim yaprağından çok tarlanın, bağın ve sürünün hâlinden okunurdu. Amasya'nın çiftçisi ve hayvancısı için mevsimlerin dönüşü de uzun yüzyıllar boyunca resmî takvimden önce halk takviminin diliyle anlatıldı: kasımın kaçında olunduğu, cemrenin düşüp düşmediği, Mart dokuzunun geçip geçmediği sorulur, ekim, budama, koç katımı ve hasat bu hesaba göre ayarlanırdı. Anadolu'nun hemen her yöresinde küçük farklarla yaşayan bu bilgi, kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılmış, bir kısmı da Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi cep takvimlerine geçerek yazılı bir biçim kazanmıştır. Amasya için ayrıca derlenmiş, kapsamlı bir halk takvimi çalışması bulunmadığından aşağıdaki anlatı Anadolu genelinde belgelenmiş hesaplara dayanır; şehrin kendi iklimi ve tarımıyla ilgili bilgiler ise ölçüm verileri ve tescil belgeleri üzerinden ayrıca gösterilmiştir.
Halk Takvimi Nedir
Halk takvimi, bir yörede yaşayan insanların uzun süreli tabiat gözlemlerinden süzülmüş, her yıl aynı dönemlerde tekrarlanan olayları kayda geçirerek gündelik işlerini düzenledikleri bir zaman bilgisidir. Halk arasında "eski hesap", "ana-baba hesabı", "çoban hesabı", "sayılı" ya da "hesaplı" gibi adlarla anılır. Halk bilimci Gülten Erginer bu takvimi, bir yöre insanının kültürel miras olarak edindiği ve uzun deneyimlere dayanan "zaman-hayat ikilisinin bir dizgesi" diye tanımlar. Takvimdeki dönemler ve günler ülke genelinde kabul görür, fakat her yörede iklime göre birkaç günlük kaymalarla yaşanır. Bu yüzden Kayseri'de, Gümüşhane'de, Uşak'ta ya da Trakya'da derlenmiş halk takvimleri aynı iskeleti paylaşır, ayrıntıda ise birbirinden ayrılır.
Halk takviminin günleri çoğu zaman eski Rûmî hesapla sayılır. Jülyen esaslı bu hesap, bugün kullandığımız Gregoryen takvimin on üç gün gerisinden gelir; halk ağzındaki "Mart dokuzu" bu yüzden miladî 21-22 Mart'a, "Abrul beşi" de 18 Nisan'a denk düşer. Osmanlı devlet maliyesi IV. Mehmed döneminde, 1677 tarihli bir fermanla yılbaşısı 1 Mart olan malî takvimi kullanmaya başlamıştı. Bu takvimin 1 Mart'ı 1800'lerde miladî 13 Mart'a, 1900'lerde 14 Mart'a karşılık geliyordu. Miladî takvim ancak 1926'da resmî takvim olarak benimsendi. Köylerde ise eski hesap, cebindeki takvim yaprağına bakan dedelerin ağzında çok daha uzun süre yaşadı.
Anadolu'da halkın aylara verdiği adlar da bu takvimin parçasıdır. Aralıktan başlayarak Karakış, Zemheri, Gücük, Mart, Abrul, Mayıs, Kiraz, Orak, Harman, Haç, Avara ve Koç gibi adlar Sivas yöresinde derlenmiştir. Şubat, öteki aylardan kısa olduğu için "gücük ay" diye anılır. Koç ayının adı, koçların sürüye katıldığı mevsimden gelir. Ekim ile kasım arasındaki "Avara" ise, hasadın bitip kış hazırlığının başladığı kısa bir soluklanma zamanını anlatır. Bu adlar takvimin, gökyüzü kadar tarla ve ağıl düzenine göre de kurulduğunu gösterir.
Kasım Günleri ve Hızır Günleri
Halk takviminde yıl, birbirine eşit olmayan iki büyük devreye ayrılır. Kış devresi olan Kasım günleri 8 Kasım'da başlar, 5 Mayıs'ta biter ve yaklaşık 179 gün sürer. Yaz devresi olan Hızır günleri 6 Mayıs'ta, Hıdrellez günüyle başlar ve 7 Kasım'a kadar süren yaklaşık 186 günü kapsar. Gün sayıları kaynaktan kaynağa küçük farklar gösterir; bazı derlemeler Kasım günlerini yuvarlak bir hesapla 180 gün kabul eder, Osmanlı cep takvimlerine dayanan bir çalışmada ise Hızır günleri 189 gün olarak verilmiştir. Eski takvim metinlerinde bu iki devre "eyyâm-ı Kasım" ya da "rûz-ı Kasım" ve "eyyâm-ı Hızır" ya da "rûz-ı Hızır" adlarıyla geçer.
