Amasya'nın merkeze bağlı Yuvacık Köyünde her yıl bahar aylarında köy camisinin çevresinde kazanlar kurulur, kurbanlar kesilir ve köy halkı, çevre köylerden ve kentten gelenlerle birlikte yağmur duasına çıkar. Törenin yaşı konusunda anlatılar birbirinden ayrılır. Bir haberde gelenek "yaklaşık 500 yıllık", bir başkasında "6 asırlık" diye anılır; köylüler ise onu yüzyıllardır sürdürülen, atalardan devralınmış bir görev olarak görür. Kökünü, köye adını veren Mevlevi şeyhi Şeyh Mehmed Cui Dede'ye bağlarlar. Bu şeyh, Amasya tarihçisi Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın eserinde tam adıyla Cemâleddîn Mehmed Cû'î Çelebi olarak geçer ve köyde bir cami, bir Mevlevi zaviyesi, bir imaret ve kendi türbesini yaptırıp bunları vakıfla ayakta tutmuş bir kişi olarak anlatılır. Yağmur duası bu yüzden bir yağış dileğiyle sınırlı kalmaz; bir köyün kendi kurucusunu, ortak malını ve birbirine karşı sorumluluğunu her yıl yeniden hatırladığı bir toplanma gününe dönüşür.

Köyün Yeri ve Adları

Yuvacık, Amasya şehir merkezine yaklaşık üç kilometre uzaklıktadır ve kentin batısındaki yamaçta yer alır. Resmî adı bugün Yuvacık olsa da yöre halkı köyü hâlâ Şeyhcui ya da Cıcui adıyla anar; köy muhtarı da haberlerde köyden söz ederken "kasabamız" demeyi tercih eder. Hüsameddin, Şeyh Cû'î köyünü kendi zamanında "Amasya şehri dâhilinde sayılan" bir köy olarak tanıtır. Bu, köyün kentle olan sıkı bağını gösteren bir ayrıntıdır: köy ile şehir arasındaki bağlar, mesire yerleri ve su yolları yüzyıllar boyunca iki yerleşimi birbirine bağlamıştır.

Köyün en eski adı Kelkis'tir. Hüsameddin'e göre Amasya'nın kuzey ve batı dağlarının birleştiği yer yay biçiminde bir daire oluşturur; bu dairenin tamamı eskiden Kelkis adıyla bilinirken ortası zamanla Şeyh Cû'î adını almıştır. Yazar, bu bilginin Şeyh Cû'î Vakfiyesi'nde yazılı olduğunu belirtir ve bağların şeyhin zamanına kadar Kelkis diye anıldığını, şeyhin burada uzun süre oturup cami, mevlevîhane, mekteb ve türbe yaptırması üzerine eski adın unutulduğunu yazar. Arap tarihlerinde aynı yerin "Kalis", bağların ise "Batn-ı Kalis" adıyla geçtiğini de ekler. Köyün altındaki bağlar halk ağzında "Cığcığı" diye anılmıştır; bugün kullanılan Cıcui biçimi de bu eski halk söyleyişini hatırlatır.

Adın kökeni konusunda iki farklı aktarım vardır. Hüsameddin, şeyhin Kelkis köyünü büyük bir özenle imar ederek ona kendisinin "Şeyh Cû'î Karyesi" adını verdiğini yazar. Amasya'daki Mevleviliği inceleyen Abdülhalim Durma ise köye Şeyh Cuî adının şeyhin ölümünden sonra verildiğini söyler. Her iki anlatıda da ortak olan nokta, adın doğrudan şeyhin şahsına ve köyde kurduğu düzene bağlanmasıdır.

Şeyh Cemâleddîn Mehmed Cû'î

Yerel derlemelerde Şeyh Cui, gerçek adıyla Mehmet Cui, Şeyh Mehmed Cui Dede olarak da bilinen ve halk arasında saygı gören bir Mevlevi şeyhi olarak tanıtılır. Bu derlemelere göre Amasya'nın Osmanlı idaresine yeni girdiği, Şadgeldi Paşa'nın anıldığı yıllarda ün kazanmış, Amasya Mevlevihanesinde şeyhlik yapmış, 1414 yılında kendi köyüne çekilerek burada bir mevlevihane, bir tekke ve bir mekteb kurmuştur. Durma, onun köyün bütün arazilerini Mevlevihaneye vakfettiğini, uzun süre köyde yaşadığını, şehre inmediğini ve ölünce köyünde toprağa verildiğini de ekler. Aynı yazar, halkın büyük itibar gösterdiği bu şeyhin hayatı hakkında fazla bilgi bulunmadığını kabul eder.

