Hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem girdiğinde Amasya evlerinin mutfaklarında tatlı bir telaş başlar. Günler öncesinden buğday ıslatılır, nohut ve fasulye ayıklanır, çarşıdaki kuruyemişçilerin tezgâhları kayısı, incir, üzüm ve fındıkla dolar. Kazan ocağa vurulduğunda yüzyılların hatırasını taşıyan aşure ağır ağır pişer ve birkaç saat sonra kaseler kapıdan kapıya dolaşmaya başlar. Bu topraklarda aşure bir tatlıdan çok daha fazlasını anlatır: bolluğun, dayanışmanın ve paylaşmanın simgesidir. Şehrin uzun tarihi içinde Muharrem ayı ise hem Sünnî mahallelerin bereket ve şükür günü, hem de Alevî-Bektaşî köylerinin Kerbelâ yası olarak yaşanmış, iki ayrı duygu aynı kazanın başında buluşmuştur.
Muharrem Ayı ve Âşûrâ Günü
Muharrem, sözlükte "haram kılınan, yasaklanan" ve aynı zamanda "kutsal olan, saygı duyulan" anlamlarına gelir. İslâm'dan önce Araplar bu aya "saferü'l-evvel" der, savaşmanın yasak olduğu dört haram aydan biri sayarlardı. Hz. Ömer'in halifeliği sırasında, 17 (638) yılında Hz. Peygamber'in Mekke'den Medine'ye hicreti resmî takvimin başlangıcı kabul edilince Muharrem de hicrî yılın ilk ayı oldu. Osmanlı belgelerinde bu ay tek bir "mim" harfiyle kısaltılarak gösterilirdi. Saray âdetlerinde Muharrem aynı zamanda yeni yılın başlangıcıydı; devlet erkânı padişahın huzuruna çıkarak yeni yılı tebrik eder, padişahtan "muharremiyye" denilen hediyeleri alır, kendileri de maiyetlerindeki kişilere muharremiyye dağıtırdı.
Ayın onuncu gününe "âşûrâ" denir. Kelimenin "on" sayısıyla ilgili "aşr" kökünden geldiğini düşünenler olduğu gibi İbrânîce asıllı olduğunu ileri sürenler de vardır; âlimlerin çoğu ise Arapça kökenli olduğunu kabul eder. Hz. Âişe'nin rivayetine göre âşûrâ, Kureyş'in Câhiliye devrinde oruç tuttuğu bir gündü ve Hz. Peygamber de bu oruca riayet ederdi. Medine'ye hicretten sonra orucu sürdürmüş, Müslümanlara da tutmalarını emretmiş, ramazan orucu farz kılınınca da dileyenin tutup dileyenin tutmamasına izin vermiştir. Hz. Peygamber onuncu günle birlikte dokuzuncu ve on birinci günlerin de oruçla geçirilmesini tavsiye etmiştir. Hanefî ve Mâlikî mezheplerinde dokuz ile on ya da on ile on bir Muharrem günlerinde oruç tutmak sünnet sayılır; Hanefîlere göre yalnızca onuncu günü oruçla geçirmek mekruhtur.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden tarihçi Eyüp Baş, âşûrâ orucunun kökeni konusunda temkinli bir yorum getirir. Ona göre Hz. Peygamber'in Medine'de Yahudilerle aynı günde oruç tutması, yeni sosyal çevrede toplulukları kaynaştırmaya yönelik bir tutum olarak da okunabilir. Yahudi geleneğinde Tişri ayının onuncu günü olan Yom Kipur, kefaret ve arınma günüdür; Yahudi takvimi güneş yılına göre düzeltildiği için bu gün hep Eylül ile Ekim arasına düşer, kamerî takvime bağlı âşûrâ ise her yıl on, on bir gün kadar öne kayar.