Bu ikili bölümün gökyüzünde bir dayanağı vardır. Ahmet Yaşar Ocak'ın aktardığına göre 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece güneş Ülker yıldız kümesinin bulunduğu kesime girer ve bu tarihten 7-8 Kasım'a kadar Ülker, güneş battıktan sonra gökte görülmez. Yılın geri kalanında ise akşamları kısa bir süre görünür. Böylece yıl, gözlenebilen bir gök olayına göre yaz ve kış diye ikiye bölünmüş, 8 Kasım kışın, 6 Mayıs da yazın gerçek başlangıcı sayılmıştır. Çobanların ve çiftçilerin Ülker'in doğuşuna bakarak koyunlarını korudukları, ekinin verimini kestirmeye çalıştıkları da derlemelerde anlatılır.
İki devrenin adları da anlamlıdır. "Kasım" sözü, Arapçada "kırıcı, ezici" anlamına gelen bir kökten açıklanır ve kışın sertliğini anlatır. Hızır adı ise Arapçada "yeşil, yeşilliği çok olan yer" anlamındaki kökle ilişkilidir. Halk inancında Hızır'ın bastığı yerin yeşerdiği, âb-ı hayatı içerek ölümsüzlüğe erdiği anlatılır; baharın ve yazın onun adıyla anılması bu yüzden yerindedir. Yaz devresini açan Hıdrellez günü, Hızır ile İlyas'ın yılda bir kez buluştuğuna inanılan gündür. Bu günün kutlamaları ayrı bir konudur; halk takvimi açısından önemli olan, Hıdrellez'in bir eşik olarak kışı kapatıp yazı başlatmasıdır.
Bu iki devre yalnızca köylünün dilinde kalmamış, devlet işlerine de girmiştir. Mühimme defterleri başta olmak üzere pek çok arşiv belgesi, Osmanlı döneminde devlet katında bile işlerin "rûz-ı Hızır'dan rûz-ı Kasım'a" ya da "rûz-ı Kasım'dan rûz-ı Hızır'a" kadar süren iki döneme göre planlandığını gösterir. Halk takviminin yılı ikiye bölen hesabı, böylece yazışmaların ve emirlerin de ortak dili hâline gelmiştir. Denizciler de aynı hesabı kullanmıştır. Eski gemicilerin dilinde dolaşan "Kasım altmışında yat, yetmişinde kalafat, sekseninde suya at, doksanında donat, yüzde yüz, Kasım yüz elli, yaz belli" sözü, kış fırtınalarında teknelerin limana çekilmesini, kalafatlanmasını, yeniden suya indirilip donatılmasını ve yüzüncü günde sefere çıkılmasını Kasım günlerinin sayısına bağlar.
Halk takviminin asıl işleyişi de bu sayımda yatar. Kış boyunca günler tek tek sayılır ve "bugün Kasım'ın kaçı" diye sorulurdu. Çankırı yöresinde Kasım'ın yüzüncü gününe, yani şubat ortasına gelindiğinde "Kasım yüz, dere tepe düz" denilerek karın bolluğuna işaret edilir, "Kasım yüz elli, yaz belli" sözüyle de kışın kırıldığı anlatılırdı. Uşak'ta derlenen bir anlatım yılı altışar aylık iki parçaya ayırır ve kışı kırk beşer günlük dilimlerle sayar: "45 kasım, 45 zemheri, 45 hamsin, 45 doksanbaşı sayarız. Hıdırellez dedi mi yaz gelir." Aynı iskeletin yöreden yöreye farklı bölmelerle doldurulması, halk takviminin canlı ve uyarlanabilir bir bilgi olduğunu gösterir.