Hüsameddin'in eserindeki biyografi bu tabloyu genişletir. Ona göre Cû'î Mehmed Çelebi, büyük âlimlerden Mevlânâ Fahreddîn Osmân bin Abdullah et-Türkmânî'nin oğludur. Hüsâmeddîn Hasan Hoyî ile Mevlevi şeyhleri Celâleddîn Mehmed Dede ve Zileli Nusretzâde Cemâleddîn Habîb Çelebi'den ders almış, Amasya Mevlevihanesinde yıllarca mesnevîhan olarak tasavvuf bilgisini öğretmiştir. Şeyhi Hüsâmzâde Celâleddîn Mehmed Dede'nin ölümü üzerine Amasya Mevlevihanesinin şeyhi olmuştur. Hüsameddin'in aynı eserin birinci cildinde verdiği şeyhler dizisi ise biraz farklıdır: burada Şadgeldi Paşa devrinde Zileli Nusretzâde Cemâleddîn Ahmed Dede'nin, ondan sonra halifesi Mehmed Cû'î Dede'nin şeyh olduğu söylenir. Durma da bu ikinci sıralamayı izler. Cû'î'nin kimden sonra şeyhliğe geçtiği, okunan kaynaklarda bu iki biçimde kalmaktadır.

Biyografinin en dikkat çekici yanı, şeyhin Çelebi Sultan Mehmed ile ilişkisidir. Hüsameddin'e göre Çelebi Sultan Mehmed devrinde Cû'î hadis, tefsir ve Mesnevî derslerinde büyük ün kazanmış, Amasya'da bulunan şehzade, sonradan padişah olan Mehmed, onun derslerini ara ara dinlemiş ve kendisine saygı göstermiştir. Amasya'nın batısındaki Kelkis köyü bütün bağlarıyla birlikte padişah tarafından şeyhe mülk olarak verilmiştir. Şeyh bu köyde bir cami, yanında bir Mevlevi zaviyesi, bir imaret ve kendisi için bir türbe yaptırmış, mülklerini bu hayır kurumlarının giderlerine vakfetmiştir. Vakfın tarihi hicri 817'nin Zilhicce ayıdır; bu da 1415 yılının şubat-mart aylarına denk gelir. Yerel derlemelerdeki 1414 tarihi, hicri 817 yılının Mart 1414'te başlamasıyla uyumludur ve yapıların inşasına ilişkin yuvarlak bir tarih olarak okunabilir.

Hüsameddin, şeyhin vakfiyesini ve hilâfetnamesini kendi gözüyle gördüğünü belirtir. Bu belgelere göre Cû'î'nin Mevlevi silsilesi iki koldan Sultan Veled'e ulaşır: bir kol şeyhi Celâleddîn Mehmed Dede ve onun babası Hüsâmeddîn Hüseyin Dede üzerinden, öteki kol Nusretzâde Cemâleddîn Habîb Dede ve Ulu Ârif Mehmed Dede üzerinden gider. Halifeleri arasında oğlu Âbid Ahmed Çelebi, Yoğurtçu Pîr Ahmed Dede ve Şeyh Burhâneddîn İbrâhim Dede sayılır. Şeyh, zaviyesinin başına damadı Ahmed Yoğurtçu Dede'yi getirmiş ve hicri 819 yılının Zilhicce ayında, yani 1417'nin başlarında vefat etmiştir.

Hüsameddin onu müttaki, şeriata bağlı, edip, şair ve salih bir kişi olarak tarif eder. Cû'î mahlasını ağır riyazetleri dolayısıyla aldığını, Teftâzânî'nin usul kitabı Telvîh'i otuz kez okuyup okuttuğunu ve Kur'an'a güzel bir tefsir yazdığını aktarır. Bu son bilgiyi bir Halep kaynağıyla destekler: Halep tarihçisi Hanbelîzâde'nin eserinde, Halepli bir âlimin hocaları arasında "tefsiri 'Şeyh Tefsiri' diye bilinen" Şeyh Cû'î er-Rûmî'nin adı geçer ve bu kişinin Telvîh'i baştan sona otuz kez okuduğu belirtilir. Hüsameddin ayrıca şeyhin "tabiatça zarif, latif ve imara meyilli" olduğunu, köyün bağlarını çiçeklerle ve meyveli ağaçlarla donattığını yazar. Bugünkü yağmur duasının kurucusu olarak anılan kişi, yazılı kaynaklarda böylece hem bir müderris ve Mesnevî hocası hem de köyünü suyla, bağla ve hayır kurumlarıyla şenlendiren bir vakıf sahibi olarak görünür.