Aşure Gününe Bağlanan Rivayetler
Halk arasında en çok anlatılan rivayet Hz. Nuh'la ilgilidir. Buna göre tufan dindiğinde ve gemi Cûdi Dağı'na oturduğunda gemide kalan son azıklar bir araya getirilmiş, buğday, fasulye, nohut ve elde ne kaldıysa aynı kazanda pişirilmiştir. Bu anlatı aşureye derin bir anlam katar. Elde kalan farklı malzemelerin aynı kazanda buluşup bir bereket ziyafetine dönüşmesi, birliğin ve şükrün somut bir ifadesi olarak görülmüştür. Anadolu'nun pek çok yerinde aşurenin "Nuh Peygamber'in sünneti" sayılması da bu inanıştan gelir.
Tarih, hadis ve fıkıh kitaplarında bu güne başka olaylar da yüklenmiştir. Hz. Âdem'in tövbesinin kabul edildiği, Hz. Mûsâ ve İsrâiloğulları'nın Firavun'un zulmünden kurtulduğu, Hz. Yûnus'un balığın karnından çıktığı, Hz. Yûsuf'un kuyudan kurtarıldığı, Hz. Yâkub'un gözlerinin yeniden gördüğü gün olarak anılması bunlar arasındadır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nde âşûrâ maddesini yazan Yusuf Şevki Yavuz bu rivayetlerin ilmen doğrulanamayacağını, bir kısmının yanlışlığının da açık olduğunu belirtir. Örneğin hicret, kaynaklarda 12 Rebîülevvel tarihiyle geçer. Aynı madde, âşûrâda yıkanmak, sürme çekmek, kına yakmak ve hububattan aş pişirmek gibi uygulamalar hakkında sahih bir rivayet bulunmadığını da kaydeder. Eyüp Baş da bu kadar çok önemli olayın aynı güne bağlanmasını, rivayetleri kaleme alan yazarların tarih anlayışıyla açıklamak gerektiğini düşünür.
Bu tartışmalar halkın gönlündeki yeri değiştirmemiştir. Rivayetlerin tarihî doğruluğu bir yana, aşure Anadolu'da yüzyıllar boyunca şükür, kurtuluş ve bereket fikriyle birlikte anılmış, Muharrem'in onuncu günü pişirilip dağıtılan bir aş olarak kendi adını almıştır.
Kerbelâ ve Günün İki Yüzü
Âşûrâya bambaşka bir anlam kazandıran olay, Hz. Peygamber'in torunu Hz. Hüseyin'in ailesi ve yakınlarından yetmiş kadar kişiyle birlikte 10 Muharrem 61'de (10 Ekim 680) Kerbelâ'da Emevî kuvvetlerince şehit edilmesidir. Bu tarihten sonra gün, Şîa için bir matem günü oldu. Emevîler ise Kerbelâ'yı unutturmak için âşûrâyı neredeyse bir bayram gibi kutlamayı teşvik ettiler. XI. yüzyılda yaşamış olan Bîrûnî bu iki tutumu şöyle karşılaştırır: Ümeyyeoğulları âşûrâ gününde yeni elbiseler giyip süslenir, sürme çeker, ziyafet verir ve helva ile tatlılardan tadarlardı; Şiîler ise Hz. Hüseyin'in yasını tutar, ağlar ve onun Kerbelâ'daki kabrini ziyaret ederlerdi.
Büveyhî hükümdarı Muizzüddevle 352 (963) yılında Muharrem'in ilk on gününü Hz. Hüseyin için resmî matem zamanı ilan etti; Bağdat'ta dükkânlar kapatıldı, sokaklara kıl dokumalar asıldı, halk siyahlar içinde yas tuttu. Türk edebiyatında da Kerbelâ'yı anlatan "muharremiyye" adlı mersiyeler bu yasın sesini taşıdı. Bu türün bilinen en eski örneklerinden biri Yazıcıoğlu Mehmed'in (ö. 1451) Muhammediyye'sindeki manzumedir; XVI. yüzyılda Fuzûlî'nin Hadîkatü's-suadâ adlı eseri hem Sünnî tarikat çevrelerinde hem de Alevî-Bektaşî topluluklarda Muharrem'de okunan başlıca metin hâline geldi.