Kışın Bölümleri: Zemheri ve Hamsin
Kasım günlerinin içinde kış aynı şiddette geçmez. Halk takvimi, en çetin doksan günü ayrıca adlandırır. Bunların ilki "erbain", yani kırk gündür ve halk arasında zemheri ya da karakış diye anılır. Erbain, kış gündönümünün hemen ardından başlar; cep takvimlerinde 22-23 Aralık ile 31 Ocak arasına yerleştirilir. Ardından elli gün süren "hamsin" gelir. 1 Şubat'ta başlayan hamsin, gece ile gündüzün eşitlendiği 21-22 Mart civarında biter. Kasım günlerinin geri kalanı, yani kasım ve aralık başı ile mart sonu ve nisan, daha mutedil sayılır. Gümüşhane yöresinde derlenen bir hesapta karakışın yirminci gününden, miladî 4 Ocak'tan gücüğün dokuzuna, miladî 22 Şubat'a kadar süren elli günlük dönem "amansız elli" diye anılır; kışın en ağır kısmının doksan gün sürdüğü ve Mart dokuzunda bittiği söylenir.
Zemheri, sözlük anlamıyla da karakıştır. Uzun gecelerin en uzunu bu dönemin başına düşer, eski takvimlerde 18 Aralık "şeb-i yeldâ"nın, yani uzun gecelerin başı olarak gösterilir. Zemherinin içinde ayrıca adlandırılmış soğuk günler de vardır. Trakya'da 8 Ocak'a "Bocuk", 18 Ocak'a "Tahta atımı" denir. Eski halk takviminde erbainin çıkması bir eşik sayılır, bazı yörelerde bu günlerin hastalıksız atlatılmasına şükür olarak kurban kesildiği, eşe dosta ziyafet verildiği anlatılır. "Zemheri zürefası" deyimi de kışın ortasında gösteriş için ince giyinen kişiyi anlatmak için kullanılmıştır.
Hayvancılıkla geçinen bir köy için bu dönemler, ambardaki yemin ve ahırdaki hayvanın hesabıdır. Tarımda makineleşmenin bulunmadığı zamanlarda kış, büyük ölçüde güzden hazırlanmış olanı tüketmekle geçerdi. Koçun sürüye katılma zamanı da yavruların kışın en sert günlerine denk gelip telef olmaması için bu sayıma göre ayarlanırdı. Uşak'ta derlenen bir sözde koçların, cemreye beş ay kala sürüye salıverildiği anlatılır. Bu hesapla doğumlar cemre zamanına, kışın ağır kısmının geride kaldığı ve yavrunun tabiatta beslenebileceği günlere denk getirilir.
Cemreler
Kışın en soğuk günleri geride kaldıktan sonra havaların ısınmaya başlamasının müjdecisi cemredir. Arapça kökenli bu kelime kor, ateş parçası anlamına gelir; halk ağzında "cemile" biçiminde de söylenir. İnanışa göre cemreler birer hafta arayla önce havaya, sonra suya, en son da toprağa düşer. Birinci cemre Kasım günlerinin 105. gününde, 20 Şubat'ta havaya, ikincisi 112. günde, 26-27 Şubat'ta suya, üçüncüsü de 119. günde, mart başında toprağa düşer. Üçüncü cemrenin tarihi kaynaklarda 4-5 Mart ile 6 Mart arasında değişir. Cemre toprağa düştükten sonra kışın kesin olarak bittiğine, artık kalıcı soğuk olmayacağına, kar yağsa da tutmayacağına inanılır.
Cemrenin adını açıklayan bir anlatı da Erginer'in derlemelerinde yer alır. Buna göre göçebe Arap kabileleri kışın çadırlarını birleştirir, hayvanlarını ve kendilerini bu büyük çadırda barındırır, üç ayrı bölümde ateş yakarlarmış. Birinci cemrede büyükbaş hayvanları ısıtan ateşi, ikincisinde küçükbaş hayvanlarınkini, üçüncüsünde de insanları ısıtan ateşi söndürüp oradan göçerlermiş. Uşak'ın Banaz ilçesinden derlenen bir anlatımda ise cemilenin önce göğe, sonra suya düştüğü, suya düşünce gölün içinde zincir gibi kıpırdanmalar görüldüğü, son cemileyle toprağın ısındığı ve leyleklerle kırlangıçların geldiği söylenir.