Su, Bağlar ve Bahar Mesiresi

Yağmur duasının köyün hayatında neden bu kadar yer tuttuğunu anlamak için köyün suyla ilişkisine bakmak gerekir. Hüsameddin, şeyhin köyüne getirdiği suyun aşağıdaki bağları suladığını ve suyun, köyün ve mezranın vakıf malı olduğunu kaydeder. Tekke de köyün altında bir gölün yakınında yer alıyordu. Osman Fevzi Olcay, Amasya'nın büyük mutasavvıflarını sayarken "Pir Muhammed Cuî"nin yerini "Şeyh Cuî Köyü Büyük Suyunun havuz başında" diye gösterir. Bugün köy camisinin yanında, şeyhin yaptırdığı kabul edilen bir çeşmenin hâlâ ayakta olduğu söylenir. Kurucusunun anısı bu kadar yakından suya bağlanan bir köyde, kuraklığa karşı edilen duanın onun adıyla birlikte anılması şaşırtıcı değildir.

Şeyh Cû'î bağları aynı zamanda Amasya'nın en sevilen bahar mesiresiydi. Hüsameddin'e göre kentin ileri gelenleri ve varlıklı kesimi nisanın yirmisinden itibaren buraya göçer, kirazı meşhur, köşkleri zarif olan bu bağlarda baharı geçirirdi. Amasya'daki mesire mevsimi ilkbaharda başlayıp mayıs sonuna kadar sürer ve Şeyh Cû'î bağları bu mesirelerin ilki sayılırdı. Olcay da yirminci yüzyılın başındaki hâli anlatırken halkın kiraz mevsiminde buradaki köşklerine taşındığını, komşuların birbirini kiraz ağaçlarının altına davet ettiğini, sıcaklar başlayınca çoğunun şehre döndüğünü, bir kısmının üzüm zamanına kadar kaldığını yazar. Olcay'ın aktardığı bir ayrıntı köy ile bağlar arasındaki gündelik bağı gösterir: köyden her sabah, mesireye göçen şehir halkının köşklerine kadar süt ve yoğurt getirilirdi. Yağmur duasının bugün de mayıs sonu ile haziran başı arasında, yani ekinlerin suya ihtiyaç duyduğu haftalarda yapılması, bu tarım ve bağ takviminin içinden okunabilir.

Tekke, İmaret ve Ortak Sofra

Şeyh Cû'î'nin kurduğu düzende ibadet kadar ikram da önemliydi; vakfın başlıca görevlerinden biri, gelip gidene yemek vermekti. Hüsameddin, Amasya'da yolculara, gezginlere ve yoksullara açık on bir büyük ziyafethane saydığında Şeyh Cû'î Ziyafethanesi'ni de bunların arasında anar ve bu ziyafethanelerin yiyeceklerinin bol, aşçı ve fırıncılarının belirli olduğunu yazar. Şeyhin ölümünden sonra zaviyenin başına geçen Yoğurtçu Pîr Ahmed Dede'nin biyografisi bu ikram geleneğini daha da somutlaştırır. Ümeradan Şerefeddîn Mukbil Beyzâde Ömer Bey'in oğlu olan ve Gülbeyoğlu diye de anılan bu derviş, Şeyh Cû'î'nin sohbetinde yetişmiş, şeyhinin ölümünden sonra köydeki Mevlevihanenin şeyhi olmuş, köyde oturup Mesnevî okutmuş ve köy halkının ahlakını düzeltmeye çalışmıştır. Tekkesine gelip giden herkese yoğurt ikram ettiği için "Yoğurtçu Dede" diye anılmış, Arguma nahiyesindeki Ilıca mezrasını Mevlevihanenin yiyecek giderlerine vakfederek Şeyh Cû'î vakfını genişletmiştir.

Yoğurtçu Dede'nin ölüm tarihi Hüsameddin'in eserinde iki farklı biçimde geçer. Üçüncü ciltteki olaylar sırasında hicri 842 (1438-39) yılında vefat ettiği yazılırken yedinci ciltteki biyografisinde ölümü hicri 846 (1442-43) dolaylarına konur. Her iki yerde de şeyhinin yanına gömüldüğü bilgisi ortaktır. Hüsameddin'e göre tekkenin ilk şeyhi kurucusu Mehmed Cû'î Dede, ardından Yoğurtçu Baba diye bilinen Pîrî Ahmed Dede, ondan sonra Ömer Âhî Dede olmuştur. Daha sonra gelen şeyhler "mesnevîhan" unvanıyla kayda geçmiştir.