Böylece âşûrâ, Osmanlı coğrafyasında iki ayrı duygunun günü olarak yaşadı. Sünnî halk için Nuh'un kurtuluşu ve bereketle anılan bir şükür vesilesi, Alevî-Bektaşî topluluklar için ise Hz. Hüseyin'in yasıyla dolu bir matem zamanıydı. Aşure kazanı ise her iki gelenekte de bu günün ortak simgesi olarak kaldı.
Osmanlı'da Aşure: Saraydan İmarete
Osmanlılarda aşure geleneğinin öncülüğü saraydaydı. Topkapı Sarayı mutfaklarında pişirilecek aşure için Kilâr-ı Hâssa'dan malzeme verilir, hazırlıklara birkaç gün önceden başlanırdı. Aşureyi helvacıbaşıların nezaretindeki aşçılar ve kiler ağaları pişirir, büyük kazanlardan çıkan aşure önce padişaha ve harem halkına, sonra devlet ileri gelenlerine, imaretlere ve halka "aşure testisi" denilen özel kaplarla birkaç gün boyunca dağıtılırdı. Sır kâtibinin tuttuğu rûznâmeye göre 1735'te sarayda pişirilen amberli ve miskli iki maşrapa aşure, o sırada Beylerbeyi Sarayı'nda dinlenen I. Mahmud'a götürülmüş, biri padişaha, öteki maiyetine sunulmuştu.
II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) Yıldız ve Beşiktaş saray mutfaklarında hazırlanan aşurenin dağıtımı İstanbullularca sabırsızlıkla beklenirdi. Saray testi ve kaselerine konan aşure tablakârlar eliyle yüksek rütbeli devlet adamlarının konaklarına götürülür, ertesi gün boş kaplar "cevap" denilen usulle çikolata, badem şekeri ve fıstıkla doldurularak saraya geri gönderilirdi. Halka yönelik dağıtımda ise buğday, incir, üzüm, kuru kayısı, nohut ve bakla ile "daneli" denilen aşure pişirilir, Muharrem'in onuncu gecesi elli altmış kazan Yıldız'daki Talimhane Meydanı'na dizilirdi. Sabah Matbah-ı Âmire imamı dua edip halk "âmin" deyince kapılar açılır, her kazanın önünde kuyruklar oluşurdu. Sultan Abdülaziz'in annesi Pertevniyal Sultan'ın 1870'te pişirdiği "süzme saray aşuresi", buğdayın yalnızca helmesiyle hazırlanan inceltilmiş bir çeşit olarak ün kazanmıştır.
Sarayın dışında asıl yükü vakıflar taşırdı. Pek çok vakfiyede "Muharrem ayında aşure pişirilip halka ve fukaraya dağıtıla" şartı bulunur, Evkaf Nezareti de bu şart gereği büyük imaretlerde aşure pişirtirdi. İmaret mutfaklarının günlük menüsü genellikle fodula ekmeği, çorba ve pilavdan oluşur, tatlı olarak aşure, zerde ve zirbe öne çıkardı; Muharrem'in onuncu gününde halka aşure dağıtmak imaretlerin bilinen görevlerinden biriydi. Anadolu şehirlerinde zengin aileler ve esnaf teşkilâtları da aşure pişirir, sebilciler ve duâgûlarla birlikte törenle dağıtır, bazı yörelerde dağıtımın ardından kurban keserlerdi. Sultan II. Bayezid Külliyesi gibi imaretli külliyelere sahip olan Amasya da bu düzenin içindeydi. Bugün Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin avlusunda yapılan aşure ikramlarını düzenleyenlerin "tarihî imaret geleneğini yaşatmak" sözünü kullanması, bu hafızanın şehirde hâlâ canlı olduğunu gösterir.