Halk bu günlere tam güvenmez. Amasya'nın komşusu Osmancık yöresinde, havanın bir anda bozulabileceğini anlatmak için "Deli Cemile" deyimi kullanılır. Talat Koç'un Trakya'da yaptığı karşılaştırma da cemrelerin ancak bir dönem olarak ele alındığında anlam kazandığını gösterir. Yetmiş yıllık sıcaklık ölçümlerinde ocak sonundaki en düşük değerlerden sonra yükselmeye başlayan sıcaklık eğrisi, cemre günlerinde belirgin biçimde dikleşir. Buna karşılık belirtilen tek tek tarihlerle ölçümler arasında anlamlı bir bağ kurmak güçtür. Halkın cemreyi bir müjde olarak karşılayıp ardından gelecek soğuklara karşı tetikte durması da bu deneyimin sonucudur.
Mart ve Nisanın Sayılı Günleri
Cemrelerden sonra bahar gelmiş sayılsa da mart ve nisanda bağ, bahçe ve hayvan sahiplerinin korktuğu sayılı günler vardır. Bunların ilki kocakarı soğuklarıdır. Eski takvimlerde Arapça "berdü'l-acûz" adıyla geçen bu soğuklar, miladî 11-17 Mart arasına yerleştirilir; Rûmî hesapla gücük ayının 26'sı ile martın 4'ü arasına düşer. Bazı yörelerde "Beldir Aciz fırtınası" diye anılır ve "Beldir aciz, yer gök taciz" sözüyle hatırlanır. Adını açıklayan bir rivayete göre vaktiyle yedi keçisi olan bir kocakarının keçileri, bu sekiz gün içinde sırayla soğuktan donarak ölmüştür. Eski takvimlerde 12 Mart'a düşen "husûm" fırtınası da bu soğuklarla birlikte anılır; Arapça "uğursuzluk" anlamına gelen bu sözcük yüzünden dönem "eyyâm-ı husûm" diye de adlandırılmıştır. Yaygın "Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır" atasözü de aynı tecrübenin ürünüdür.
Ardından Mart dokuzu gelir. Rûmî martın dokuzu miladî takvimde 21-22 Mart'a, yani gece ile gündüzün eşitlendiği güne karşılık gelir. Kayseri yöresinde bu günde gece sıcaklığının sıfırın yirmi, yirmi beş derece altına indiği, don, kar fırtınası ya da "şıvgın" denilen sulu kar görüldüğü anlatılır. Mart dokuzundan dokuz gün sonra "dokuzun dokuzu" gelir; o gün de fırtına ve kar beklenir, yeni uyanan ya da çiçek açan ağaçları soğuk vurur. Gümüşhane'de derlenen hesapta dokuzlar üç tanedir: birincisi 21 Mart'a, ikincisi 30 Mart'a, üçüncüsü 9 Nisan'a denk gelir. Halk arasında "Mart dokuzu, dokuzun dokuzu, o da olmazsa otuzu" denilerek önceki dokuzlarda fırtına çıkmadıysa sonrakinde mutlaka çıkacağı söylenir. Trakya'da aynı soğuklara "Babo günleri" adı da verilir. Dursun Ayan'ın aktardığı bir aile anlatısında, martta birkaç güzel güne aldanıp "Abrul beşine ayağım, Mart dokuzuna dayağım" diyerek hayvanlarıyla yaylaya çıkan yaşlı bir kadının, arkadan gelen soğuklara dayanamadığı anlatılır.
Nisanın en çok korkulan günü "Abrul beşi"dir. Rûmî nisanın beşi miladî 18 Nisan'a düşer; Trakya'da bu soğuklar 13-18 Nisan arasına yayılır. "Kork Abrul'un beşinden, öküzü ayırır eşinden" sözü, tarla işlerinin başladığı bu günlerde gelen soğuğun çift sürülen öküzü bile öldürebileceğini anlatır. Kayseri'de söz "camızı ayırır eşinden, hele hele on beşinden" diye uzar ve Abrul beşinde tohumun ya elde ya da yerde olması gerektiği öğütlenir; önceden ekilip filizlenmiş tohum mutlaka soğuk alır. Güneşin Boğa burcunda bulunduğu günlere denk gelen ve "altı günlük öküz fırtınası" diye çevrilebilecek "sitte-i sevr" de 20-25 Nisan arasında soğuk getiren korkulu günlerdendir. Gümüşhane yöresinde Abrul beşi çıkmadan yazın gelmeyeceğine, mayısın yedisinin de kışın son soğuğu olduğuna inanılır.
Eski takvim yapraklarında bu günlerin arasına başka işaretler de serpiştirilmiştir. 5 Mart'ta ağaçlara su yürüdüğü, 8 Mart'ta bağ budama ve kalem aşısı zamanının geldiği, 13 Mart'ta kırlangıçların, 28 Şubat'ta leyleklerin göründüğü, 1 Nisan'da çiçeklerin açtığı, 26 Nisan'da arıların oğul verdiği yazılıdır. Fırtınaların bir kısmı da kuşların adıyla anılır: kırlangıç fırtınası, çaylak fırtınası, kuğu fırtınası. Bu adlandırmalar, takvimi kuranların gökyüzü kadar göç eden kuşu ve uyanan ağacı da izlediğini gösterir.
Hızır Günlerinde Yaz, Harman ve Güz
Hıdrellez'den sonra takvimin dili değişir; kaygı sırası soğuktan sıcağa ve kuraklığa geçer. Eski takvimlerde mayıs ortası "filiz kıran" fırtınasıyla, 18 Mayıs gül mevsimiyle, 28 Mayıs koyun kırkımıyla, 7 Haziran ekin biçme mevsimiyle anılır. Haziran yağmurları hasat mevsimine düştüğü için çiftçiyi tedirgin eder, çünkü biçilip toplanmamış ekin ıslanınca küflenir. Yaz gündönümü fide dikimi için bir sınır sayılır; Uşak'ta "Fidan olarak ne dikeceksen gün dönümüne kadar dikesin, ondan sonra olmaz" denir. Gümüşhane'de eski hesaba göre gündönümünün haziranın 12'sine, miladî 25 Haziran'a düştüğü ve "günün dönümü, otun biçimi" sözüyle biçim zamanının geldiği anlatılır.
Yazın doruk noktası "eyyâm-ı bâhûr"dur. Arapça "çok sıcak" anlamına gelen bu günler cep takvimlerinde 31 Temmuz ile 7 Ağustos arasına yerleştirilir, halk ağzında "eyamboor" diye söylenir. Halk ise bu sekiz günü daha geniş tutar ve 15 Temmuz ile 15 Ağustos arasını "Ağustos sıcağı" ya da "harman sıcağı" diye anar. Talat Koç'un ölçümlerle yaptığı karşılaştırmada en yüksek sıcaklıkların gerçekten bu geniş aralığa yayıldığı, takvimlerdeki kısa dönemin gerçeği tam yansıtmadığı, yöre halkının tespitinin daha isabetli olduğu görülmüştür. "Ağustosun on beşi yaz, on beşi kış" sözü de aynı ölçümlerde doğrulanmış, 15 Ağustos'tan sonra sıcaklıkların belirgin biçimde düştüğü tespit edilmiştir.
Güz, Hızır günlerinin son bölümüdür ve yeni kışın hazırlığıyla geçer. Eski takvimlerde 8 Eylül koç ayırma, ekim başı ve kasım ortası koç katımı zamanı olarak gösterilir. Koçların yaz boyunca sürüden ayrı tutulması, doğumların uygun mevsime denk getirilmesi içindir. Uşak'ta ekim ayının ortasında toprak yağmurla iyice ıslandıktan sonra çifte koşulduğu, "Ekim on beş dedi mi havasını buldun mu koş" denildiği derlenmiştir. Aynı yörede Hıdrellez'in on, on beş günü geçince darı, nohut ve haşhaş ekilerek nadas yerine geçen bir ekim yapıldığı da anlatılır. Kasım ayına düşen mevsimsiz sıcaklara "pastırma yazı" denir; cep takvimleri bu dönemi 11-27 Kasım arasına yerleştirir.
Halk Takvimi ve Amasya'nın İklimi
Amasya, nemli Karadeniz iklimi ile yarı kurak İç Anadolu iklimi arasında bir geçiş bölgesinde yer alır. Yeşilırmak vadisine kurulan şehir, kıyıdan kuş uçuşu yaklaşık 80 kilometre içeridedir ve 409 metre yükseltidedir; kuzeydeki dağlar denizin nemli havasını keserken güneydeki yükseltiler İç Anadolu'nun sert soğuğunun şehre girmesini zorlaştırır. 1961-2019 ölçümlerine göre yıllık ortalama sıcaklık 13,5 derecedir. En soğuk ay 2,5 derecelik ortalamayla ocak, en sıcak ay 23,8 derecelik ortalamayla ağustostur. Yılın hiçbir ayının ortalaması sıfırın altına inmez. Bu tablo, halk takviminde zemherinin ocakta, harman sıcağının temmuz sonu ile ağustosta yoğunlaştığı yolundaki genel hesapla örtüşür.
Ölçümler, sayılı günlerin neden korkulduğunu da gösterir. Amasya'da şimdiye kadar ölçülen en düşük sıcaklık 15 Ocak 2008'de eksi 21 derecedir. Aralık, ocak, şubat ve mart aylarında sıcaklığın eksi 10 derecenin altına indiği görülmüştür; mart ayında ölçülen en düşük değer eksi 15,3, nisanda eksi 5,1, mayısta eksi 0,1 derecedir. Yılda ortalama 54 gün don olayı yaşanır. Kar yağışlı gün sayısı yılda ortalama 8,5 gündür, karın en çok düştüğü ay ocaktır ve kar yağışlı günlerin yüzde 14'ü ilkbahara düşer. Şehirde ölçülen en yüksek sıcaklık ise 30 Temmuz 2000'de 45 derecedir; bu tarih eski takvimlerdeki eyyâm-ı bâhûrun başlangıcının bir gün öncesine denk gelir. Kocakarı soğuklarıyla Mart dokuzunun, Abrul beşiyle sitte-i sevrin Amasya'da da boş bir söz olmadığını bu değerler açıkça ortaya koyar.
Yağışın dağılımı da takvimin ritmini izler. Yıllık ortalama 463,8 milimetrelik yağışın yüzde 33,8'i ilkbaharda, yüzde 30,7'si kışın, yüzde 21,3'ü sonbaharda, yalnızca yüzde 14,2'si yazın düşer. En yağışlı ay aralıktır; onu nisan ve mayıs izler. Ağustosta ortalama yağış 10,4 milimetreye iner ve yazın yüksek sıcaklıkla birleşen bu kuraklık tarımda sulama sorununu doğurur. Şehirde yıl boyunca en sık esen rüzgâr kuzeybatıdan gelen karayeldir. Özellikle ilkbaharda, mevsim normallerinin altındaki sıcaklıklarla birlikte esen karayel ile yıldız rüzgârının çiçek açmış meyve ağaçlarına zarar verebildiği tespit edilmiştir. Halk takviminin bahar fırtınalarına ve geç soğuklara gösterdiği özen, Amasya bahçeleri için bugün de güncel bir kaygıdır.
Zirai Takvimde Amasya Elması
Amasya'nın zirai takvimini en iyi anlatan ürün, 2019'da menşe adıyla coğrafi işaret tescili alan Amasya misket elmasıdır. Tescil belgesine göre Yavru köyünde bulunan ve Roma dönemine tarihlenen elma ağacı figürlü bir mozaik, yörede elma yetiştiriciliğinin yaklaşık iki bin yıllık bir geçmişi olduğunu düşündürür. Misket elması 411 ile 1150 metre arasındaki yükseltilerde, Merkez, Suluova, Merzifon, Gümüşhacıköy, Hamamözü, Taşova ve Göynücek ilçelerinde yetiştirilir. Belge, elmanın kendine özgü koku ve aromasını Yeşilırmak vadisinin meydana getirdiği mikroklimaya ve boğaz esintisine bağlar.
Elmanın yıllık döngüsü halk takviminin iki devresine şaşırtıcı biçimde oturur. Misket elması kış dinlenmesine, yani soğuklamaya yüksek derecede ihtiyaç duyan bir çeşittir; soğuklama isteği 2536 saattir ve bu süreyi dolduramayan ağaçların yaprak gözleri sürmez. Amasya'nın 1970-2014 arasındaki ortalama soğuklama süresi 2526 saattir. Kasım günlerinin soğuğu, bu bakımdan bahçe için bir yük olduğu kadar bir gerekliliktir. Çiçeklenme 20-30 Nisan arasında olur ve bu tarihler halk takviminin sitte-i sevr soğuklarıyla aynı haftaya düşer. Açmış çiçeklerin ancak eksi 2,2-2,3 dereceye, küçük meyvelerin eksi 1,1 ile eksi 2,2 dereceye kadar dayanabildiği düşünülürse, nisan sonunda gelen bir ayazın bütün yılın emeğini götürebileceği anlaşılır. Halkın Abrul beşi ve öküz fırtınası karşısındaki tedirginliği, elma bahçesinin takviminde somut bir karşılık bulur.
Hızır günlerinin sonu ise hasat mevsimidir. Tescil belgesine göre 15 Eylül ile 30 Ekim arası meyvede renk ve sertliğin belirginleştiği dönemdir; elmaya çiğ düşüp ardından güneş alması, ona ayırt edici parlak kırmızı rengini verir. Amasya'da çiğ düşen gün sayısı yılın en yüksek değerine ekimde ulaşır. Eski takvimlerin 9 Kasım'ı "çiğ düşme mevsimi" olarak göstermesi de bu gözlemle uyumludur. Misket elması geççi bir çeşittir ve ekim aylarında toplanır; denetim takviminde hasat dönemi 10-30 Ekim olarak belirlenmiştir. Eylül sonu ya da ekim başında toplanan meyveler iyi koşullarda mayısa kadar dayanır. Çiftçiler elmayı evlerin alt katındaki "kara depo" denilen yerlerde saklar. Böylece güzde toplanan ürün, bütün Kasım günleri boyunca evin kilerinde kalır ve tükenişi Hızır günlerinin başlangıcına denk düşer.
Halk Takvimi ve Ölçümler
Halk takviminin bir inanç kalıntısı mı, yoksa yüzyılların gözlemine dayanan bir bilgi mi olduğu coğrafyacıların da ilgisini çekmiştir. Necdet Tunçdilek 1967'de Isparta için, Ertüre de Kandilli Rasathanesi gözlemleriyle takvimlerdeki sayılı günler için karşılaştırmalar yapmış, Sırrı Erinç de halkın hava tahmini için kullandığı gün ve dönemlerin iklim araştırmalarında değerlendirilebileceğini belirtmiştir. Talat Koç ve Nazan Keskin, Uzunköprü'de köylerden derledikleri halk takvimini Edirne istasyonunun 1929-1998 yılları arasındaki günlük sıcaklık ölçümleriyle karşılaştırmışlardır. Sonuçta zemheri döneminin ölçümlerle açık bir paralellik gösterdiği, Hıdrellez'den sonra yüksek sıcaklıkların belirgin biçimde arttığı, yani Hıdrellez'in yazın başlangıcı sayılmasının ölçümlerle de desteklendiği görülmüştür.
Aynı çalışma halk takviminin sınırlarını da gösterir. Trakya'da en soğuk gün olarak bilinen Bocuk, ölçülen en düşük sıcaklıktan on dört gün önceye düşer; bu adın, soğuk dönemin başındaki ani soğuk hava sokulmalarından doğduğu düşünülür. Kocakarı soğukları ve Mart dokuzu ise ısınma eğrisinin içinde geçici duraklamalar olarak grafiklere yansır. Abrul beşi döneminde de sıcaklık artışının kısa bir süre durduğu, hatta gerilediği belirlenmiştir. Araştırmacılar bu sonuçlardan hareketle bir yörenin iklimi incelenirken ölçüm sonuçlarının yanında halk takvimi verilerinin de kullanılmasını önerirler. Amasya için yayımlanmış benzer bir karşılaştırmaya ulaşılamamıştır; şehrin 1961'den bu yana tutulan meteoroloji ölçümleri böyle bir çalışmaya elverişlidir.
Takvim Yapraklarından Bugüne
Halk takvimini kuşaktan kuşağa taşıyan yalnızca sözlü gelenek olmamıştır. Osmanlı döneminde yayımlanan Ebüzziya takvimi gibi cep takvimleri, vilayet salnameleri ve Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki Uluğ, Hayat ve Saatli Maarif takvimleri, her güne düşen fırtınayı, soğuğu, ekim ve budama zamanını, kuşların gelip gidişini yaprak yaprak yazmıştır. Halk ağzındaki hesap bu yapraklarla beslenmiş, yapraklar da halkın gözlemlerini kayda geçirmiştir. Birçok yaşlı köylünün okuma yazma bilmediği hâlde rüzgârın yönüne, akşam göğünün rengine ve takvim yaprağındaki işarete bakarak yaptığı tahminler, bu karşılıklı ilişkinin ürünüdür.
Kentleşme ve meteoroloji tahminlerinin gündelik hayata girmesiyle halk takviminin kullanımı giderek azalmıştır. Bugün sayılı günleri adıyla bilen kuşak çoğunlukla yaşlılardır; cemrenin düşmesi ya da kocakarı soğukları ise gündelik konuşmada hâlâ anılır. Amasya'nın bağ ve bahçe sahipleri için Abrul beşinin ayazı, Ağustos sıcağının kuraklığı ve güz çiğinin elmaya verdiği renk, eski hesabın diliyle anlatılmasa da her yıl yeniden yaşanan gerçeklerdir.
Halk Takviminde Yılın Başlıca Günleri
8 Kasım: Kasım günlerinin, yani halk takviminde kışın başlangıcı.
11-27 Kasım: Cep takvimlerine göre pastırma yazı.
22-23 Aralık - 31 Ocak: Erbain, halk arasında zemheri ya da karakış.
1 Şubat - 21/22 Mart: Elli günlük hamsin.
20 Şubat: Birinci cemre havaya düşer (Kasım günlerinin 105. günü).
26-27 Şubat: İkinci cemre suya düşer (112. gün).
4-6 Mart: Üçüncü cemre toprağa düşer (119. gün).
11-17 Mart: Kocakarı soğukları (berdü'l-acûz).
21-22 Mart: Mart dokuzu; gece ile gündüz eşitlenir.
29-30 Mart: Dokuzun dokuzu.
18 Nisan: Abrul beşi (Rûmî 5 Nisan).
20-25 Nisan: Sitte-i sevr soğukları; Amasya misket elmasının çiçeklenme dönemi (20-30 Nisan).
6 Mayıs: Hıdrellez; Hızır günlerinin, yani yazın başlangıcı.
21 Haziran: Yaz gündönümü.
31 Temmuz - 7 Ağustos: Eyyâm-ı bâhûr; halk takviminde 15 Temmuz - 15 Ağustos arası Ağustos sıcağı.
10-30 Ekim: Amasya misket elmasının hasat dönemi.
7 Kasım: Hızır günlerinin sonu.
1677: Yılbaşısı 1 Mart olan Osmanlı malî takvimi bir fermanla başlatıldı.
1926: Miladî takvim resmî takvim olarak kabul edildi.
2019: Amasya misket elması menşe adıyla coğrafi işaret tescili aldı.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Dursun Ayan, "Astronomik Düzenlilikten Sosyo-Matematik Uylaşıma Takvim", Osmanlı Bilimi Araştırmaları, IX/1-2 (2007-2008).
- Talat Koç - Nazan Keskin, "Uzunköprü'de Halk Takvimi ve Sıcaklık İlişkisi", Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sy. 5, Mayıs 2001.
- Yusuf Yılmaz, "Amasya Şehri'nin İklim Yapısı ve Özellikleri", Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 24 (Aralık Özel Sayı), 2020, s. 167-186.
- "Anadolu Halk Takvimine Göre Kasım Günleri" (academia.edu).
Resmî kaynaklar
- Türk Patent ve Marka Kurumu, "Amasya Misket Elması" coğrafi işaret tescil belgesi, Tescil No: 424, 14.03.2019. ci.turkpatent.gov.tr
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı, "Amasya Misket Elması".
- Kayseri Valiliği, "Halk Takvimi". kayseri.gov.tr
Diğer kaynaklar
- Ahmet Yaşar Ocak, "Hıdrellez", TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1998. islamansiklopedisi.org.tr
- İlyas Çelebi, "Hızır", TDV İslâm Ansiklopedisi.
- "Takvim", TDV İslâm Ansiklopedisi.
- Gülten Erginer, Uşak halk takvimi derlemeleri (Ayan'ın makalesindeki aktarımlarla).
- Doğu Karadeniz Kültür Envanteri Projesi, "Halk Takvimi ve Meteorolojisi" (Gümüşhane derlemesi).
- Kaya Temel, "Geleneksel Takvimde Hızır ve Kasım Günleri: Eski Gemicilerin Fırtına ve Sefer Takvimi", İstiklal, 5 Eylül 2026.
Çevrimiçi kaynaklar






