Bir şehrin kimliği anıtlarında olduğu kadar insanlarının gündelik alışkanlıklarında, bayram sabahlarında, sofra düzeninde ve komşuluk ilişkilerinde saklıdır. Amasya'da bu alışkanlıklar Yeşilırmak'ın iki yakasına, kayalıkların eteğine ve ahşap cumbalı evlere yayılmış, yüzyıllar içinde birbirine eklenmiş bir düzen oluşturur. Yörenin kültürü Orta Karadeniz ile İç Anadolu arasındaki geçiş konumunun izlerini taşır; kıyafetlerde, halk oyunlarında ve inanışlarda çevre illerle belirgin benzerlikler görülür, ama her birinin Amasya'ya özgü bir ağzı, bir duruşu vardır. Şehrin yerel tarihçileri, bayramları ve mevsim şenliklerini kayda geçirirken çoğu zaman bir olayın tarihini "bayramın birinci günü", "arife günü" ya da "teravihten sonra" diye verir; bu da takvimin şehirde ne kadar dinî ve toplumsal günlere göre işlediğini gösterir.

Bayram Sözü ve Eski Takvim

Amasya tarihinin en kapsamlı kaynağını yazan Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar, eserinin dil ve köken üzerine yazdığı bölümlerinde "bayram" sözüne de değinir. Ona göre mutlu güne "bayram" denir ve kelime "bayramak" fiilinden türemiştir; "bayrak" da aynı kökten gelen bir "saadet aleti"dir. Hüsâmeddîn'in bu açıklamaları, onun eski Türk dili ve takvimi üzerine kurduğu geniş ve kendine özgü etimoloji denemelerinin parçasıdır ve bugünkü dil tarihi araştırmalarıyla her noktada örtüşmez. Yine de bir Amasyalı âlimin, şehrin gündelik dilinde yaşayan sözcükleri eski bir takvim düzenine bağlamaya çalışması ilgi çekicidir.

Hüsâmeddîn'in anlattığı eski Türk takviminde yıl Mart'ta başlar ve bu ayın dokuzuncu günü "Uşlan" adıyla bayram sayılır. Uşlan günü hakan bütün ulus hanlarını ve askerini, vezirler, beyler ve zenginler de maiyetlerini, akrabalarını ve dostlarını ziyafete çağırırdı. Hüsâmeddîn, İranlıların bu eski âdeti Turanlılardan alarak "Nevruz" adını verdiğini ileri sürer; bu görüş onun kendi yorumudur. Takvimin ikinci ayı olarak saydığı "Abrul", yani Nisan, halkın bugün de hatırladığı bir addır: Amasya'da Nisan'ın beşi için söylenen "Kork abrulun beşinden, öküzü ayırır eşinden" sözü bu adı yaşatır. Hüsâmeddîn Abrul'u "efsun okumak" anlamına getirdiği "arbamak" fiiline bağlar; dil tarihçileri ise adı Nisan ayının Latince Aprilis adının halk ağzındaki biçimi olarak açıklar. Mayıs'ın on ikinci gününden başlayan üç günün de eski takvimde "Bayka" adlı bir bayram olduğunu yazar.

Tarihte Amasya'da Bayram Günleri

Amasya'nın yazılı tarihinde bayram günleri çoğu zaman büyük olayların arka planında görünür. Hüsâmeddîn'in hesabına göre Şehzade Yıldırım Bayezid, Osmancık'tan Gümüş'e, oradan Amasya'ya geçerek büyük ihtimalle 788 yılı Şevval ayının ilk günü, yani Ramazan Bayramı'nın birinci gününde (1386) büyük ve gösterişli bir karşılama töreniyle şehre girdi ve Amasya emîri Ahmed Bey'in sarayına indi. Amasya emirliğinin Osmanlı himayesine girişi böylece bir bayram sabahına denk gelmiş olur; ancak Hüsâmeddîn de tarihin kesin olmadığını, "ağleb-i ihtimal" sözüyle belirtir.

Bir başka bayram anlatısı, Gelibolulu Mustafa Âlî'nin Künhü'l-Ahbâr'ından aktarılır. Âlî, Amasya'da sancakbeyi iken topladığı rivayetlere dayanarak, II. Murad'ın üç oğlu Ahmed, Alâeddin ve Mehmed Çelebilerin Amasya'da bulundukları sırada bir bayram günü birlikte Pir İlyas'ın oğlu Şeyh Abdurrahman Çelebi'yi ziyaret ettiklerini yazar. Şeyh şehzadelerin en küçüğü olan Mehmed'e iltifat eder, hırkasını omzuna örter ve ona öğütler verir. Âlî'ye göre Şehzade Ahmed 841'de (1437) ölür, Alâeddin 846'da (1442-1443) yatağında boğulur ve aynı yıl taht yolu Mehmed'e açılır; "şeyhin işareti anlaşılır" diye bitirir. Hikâye bir keramet rivayetidir ve ayrıntıları belgeyle doğrulanamaz; fakat bayram günü büyükleri ve şeyhleri ziyaret etme âdetinin Amasya'da on beşinci yüzyılda şehzadeler katında da yaşadığını gösterir.