İstanbul'un Muharrem sokaklarında bir de goygoycular dolaşırdı. Çoğu Anadolu'dan gelmiş âmâ ve sakatlardan oluşan bu topluluk, önlerinde gözü gören bir rehberle altışar kişilik gruplar hâlinde mahalle mahalle gezer, Kerbelâ mersiyeleri okur, her dizenin sonunda "yâ hoy goy goy cânım" nakaratını tekrarlardı. Halk onlara aşure harcı olarak pirinç, buğday, fasulye, nohut verir; onlar da topladıkları erzakla pişirttikleri aşureyi hem kendileri yer hem de dağıtırlardı. Goygoycuların 1826'dan sonra ortaya çıktıkları sanılır, sokakta dilenmeleri 1908'de II. Meşrutiyet'le birlikte yasaklanmıştır.
Evlerde Aşure Pişirme Âdetleri
Abdülaziz Bey'in XX. yüzyıl başında kaleme aldığı notlara göre Muharrem'in onuncu gününden ay sonuna kadar iki kase de olsa aşure pişirmek uğur ve bereket sayılırdı. Aşurenin içine buğday, pirinç, nişasta, nohut, fasulye, ceviz içi ve badem konur, bazıları kuru incir, kuru hurma ve çekirdeksiz üzüm de eklerdi. Buğday ve öteki malzemeler ayrı ayrı haşlanır, sonra birleştirilip şekerle yeniden pişirilirdi. Aşure pişince ev halkı kazanın başına toplanır, Yâsîn ve Mülk sûreleri okunur, sevabı o haneden gelip geçmiş ölülerin ruhuna bağışlanırdı. Kazanın üstüne kapatılan tepsi kaldırılınca herkes "aşure teri" denilen buhar suyunu uğurlu diye gözlerine sürerdi. Tabağa alınan ilk aşure dışarı gönderilmez, bereket getirsin diye evde alıkonurdu.
Daha sonra aşure renkli testilere, kapaklı kaselere boşaltılır, üzerine fıstık, kuş üzümü ve mevsimiyse nar taneleri serpilir, beyaz örtülü tepsilerle ahbaplara gönderilirdi. Kaselerin yıkanmadan geri verilmesi ayıp sayıldığından güzelce yıkanıp iade edilirdi. Aşure yenirken ağza gelen ilk bakla tanesi çiğnenmeden çıkarılır, kurutulup "bereket baklası" adıyla para kesesine konurdu; bir yıl sonra hükmü geçmiş sayılarak bir yere gömülürdü. Son dönemlerde aşure kapları da ayrı bir merak konusu oldu. Muharrem yaklaşınca zücaciyeci dükkânları türlü türlü aşurelik kase ve tasla dolar, hediye edilen kaplar evlerde getirenin adıyla anılırdı.
Bu inceliklerin bir kısmı Anadolu'nun başka yerlerinde de yaşar. Kazan kapağında biriken buharın şifalı sayılıp gözlere sürülmesi, Alevî-Bektaşî çevrelerde de bilinen bir uygulamadır; aşurenin kendi evinde kalmayıp mutlaka komşuya ve ihtiyaç sahibine ulaşması ise her iki gelenekte ortaktır. Amasya'da da hazırlanan aşureler komşulara, akrabalara ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılır. Bir kaseyi verip başka bir kaseyi geri almak, komşuluğun sessiz ama sıcak bir dilidir. Kaselerin kapıdan kapıya dolaşması mahallenin gönül bağını tazeler, bu ikram zinciri birlik duygusunu her yıl yeniden pekiştirir.
Amasya'da Alevî-Bektaşî Muharrem Geleneği
Amasya, Anadolu'nun Türkleşme ve İslâmlaşma sürecinin ilk dönemlerinden beri hem Sünnî hem Alevî-Bektaşî toplulukların yoğun olarak yaşadığı bir bölgedir. XI. yüzyıldan itibaren Amasya-Sivas-Tokat hattı konar-göçer Türkmen boylarının yerleştiği bir alan hâline gelmiş, bölgeye Rumlu, Ustacalu, Çepni, Afşar, Bayatlu ve Beydili gibi boy ve oymaklar yerleşmiştir. Gümüşhacıköy'e bağlı Çetmi köyü, Çepnilerin bu topraklardaki varlığının hâlâ yaşayan izlerinden biridir. XVI. yüzyılın mühimme kayıtlarında Amasya ve çevresi Kızılbaşların yoğun yaşadığı yerler arasında sayılır. Tarihçi Merve Karakulak, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, Kerbelâ şehitlerine bağlılık ve Muharrem matemini Kızılbaş topluluklarının başlıca düsturları arasında anar.