Tekke sonraki yüzyıllarda inişler ve çıkışlar yaşamıştır. Hüsameddin, hicri 1057 (1647-48) yılında Şeyh Cû'î Mevlevihanesinin şeyhi, mesnevîhanı ve vakfının mütevellisi olan Hacı Mehmed Çelebi'nin, harap durumdaki zaviyeyi onarıp köyü yeniden şenlendirdiğini yazar. On yıl kadar bu görevde kalan ve 1067'de (1656-57) ölen Hacı Çelebi'nin bu hizmeti öyle akılda kalmıştır ki "Hacı Çelebi" adı soyunun lakabı olmuş, torunlarına "Hacı Çelebizâdeler" ve "Hacıoğulları" denmiştir. Vakfın mütevelliliği ile zaviyenin şeyhlik ve mesnevîhanlık görevleri vakfiye şartı gereği Cû'î'nin soyundan gelenlere verilmiştir. Hüsameddin, çoğu Cû'î'nin soyundan geldiği rivayet edilen ve kimi zaman Amasya Mevlevihanesinin şeyhliğini de üstlenen Şeyh Cû'î mesnevîhanlarını hicri 1227-1228 (1812-13) yıllarına kadar ayrıntılı bir dizi hâlinde verir.

Köy, tekkenin dışında da yetiştirdiği kişilerle tanınmıştır. On sekizinci yüzyılda Amasya'nın en tanınmış Kur'an okuma ve tecvit hocalarından biri olan şeyhü'l-kurrâ Hacı İbrâhim Efendi, Şeyh Cû'î köyünden Yahyâ bin İbrâhim'in oğluydu ve "Cû'î İbrâhim Efendi" diye bilinirdi. Sultan Bayezid Camii'nde Kur'an okuma ilmini öğreten bu hoca, hicri 1179 yılının Zilhicce ayında (1766) vefat etmiştir. Hüsameddin ise kendi zamanında tekkeden "şimdi eser kalmamış" olduğunu not eder. Bugün köy camisinin yanında duran türbe ve çeşme, bu kurumun yaşayan izleri olarak görülür.

Bugünkü yağmur duasında kazanlarda pişen etli bulgur pilavının gelen herkese dağıtılması, Şeyh Cû'î imaretinin ve Yoğurtçu Dede'nin ikram geleneğinin bir devamı olarak anılmaya elverişlidir. Yine de iki uygulama arasında doğrudan bir süreklilik gösteren yazılı bir belge bilinmemektedir. Osmanlı kaynaklarında bu köyde yağmur duası yapıldığına dair bir kayda da, okunan eserlerde rastlanmamıştır; törenin şeyhe bağlanması bugün köy halkının sözlü anlatısına dayanır.

Törenin Başlangıcına Dair Anlatılar

Törenin başlangıcına ilişkin anlatılar bu tarihsel çizginin üzerine oturur. 2019 yılında yayımlanan bir haberde gelenek, Şeyh Mehmed Cui Dede tarafından altı asır önce başlatılmış bir yağmur duası ve kurban uygulaması olarak sunulur. Köy sakinlerinden Rıfat Karaman'ın aktardığına göre bölge kırsal olduğu için yağmur az yağarmış; yaklaşık 600 yıl önce Şeyh Cui Dede köye gelip yerleşmiş ve köy halkıyla birlikte yağmur duasına çıkmış, uygulama o günden bugüne bir gelenek olarak sürmüş. Köy muhtarı 2022'de aynı geleneğin beş asırdır devam ettiğini söylemiştir. Altı yüz ile beş yüz yıl arasındaki fark, ağızdan ağıza aktarılan bir geleneğin yaşını yuvarlak sayılarla ifade etmesinden kaynaklanıyor görünür. Şeyhin vakfı 1415'e tarihlendiğine göre köydeki düzenin kuruluşu altı yüz yılı biraz aşar ve bu, "6 asır" anlatısıyla örtüşür. Yine de ilk yağmur duasının hangi yıl yapıldığını gösteren yazılı bir belge bilinmemektedir.

Törenin Hazırlığı

Gelenek, köy halkının kendi imkânlarıyla yürüttüğü bir iştir. Haberlerde Kemal Saka ve Kemal Sakar biçimlerinde adı geçen köy muhtarının anlattığına göre organizasyonun tüm ayrıntıları imece usulüyle yürütülür. Hazırlık, günün yönetiminin belirlediği bir kurban parasının toplanmasıyla başlar. Köyde oturan da kentte yaşayan da bu paydan sorumludur; 2022'deki anlatımda miktar, günün koşullarına göre her haneden bir kilo et parası olarak tarif edilir. Köy halkına ilanlarla duyuru yapılır, paranın görevlilere teslimi istenir ve ziyarete çıkılacak günün daha sonra bildirileceği belirtilir. Toplanan paraya ve hazırlanan listeye göre bir ya da birkaç kurban alınır. Gün belli olduktan sonra köy halkı yine ilanla haberdar edilir. Dua gününün yemeği olarak bulgurdan etli pilav yapılır.

Bu usulün dikkat çeken yanı, yükün hanelere dağıtılmasıdır. Kurban masrafı herkese pay edildiği için köyden ayrılmış olanlar da törenin dışında kalmaz. Muhtarın ifadesiyle köy halkı, Şeyhcui Camii'nin altında toplanarak keşkek ve bulgur pilavı dağıtmak üzere her yıl bir araya gelir. Duanın ardından kurulan ikram sofrası, törenin görünür sonucudur.

Daire Çevirme ve Dua

Yağmur duasına çıkılmadan bir iki gün önce toplanan parayla kurban alınır. Geleneğin en dikkat çekici uygulamalarından biri, köyde "daire çevirme" diye anılan gezidir. Köyün imamları ve geleneği bilen diğer din görevlileri, köyü çevreleyen arazi yollarını Kur'an okuyarak dolaşır. Muhtarın aktardığına göre bu dolaşma eskiden atlarla yapılırdı, bugün otomobille yapılmaktadır. Gezi boyunca köyün ve çevresinin her türlü kazadan, beladan ve afetten korunması için dua edilir. Yağmur istenirken ekili alanlar, yollar ve köyün çevresi böylece bir bütün olarak dua kapsamına alınmış olur.

Dua günü kazanlarda bulgur pilavı pişirilir; kesilen kurbanın eti de bu sofraya katılır ve etli pilav dualar eşliğinde yenir. 2026'daki törenin akışı haberde şöyle anlatılır: önce hatm-i şerifler okunur, ardından eller rahmet için semaya açılır. Kurbanlar kazanlarda pişirilip yüzlerce kişiye ikram edilir. Dua ile yemek aynı toplantının iki ayrılmaz parçasıdır; dua yemekten önce başlar, yemek de dualarla birlikte sürer.

Amacı: Yağmur, Bereket ve Korunma

Muhtarın ifadesine göre etkinliğin amacı, köy halkının birlik ve beraberlik içinde ortak değerlerini sürdürmesi; dinî ve manevi olarak köyün, halkın, tarım arazilerinin ve ürünlerin her türlü afetten, kazadan ve olumsuzluktan korunması için dua edilmesidir. Bu dua, kendi sözleriyle "diğer adıyla şükretmek" anlamına gelir. Yağmur duasına alışılageldiği üzere genellikle mayıs ayının son haftalarında çıkılır. Tarihler yıldan yıla değişebilmektedir: 2019'daki tören nisan sonuna, 2026'daki tören haziranın ilk haftasına denk gelir. Gün, köy halkının kararıyla belirlendiği için takvim esnektir.

Köy sakinlerinin sözlerinde tören bir kimlik meselesi olarak anlatılır. Şahin Saka, çocukken dedesinin elinden tutarak geldiğini, şimdi torununun elinden tutarak geldiğini söyler ve "Bu bizim kimliğimiz. Şeyh Mehmed Cui Dede'nin bizlere bıraktığı manevi mirası yaşatıyoruz" der. Ziyaattin Ortaköylü, geleneğin köyün birlik ve beraberliğini pekiştiren en önemli değer hâline geldiğini vurgular. Muhtar da geleneğin büyüklerden kaldığını, sonraki nesillerce sürdürüleceğine inandıklarını, katılımın giderek arttığını ve şehir dışından, hatta yurt dışından gelenlerin bulunduğunu belirtir. Böylece tören, Yuvacık halkıyla birlikte köyle bağını koparmamış herkesin yıllık buluşma günü olmuştur.

Sakatatların Açık Artırmayla Satılması

Törenin ayırt edici uygulamalarından biri, kesilen hayvanların sakatatlarının açık artırmayla satılmasıdır. Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı 2019'da bu uygulamayı, yemek hâline getirilip vatandaşlara ikram edilen kurbanların yanında sakatatın açık artırma usulüyle satışı olarak anlatmıştır. 2026'da muhtar bu adeti geçmişten gelen bir gelenek olarak tanımlamış ve elde edilen gelirle hem köyün ihtiyaçlarının karşılandığını hem de köylüler arasındaki bağların güçlendirildiğini söylemiştir. Satılan şey kurbanın kendisi olmayıp sakatatıdır; etin büyük bölümü pilavla birlikte gelenlere ikram edilir.

Açık artırma törene bir dayanışma boyutu ekler. Gelir tek bir kişiye ya da kuruma gitmez, köyün ortak ihtiyaçlarında kullanılır. Böylece ikram edilen yemek karşılıksız kalmaz ve gelenek bir sonraki yılın hazırlığını kendi içinden karşılar. Bu düzen, gelirini köyün ortak işlerine ayıran eski vakıf mantığını hatırlatsa da gelirin hangi ihtiyaçlara ve ne miktarda harcandığına dair yazılı bir kayda başvurulan kaynaklarda rastlanmamıştır.

Törene Katılanlar

Gelenek, yerel yönetimin ve resmî çevrelerin de ilgisini çeker. 2019'da Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı, Türkiye Kamu-Sen Amasya İl Temsilcisi Şemsettin Dümen ve Türk Büro-Sen Amasya Şube Başkanı Muammer Tufanoğlu'nun yanı sıra 600'e yakın köy halkı törene katılmıştır. Belediye başkanı törene beşinci kez geldiğini ve geleneğin altı yüz yılı aşkın bir süredir sürdüğünü ifade etmiştir. 2026'da programa Amasya Valisi Önder Bakan, Amasya Milletvekili Haluk İpek ve Avrupa, Dünya ve Olimpiyat şampiyonu eski milli güreşçi Mahmut Demir katılmış; Yuvacık sakinlerinin yanı sıra çevre köylerden ve ilçelerden gelen yüzlerce kişi köy meydanını doldurmuştur. Bu katılım, yağmur duasının artık yalnız bir köy işi olmadığını, il ölçeğinde tanınan bir buluşmaya dönüştüğünü gösterir. Yine de törenin işleyişi köyün elindedir; hatm-i şerif ve dua düzeni korunmuştur.

Yağmur Duasının Dinî Çerçevesi

Yağmur duası, İslam hukukunda istiskā adıyla bilinir. Sözlükte "su istemek" anlamına gelen kelime, terim olarak yağmur yağması için Allah'a özel bir biçimde dua etmeyi anlatır. Kur'an'da istiskā iki ayette geçer ve her ikisi de Hz. Musa'nın kavmi için su istemesiyle ilgilidir. Hz. Peygamber'den yağmur duasına dair çok sayıda hadis rivayet edilir: bir cuma hutbesi sırasında kuraklıktan yakınan bir kişinin ricası üzerine dua ettiği, ashabıyla birlikte yağmur duasına çıkıp kıbleye yönelerek dua ettiği, ridâsını ters çevirdiği ve iki rekât namaz kıldığı aktarılır. Bu rivayetler birlikte değerlendirildiğinde duanın bazen camide, bazen şehir dışında yapıldığı, bazen hutbeyle ve namazla, bazen yalnız duayla yetinildiği anlaşılır.

Bütün mezhepler istiskāyı sünnet kabul eder. Ebû Hanîfe duanın asıl olduğunu, bunun için cemaatle özel bir namaz kılınmasının sünnet sayılmayacağını savunmuş; çoğunluk ise iki rekâtlık namazı da sünnet kabul etmiştir. Duadan önce bedenin temiz olması, mütevazı giyinilmesi, halkın tövbeye ve günahtan kaçınmaya çağrılması, üç gün oruç tutulması ve imkân ölçüsünde sadaka verilmesi uygun görülen davranışlar arasında sayılır. Dua ederken ellerin olabildiğince yukarı kaldırılması sünnettir. Yuvacık'taki "eller semaya açılır" ifadesi bu uygulamanın köy ölçeğindeki karşılığıdır. Mustafa Baktır'ın TDV İslâm Ansiklopedisi için yazdığı madde, yağmur duasının sebep-sonuç ilişkisini ortadan kaldıran bir anlayışla ele alınmaması gerektiğini, dua ve tevekkülün aklın ve bilimin önerdiği önlemlere eklenen bir tutum olarak görülmesi gerektiğini vurgular.

Aynı madde, yağmur yağdırma ritüellerinin birçok din ve inanışta bulunduğunu, kimi yerel geleneklerde hayvan kurban edilmesi ve kanının toprağa dökülmesi gibi uygulamalar içerdiğini, bazı Müslüman toplumlardaki uygulamaların ise İslam öncesi inanç izleri taşıdığını da kaydeder. Halkbilimci İlhan Başgöz'ün Özlem Demren tarafından aktarılan sınıflamasında "yağmur duası", genellikle kent dışında uygun bir yerde büyüklerin kıldığı iki rekâtlık namazdır ve bütün Müslüman memleketlerde ortak bir yanı vardır; ancak her yöre ona taşlara okuyup suya atmak, hayvanları ve kadınlarla çocukları törene katmak gibi kendi özelliklerini eklemiştir. Yuvacık'ta anlatılan tören ise Kur'an okuma, hatim, dua ve ortak yemek üzerine kuruludur; taş okuma ya da giysi ters çevirme gibi uygulamalara bu köyle ilgili anlatımlarda rastlanmaz.

Anadolu'daki Benzerleriyle Karşılaştırma

Yağmur duası Anadolu'nun birçok yöresinde yaşatılır ve her yörenin kendi uygulaması vardır. Isparta için derlenen kültür envanteri bu çeşitliliği gösterir. Isparta'nın Atabey ve Gönen ilçelerinde dua çarşambadan cumaya kadar üç gün sürebilir. Namaz kılanlara nohut büyüklüğünde yetmiş bin taş toplatılır, her taşa Besmele ve İhlâs suresi okunup üflenir, taşlar sonra dere ya da sulama kanalına boşaltılır. Cemaat dış elbiselerini ters çevirip giyer, kuzular ve koyunlar yanlarında getirilir, çocuklar "ver Allah'ım ver" diye yalvarır, ortaklaşa alınan bir keçi kurban edilir ve "mahya" denen yemek pişirilir. Aynı derlemede çocukların evleri dolaşıp yağ, bulgur, pekmez, para ve benzeri şeyler toplaması, Leblebici Baba'nın tavsiyesine dayandırılan bir uygulama olarak aktarılır. Bu bilgiler Isparta'ya aittir; Amasya'da böyle bir uygulamanın bulunduğuna dair bir kayda rastlanmamıştır.

Yuvacık'a yapı bakımından en çok benzeyen örneklerden biri, Özlem Demren'in 2006'da yayımlanan çalışmasında incelediği Ankara'nın Mamak ilçesine bağlı Ortaköy'dür. Burada da yağmur duasına genellikle mayıs-haziran aylarında, ekinlerin yeşerip suya ihtiyaç duyduğu dönemde çıkılır. Karar verilince köy halkına duyurulur, görevlendirilen kişiler ev ev dolaşıp kurban için para toplar, evlerden bulgur, tereyağı ve ekmek alınır; herkes gücü ölçüsünde verir, yoksullar bir şey vermese de olur. Sabah kurbanlar kesilir, köy meydanına kazanlar kurulur ve et ile bulgur pilavı pişirilir. Ortaköy'de bundan sonra köyün yanındaki dağa çıkılır, ceketler ters giyilir, hoca dua edip toplanan yetmiş bin küçük taşa okur, iki rekât namaz kıldırır ve taşlar çaya atılır. Dönüşte bütün ahali, zengin fakir ayırt etmeden yemeği birlikte yer, kimi evine de götürür.

Karşılaştırma Yuvacık'ın özelliklerini belirginleştirir. İki köyde de para hanelerden toplanır, kurban ortak alınır, kazanlarda bulgur pilavı pişer ve tören herkesin katıldığı bir sofrayla tamamlanır. Ortaköy'de öne çıkan dağa çıkma, giysi ters çevirme ve taş okuma ise Yuvacık anlatılarında yoktur. Yuvacık'ı ayıran ögeler, köy arazisinin çevresinde yapılan daire çevirme, hatim, sakatatların açık artırmayla satılması ve törenin bir şeyhin adına bağlanmasıdır. Demren, Pertev Naili Boratav'a dayanarak yağmur duası töreninde yenen "hayır aşı"nın Tanrı'yı hoşnut etmeye yönelik bir uygulama olduğunu belirtir ve Durkheim'ın ritüel çözümlemesinden hareketle bu tür törenlerin bireyleri bir araya getirip toplumsal bağları güçlendirdiğini, geleneklerin sürmesine ve inançların tazelenmesine yardım ettiğini vurgular. Yuvacık köylülerinin törene "birlik ve beraberlik" ve "kimlik" sözleriyle yüklediği anlam, bu çözümlemeyle örtüşür.

Demren'in aktardığı bir başka örnek, geleneğin nasıl zayıflayabileceğini gösterir. Tekirdağ'da eskiden büyük bir toplulukla belli bir yere gidilip taşlara okunur, kurban kesilir ve yemek yenirmiş; sonraki yıllarda ise halk yalnızca camide toplanıp namaz kılmış, taş toplanmamış, dua sonunda yemek de yenmemiştir. Yuvacık'ta ise kurban, kazan ve ortak sofra korunmuş, tören her yıl daha kalabalık bir katılımla sürmüştür.

Gelenek Bugün

Yuvacık'ın yağmur duası, haberlere yansıdığı kadarıyla kuraklık anına bağlı bir kriz ritüeli olmaktan çok yıllık bir buluşma görünümündedir. Katılımın her yıl arttığı ifade edilmekte, gelenek yerel basında yer almakta, yerel yönetimin ve resmî görevlilerin ilgisini çekmektedir. Temel unsurlar yüzyıllardır sürdürüldüğü anlatılan biçimiyle korunmaktadır: dua, kurban, bulgur pilavı, köyün toplanması ve ikramın herkese ulaşması. 2022 haberinin başlığı "Değişmeyen gelenek" idi; 2026 haberi aynı ögeleri yeniden anlatır. Değişen başlıca şey ulaşım araçlarıdır; daire çevirme atlarla yapılırken artık otomobille yapılmaktadır.

Geleneğin sürmesinde köy muhtarlığının, camiyle bağlı din görevlilerinin ve imece düzeninin payı büyüktür. Hane başına bölüştürülen kurban payı, ilanlarla yapılan duyuru ve sakatatların açık artırmayla satılması, tören maliyetini köyün ortak sorumluluğu hâline getirir. Köyden kente göç eden kuşakların da bu organizasyona katılabilmesi, törenin toplumsal bağları canlı tutan bir işlev üstlendiğini gösterir. Altı yüz yıl önce bağlarını sulayan suyu, imaretini ve zaviyesini vakıfla ayakta tutmaya çalışan bir şeyhin köyünde, bugün ortak sofranın yine köyün ortak katkısıyla kurulması, Yuvacık'ın kendi geçmişiyle kurduğu bağın en somut görünümüdür.

Kronoloji

Hicri 817 (1414-15): Cemâleddîn Mehmed Cû'î, Kelkis köyünde cami ve Mevlevihane yaptırır; Zilhicce ayında (Şubat-Mart 1415) mülklerini bu kurumların giderlerine vakfeder. Yerel derlemeler aynı olayı 1414 yılına tarihler.

Hicri 819 Zilhicce (1417 başı): Şeyh Cû'î vefat eder; zaviyenin başına damadı Yoğurtçu Pîr Ahmed Dede geçer.

Hicri 842 ya da 846 (1438-39 ya da 1442-43): Ilıca mezrasını tekkenin yiyecek giderlerine vakfeden Yoğurtçu Dede vefat eder; Hüsameddin iki ayrı tarih verir.

Hicri 1057-1067 (1647-1657): Hacı Mehmed Çelebi, Şeyh Cû'î Mevlevihanesinin şeyhi ve vakfın mütevellisi olarak harap zaviyeyi onarır.

Hicri 1227-1228 (1812-13): Hüsameddin'in verdiği Şeyh Cû'î mesnevîhanları dizisindeki son atamalar.

30 Nisan 2019: Yuvacık'ta yağmur duası ve kurban töreni yapılır; Amasya Belediye Başkanı Mehmet Sarı ile 600'e yakın kişi katılır, gelenek "6 asırlık" olarak anılır.

30 Mayıs 2022: Şeyhcui adıyla anılan köydeki yağmur duası "yaklaşık 500 yıllık" bir gelenek olarak haberleştirilir; muhtar törenin amacını ve düzenini anlatır.

9 Haziran 2026: Yuvacık Köyünde yağmur duası yoğun katılımla yapılır; Vali Önder Bakan, Milletvekili Haluk İpek ve eski milli güreşçi Mahmut Demir katılır, kurbanlıkların sakatatları açık artırmayla satılır.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar