Anadolu halk takviminde yıl, iki büyük eşikten geçerek döner. Mart sonunda aşılan ilk eşik kışın gevşediği, toprağın soluklandığı günleri müjdeler; mayıs başındaki ikincisi yazın resmen başladığını bildirir. Bu iki eşiğin adı Nevruz ve Hıdrellez'dir. İkisi de Amasya'da kır gezintileri ve ortak sofralarla anılan bayramlardır. Amasya'ya özgü yazılı derlemeler sınırlıdır; bu yüzden bayramların genel tarihi ve Anadolu'daki yaygın uygulamalar, Amasya için kaydedilmiş somut bilgilerden ayrı tutulmuştur. Yerel kayıtların bir bölümü halkbilimi derlemelerinden, bir bölümü Hüseyin Hüsâmeddin'in Amasya Tarihi ile Osman Fevzi Olcay'ın hatıralarından, bir bölümü de son yıllarda kentte düzenlenen şenliklere dair haberlerden gelir.
Nevruz'un Kökeni
Farsça'da "yeni gün" anlamına gelen Nevruz, 21 Mart'ta Orta Asya'dan Ortadoğu'ya ve Balkanlar'a uzanan geniş bir coğrafyada kutlanır. Astronomik olarak bu tarih, gece ile gündüzün eşitlendiği ve kuzey yarımkürede ilkbaharın başladığı gündür. Kutlamanın nerede ve ne zaman başladığı kesin olarak bilinmez, ama en erken göndermelere İran kaynaklarında rastlanır. Ahameniş dönemine (M.Ö. 559-330) ait kabartmalardaki sahnelerin, büyük olasılıkla krala sunulan yıllık armağanları gösterdiği düşünülür. Daha eski toplumlarda da bahar ve hasat vesilesiyle yılbaşı törenleri düzenlenirdi. Eski Babil'in Akitu şenlikleri nisanın ilk on iki gününe denk gelir, İbraniler yılın bazı aylarının ilk günlerini yeni yıl olarak kutlar, Sümerler hasat bayramı yapardı.
İran geleneğinde Nevruz'u efsanevi hükümdar Cemşid'e bağlayan rivayetler vardır. Firdevsi'nin Şahname'sine göre bayram, Cemşid'in ifritlerin çektiği ilahi araçla göğe yükselişinin anısınadır. Başka bir gelenek, çok eskiden beri kutlanan ateş bayramını Zerdüşt'ün Nevruz biçiminde düzenlediğini söyler. İslam öncesi İran'da bayram hem millî hem dinî bir nitelik taşıyordu. Eski yılın kötülüklerinin, uğursuzluğunun ve kıtlığının sona erdiği, yeni bir sevincin ve bereketin başladığı gün olarak görülürdü. Ateşin yanı sıra su ve bitkilerle ilgili ayinler de bayramın parçasıydı. Yedi sayısına bağlı âdetler, örneğin yedi saksıya yedi çeşit tohum ekmek, bugün de Nevruz sofrasında yedi çeşit tahılın bulunmasıyla sürer.
Türkler Nevruz'u Orta Çağ'dan itibaren tabiatın uyanışı ve tarım işlerinin başlangıcı olarak kutlamıştır. Araştırmacılar Hunların, Göktürklerin ve Uygurların bahar şenlikleri yaptığını, Uygurlarda Nevruz kutlamalarını gösteren resimlerin günümüze ulaştığını aktarır. Türk takvimlerinde ve Sultan Melikşah'ın lakabına bağlanan Celâlî takviminde yılbaşı 21 Mart'a denk düşer. Selçuklularda Nevruz resmî bayramdı. Osmanlı döneminde şairler nevruziye adı verilen kasideler yazar, hekimbaşılar saraya baharattan yapılmış Nevruz macunu sunar, müneccimbaşı her yıl yeni takvimi padişaha, sadrazama ve devlet ricaline takdim ederdi. Nevruz, devlet adamlarının ve aydınların birbirini tebrik ettiği bir bayramdı. Resmî niteliği zamanla zayıfladı, halk ise kutlamayı sürdürdü. Türk cumhuriyetlerinde 1980'li yıllardan, Türkiye'de 1995'ten sonra yeniden resmî bir hüviyet kazandı.
İslamiyet'in yayılmasıyla bayram yeni bir anlam katmanı edindi. Nevruz'un doğrudan Hz. Peygamber tarafından onaylandığı yönündeki anlayış doğru kabul edilmez; kutlamanın büyük olasılıkla İran'ın fethinden sonra İslam geleneğine girdiği düşünülür. Şii ve Bektaşi geleneğinde Hz. Ali'nin doğumu ve Hz. Fatıma ile evlenmesi gibi olaylar bu güne bağlanmıştır. Halk inanışında Hz. Âdem'in yaratılışı, Hz. Nuh'un tufandan sonra karaya çıkışı, Hz. Yusuf'un kuyudan kurtuluşu da Nevruz'a atfedilir. Bazı İslam âlimleri ise kutlamayı ateşperest geleneğin uzantısı sayarak karşı çıkmıştır. Anadolu Alevileri arasında Nevruz yılın en büyük bayramlarından biridir; bu inanışta gün dostların ziyaret edildiği, küskünlerin barıştırıldığı, taze suyla güne başlanıp lokma dağıtıldığı bir zaman olarak anlatılır. Bu uygulamalar Tunceli için kaydedilmiştir ve Amasya'ya özgü bir derleme sayılmaz, ama bayramın Anadolu'daki dinî yüzünü göstermesi bakımından bilinmeye değer.
Nevruz Gelenekleri
Türk dünyasında Nevruz'la ilgili âdetler on kadar başlık altında toplanır: kırlara çıkma, eğlence ve oyun; yiyecek hazırlama; temizlik ve giyimde yenilenme; hediyeleşme, akraba ziyareti ve dayanışma; ateş yakma ve üzerinden atlama; Hızır inancı; ziyaret, dua ve kurban; bolluk, sağlık ve talih dilekleri. Tarlaların hazırlanması, su kanallarının onarılması, fidan dikilmesi gibi tarım işleri de bu günlere denk getirilirdi. Ateşin üzerinden atlamak, günahlardan arınmak ve talih açmak amacıyla yapılan eski bir uygulamadır. Bazı yörelerde Nevruz öncesinde buğday ve mercimek çimlendirilir, yeşil filizler sofra düzenlemesinde kullanılır.
Anadolu'da bayramın ilk akla gelen yüzü kırlara çıkmaktır. Bolu'da halk gruplar halinde mesire yerlerine gider. Kırklareli'nde gün "Mart Dokuzu" adıyla bilinir ve hava ne kadar serin olursa olsun kır gezisinden vazgeçilmez. Bu ad takvimden gelir: güneşin Koç burcuna girdiği gün olan Nevruz, Miladi takvimde 21 Mart'a, eski Rumi takvimde ise 9 Mart'a rastlar; Anadolu'nun kırsalında uzun kışların sonunda beklenen "Dokuz Mart" budur. Sivas'ta Harman Çayırı ve Çat gibi yerler tercih edilir, Divriği köylerinde karın erimesi için "Yel önü" töreni yapılır. Yozgat'ta bu çıkışa "sahraya çıkma" denir. Edirne'de kutlama bir türbenin çevresinde ya da ağaçlık bir alanda yapılır ve "Sultan Nevruz Eğlencesi" adını taşır. Erzurum'da yükseklik yüzünden hava Nevruz'da henüz soğuk olduğundan piknik geleneği Hıdrellez'deki kadar rağbet görmez.
Bölgesel çeşitlilik büyüktür. Sivas'ın Kangal ilçesine bağlı Alacahan'da çocuklar mart ortasında yiyeceklerini alıp Nevruz çiçeği toplamaya çıkar. Tunceli'de çift sürme gününde tarlada tören yapılır, yağla yoğrulup pişirilen "niyaz" ekmeği dağıtılır, hamurdan bir parça koşulan hayvanların alnına ve boynuzlarına sürülür. Kars'ta 19 Mart'ı 20 Mart'a bağlayan gece "Yeddi Levin" adıyla anılır ve en az yedi çeşit yemişten oluşan karışım sofraya konur. Silifke çevresindeki Toros Türkmenleri ile İzmir'deki Tahtacı Türkmenleri bu günde yaylaya çıkar; "Mart Dokuzu'ndan sonra dağlar misafir alır" sözü bunu anlatır.
Hüsâmeddin'in Eski Türk Takvimi ve Bahar Bayramları
Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsâmeddin, Amasya Tarihi'nin ikinci cildinde sancağın halkını anlatırken eski Türklerin gün, hafta ve ay adlarına uzun bir bölüm ayırır. Onun anlattığı düzende yıl otuzar günlük on iki aydan ve yıl sonuna eklenen, "Bagam" dediği beş artık günden oluşur. Yılbaşı önce Mart'ın altıncı günüydü, sonra düzeltilerek birinci gününe alındı. Ayların adlarını Barit, Abrul, Bayuz, Başal, Tamûz, Berkit, Oylal, İpaç, Tibar, Tigir, Ogat ve Uşum diye sıralar. Barit Mart'tır; Abrul, kendi deyişiyle "Abril" de denen Nisan'dır; Bayuz ise Mayıs'ın karşılığıdır.
Bu bölümün bahar bayramlarıyla doğrudan ilgili iki kaydı vardır. Hüsâmeddin'e göre Barit ayının dokuzuncu günü "Uşlan" adıyla bilinir ve bayram sayılırdı. Uşlan Günü'nde hakan bütün ulus hanlarını davet edip onlara ve bütün askerine ziyafet verir, vezirler, emirler ve zenginler de maiyetlerine, akrabalarına ve dostlarına sofra kurardı. Yazar, İranlıların bu eski âdeti Turanlılardan alıp "Nevruz" dediklerini ileri sürer ve "Uşlan" sözünü bir yere koşup birikmek anlamındaki "uşmak" fiiline bağlar. İkinci kayıt Bayuz ayına aittir: bu ayın on ikinci gününden itibaren üç gün bayram yapılır, bu bayrama "Bayka" ya da "Mayga" denirdi.
Bu bilgileri temkinle okumak gerekir. Hüsâmeddin'in "Türk Takvimi" adlı ayrı bir eseri olduğu bilinir, ancak yayımlanmamıştır. Hakkındaki ansiklopedi maddesi, başvurduğu kaynakları çoğunlukla göstermediğini ve bazı konularda aşırı etimolojik benzetmelere kalkıştığını, bunun yazdıklarının ilmî değeri hakkında tereddüt doğurduğunu belirtir. Ay adlarının ve Uşlan, Bayka gibi bayram adlarının eski Türkçe metinlerle uyumu doğrulanamamıştır; Nevruz'un Turanlılardan alındığı yargısı da yazarın kendi yorumudur. Yine de bir ayrıntı dikkat çekicidir: Uşlan'ın düştüğü "Mart'ın dokuzu", Rumi takvimde Nevruz'a rastlayan ve Anadolu'da "Mart Dokuzu" diye anılan günün ta kendisidir. Hüsâmeddin'in bu tarihi Rumi takvimdeki Nevruz gününden hareketle kurmuş olabileceği düşünülebilir; bu bir çıkarımdır. Aynı şekilde, aşağıda anılacak Amasya ağzındaki "abrul beşi" deyimindeki "abrul", Hüsâmeddin'in Nisan için verdiği ay adıyla aynıdır.
Amasya'da Nevruz
Amasya'da, Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi, Nevruz günü kır gezintileri yapılır. Bu gezilerde tercih edilen yerler olarak Pirler Parkı, Kırklar Dağı, Şirvanlılar Türbesi çevresi, Kurtboğan, Çakallar ve Kale sayılır. Bilgi, Abdülhaluk M. Çay'ın 1991'de Ankara'da yayımlanan Türk Ergenekon Bayramı Nevrûz adlı kitabına dayanır ve Nevruz üzerine sonraki derlemelere oradan geçmiştir; bu mesire yerlerinin bugünkü kullanımına dair ayrıntılı bir saha çalışması bilinmemektedir.
Mesire Yerleri
Listedeki adların çoğu, kentin yüzyıllardır kullanılan dinlenme ve ziyaret alanlarını gösterir. Kalenin kuzeyinde yükselen Kırklar Dağı, Hüsâmeddin'e göre 682 (1283-84) tarihli eski belgelerde "Cebel-i Erba'în" adıyla kayıtlıdır. Adın kaynağı olarak halk arasında yaygın bir rivayet anlatılır: Danişmend Gazi kaleyi kuşattığında kırk yiğit bu dağda topladıkları koyunların boynuzlarına mum dikip sürüyü gece karanlığında asker düzeniyle kaleye doğru sürmüş, büyük bir yardım kuvveti geldiğini sanan savunucular kapıyı açmıştır. Pirler adı, Hüsâmeddin'in "Aşağı Pirler demekle meşhur" diye andığı Pîr Abdurrahman Hüsâmî Çelebi'nin çevresinden gelir; yazar burayı aynı zamanda kentin eski mezarlıklarından biri olarak anar. Kurtboğan ise Ok Meydanı'ndaki, bugün tren garının yakınında duran Kurtboğan Türbesi'nin adıdır. Hüsâmeddin, Kurtboğan civarındaki bağların on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda vakfedildiğine dair kayıtlar verir; bu, bölgenin kentin bağ ve bahçe kuşağında kaldığını gösterir.
Bahar ve yaz aylarında kent dışına, bağlara ve bahçelere çıkmak Amasya'da Nevruz'dan bağımsız olarak da köklü bir alışkanlıktır. Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları'nda Şeyhcui'yi "Amasya'nın en güzel üzüm ve kirazlarıyla meşhur olan mesiresi" diye anlatır. Halk mevsiminde buradaki köşklerine taşınır, komşular birbirini kiraz ağaçlarının altına davet eder, saz çalınıp şarkı söylenirdi; kiraz mevsimi bir ay böyle sürer, sıcaklar başlayınca mesire sakinlerinin bir bölümü şehre döner, çoğu ise üzüm zamanına kadar kalırdı. Yakındaki köyden her sabah köşklere süt ve yoğurt getirilirdi. Olcay, Birinci Dünya Savaşı'ndan önce Amasya'nın en güzel mesirelerinden biri saydığı Yukarı Savadiye'deki Soğukpınar Bağları'nın ağaçlarının, savaş yıllarında Saraydüzü'ndeki sarayın onarımı için gereken kireci yakmak üzere bütünüyle kesildiğini de acıyla kaydeder. Bugünkü gar bölgesinin, yani Kurtboğan'ın da içinde bulunduğu Karaağaç Meydanı çevresinin, demiryolu yapıldıktan sonra kente yakın bir mesireye dönüştüğünü yazar. Olcay bu gezintileri adıyla Nevruz'a ya da Hıdrellez'e bağlamaz; ancak Nevruz'da gidilen yerlerin bu bağ ve mesire kuşağıyla örtüşmesi, bayram gezisinin kentin yerleşik mesire alışkanlığının içinde yaşadığını düşündürür.
Nevruz Sofrası
Amasya için Nevruz sofrası da tarif edilmiştir. Metin Özarslan'ın Anadolu'da Nevruz yemekleri üzerine çalışmasından aktarılan kayda göre zeytinyağlı dolma, baklalı dolma, piyaz, Amasya çöreği, otlarla boyanmış yumurtalar ve haşlanmış patates bu günün başlıca yiyecekleri arasında sayılır. Anadolu'nun başka yörelerinde de kırlara çıkanlar boyalı yumurta, börek, çörek ve lokma götürür. Ev hanımları yiyecekleri günler öncesinden hazırlamaya başlar, yiyeceklerin bir bölümü komşulara, çocuklara ve yoksullara dağıtılır. Yumurta tokuşturmak da eski bir Nevruz âdetidir; kırılan yumurta karşı tarafa verilir. Yumurtaların soğan kabuğu yerine otlarla boyanması Amasya kaydının ayrıntılarından biridir.
Resmî Kutlamalar
Nevruz'un 1995'ten sonra resmî bir nitelik kazanmasıyla Amasya'da da valilik, belediye ve üniversitenin katıldığı kutlamalar düzenlenmeye başlandı. 21 Mart 2015'teki kutlama, hava muhalefeti yüzünden açık alanda değil Saraydüzü Kışlası binasında yapıldı; saygı duruşu ve İstiklal Marşı'yla başlayan programda şiirler okundu, halk oyunları sergilendi. 21 Mart 2018'de program Amasya Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi'nde Azerbaycan halk oyunlarıyla açıldı, okul bahçesinde Nevruz ateşi yakıldı ve demir dövme töreni yapıldı. Öğrenciler arasında çuval yarışı, ağızda yumurta taşıma ve ip çekme yarışmaları düzenlendi. Demir dövme, Ergenekon'dan çıkış anlatısına bağlanan ve Türk dünyasında Nevruz törenlerinin parçası olan bir canlandırmadır; o yılki konuşmalarda da Nevruz bu anlatıyla birlikte anılmıştır.
Amasya'da Nevruz'un dinî yüzüne dair ayrı bir derleme bulunamamıştır. Merzifon ve Gümüşhacıköy ilçelerinin, ildeki Alevi-Bektaşi toplulukların en yoğun yaşadığı yerler olduğu yakın tarihli bir halkbilimi tezinde belirtilir. Nevruz'un Anadolu Alevileri arasında yılın en büyük bayramlarından biri sayıldığı düşünülürse, bu köylerde bayramın cem ve ziyaret gelenekleriyle de anıldığı düşünülebilir; ancak bu bir çıkarımdır ve yöreye ait yazılı bir kayda ulaşılamamıştır.
Hıdrellez'in Kökeni
Hıdrellez, Hızır ve İlyas adlarının halk ağzındaki birleşik biçimidir. Kökü İslam öncesi Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu yaz bayramlarına dayanan, Hızır ya da Hızır ile İlyas kavramı etrafında dinî bir içerik kazanmış halk bayramıdır. Anadolu ve Balkanlar'dan Kırım, Irak ve Suriye'ye uzanan Batı Türklerinde bugünkü Gregoryen takvime göre 6 Mayıs'ta, eski Jülyen takvimine göre 23 Nisan'da kutlanır. Türkiye'de "hıdırellez", Kırım ve Dobruca'da "hıdırlez", Makedonya'da "edirlez" denir. Halk inancına göre ölümsüzlük sırrına eren ve biri karada, öteki denizde darda kalanlara yardım eden Hızır ile İlyas yılda bir kez bu günde buluşur. Uygulamada İlyas'ın kişiliği büyük ölçüde silinmiş, bayramdaki törenlerin tamamı Hızır'la ilişkilendirilmiştir. Adın "Hıdır" ve "Ellez" adlı iki sevgilinin bu günde kavuşmasından geldiğini söyleyen bir halk rivayeti de derlenmiştir.
Tarih, mevsim hesabından doğmuştur. Osmanlı'da 6 Mayıs (23 Nisan) yazın başlangıcı sayılırdı. Eski takvimde yıl ikiye bölünmüştü: 23 Nisan'dan 26 Ekim'e kadar süren 186 gün "Hızır günleri" (Rûz-ı Hızır) adıyla yaz mevsimini, kalan 179 gün "Kasım günleri" (Rûz-ı Kasım) adıyla kış mevsimini oluşturuyordu. Miladi takvimle söylendiğinde Hızır günleri 6 Mayıs'tan 8 Kasım'a uzanır; Hıdrellez bu dönemin ilk günüdür. Arşiv belgeleri, devlet işlerinin bile Hızır ve Kasım günleri arasındaki iki döneme göre planlandığını gösterir. Aynı tarih, Doğu Hristiyanlığında Aziz Yorgi'nin (Yeşil Yorgi) kutlandığı güne de rastlar. Zamanla Aziz Yorgi ile Hızır-İlyas kültleri iç içe geçmiş, bayram Müslümanların da Hıristiyanların da kutladığı ortak bir yaz şenliği olmuştur. Araştırmacılar bayramın kökünü İslam ve Hristiyanlık öncesi kültürlerde arar: Mezopotamya'da ölen ve dirilen tabiat tanrısı Tammuz'un, Hititlerin bitki tanrısı Telipinu'nun ve Avesta'daki su ile bitkilerin koruyucuları Haurvatat ile Ameretat'ın ayinleri bu zincirin halkaları sayılır.
Osmanlı'da kutlamanın dinî bakımdan sakıncalı olup olmadığı tartışılmıştır. Şeyhülislam Ebussuud Efendi, günün kutsallığına inanılmaması şartıyla yalnızca eğlenmenin, yiyip içmenin sakıncası olmadığını bildirmiştir. D'Ohsson, Hıdrellez törenlerinin Osmanlı'da çok yaygın olduğunu ve vazgeçilmez bir geleneğe dönüştüğünü yazar. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'si, Hıdrellez'le ilgili folklor malzemesinin en zengin kaynağı kabul edilir.
Hıdrellez Gelenekleri
Hıdrellez gelenekleri genellikle bolluk ve bereketi simgeler, su ve yeşillik öne çıkar, kutlamalar ağaçlı, kimi zaman türbeli mesire yerlerinde yapılır. Törenler 5 Mayıs'ta temizlik yapmak, yiyecek ve içecek hazırlamakla başlar. Uygulamalar dört gruba ayrılır: şifa ve sağlık isteyenler, uğur ve bereket isteyenler, mal, mevki ve servet isteyenler, kısmet ve talih açmaya yönelik olanlar. Hıdrellez günü kır çiçeklerinin kaynatılıp suyunun içilmesi şifa getirir, o gece bütün sulara nur yağdığına inanıldığından suya girmek hastalıklara karşı koruyucu sayılır. Hızır'ın o gece yeryüzünde dolaşıp dokunduğu şeylere bereket verdiğine inanıldığından evlerdeki yiyecek ve içeceğin ağzı açık bırakılır, kilitli yerler açılır. Temizliğe de özen gösterilir; çünkü temiz olmayan eve Hızır'ın uğramayacağı düşünülür. Dilekler kâğıda yazılıp gül ağaçlarının dibine konur ya da suya bırakılır.
Bu işlemlerden biri, kişinin istediği şeyin minyatürünü bir gül ağacının altına taşlardan ya da başka bir malzemeden yapmasıdır. Rivayete göre Hızır oraya uğrar ve dileği kabul eder. Bir anlatıya göre Hızır, İlyas ve İskender-i Zülkarneyn birlikte ölümsüzlük suyunu aramaya çıkmış; karanlıklar ülkesinde Hızır ile İlyas suyun kaynağını bulup içmiş, ama İskender'e söylememiştir. Halk inancında iki isim her yıl 6 Mayıs'ta yeşilliğin bol olduğu bir yerde, genellikle bir gül dalının altında buluşur.
Kutlamalar toplu yapıldığı için bazı kasaba ve kentlerin yakınında "hıdırlık" denen yeşil mesire alanları bulunur. Bayramın etkisi yer adlarına da yansımış, Türk dünyasının hemen her yerinde "Hızır-İlyas", "Hıdırellez" ya da "Hıdırlık" adını taşıyan cami, tekke, türbe, mezarlık, tepe, mesire yeri ve köy ortaya çıkmıştır. Eski dönemlerde bu toplantılar evlenme çağına gelmiş genç kız ve erkeklerin birbirini görmesine de imkân tanırdı; Hıdrellez bu bakımdan bir toplumsal iletişim aracıydı. Bayram edebiyata da yansımıştır. Klasik şairler "evvel bahar" derken genellikle Hıdrellez günlerini kastetmiş, genç kızların dilek tutarken söylediği mâniler anonim halk edebiyatının önemli bir bölümünü oluşturmuştur. Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa'nın Hurşidname'sinde Hurşid, uğruna ölen âşığının mezarına türbe yaptırıp adını Hıdrellez koyar.
Amasya'da Hıdrellez
Amasya'ya özgü kapsamlı bir Hıdrellez derlemesine ulaşılamamıştır; bu bayrama dair bilgiler ağırlıklı olarak genel Anadolu uygulamalarının üzerinden okunabilir. Yine de bayramın ilde iz bıraktığını gösteren birkaç kayıt vardır. Alaattin Uca'nın Türk toplumunda Hıdrellez üzerine kapsamlı çalışması, 6 Mayıs'ta festival düzenlenen iller arasında Amasya'yı da sayar. Aynı çalışma, Hıdrellez'in yer adlarına yansıdığı örnekler arasında Merzifon'daki Hızırlık Tepesi'ni, Amasya'daki bir Hızır-İlyas Camii'ni ve 1967 tarihli Amasya İl Yıllığı'na dayanarak Hamamözü'ne bağlı Hıdırlar köyünü anar. Hıdırlar bugün de Hamamözü ilçesine bağlı küçük bir köy olarak varlığını sürdürür. Amasya'da Hızır-İlyas adıyla anılan caminin bugün hangi yapıya karşılık geldiği belirlenemedi; Hüsâmeddin'in eserinde bu adla bir kayda rastlanmadı. Merzifon'daki Hızırlık Tepesi'nde Hıdrellez toplantılarının yapıldığına dair ayrıntılı bir derleme de bulunamamıştır; adın kendisi, tepenin bir zamanlar bayram yeri olarak kullanılmış olabileceğini düşündürür, ancak bu bir çıkarımdır.
Yöre derlemelerinde bahar geçişini işaretleyen başka kayıtlar da vardır. "Abrul beşi" (5 Nisan) ve "mayıs yedisi" halk arasında sayılı soğuklar olarak bilinir. Mayıs yedisinde havanın "kış, ben daha burdayım, gitmedim" diye kendini hissettirdiği söylenir ve güneşli havalara kanılmaması için "samanın sarısını, odunun kurusunu bu günler için saklamak lazım" denir. Mayıs yedisinde yağan yağmurun bir kapta biriktirilip yoğurt mayalamakta kullanıldığı da kaydedilmiştir. Halk arasında "Yedi Mayıs" ya da "Mayıs Yedisi" diye anılan gün Rumi takvime göre adlandırılır ve Miladi takvimde 20 Mayıs'a düşer; Giresun gibi bazı yörelerde Hıdrellez bu yüzden 20 Mayıs'ta kutlanır. Amasya'daki "mayıs yedisi" soğuğunun da bu Rumi tarihe, yani Hıdrellez'den iki hafta kadar sonrasına işaret ettiği düşünülebilir; kayıtta takvim belirtilmediği için bu bir çıkarımdır. Bayram geçtikten sonra da bir soğuk dalgasının beklenmesi, Anadolu'nun başka yerlerinde söylenen "Hıdırellez yaz kapısı, yedi gün sürer tipisi" atasözüyle aynı tecrübeyi dile getirir.
Suluova'nın Eraslan beldesinde yaylaya çıkarken yola uzunca bir hasır serilip yakılır ve bütün hayvanların ateşin üzerinden geçmesi sağlanır. Bu âdet, Nevruz ve Hıdrellez dolayında yaygın olan ateşle arınma geleneğinin yerel bir izi olarak okunabilir, ama kaynaklarda doğrudan bu bayramlara bağlanmamıştır.
Günümüzde bayram kurumsal şenliklerle de anılmaktadır. 2026'da Amasya Valiliği, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ve Amasya Üniversitesi iş birliğiyle üniversitenin Eğitim Fakültesi bahçesinde bir Hıdırellez şenliği düzenlenmiştir. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'ndan sonra protokol ve öğrenciler dileklerini kâğıda yazıp panoya asmış, halat çekme, çuval yarışı ve yumurta taşıma gibi geleneksel oyunlar oynanmış, halaylar çekilmiş, yarışmalarda dereceye giren öğrencilere belgeleri verilmiş, etkinlik bir konserle sona ermiştir. Vali, şenliği baharın gelişini birlikte kutlamak diye nitelemiş; üniversite rektörü de günü Hızır ile İlyas'ın buluştuğu, Balkanlar'dan Asya'ya uzanan bir bolluk ve bereket bayramı olarak anmıştır. Dileklerin gül dalı yerine bir panoya asılması, eski âdetin kent içindeki toplu bir kutlamaya uyarlanmış biçimidir.
Kır Gezintisi ve Ortak Sofra
İki bayramın ortak yönü, insanı kentin dar sokaklarından çıkarıp kıra, suyun ve yeşilliğin yanına götürmesidir. Kır gezintisi komşuların, akrabaların ve bütün bir mahallenin bir araya geldiği, çocukların oynadığı, büyüklerin baharın gelişini gençlere anlattığı bir toplantıya dönüşür. Yiyecekler önceden hazırlanır, yolda ve mesirede paylaşılır. Amasya'da bu gezinin gittiği yerler, Olcay'ın anlattığı bağ köşkleri ve mesireler gibi kentin bahar ve yaz düzeninin zaten parçası olan yerlerdir. Hıdrellez üzerine yapılan güncel çalışmalar, kentleşmeyle birlikte kutlamaların kırsalda azaldığına ve bazı insanların bayramı unutmaya başladığına işaret eder. Amasya'da valiliğin, üniversitenin ve kültür müdürlüğünün bu bayramları gündemde tutması bu açıdan önem taşır.
Nevruz ile Hıdrellez arasındaki fark takvimdedir. Nevruz, güneş yılının dönüm noktasına, ilkbahar ekinoksuna bağlı bir yeni yıl bayramıdır. Hıdrellez ise Ülker yıldız kümesinin gökte görünmez olmasına ve yeniden görünmesine dayanan, yılı yaz ve kış diye ikiye bölen çok eski bir hesabın günüdür. Ülker, 5-6 Mayıs gecesi güneşin Ülker burcuna girdiği zaman diliminde görünmez olur ve 7-8 Kasım'a kadar güneş battıktan sonra gözlenemez; böylece 8 Kasım kışın, 6 Mayıs yazın gerçek başlangıcı sayılmıştır. İki takvimin, Miladi ile Rumi hesabın yan yana yaşaması da halk dilinde iz bırakmıştır: Nevruz bir yerde "21 Mart", başka bir yerde "Mart Dokuzu" diye anılır, Hıdrellez'den sonra beklenen soğuk ise "mayıs yedisi" adını taşır.
Kronoloji
M.Ö. 559-330: Ahameniş dönemi; kabartmalarda yıllık armağan sunma sahnelerinin Nevruz'la ilişkilendirildiği dönem.
682 (1283-84): Hüsâmeddin'e göre Nevruz gezilerinin gidildiği Kırklar Dağı'nın "Cebel-i Erba'în" adıyla geçtiği eski belgelerin tarihi.
1914-1918: Olcay'a göre Yukarı Savadiye'deki Soğukpınar Bağları'nın ağaçlarının kesilmesi ve mesirenin harap olması.
1967: Hamamözü'ne bağlı Hıdırlar köyünü kaydeden Amasya İl Yıllığı.
1991: Amasya'daki Nevruz gezisi yerlerini sayan Abdülhaluk M. Çay'ın Nevruz kitabının yayımı.
1995: Nevruz'un Türkiye'de yeniden resmî bir nitelik kazanmaya başlaması.
21 Mart 2015: Amasya'daki resmî Nevruz kutlamasının hava muhalefeti nedeniyle Saraydüzü Kışlası binasında yapılması.
21 Mart 2018: Amasya Üniversitesi'nde Nevruz ateşi ve demir dövme töreniyle kutlama.
Mayıs 2026: Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi bahçesinde Hıdırellez şenliği.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 97 (Kırklar Dağı); c. 2, s. 222-223 (eski Türk ay adları, Uşlan ve Bayka bayramları); c. 6, s. 38 ve c. 9, s. 153 (Kurtboğan civarındaki bağların vakfı); c. 9, s. 55 ve c. 11, s. 459 (Aşağı Pirler); c. 11, s. 383 (Kurtboğan Türbesi). E-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page223.html
- Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları: Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim ile Amasya, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (Yukarı Savadiye, Yukarı Meydan ve Şeyhcui mahalleleri bahisleri). amasya.bel.tr
Akademik çalışmalar
- Alaattin Uca, "Türk Toplumunda Nevruz I", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, sy. 32, Erzurum 2007, s. 137-170.
- Alaattin Uca, "Türk Toplumunda Hıdırellez - I", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, sy. 34, Erzurum 2007, s. 113-138.
- Rümeysa Derdiyok - Fatıma Eyibinici, "Hıdırellez Geleneği", International Journal of Humanities and Education, c. 10, sy. 23, s. 363-376.
- "Merzifon ve Gümüşhacıköy (Amasya) Zakirlik Geleneği", yüksek lisans tezi, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024 (özet).
Resmî kaynaklar
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı, "Nevruz ve Hıdırellez" (Tunceli Kültür Atlası maddesi).
Diğer kaynaklar
- Şinasi Gündüz, "Nevruz", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 33, İstanbul 2007, s. 60-61. islamansiklopedisi.org.tr
- Ahmet Yaşar Ocak, "Hıdrellez", TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 1998. islamansiklopedisi.org.tr
- Turgut Akpınar, "Hüseyin Hüsâmeddin Yasar", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, İstanbul 1998, s. 551-552.
- Abdülhaluk Mehmet Çay, Türk Ergenekon Bayramı Nevrûz, Ankara 1991, s. 131 (Uca'nın aktarımıyla).
- "Amasya'da Yöresel Kültür ve Âdetler" (turkeyoutdoor.org), Amasya yöresi halk kültürü derlemesi.
- Anadolu Ajansı haberi, "Nevruz kutlamaları", sondakika.com, 21 Mart 2015.
- Anadolu Ajansı haberi, "Nevruz Bayramı kutlanıyor", haber7.com, 21 Mart 2018. haber7.com
- Anadolu Ajansı, "Amasya'da Hıdırellez Şenliği düzenlendi", 7 Mayıs 2026.
- "Hıdırlar, Hamamözü", Wikipedia (İngilizce), köy kaydı.
Çevrimiçi kaynaklar