Anadolu Alevî-Bektaşî geleneğinde Muharrem ayının ilk on ya da on iki günü oruçla geçirilir. Bu süre içinde tıraş olunmaz, eğlence yapılmaz, düğün ve nişan kurulmaz, ağıtlar, mersiyeler ve nefesler okunur; Fuzûlî'nin Hadîkatü's-suadâ'sı Muharrem gecelerinde yüksek sesle okunan metinlerin başında gelir. Bazı yerlerde ilk on gün boyunca su içilmeyen "su orucu" tutulur, su ihtiyacı yalnızca sulu yiyeceklerle ve çayla karşılanır. Matem onuncu günün öğlesinde biterse de pek çok yerde oruç on ikinci güne kadar sürdürülür. Dergâhlarda aşurenin on iki Muharrem'de pişirilmesi, Hz. Hüseyin'in cenazesinin şehadetinden iki gün sonra defnedildiği inancına bağlanır.
Alevî-Bektaşî gelenekte aşure şükürden çok yasın aşıdır; Hz. Hüseyin ve onunla birlikte şehit düşenlerin ruhuna ithaf edilerek pişirilir. On iki imama duyulan saygı nedeniyle aşurede su ve tuz dahil en az on iki malzeme bulunması gerekir; malzeme sayısı artırılabilir ama on ikiden aşağı düşürülmez. Matem süresince et yenmemesi, aşurenin de hiçbir hayvansal ürün içermemesi, Kerbelâ'nın hatırasıyla her türlü öldürmeye duyulan tepkinin bir ifadesi olarak yorumlanır. Dergâhlarda aşure "Kara Kazan" denilen kutsal sayılan kazanda pişer; on Muharrem günü dualarla yerinden indirilen kazan, aşure kaynadıktan sonra yine yerine konur. Her aile gücü oranında katkıda bulunur, malzemeler ayrı ayrı pişirilip son aşamada büyük kazanda birleştirilir. Malzemenin evlerden toplanması da pişen aşurenin paylaşılması kadar törenin bir parçasıdır.
Amasya'nın Alevî-Bektaşî hafızasında Muharrem ile en çok anılan yerlerden biri Hamdullah Efendi Türbesi'dir. Asıl adı Mehmet Hamdi olan Hamdullah Çelebi, 1824'te Hacı Bektaş Velî dergâhına postnişin olmuş bir Bektaşî şeyhiydi. 1826'da Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasının ve Bektaşî tekkelerinin kapatılmasının ardından, 1827'de II. Mahmud'un fermanıyla Amasya'ya sürgün edildi. Alevî-Bektaşî geleneğine göre ölümüne, yani 1836'ya kadar Amasya'da kaldı; Suraiya Faroqhi ve Irène Mélikoff ise onun 1833'te affedilip Hacıbektaş'a döndüğünü ve ömrünün geri kalanını orada geçirdiğini yazar. Hamdullah Çelebi şiirlerinde Amasya'ya gelmeden önce "Hamdullah", sürgünden sonra "Hasretî" mahlasını kullanmıştır; miraçlama ve tevhid türündeki deyişleri bugün de cemlerde söylenir.
Mehmet Paşa Mahallesi'ndeki türbe, kare planlı, tek kubbeli bir yapıdır ve bir avlu duvarıyla çevrilidir. Türbenin yapım tarihi kaynaklarda farklı geçer; kimi kayıtlar mezarın üzerine 1847'de türbe yapıldığını, kimileri sade bir mezarın 1868'de türbeye dönüştürüldüğünü bildirir. Yerel anlatıya göre Hamdullah Çelebi "öldüğümde türbemi yapın, yapmazsanız Amasya'yı sel alır" demiş, sözü önemsenmeyince şehri büyük bir sel basmış, türbe de bundan sonra yapılmıştır. Avlunun içinde kurbanlık, ocak ve kesim yeri gibi bölümler bulunur. Türbe hem Alevîler hem Sünnîler tarafından ziyaret edilir, burada adak kurbanları kesilir. Bugün Hamdullah Efendi adıyla anılan cemevi ve kültür merkezi, Muharrem'de kalabalık aşure buluşmalarına ev sahipliği yapar.
Şehrin çevresindeki öteki inanç merkezleri de aynı geleneğin parçasıdır. Merzifon'daki Pîrî Baba, Amasya'daki Baba İlyas, Gümüşhacıköy'deki Pîr Ali Bircivan ve Yassıçal'daki Ergona Baba ile Fedai Baba türbeleri, Alevî-Bektaşî köylerinden gelen ziyaretçilerin kurban kestiği, lokma pişirdiği ve dua ettiği yerlerdir. Matem günlerinde bu köylerde düğün ve eğlence yapılmaz, oruç bittiğinde pişen aşure ise konu komşuyla paylaşılır.
Amasya Evlerinde Aşure
Amasya'da aşure hazırlığı Muharrem girmeden başlar. Şehrin kuruyemişçilerinde bu dönemde en çok satılan ürünler nohut, buğday, kuru fasulye, kayısı, üzüm, incir ve fındıktır; aileler hem kendi evleri hem de komşuları için büyük miktarlarda alım yapar. Hazırlık, bir gece önceden buğdayın, nohudun ve fasulyenin ıslatılmasıyla başlar. Ertesi gün ıslatılan taneler ayrı ayrı haşlanır, kayısı ve incir ufak parçalar hâlinde doğranır. Kimi evlerde suya portakal kabuğu ve çubuk tarçın atılarak koku verilir. Haşlanmış taneler kaynayan suya alınır, şeker azar azar eklenir, kıvam koyulaşınca kayısı, incir, badem, fındık ve üzüm katılır; çok sulu kalırsa biraz nişasta eklenir, en sonda ceviz atılarak ocaktan alınır.
Kaselere paylaştırılan aşure oda sıcaklığında soğutulur, üzeri ceviz, fındık, nar tanesi ve tarçınla süslenir. Aşurenin olmazsa olmazları buğday, nohut, fasulye ve kuru kayısıdır; bunun dışında malzeme evden eve değişir. Kimi aileler yedi malzemeyi yeterli sayar, kimisi adından dolayı on, Alevî aileler ise on iki malzemeyle pişirir. Aşure kazanının başında okunan dualar, ilk kasenin ayrılması ve dağıtımın sırası ise çoğu evde eski kuşaklardan nasıl öğrenildiyse öyle sürdürülür.
Muharrem ayı ve içindeki mübarek günler Amasya'da manevi bir yoğunlukla yaşanır. Aşurenin yanı sıra kandil gecelerinde de komşuluk ve paylaşma öne çıkar; lokmalar dağıtılır, dualar edilir. Aşure günü yaklaştığında yaşlılar köylerde ve mahallelerde ev ev gezilerek yapılan paylaşımları, bayram havasında geçen eski Muharrem günlerini anlatır. Farklı malzemelerin aynı tencerede buluşması gibi farklı aileler de bu günlerde ortak bir bereket sofrasında buluşur ve aşure bu yüzden bolluğun ve dayanışmanın kültürel mirası olarak yaşatılır.
Günümüzde Amasya'da Aşure İkramları
Son yıllarda Amasya'da aşure, evlerin yanında şehrin meydanlarına ve tarihî yapılarına da taşınmıştır. Sultan II. Bayezid Camii'nde İl Müftülüğü, Muharrem ve Aşure Günü dolayısıyla mevlit programları düzenler; okunan dualarda Kerbelâ şehitleri başta olmak üzere bütün şehitler anılır, program çıkışında cemaate Vakıflar tarafından hazırlanan aşure ikram edilir. Tokat Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün aynı caminin bahçesinde dağıttığı dört bin kase aşure yaklaşık iki saatte tükenmiş, ikrama Amasyalılar kadar şehri gezen yerli ve yabancı turistler de katılmıştır. Bir başka yıl cuma namazının ardından cami avlusunda kurulan stantlarda vali ve protokol üyeleri aşure dağıtmış, gün boyunca sekiz bin kişiye ikramda bulunulmuştur.
Aşure ikramı yalnız resmî kurumların işi olarak kalmamıştır. Bir köy muhtarlığının öncülüğünde ve hayırseverlerin desteğiyle aynı cami avlusunda yaklaşık dört bin kişilik aşure dağıtılmış, düzenleyiciler bunu bir merhumun hayrına yaptıklarını ve geleneksel hâle getirmek istediklerini söylemişlerdir. Amasya Belediyesi ile Cem Vakfı Amasya Şubesi Şehzadeler Gezi Yolu'nda birlikte aşure ikram etmiş, Hamdullah Efendi Cemevi ve Kültür Merkezi'nde Hamdullah Efendi Yaşatma ve Kültür Derneği'nin düzenlediği aşure etkinliğine vali, belediye başkanı, milletvekilleri ve çok sayıda vatandaş katılmıştır. Böylece Sünnî ve Alevî gelenekler, Muharrem'in aynı haftalarında aynı şehrin farklı köşelerinde birbirine açılan sofralar kurar.
2026 yılında hicrî yılbaşı ve Muharrem ayı 16 Haziran Salı günü başladı; Aşure Günü ise ayın onuncu gününe, 25 Haziran Perşembe'ye denk geldi. Kamerî takvim her yıl on bir gün kadar öne geldiği için aşure, Amasya'da kimi yıllar kış ortasında sıcak bir tatlı, kimi yıllar yaz başında serin bir ikram olarak sofraya gelir. Mevsim değişse de buğdayın gece boyunca ıslatılması, kazanın başında okunan dua ve kapıdan kapıya dolaşan kaseler aynı kalır. Bir kaşık aşurede yılların hikâyesi, komşunun hatırı ve şükrün tadı bir aradadır; Amasya'da aşure kazanı da bir toplumun paylaşma erdemini her yıl yeniden tazelediği bir buluşma anı olarak yaşamaya devam eder.
Kronoloji
10 Muharrem 61 (10 Ekim 680): Hz. Hüseyin ve yakınları Kerbelâ'da şehit edilir; âşûrâ Şîa için matem günü olur.
17 (638): Hz. Ömer döneminde hicret takvim başlangıcı kabul edilir; Muharrem hicrî yılın ilk ayı olur.
352 (963): Büveyhî hükümdarı Muizzüddevle, Muharrem'in ilk on gününü Bağdat'ta resmî matem zamanı ilan eder.
1451: Kerbelâ'yı anlatan en eski Türkçe manzumelerden birini Muhammediyye'sine alan Yazıcıoğlu Mehmed ölür.
XVI. yüzyıl: Mühimme kayıtlarında Amasya ve çevresi Kızılbaşların yoğun yaşadığı yerler arasında sayılır; Fuzûlî Hadîkatü's-suadâ'yı yazar.
1735: Sarayda pişirilen amberli ve miskli aşure, Beylerbeyi Sarayı'ndaki I. Mahmud'a götürülür.
1824: Hamdullah Çelebi Hacı Bektaş Velî dergâhına postnişin olur.
1826: Yeniçeri Ocağı kaldırılır, Bektaşî tekkeleri kapatılır; İstanbul'da goygoycuların bu tarihten sonra ortaya çıktığı sanılır.
1827: Hamdullah Çelebi, II. Mahmud'un fermanıyla Amasya'ya sürgün edilir.
1833: Faroqhi ve Mélikoff'a göre Hamdullah Çelebi affedilerek Hacıbektaş'a döner.
1836: Alevî-Bektaşî geleneğine göre Hamdullah Çelebi Amasya'da ölür.
1847 / 1868: Hamdullah Efendi Türbesi'nin yapımı ya da mezarın türbeye dönüştürülmesi için kaynaklarda geçen tarihler.
1870: Pertevniyal Sultan'ın pişirdiği "süzme saray aşuresi" ün kazanır.
1876-1909: II. Abdülhamid döneminde Yıldız'daki Talimhane Meydanı'nda halka kazan kazan aşure dağıtılır.
1908: II. Meşrutiyet'in ilanıyla goygoycuların sokakta dilenmesi yasaklanır.
2026: Muharrem ayı 16 Haziran'da başlar, Aşure Günü 25 Haziran'a denk gelir.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Yusuf Şevki Yavuz, "Âşûrâ", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 4, İstanbul 1991, s. 24-26: https://islamansiklopedisi.org.tr/asura
- "Muharrem", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, Ankara 2020, s. 4-5: https://islamansiklopedisi.org.tr/muharrem--ay
- Nuri Özcan, "Goygoycular", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 14, İstanbul 1996, s. 121-122: https://islamansiklopedisi.org.tr/goygoycular
- "Muharremiyye", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/muharremiyye
- Eyüp Baş, "Aşure Günü, Tarihsel Boyutu ve Osmanlı Dini Hayatındaki Yeri Üzerine Düşünceler", Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi XLV/1 (2004), s. 167-190: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/583179
- Harun Yıldız, "Amasya Yöresi Örneğinde Alevî/Bektaşî Kültüründe İnanç Merkezleri", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi 4/16 (2011), s. 471-480: https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/the-faith-centers-in-the-alawibektashi-culture-in-the-case-of-amasya-region.pdf
- Merve Karakulak, "XVI. Yüzyılda Amasya'da Kızılbaşlık Hareketlerinin Toplumsal Yansımaları", Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Dergisi 109 (2024): https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3505577
- Gizem Sena Keskin, Eda Güneş, "Lokmadan Muhabbet Sofrasına: Alevi-Bektaşi Mutfak Kültürünün Ritüel ve Kimlik Bağlamında İncelenmesi", SÜREK Alevilik-Bektaşilik ve Kültür Araştırmaları Dergisi 5 (2025), s. 43-62: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5129714
Kitaplar
- Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri, haz. Kâzım Arısan, Duygu Arısan Günay, İstanbul 1995 (Eyüp Baş'ın aktarımıyla).
- "Osmanlı İmaret Mutfağı", Türkiye Turizm Ansiklopedisi: https://turkiyeturizmansiklopedisi.com/osmanli-imaret-mutfagi
Diğer kaynaklar
- "Aşure", Vikipedi: https://tr.wikipedia.org/wiki/Aşure
- "Muharrem ayının geleneği olan birlik ve beraberliğin simgesi aşure nasıl yapılır", TV5: https://www.tv5.com.tr/muharrem-ayinin-gelenegi-olan-birlik-ve-beraberligin-simgesi-asure-nasil-yapilir
- "Aşure Gününde Bereket ve Paylaşmanın Anlamı: Muharrem Ayı Geleneği", Gastrofill: https://www.gastrofill.com/gastrohaber/asure-gununde-bereket-ve-paylasmanin-anlami-muharrem-ayi-gelenegi/114040
- Amasya yerel basınında Muharrem ve aşure ikramlarına dair haberler (Sultan II. Bayezid Camii, Hamdullah Efendi Cemevi, Şehzadeler Gezi Yolu): https://www.objektifamasya.com/haber/28234120/amasyada-4-bin-kase-asure-dagitildi-2-saatte-tukendi
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/asura
- https://islamansiklopedisi.org.tr/muharrem--ay
- https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/583179
- https://www.sosyalarastirmalar.com/articles/the-faith-centers-in-the-alawibektashi-culture-in-the-case-of-amasya-region.pdf
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5129714
- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/3505577