Şehrin Osmanlı dönemindeki kayıtlarında bayram namazı ve bayram vaazı da sık geçer. On yedinci yüzyılın sonlarında Sultan Bayezid Camii vaizi Abdurrahman Efendi, Kurban Bayramı'nda verdiği vaazda bazı seyyidlerin halka yaptığı zulmü ağır sözlerle eleştirdi; seyyidler gücendiği için hemen azledildi ve yerine Müfessir Hızır Efendizâde İbrahim Efendi caminin kürsü şeyhi oldu. Aynı kayıtlarda kimi müftülerin "bayram günü salât-ı ıydden sonra" ya da "Kurban Bayramı'nın birinci günü sabahında" öldüğü not edilir. Bu küçük notlar, bayram namazının Sultan Bayezid Camii gibi büyük camilerde bütün şehrin toplandığı bir an olduğunu ve vaaz kürsüsünün bu kalabalık önünde ne kadar etkili bir yer sayıldığını gösterir.

Bayram Sabahları

Amasya'da bayram, dinî bir günden çok toplumsal bağların yenilendiği bir buluşma olarak yaşanır. Sabah erkenden kalkılır, bayram namazı için camiye gidilir, namazdan sonra önce aile büyükleri, ardından akraba ve komşular ziyaret edilir. Küçüklerin büyüklerin elini öpmesi, büyüklerin de karşılığında harçlık ve şeker vermesi şehirde titizlikle korunan bir âdettir. Bayramın asıl işlevlerinden biri de küskünlüğü bitirmektir; yıl boyunca birbirine uğramayan komşular bu günlerde kapı çalar, uzakta yaşayan akrabalar telefonla ya da yüz yüze hatırlanır.

Evlerde bayramdan günler önce hazırlık başlar. Kurabiye ve tatlılar pişirilir, şerbetler hazırlanır, misafirlere ikram edilecek lokum ve çerez saklanır. Kurban bayramında kesilen hayvanın etinin komşulara, yakınlara ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması gündelik dayanışmanın en görünür biçimidir. Yöredeki uygulama genel Anadolu geleneğinden ayrılmaz, ancak mahalle ölçeğinin küçüklüğü ve evlerin bitişikliği sayesinde bayram ziyaretleri şehirde bütün bir mahalleyi bir ailenin salonuna dönüştürür.

Son yıllarda bu ev ziyaretlerine şehir ölçeğinde bir bayramlaşma da eklenmiştir. Bayram günü cuma namazından sonra Amasya Belediyesi önündeki meydanda vali, belediye başkanı, komutanlar, üniversite yöneticileri ve halk bir araya gelir; semaverlerde demlenen çay ile kavurma ikram edilir, mehter takımı marşlar çalar. 2012 Kurban Bayramı'ndaki törende belediye başkanı, protokol ile halkın bu bayramlaşmasının yaklaşık on yıldır sürdüğünü söylemişti; tören o yıl Cumhuriyet Bayramı'ndan birkaç gün önceye denk geldiği için konuşmalarda "çifte bayram" sözü öne çıkmıştı.

Arife, Kurban ve Ziyaret

Bayramın bir günü önce gelen arife, Amasya'da hem hazırlık hem de ölüleri anma günüdür. Göynücek'te yapılan bir alan araştırmasına göre arife ve bayram günlerinde, ayrıca Nevruz, Hıdırellez ve Muharrem orucunun son günlerinde mezarlıklar ziyaret edilir, mezarlara su dökülür, dua okunur. Kimi köylerde mezar taşlarının baş tarafında ateş ya da mum yakmak için ayrılmış bir yuva bulunur; ölünün ardından yakılan mum ve ateş bayramlarda, arife günlerinde ve perşembe akşamlarında yeniden yakılır. Araştırmacı, mezarlıklarda yarım yanmış mumlara ve küle rastladığını not eder.

Şehirde arifenin kendine özgü bir hayır geleneği de vardı. Osman Fevzi Olcay, Selağzı semtindeki dükkânları anlatırken, oradaki bir simitçi dükkânının gelirinin bir hayra bağlandığını yazar: her yıl Kurban Bayramı'nın arife gününde Karcı İmam Tevfik Efendi tarafından un helvası yaptırılır, helvalar pidelere sarılıp büyük çamaşır seleleriyle Aşağı Pirler Türbesi'ne götürülür, orada hafızlar hatim indirip dua ettikten sonra dağıtılırdı. Olcay, bu âdetin her yıl belirli günde "behemehal", yani mutlaka yapıldığını vurgular; dükkânın mütevelliliğini Kayyumzâde denilen bir zat yürütürdü.

Türbe ve yatırların bayramla ilişkisi kırsalda daha da belirgindir. Hüsâmeddîn, Kayabaşı ile Karasenir arasındaki tepede yatan ve Moğol valisi Kongurtay'ın zulmünden çekilip çobanlık ederek geçindiği için "Ser-Çoban Dede" diye anılan âlimin mezarını anlatırken, çevre halkının bayramlarda oraya toplanıp kurban kestiğini, yemek pişirip herkese dağıttığını yazar. Mezar başlangıçta açıktı; 1292 (1875 dolayları) yılında Karasenirli Hicaz kumandanı Mirliva Hasan Paşa üzerine ahşap bir türbe ve hücre yaptırdı. Bayram kurbanının bir bölümünün yatır başında pişirilip paylaşılması, kurban etinin dağıtımını bir köy şölenine dönüştüren eski bir uygulamadır.

Kurban Bayramı nişanlı aileler için de ayrı bir anlam taşır. Yöredeki geleneğe göre nişanlılık süresinde dinî bayram gelirse oğlan tarafı kız evine kurbanlık ve çeşitli hediyeler gönderir. Göynücek köylerinde bu kurbanlık çoğu zaman süslenmiş bir koçtur: kurbanlık boyanır, boynuzlarına elma takılır, başına altın iliştirilir ve kız evine öyle gönderilir; kurban kız tarafında kesilir. Aynı bölgede düğünlerin "iki bayram arasında", yani Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasındaki dönemde yapılmadığı da tespit edilmiştir. Hediyeleşme Hıdrellez gibi bahar kutlamalarında da sürer; iki ailenin bağını canlı tutan, verilen sözü her özel günde yeniden hatırlatan bir işlev görür.

Ramazan Akşamları

Ramazan ayı şehirde sofraların, camilerin ve mahalle ilişkilerinin ayrı bir düzene girdiği zamandır; kaleden atılan iftar topu, Harşena'ya çıkan bando ve iftar sofralarının ayrıntıları başka bir yazıda ele alınmıştır. Bayramı hazırlayan bu ayın geçmişte de bir davet ve ziyaret mevsimi olduğu yerel kayıtlardan anlaşılır. 1076 (1666) yılının Ramazan'ında şehir kethüdası Seyyid Ahmed Ağa, iftara davet bahanesiyle evinde bazı kişileri toplayıp kışkırtma yaptığı duyulunca Şevval'in ilk günü azledildi. 1196 (1782) yılının Ramazan'ında ise Bekir Paşa Medresesi müderrisi ve Sultan Bayezid Camii'nin birinci imamı Hacı Halil Efendi, baş a'yânın Köprübaşı'ndaki konağında iftara davetli olduktan sonra, teravih namazından evine dönerken kimliği belirsiz biri tarafından kurşunla öldürüldü ve katil hiç bulunamadı. Bu iki olay, iftar davetlerinin a'yân konaklarında şehrin yönetimini ilgilendiren toplantılara da dönüşebildiğini gösterir.

Köylerde Ramazan, çocukların öne çıktığı âdetlerle de yaşanır. Taşova'nın Alpaslan köyünde Ramazan'ın ortasında köyün çocukları iftardan sonra toplanıp sepetleriyle ev ev dolaşır; köylüler onları manilerle karşılar ve sepetlere bir şeyler koyar. Köylülerin anlattığına göre eskiden sepetlere elma, armut, ceviz gibi yiyecekler konurdu, bugün bunların yanında bakkaldan alınan ürünler de verilir. Köy halkı bu "sepet sallama" âdetinin yüz elli yılı aşkın bir geçmişi olduğunu söyler.

Hıdrellez, Nevruz ve Mevsim Takvimi

Köylü ve kentli için yıl, resmî takvimden çok mevsimlerin işaretleriyle işler. Hıdrellez baharın gelişini karşılayan, hayvanların yaylaya çıkış zamanına denk düşen ve dileklerin tutulduğu bir gündür; Amasya'daki uygulamaları ayrı bir yazıda ele alınmıştır. Göynücek'te 6 Mayıs, Hızır ile İlyas'ın buluştuğu gün olarak ve Hz. Ali'nin bu gün doğduğu inancıyla kutlanır; Amasya'nın İlyas köyünde düzenlenen Hıdrellez şenliğinde deyişler okunur, semah dönülür, kurban kesilip lokma dağıtılır ve şenlik halaylarla biter. Nevruz'da ise ateş yakılıp üzerinden atlanır; yöre halkı ateşin yılın kirini arındırdığına inanır, ilçe merkezindeki kutlamalarda halk oyunları ekibi ateşin çevresinde Amasya oyunlarını oynar, halat çekme, yumurta taşıma ve ok atma yarışmaları yapılır.

Yöre insanı takvimi kendi tecrübesiyle de yorumlar. Nisan'ın beşi için söylenen sözün yanında, mayıs yedisinde "kış, ben daha burdayım, gitmedim" diye düşünülür. Güneşli günlere kanmamak için "samanın sarısını, odunun kurusunu bu günler için saklamak lazım" sözü söylenir. Baharda ötmeye başlayan guguk kuşunun, orak ayına, yani temmuza seksen gün kaldığını haber verdiğine inanılır. Anlatıya göre guguk kırk gün çalıda, kırk gün yaprakta öter, orak zamanı da kaybolur. Çiğdemlerin açtığı günlerde Merzifon'un Akören Köyü'nde çocuklar bir araya gelip ev ev dolaşır, toplanan bulgur ve yağla pilav pişirip birlikte yerler.

Muharrem ayı yöredeki Alevî köylerinde yas ve oruç ayıdır. Bu ayın onuncu günü aşure pişirilir; içine buğday, bakla, nohut, kuru fasulye, kuru incir, kestane, fındık ve kuru üzüm konur, kazan karıştırılırken kepçeyi alan "Destur ya İmam" der, çevredekiler "Ya Hüseyin" diye karşılık verir. Pişen aşure mürşidin duasından sonra kaplara bölünür, üzerine susam, ceviz, nar tanesi ve tarçın serpilip dağıtılır. Eskiden Muharrem boyunca tıraş olunmaz, yeni giysi giyilmez, düğün kurulmaz, hayvan kesilmezdi; bugün bu kurallar daha esnek uygulanır, ama aşure geleneği bütün canlılığıyla sürer.

Mesire Mevsimi

Bahar Amasya'da yalnızca bir mevsim değişikliği sayılmaz, şehir halkının bir bölümünün bağlara göç ettiği bir dönemdir. Hüsâmeddîn'e göre şehirde gezinti için pek çok mesire vardı ve mesire mevsimi ilkbaharla başlayıp Mayıs sonuna kadar sürerdi. Bunların ilki, Harşena'nın batısındaki Şeyh Cûi bağlarıydı; eski adı Kelkis olan bu bağlara Amasya'nın a'yânı ve varlıklı aileleri Nisan'ın yirmisinden itibaren göçerdi. Ardından Ziyare, Kirazlıdere ve Derbend bağları gelirdi. Cuma günlerine ve kadınlara ayrılmış mesireler ise Şirvanlı, Saraydüzü, Çanaklar ve Kaşık Pınarı'ydı; Köşk Kayası altındaki İplik Çözen de şehrin tanınmış gezinti yerleri arasında sayılırdı.

Osman Fevzi Olcay, yirminci yüzyıl başının Şeyh Cûi'sini kendi hatıralarıyla anlatır. Halk mevsiminde buradaki köşklerine taşınır, komşular birbirini kiraz ağaçlarının altında kiraz yemeye çağırır, bir yanda saz çalınıp şarkı söylenirken bülbüller de bu sese karışırdı. Kiraz mevsimi bir ay kadar böyle sürer, sıcaklar başlayınca mesire sakinlerinin bir kısmı şehre döner, çoğu ise üzüm zamanına kadar bağlarda kalırdı. Şeyh Cûi köyünden her sabah, bağlara göçen şehirlilerin köşklerine kadar süt ve yoğurt getirilirdi. Olcay, Savadiye ve Yukarı Meydan gibi semtlerin de bir zamanlar semaverlerin kaynatılıp çayların demlendiği gözde mesireler olduğunu, demiryolunun geçişiyle bu yerlerin değiştiğini yazar.

Sofra, Zanaat ve Bereket

Amasya'da mutfak ile zanaat arasında doğrudan bir ilişki vardır. Yöre halkının çay içme alışkanlığı teneke semaver yapımını geliştirmiş, bu semaverler değişik boylarda üretilir olmuştur. Semaver, mani ve türkülerde de yer bulur; "Semaverler kaynasın, gençler simsim oynasın" dizesi çay sofrasının neşeyle eğlence arasındaki yerini anlatır. Bağ ve bahçe kültürü, adı şehirle özdeşleşen Amasya elması ve hasat sırasında söylenen türküler toprakla kurulan uzun ilişkinin parçalarıdır. Elma, türküde de karşımıza çıkar: "Kilo kilo elmalar" ile "Amasya'nın elması, hoştur yari sarması" dizeleri bunun halk edebiyatındaki karşılığıdır.

Gündelik hayatın zanaatları yalnızca sofraya bağlı değildir. Yassıçal Beldesi ile Sarıyar Köyü'nde halı ve kilim dokumacılığı yeniden yöre ekonomisine katkı sağlayan bir faaliyet hâline gelmiştir. Merzifon çevresinde kamçılı tezgâhlarda çarşaf, masa örtüsü ve peştamal dokunur, desenler çeşitli motiflerle süslenir. İğne oyası bütün yörede yaygındır; yemeni kenarlarının yanında yaka çiçeği, mendil, fular ve para kesesi gibi nesnelerde de kullanılır. Ağaç işçiliği saz, ud ve kanun gibi müzik aletlerinin yanında tarım aletleri ile ev eşyalarını kapsar. Gümüşhacıköy yöresinde kendir ya da keçi kılından eğrilen kırnap ipinden çuval, kilim, heybe, torba ve halat yapılır. Demircilik baltadan nacağa, keserden sacayağına ve bıçağa kadar uzanan gündelik aletleri üretir. Bu zanaatların hepsi evin ve tarlanın ihtiyacından doğmuş, sonradan satışa dönük bir geçim kaynağına dönüşmüştür.

Komşuluk ve İmece

Amasya'da gündelik hayatı ayakta tutan asıl bağ komşuluktur. Düğünden önce dolma sarmak, evlenecek kızın çeyizini hazırlamak ya da hasat zamanı iş bölüşmek için toplanan insanlar yazılı olmayan ama herkesin uyduğu bir dayanışma düzeninin parçasıdır. Yas evinin kapısını ilk çalan komşudur; doğum yapan kadına lohusa şerbeti götüren de komşu kadınlardır. İmece ve komşuluk geleneği ayrı bir yazıda ayrıntılı anlatılmıştır; burada önemli olan, bu ilişkilerin gündelik ihtiyaç ile sosyal gönül borcunu aynı anda taşıdığıdır.

Eski Amasya mahallelerinde komşuluk farklı inançtan aileleri de bir araya getirirdi. Olcay, çocukluğunun geçtiği sokakta evlerinin tam karşısında oturan Arucuoğlu Karabit Usta'yı "komşuluk hakkı ödenemeyecek kadar kıymetli" biri olarak anar. Hoş sohbet, nüktedan bir adam olan ve mahallede dama oyununun baş ustası sayılan Karabit Usta, evi Cennet Hanım adlı bir komşunun evine duvar duvara olduğu için, "Hıristiyanlar cennet yüzü göremez" diye takılan Türk komşularına, aradaki duvara bir tekme vurmasının yeteceğini, cennete onlardan önce gireceğini söyleyerek şakayla karşılık verirdi. Olcay, Karabit Usta'nın 1915'te tehcire tabi tutularak gönderildiğini de kaydeder.

Gündelik komşuluk dilinde de iz bırakır. Terliklerin kapı önünde uç uca gelmesi misafir geleceğinin işareti sayılır ve "terlikler konuşuyor, misafir gelecek" denir. Terliklerden biri ters dönmüşse uğursuzluk getireceğine inanılır ve hemen düzeltilir. Yılbaşından sonraki gün eve ilk giren kişinin ayağı, ardından gelişen olaylara göre uğurlu ya da uğursuz sayılır. Bu tür inanışlar yöre insanının evi, misafiri ve şansı birbirine bağlı düşündüğünü gösterir.

Evlenmeden Düğüne

Evlenme, gündelik hayatın en uzun ve kalabalık merasimidir. Yörede evlenme yaşı yirmili yaşlar civarıdır, tek eşlilik yaygındır ve mirasın bölünmemesi için akraba ya da tanıdık bir aileyle evlenme eğilimi güçlüdür. Dünür düşmeden gelin almaya uzanan süreç ve kına geceleri ayrı bir yazıda ayrıntılı anlatılmıştır; Amasya'nın kına türküsünün "Anam beni gelin mi eddin" nakaratı, kız evinden ayrılışın hüznünü yerel ağızla dile getirir. Göynücek köylerinde kız istemeye giderken şeker ve kahve götürülür; eskiden kahve ve şeker kolay bulunmadığı için "kahvenin kırk yıl hatırı" sözü bu ziyaretlerde ayrı bir anlam taşırdı. Nişanda yüzükler kırmızı kurdeleyle bağlanır, kurdeleyi dede dua ederek keser, nişan masraflarını oğlan tarafı karşılar.

Asker Uğurlama ve Yaşam Döngüsü

Yaşam döngüsünün öteki geçişleri de ortak bir şenlikle karşılanır; sünnet düğünü ve doğumla ilgili uygulamalar ayrı yazılarda anlatılmıştır. Askere gidecek gençler için haftalar öncesinden akraba, komşu ve tanıdıklar sırayla genci yemeğe çağırır, harçlık ve giyecek hediyeleri verir. Gidileceği gün bütün yakınlar davul ve zurna eşliğinde halaylarla, dualarla genci uğurlar. Yelleme gibi yiğitlik duygusu taşıyan oyunlar daha çok bu uğurlamalarda oynanır.

Halk Oyunları, Türküler ve Şenlikler

Düğünler, kına geceleri ve asker uğurlamaları halk oyunlarının oynandığı başlıca ortamlardır. Yelleme dışında, Göynücek'te yaşamış Mahir Çavuş'un köyündeki bir kıza duyduğu sevdaya adanmış olduğu söylenen Mahir Çavuş oyunu hâlâ oynanır. Sim Sim oyununda ateşin etrafında dönülür, bir el arkada, öteki havadadır; davul zurna eşliğinde oynanan oyunda ikinci oyuncu nara atarak içeri girer ve ortadaki oyuncuyu kovmaya çalışır; burada önemli olan hareketlerin çabukluğu ve estetiğidir. Yörede Çerkez halayı, Köroğlu halayı, Merzifon karşılaması, Yelleme halayı, Sallama, Tamzara, Sarıkız, Hoşbilezik, Candarma ve daha pek çok oyun bilinir.

Türküler de bu ortamların ayrılmaz parçasıdır. "Yeşil Akar Amasya'nın Irmağı", "Amasya'nın Dağları", "Kilo Kilo Elmalar", "Irmaktan Geçemiyom", "Amasyalı Zileli" ve "Çıktım Yaylaları Gezdim" gibi türküler Amasya'yı anlatan ve düğünlerde, gecelerde söylenen ezgilerdir. Mani geleneği de canlıdır; "Çaydanlıkta çayım var, demlenecek neyim var" ya da "Köprünün altı çiçek, sevenler ölmeyecek" gibi dörtlükler sevdayı, ayrılığı, gündelik hayatın ayrıntılarını yerel ağızla dile getirir. Yöre ağzında kelime başındaki ve sonundaki ünsüzler yumuşar, "kız" "gız", "çok" "çoh" olur; "Hışırım çıktı" yorulmak, "Kafam fenikti" başı dönmek, "Hiç aşkım yok" keyifsiz olmak anlamına gelir.

Şehrin şenlik geleneğinin eski bir örneği, şehzadeler döneminden kalır. 911 (1505) yılında Amasya sancakbeyi Şehzade Ahmed, babası II. Bayezid'in izniyle oğullarına bir sünnet düğünü yaptırdı. İdris-i Bitlisî'nin Heşt Bihişt'inde ayrıntılarıyla anlatılan bu düğüne çevredeki beyler davet edildi, şehir donanma ile süslendi. O sırada Amasya'da bulunan Çeşmî, Şermî, Figânî, Kâmî, Melîhî, Münîrî ve Mihrî Hatun gibi Türk şairleriyle Basîrî, Penâhî ve Kutbî gibi Acem şairleri düğünü tebrik eden kasideler sundu ve ödüller aldı. Hüsâmeddîn, şehrin tanınmış sazendelerinden Baba Mehmed Çelebi'nin udunun, Sofioğlu Abdî Çavuş'un tamburunun, Merâgî soyundan Hâce Kutbeddin Mahmud'un nağmelerinin ve Süleyman Dede'nin sesinin Amasya'yı çınlattığını yazar. Bitlisî düğün için ayrıca bir bahar kasidesi kaleme almıştır. Hüsâmeddîn, Şehzade Ahmed'in günlerce süren düğünlerle meşgul olduğu sırada doğu sınırında Şah İsmail'in tehdidinin büyüdüğünü de eleştirel bir dille not eder.

Medrese hayatının da kendi şenliği vardı. 1176 (1763) yılında Mehmed Paşa Medresesi müderrisi ve "Emîr Müderris" diye tanınan Hacı Ahmed Efendi, Beyzâvî tefsirini okutup bitirince yüz kadar öğrencisine gösterişli bir icazet düğünü yapıldı. Çevreden âlimler ve müftüler davet edildi; kalabalığa Sultan Bayezid Camii dar geldiği için tören Ok Meydanı'ndaki namazgâha taşındı.

Bugün yılın belirli günlerinde şenlikler düzenlenir. Mayıs ayında Bayrak Koşusu ile Ziyaret Kasabası Yayla Şenliği, Temmuz'da Merzifon Haftası, Gümüşhacıköy ve Taşova çevresinde yayla şenlikleri, Eylül'de Piribaba Kültür ve Sanat Şenliği ile Taşova Bamya Festivali, Hamamözü'nde geleneksel karakucak güreşleri ve Ekim'de Amasya Protokolü'nü anma etkinlikleri bu takvimin parçalarıdır. Ferhat ile Şirin Festivali ve Uluslararası Atatürk Kültür ve Sanat Festivali de şehrin kültür hayatında yer alır. Bu etkinliklerin tarihleri her yıl valiliğin yayımladığı programa göre değişebilir.

Giyim ve Süs

Amasya'nın yöresel kıyafetleri çevre illerinkine benzer; fes ya da çember baş, melez göynek, yelek, şalvar, şal kuşak, çarık ve çorap başlıca parçalarıdır. Özgünlüğü bakımından Göynücek'in Ilısu Köyü'ndeki geleneksel kadın giysisi yöreyi temsil eden örnek sayılmıştır. Bu giysi on kadar parçadan oluşur: melez göynek, morlu tuman, zıbın, cepken, yelek, kuşak, çarpana, fes, pullu yemeni, çorap ve çarık. Pamuk ya da ipekten yapılan melez göynek bileğe kadar uzun, diz hizasında bir iç giysisidir; önü ve yanları renkli iplerle bitkisel ya da geometrik desenlerle işlenir, yakaları "lamba" motifiyle süslenir, işlemelerin üstüne beyaz parlak pullar dikilir. Sarı kumaştan dikilen cepken kol ağızlarında siyah, bileklerde kırmızı manşetle tamamlanır. Yelek genellikle siyahtır, kırmızı ve sarı parçalar lamba motifiyle aplike edilir, sağ göğüste eskiden ayna konulan "aynalı cep" bulunur.

Kırmızı ya da bordo yünden dokunan püsküllü kuşak üçgen katlanıp belde sıkıca bağlanır, üzerine boncuklarla süslü, ucuna ponpon takılan çarpana bağlanır. Tuman el tezgâhlarında dokunur, dizden yukarısı beyaz, aşağısı mor ya da bordo iplikten yapılır ve ponponlarla süslenir. Fes pamuklu kumaştan dikilir, tepesine metal bir yuvarlak yerleştirilir, alna kadar inen boncuk dizileri taşır, alın hizasına altın ya da eski para dizilir ve üzerine pullu yemeni örtülür. Beşibirlik, bilezik, yüzük, para kesesi, gümüş kemer, küpe ve cıngıl denen gümüş alınlıklar kullanılan takılar arasındadır. Eskiden giyilen nakışlı yün çorap ile çarık günümüze ulaşmamıştır.

Hava, Şans ve Dilek

Gündelik hayatın bir yanı da doğayı okuma becerisi ve ona bağlı inanışlardır. Bulutlar alçaktan iniyorsa yağmur yağacağı düşünülür, insanlar bağ ve bahçeden evlerine döner; bulutlar yukarı çıkıyorsa hava açacaktır. Koyunlar meradan ayrılmadan toplu yayılıyorsa kar yakındır, tavukların çayıra tünemesi kışın habercisidir. Kavak yaprakları alttan dökülürse kar çok, üstten dökülürse az yağacağına, fıstık, kozalak ve ayva çok olursa kışın sert geçeceğine inanılır. Dolu yağarken kesilsin diye evden sac ayağı atılır; güneş ve ay tutulmalarında dualar edilir, havaya silah atılır, teneke çalınarak gürültü yapılır.

Haftanın günleri de iş ve şans takviminin parçasıdır. Cuma ve salı günleri kuluçka yatırılmaz; cuma günü yatırılırsa civcivlerin horoz olacağına, salı günü yatırılırsa yumurtaların bozulacağına inanılır. Cuma, cumartesi ve salı günleri hasat, ekim ve dikim işlerine başlanmaz, ev süpürülmez, çamaşır yıkanmaz. Mayıs yedisinde yağan yağmur bir kapta biriktirilir ve yoğurdun iyi tutması için maya olarak kullanılır. Yağmur duasının ayrıntıları ayrı bir yazıda ele alınmıştır; kurak bahar günlerinde kurbanlık alınması, çocukların kurbağa ile ev ev dolaşması gibi uygulamalar bu inanış dünyasının bir parçasıdır.

Dilek kültürü de yaygındır. Evi olmasını isteyen kişi hiç kullanılmamış, yeni yapılmış bir evin bacasından "Allah'ım bana da ev ver" diye seslenir; bir başka uygulamada ev sahibi olan kırk bir kişiden para toplanıp çaydanlık alınır, evde kırk bir Yasin okutulur ve bu çaydanlıkla demlenen çay misafirlere ikram edilir. Çişini söylemekte gecikmiş çocuk üç cuma sela vaktinde "çiş evliyası"na götürülür. Yaramaz çocukların atleti perşembe günü evliya mezarının üzerine serilir, cuma sabahı alınıp çocuğa giydirilir. Dilek kuyusuna bakarken kalın bir örtüyle ışık engellenir; karanlıkta ışık görülürse dilek gerçekleşecektir. Dilekler için sırayla Pir İlyas, Selamet Hatun ve Hamdullah Dede ziyaret edilir. Bu uygulamalar tekil kişilerin kendi dertlerini şehrin kutsal sayılan mekânlarıyla ilişkilendirdiğini gösterir; kimi örnekler yalnızca belirli köy ya da mahallelere özgüdür.

Kronoloji

1386 (788): Şehzade Yıldırım Bayezid, Hüsâmeddîn'e göre büyük ihtimalle Ramazan Bayramı'nın birinci günü törenle Amasya'ya girdi.

1437 öncesi: II. Murad'ın oğulları Ahmed, Alâeddin ve Mehmed Çelebiler, Künhü'l-Ahbâr'daki rivayete göre bir bayram günü Şeyh Abdurrahman Çelebi'yi ziyaret etti.

1505 (911): Şehzade Ahmed, oğulları için Amasya'da günlerce süren bir sünnet düğünü yaptırdı.

1666 (1076): Şehir kethüdası Seyyid Ahmed Ağa, Ramazan'da iftar daveti bahanesiyle adam topladığı gerekçesiyle Şevval başında azledildi.

1763 (1176): "Emîr Müderris" Hacı Ahmed Efendi'nin yüz kadar öğrencisine Ok Meydanı namazgâhında icazet düğünü yapıldı.

1782 (1196): Sultan Bayezid Camii birinci imamı Hacı Halil Efendi, Ramazan'ın on sekizinci akşamı iftar davetinden sonra teravihten dönerken öldürüldü.

1875 dolayları (1292): Bayramlarda kurban kesilip yemek dağıtılan Ser-Çoban Dede mezarı üzerine ahşap türbe yaptırıldı.

2012: Kurban Bayramı'nda belediye önünde yapılan protokol-halk bayramlaşmasının yaklaşık on yıldır sürdüğü belirtildi.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 1, s. 82, 101 (Şeyh Cûi bağları ve Amasya mesireleri); c. 2, s. 223-224 (eski Türk takvimi, Uşlan, Abrul, Bayka); c. 2, s. 267 ("bayram" sözü); c. 3, s. 444 (Yıldırım Bayezid'in Amasya'ya gelişi), s. 486-487 (1505 sünnet düğünü); c. 4, s. 590, 605, 660, 671 (iftar davetleri, bayram vaazı, icazet düğünü, 1782 olayı), Amasya Belediyesi e-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page223.html
  • Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 6, s. 80 (Ser-Çoban Dede ve bayram kurbanları); c. 11, s. 499 (Künhü'l-Ahbâr'dan şehzadelerin bayram ziyareti), Amasya Belediyesi e-kitap: https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/9-12/files/basic-html/page499.html
  • Osman Fevzi Olcay, Amasya Hâtıraları (Bildiklerim, Gördüklerim, İşittiklerim), Amasya Belediyesi Kültür Yayınları (Şeyhcûi Mahallesi, Gümüşlü Mahallesi ve Selağzı dükkânları, komşular bölümleri) amasya.bel.tr

Akademik çalışmalar

  • Biricik Taştan, "Amasya İli Göynücek İlçesi Türk Halk İnanış ve Uygulamaları", yüksek lisans tezi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun 2019: http://libra.omu.edu.tr/tezler/126977.pdf

Resmî kaynaklar

  • T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Amasya Kültür Portalı: Kültürel Detaylar, Evlenme Âdetleri, Kına Gecesi (amasya.ktb.gov.tr) amasya.ktb.gov.tr

Diğer kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar