Osmanlı tarihini okul sıralarında ilk kez öğrenen kuşakların elinden geçen kitaplardan biri, Amasya doğumlu bir öğretmenin imzasını taşır. Mustafa Cezar, 1920 yılında Yeşilırmak kıyısındaki bu şehirde dünyaya geldi; Anadolu'nun ilkokul sıralarından İstanbul'daki Güzel Sanatlar Akademisi'nin profesörlüğüne uzanan uzun bir meslek yolunu yürüdü ve arkasında yüzü aşkın yayın bıraktı. Adı en çok, resimli ve haritalı Mufassal Osmanlı Tarihi ile Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi adlı çalışmayla anılır. Daha az bilinen kitapları ise Osmanlı toplum tarihinin, İstanbul'un yangın tarihinin ve Osmanlı çarşı mimarisinin ilk derli toplu incelemeleri arasındadır; bunlardan birkaçının sayfalarında doğduğu şehrin adı da geçer.
Amasya'da Doğan Bir Cumhuriyet Çocuğu
Cezar'ın doğum yılı ve yeri, hakkında yazılmış bütün biyografik metinlerde aynı biçimde 1920 ve Amasya olarak verilir. Kaynaklarda yalnızca yıl bulunur; tam doğum günü bilinmemektedir. Ailesi, çocukluğunun geçtiği mahalle ya da ev hakkında ulaşabildiğimiz belgelerde ayrıntı yoktur. Bilinen tek aile bilgisi, Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi'ndeki biyografiden gelir: Cezar ortaokulda öğrenciyken babasını kaybetmiş ve öğrenimini çalışarak sürdürmüştür.
Milliyet Pazar'da 2002'de yayımlanan bir tanıtım yazısı, onu "Anadolu'nun fakirliği ve imkânsızlığıyla boğuşan Cumhuriyet neslinden" sayar ve Amasya'yı "Osmanlı'nın sevimli eyalet başkenti" diye anarak, imparatorluğun kültürünü bu şehirde kavrayarak yetiştiğini söyler. Bu cümleler belgeye dayanan bir olgu bildirmez; bir yazarın izlenimidir. Yine de Amasya'nın tarihine bakıldığında izlenimin bir zemini olduğu görülür. Şehir, Osmanlı şehzadelerinin sancak valiliği yaptığı, tahta çıkacak hanedan üyelerinin devlet idaresini öğrendiği yerlerden biriydi; II. Bayezid de tahta geçmeden önce burada vali olarak bulunmuştu. Osmanlı tarihini ömür boyu yazacak bir çocuğun böyle bir şehirde doğması anlatıya ayrı bir tat verir. Cezar'ın Amasya'ya ayrı bir kitap ya da makale ayırdığına dair bir bilgiye ulaşamadık; buna karşılık şehir, onun üç büyük eserinde Osmanlı tarihinin ve şehirciliğinin bir parçası olarak kendi bağlamı içinde ele alınır.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında okula giden, yoksulluk içinde büyüyen Anadolu çocukları için en açık kapı öğretmen okullarıydı. Parasız yatılı okuyup kısa sürede meslek sahibi olmanın yolu buradan geçiyordu ve Cezar'ın hayat çizgisi de bu kapıdan geçer.
Öğretmen Okulundan Gazi Eğitim Enstitüsü'ne
Cezar 1938'de Sivas Öğretmen Okulu'nu bitirdi ve ilkokul öğretmenliğine başladı. Aktarılan biyografiye göre ilk görev yeri Giresun'un bir ilçesidir; ilçenin adı kaynakta verilmez. Birkaç okulda çalıştıktan sonra Ankara'daki Gazi Eğitim Enstitüsü'nün Tarih-Coğrafya Bölümü'ne girdi ve 1946'da buradan mezun oldu. Enstitü, ortaokul ve lise düzeyinde öğretmen yetiştiren bir kurumdu; böylece Cezar ilkokul sıralarından tarih öğretmenliğine geçmiş oldu.
Bu yıllarda Anadolu'da yeniden öğretmenlik yaptı. ÇEKÜL Vakfı'nın anma yazısına göre Dörtyol, Yalova ve İstanbul Fındıklı ortaokullarında tarih öğretmeni ve müdür olarak çalıştı. Yazı hayatı da aynı döneme rastlar. İlk araştırma yazısı 1948'de Aylık Ansiklopedi'de yayımlandı; ilk kitabı ertesi yıl, 1949'da çıktı. Biyografi kaynakları 1949 tarihli üç kitabı Tarih I, Tarih II ve Tarih III adlarıyla sıralar; adlarından bunların okul düzeyine yönelik tarih kitapları olduğu sezilir, ancak içeriklerini görme imkânı bulamadık.
İlk kitaptan çok ciltli bir Osmanlı tarihinin ilk basımına kadar geçen süre sekiz yıldır. Bu, Cezar'ın çalışma temposunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Milliyet'teki yazının onun "sakin görünüşünün altında bitmeyen bir çalışma ve yazma açlığı" bulunduğunu söylemesi de aynı yöne işaret eder. Kendisi de yıllar sonra, akademiye geldiğinde "senelerden beri tarih alanında çalışma yapıyordum, belge topluyordum" diyecek, arşivle tanışıklığının öğretmenlik yıllarına uzandığını hatırlatacaktı.
Güzel Sanatlar Akademisi Yılları
Cezar 1959'da İstanbul'daki Güzel Sanatlar Akademisi'ne öğretmen olarak getirildi. Bu tarih ÇEKÜL Vakfı'nın metninde yer alır; başka bir kaynak aynı olayı "1950'lerin sonu" diye geçiştirir. Tarihi en sağlam biçimde Cezar'ın kendisi verir: 24 Şubat 2004'te üniversitenin oditoryumunda yaptığı konuşmada "Akademi'ye geldiğim 1959'dan bugüne kadar, demek ki kırk beş sene olmuş" der ve aynı konuşmada, kuruma geldiğinde uğraş alanının tarih olduğunu, sanat tarihine daha sonra yöneldiğini anlatır. Akademi, 1883'te Osman Hamdi Bey'in öncülüğünde Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla kurulmuş bir kurumun devamıdır; Cezar'ın sonradan Osman Hamdi üzerine kitap yazması bu bakımdan bir mekân bağlantısı da taşır.
Akademide Türk Tarihi, Türk Sanat Tarihi ve Devrim Tarihi derslerini okuttu. O yılların öğrencilerinden sanat tarihçisi Semra Germaner, 1962'de resim bölümüne girdiğinde Türk sanatı alanındaki derslerin Nurettin Ormancı, Kerim Silivrili, Mustafa Cezar ve Rıfkı Melul Meriç tarafından, mimarlık öncelikli olmak üzere halı ve çini konularında verildiğini anlatır. Germaner 1973'te Paris'ten dönüp akademiye asistan olarak atandığında da durum benzerdi: sanat tarihi dersleri Resim Bölümü'ne bağlıydı, Batı sanatından Nermin Sinemoğlu sorumluydu, Türk-İslam sanatı derslerini Cezar, Ormancı, Silivrili ve Nejat Diyarbekirli veriyordu. Bu tanıklık, Cezar'ın akademideki ilk yirmi yılında kendi bölümü olmayan, bütün bölümlere ders veren bir hoca olarak çalıştığını gösterir.
1962 ile 1970 arasında akademinin müdür muavinliğini yürüttü. Kendi aktardığına göre Osman Hamdi'nin resimlerini yurt dışından toplamak için elçiliklere yazılan mektupları o hazırlıyor, dönemin akademi müdürleri Asım Bey ve Hüseyin Gezer de imzalıyordu. Akademi 1969'da üniversite statüsü kazanınca Cezar doçent oldu; 1978'de profesörlüğe yükseltildi.
1981'de çıkan Yükseköğretim Kanunu ile akademi Mimar Sinan Üniversitesi'ne dönüşünce Fen-Edebiyat Fakültesi içinde sanat tarihi eğitimi ayrı bir bölüme kavuştu. Biyografik kaynaklar Cezar'ın bu fakültede kurulan Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü'nün başkanlığını yaptığını söyler. Bölümün 2014'te yayımlanan bir armağan kitabı, kuruluşu 1983'e tarihler ve çekirdek kadroyu, daha önce akademinin bütün bölümlerine sanat tarihi dersi veren Nermin Sinemoğlu, Mustafa Cezar, Nejat Diyarbekirli, Semra Germaner, Zeynep İnankur ve Zeki Sönmez olarak sayar; Germaner aynı kitaptaki söyleşisinde Cezar'ı bölümün ilk başkanı olarak anar. Tarih farkı, üniversiteye dönüşümün 1982'de, bölümün öğretime başlamasının 1983'te gerçekleşmesinden kaynaklanıyor olabilir.
Cezar 1987'de emekli oldu, ancak 2002 yılına kadar Mimarlık ve Güzel Sanatlar fakültelerinde lisans ve yüksek lisans düzeyinde ders vermeyi sürdürdü. Bu yıllarda yazılan tezlerin teşekkür sayfalarında adı sık sık geçer. İpek Aksüğür Duben 1983 tarihli Türk Resmi ve Eleştirisi (1880-1950) çalışmasında onu "bilgisi ve inancı ile ilham kaynağı olan" hocası diye anar; Tülin Çoruhlu 1987'de Osmanlı tüfek ve tabancalarındaki süslemeler üzerine yaptığı çalışmada kendisini yönlendiren hoca olarak ona teşekkür eder; Şerife Cengiz de 1986'da Adana'nın mimari eserlerindeki süslemeleri incelerken tezini yönlendirmede ışık tuttuğunu yazar. Konuların çeşitliliği, Cezar'ın ilgisinin resimden silah süslemesine, Anadolu mimarisinden eleştiri tarihine kadar uzandığını gösterir. İlk öğretmenlik görevinden son dersine uzanan süre altmış yılı aşar; yalnızca akademideki yılları ise kırk yılı geçer.
Tarihçi olarak yetişmiş, sanat tarihi kürsüsünde ders vermiş ve ikisini birbirine bağlayan eserler yazmıştır. Kimi kaynaklar bu yüzden ona tarihçi, kimi kaynaklar sanat tarihçisi der. Cezar'ın özgün yanı, siyasi olay tarihini maddi kültürle, yani yapılar, çarşılar, silahlar ve kılıkla birlikte ele almasıdır.
Arşivde Yazılan Bir Kitap: Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi
Cezar'ın en çok başvurulan kitabının nasıl yazıldığını, 2004'teki konuşmasında ayrıntısıyla anlatmıştır. Akademiye geldiğinde kurucusu ve geçmişi hakkında bilgi edinmek istemiş, ancak elde doğru dürüst bir şey bulamamıştı. Nurullah Berk'in Türk resmi üzerine biri Fransızca, biri Türkçe iki kitabında Osman Hamdi ve Sanayi-i Nefise için ancak yarım ya da bir sayfalık, üstelik yanlışlarla dolu bilgi vardı. Arif Müfit Mansel'in Anatolia ve Belleten'de çıkan iki yazısı da, Osman Hamdi'nin kardeşi İbrahim Edhem Bey'in 1924'te yayımladığı Elvâh-ı Nakşiye Koleksiyonu kitabının özetinden ibaretti. Akademi kütüphanesi ve Arkeoloji Müzesi kütüphanesi de onu doyurmadı. Müzenin o zamanki müdürü Necati Tolunay'dan kurumun eski evrakını görmek için izin istediğinde "Yok böyle bir şey" cevabını aldı.
Bunun üzerine Başbakanlık Osmanlı Arşivi'ne yöneldi. "Arşiv çalışması iğne ile kuyu kazmadır" diye anlattığı bu dönemde fotokopi makinesi bulunmadığı için tespit ettiği belgelerin fotoğraflarını çektirdi; yaklaşık bin belgeyi 18 x 24 kartlara bastırdı, tasnif edip zarflara koydu ve her birinin üzerine numarasını ve kısa özetini yazdı. Ardından Osmanlı gazetelerine geçti. O sırada Beyazıt Medresesi'nde bulunan Belediye Kütüphanesi'nde, kendi deyişiyle Osmanlı döneminde çıkmış gazetelerin bütününü taradı; bazı haberleri not aldı, bazılarını doğrudan yeni yazıya çevirerek kopyaladı. Maarif Nezareti'nin evrakının Topkapı Sarayı'nda bir odada yığılı durduğunu öğrenince iki üç ay boyunca memurlarla birlikte sabah girip akşam çıkarak bu odada çalıştı, tasnifsiz belgelere kendi numaralarını verdi ve onları da fotoğraflattı.
Belgelerin yanına aileden gelen malzeme eklendi. Osman Hamdi'nin torunu Cenan Hanım ona fotoğraflar ve mektuplar verdi. 1967'de akademiye bağlı müzede Osman Hamdi'nin resimlerinden bir sergi açtılar; resimler akademi binasında sergilenmek üzere verilmemiş, ancak müzede sergilenmek şartıyla verilmişti. Müzenin elindeki sekiz tabloya koleksiyon sahiplerinden getirtilenler eklenince sergide yirmi beş resim yer aldı. Cezar resimlerin izini "polis hafiyesi gibi, dedektif gibi" sürdüğünü, birinde bulduğu tablodan bir başkasına ulaştığını anlatır. Bu sergi için hazırlanan katalog, onun Osman Hamdi üzerine ilk yayınıdır; ertesi yıl akademinin kuruluş günü için on iki sayfalık küçük bir akademi tarihi daha yayımladı. Osman Hamdi'nin Eskihisar'daki evinin müze yapılması için Millî Eğitim Bakanlığı'na, Başbakanlık'a, İstanbul Valiliği'ne ve Gebze Kaymakamlığı'na yazılar yazdığını, evde oturan ve onu defalarca kapıdan çeviren kişiye rağmen kaymakamla görüşüp evin korunmaya alınmasını istediğini de aynı konuşmada aktarır.
Kitabın yayımlanması ayrı bir sorundu. Hacimli dosyayı gören yayıncılar kitabı basamayacaklarını söylüyordu. Sonunda, kendisiyle daha önce akademi üzerine bir röportaj yapmış olan şair Ümit Yaşar Oğuzcan, İş Bankası Kültür Yayınları'nın İstanbul işlerinin başına geçince kitabı basmayı üstlendi. Cezar, Oğuzcan'ın koyduğu şartı da anlatır: kitap çıkınca ona sazlı sözlü bir yerde mükellef bir ziyafet verecek, telif ücretinin yarısı bu ziyafete gidecekti. Kitap 1971'de İş Bankası Kültür Yayınları'nın Sanat Dizisi'nde, on altı sayfa giriş ile 660 sayfa olarak yayımlandı.
Türk Tarih Kurumu'nun Belleten dergisinde çıkan tanıtım yazısı, kitabın yedi yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olduğunu ve başlangıçta iki ayrı eser olarak tasarlanan iki kısımdan oluştuğunu bildirir. Birinci kısımda Cezar, Batılılaşmanın toplumun kendisinden doğmadığı, yönetici kadronun zorlamasıyla yürütüldüğü ve her şeyden önce devleti yıkılmaktan kurtarmayı amaçladığı görüşünü savunur. Sanat ve kültür alanındaki kimi değişikliklerin altında, kültürel bir dönüşüm iradesinden çok devletin varlığıyla ilgili askerî bir ıslahat ihtiyacının yattığını ileri sürer. Lale Devri'nden III. Selim'in Nizâm-ı Cedîd'ine uzanan yenilik çabalarını, padişahların sanata karşı tutumlarını, Osmanlı mimarisine barok ve rokokoyla giren, ampir üslubuyla süren Batı etkisini, hassa mimarlarını, sarayda çalışan Batılı ressamları, ilk resim sergisini, tiyatro ve müzik alanındaki girişimleri inceler. İkinci kısım Osman Hamdi'ye ayrılmıştır: hayatı, müze müdürlüğü, Mısır'dan Irak'a, Suriye'den Anadolu'ya yabancıların ve Müze-i Hümayun'un yaptığı kazılar, 1884 tarihli Âsâr-ı Atîka Nizamnamesi, ressamlığı, sergiler ve Sanayi-i Nefise Mektebi'nin kuruluşu. Kitapta Osman Hamdi'nin seksen tablosunun büyük boy renkli röprodüksiyonu, kırk iki siyah-beyaz röprodüksiyon ve desen, yetmiş bir belge metni ve otuz üç belge fotokopisi yer alır.
Cezar'ın kendi tarifiyle kitap bir biyografi ya da yalnızca Osman Hamdi'yi anlatan bir tarih kitabı değildi; iki önemli kurumun başında bulunan bir adamın hizmetlerini, devrin Türkiyesi ve Osmanlı toplumunun durumu içinde göstermeyi amaçlıyordu. Bu yüzden Türkiye'de resim eğitiminin askerî okullarda başlamasını, Harbiye ve Mühendishane-i Berrî-i Hümayun'daki resim derslerini izledi; II. Mahmud döneminde, 1830'larda bir mimarlık okulu kurma girişimini ve Sanayi-i Nefise'den birkaç yıl önce gerçekleşmeyen resmî bir akademi teşebbüsünü belgelerden çıkardı. Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi kitabı Türk sanatının Batılılaşma sürecini inceleyenler için temel kaynak sayar. Semra Germaner da kitabın arşiv belgelerine dayalı çok temel bir eser olduğunu, Cezar'ın arşiv çalışmasının önemi üzerinde çok durduğunu ve bölümde bu anlayışın onu izleyerek yerleştiğini söyler. Cezar kitabı 1995'te genişleterek yeniden yayımladı; 1987'de de aynı kişiyi Müzeci ve Ressam Osman Hamdi Bey adıyla ayrıca ele aldı. 1987 sergisi için yazdığı metinde Osman Hamdi'yi, müzeye yaptığı hizmet, arkeolojik çalışmaları, Güzel Sanatlar Akademisi'ni kurması ve ressamlığıyla "kültür alemdarlarımızdan biri" olarak tanıtır.
Milliyet'teki yazı, Cezar'ı on dokuzuncu yüzyılı yalnızca çöküş ve çürüme dönemi olarak görmeyen, bu yüzyılı bir "dirilme ve direnme dönemi" olarak da değerlendiren az sayıdaki aydından biri sayar. Yazar, çeşitli siyasi görüşlerden insanların yüzyılı kokuşma çağı olarak yorumladığını, okullarda da bu biçimde öğretildiğini söyler ve Osman Hamdi kitabını bu görüşün etrafında yazılmış bir kültür tarihi eseri olarak niteler. Bu değerlendirme yazarın kendi kanaatidir, ama Cezar'ın çalışmasının o dönemdeki tartışmalar içinde nasıl okunduğunu gösterir.
Eserleri
ÇEKÜL Vakfı'na göre Cezar'ın makale, araştırma yazısı, bildiri ve kitap olarak 160'ı aşkın yayını vardır. Kitap ve broşür hâlindeki başlıca eserleri şunlardır:
- Özlü Osmanlı Tarihi (1956)
- Mufassal Osmanlı Tarihi, 4 cilt (1957-1960)
- Osmanlı Devrinde İstanbul Yapılarında Tahribat Yapan Yangınlar ve Tabii Afetler (1963)
- Osmanlı Tarihinde Levendler (1965)
- Osman Hamdi Bey (sergi broşürü, 1967)
- Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi (1971; genişletilmiş ikinci baskısı 1995)
- Hun Sanatı Üzerine (1974)
- Anadolu Öncesi Türklerde Şehir ve Mimarlık (1977)
- Typical Commercial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System (1983)
- 100. Yılda Güzel Sanatlar Akademisi'nden Mimar Sinan Üniversitesi'ne (1983)
- Tipik Yapılarıyla Osmanlı Şehirciliğinde Çarşı ve Klasik Dönem İmar Sistemi (1985)
- Müzeci ve Ressam Osman Hamdi Bey (1987)
- XIX. Yüzyıl Beyoğlusu (1991)
- Osmanlı Başkenti İstanbul (2002)
Mufassal Osmanlı Tarihi
Cezar'ın adını geniş okuyucu kitlesine tanıtan eser, Resimli-Haritalı Mufassal Osmanlı Tarihidir. İlk basımı 1957'de İskit Yayınevi'nden çıktı; dört cilt hâlinde 1957 ile 1960 arasında tamamlandı. Eser, Türklerin anavatanı ve göçlerinden başlar; Müslüman Türk devletlerini, Haçlı Seferleri'ni ve Osmanlıların kökenini işledikten sonra padişah padişah ilerler. Türk Tarih Kurumu'nun 2021 tarihli ikinci baskısına göre birinci cilt Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar gelir, ikinci cilt II. Bayezid'le açılır, üçüncü cilt II. Selim'le başlar, dördüncü cilt ise I. Mustafa'dan II. Mustafa'ya kadar uzanır. Cezar'ın kaleme aldığı bu dört cilt, kabaca Osmanlı'nın ilk dört yüz yılını kapsar.
Eserin düzeni olağan tarih kitaplarından farklıdır. Padişah anlatılarının arasına numaralı "İlaveler" serpiştirilmiştir; yalnızca birinci ciltte altmış altı tanesi sayılır. Bunlar arasında Osman Gazi'nin rüyası ve Bala Hatun'la evliliği, Osmanlı'da sultan, han ve padişah unvanları, tuğ ve tuğra, Osmanlı ordusunda top ve silahlar, İstanbul surları, İstanbul'un kaç kez kuşatıldığı sorusu, Fatih'in kanunnamesi ve külliyesi, divan, sancak ve bayrak, çelebilik gibi başlıklar vardır. 2021 baskısının künyesinde ilave metinlerin yazarları Mithat Sertoğlu ve Mustafa Cezar, redaksiyonu yapanlar ise Servet R. İskit ve Zarif Orgun olarak gösterilir. Kitap, siyasi tarihi yazarken günlük hayatın ve kurumların ayrıntılarına da yer ayırır. Birinci cildin bibliyografyası 606-608. sayfalardadır.
Amasya bu siyasi anlatının içinde birkaç kez kendi başlığıyla görünür. İçindekiler listesinde II. Murad dönemi için "Lala Yörgüç Paşa'nın Amasya Çevresindeki Faaliyetleri", Yavuz Sultan Selim'in tahta çıkışı için "Şehzade Ahmed'in Amasya'ya Girmesi" ve Çaldıran dönüşü için "Yavuz Selim'in Kış Mevsimini Amasya'da Geçirmesi" başlıkları yer alır. Kanuni dönemi anlatısında "Amasya Muahedesi" ve şehzadeler arasındaki taht kavgasını işleyen bölümde "Bayezid'in Amasya'ya Gitmek İstememesi" başlıkları bulunur. Böylece Lala Yörgüç Paşa'dan Şehzade Bayezid'e kadar şehrin Osmanlı siyasetindeki ağırlığı, onun en yaygın okunan kitabında ayrı alt başlıklarla okura ulaşmış olur.
Yayın tarihçesi de bilgi vericidir. Kitap 2011'de Türk Tarih Kurumu tarafından yeniden basıldı; 2021'deki ikinci baskı 5.000 adet olarak yayımlandı ve altı cilt hâlindedir. Bu baskıda ilk dört cildin yazarı Mustafa Cezar, beşinci ve altıncı cildin yazarı ise Midhat Sertoğlu olarak gösterilir; beşinci cilt III. Ahmed'le başlar, altıncı cilt Abdülmecid'le başlayıp Vahideddin dönemine kadar gelir. Milliyet Pazar'daki 2002 tarihli yazı kitaptan "6 ciltlik" diye söz eder. Bu ifadenin, eserin Sertoğlu'nun eklemeleriyle altı cilde çıkmış hâliyle ilgili olması mümkündür, ama bunu açıklayan bir bibliyografik belgeye ulaşamadık. Aynı yazı, eserin "hep kullandığımız Osmanlı tarihi" olduğunu ve yeniden basılması gerektiğini söyler; Türk Tarih Kurumu baskısı dokuz yıl sonra, 2011'de gerçekleşti.
İstanbul'un Yangınları
Osmanlı Devrinde İstanbul Yapılarında Tahribat Yapan Yangınlar ve Tabii Afetler, 1963'te akademinin Türk San'atı Tarihi Enstitüsü yayınlarının ilk sayısı olarak, enstitünün araştırma dizisinden ayrı basım hâlinde çıktı. Cezar girişte İstanbul'un tabii afetlerden çok yangınlardan çile çektiğini ve bunun başlıca sebebinin ahşap yapının esas tutulması olduğunu söyler: cami, medrese ve hamam dışında evler, konaklar, saraylar, bazı mescitler, hatta kimi hanlar bile ahşaptı. Yangın teşkilatını ve yangınların ekonomik ve toplumsal etkilerini ayrı bir incelemeye bırakarak yalnızca yapılardaki tahribatı izlemeyi amaçladığını açıkça belirtir. Kaynaklarda adı geçen yapıları tek tek anar; ayrıntı bulunmayan durumlarda yangının yayıldığı alanı ve yanan bina sayısını vermekle yetinir. Yangınların ve afetlerin pek çok eserin ilk biçimini değiştirdiği tespiti, kitabın sanat tarihi açısından asıl önemini oluşturur.
Çalışma, yazmalara ve arşiv belgelerine dayanır. Cezar, Fatih dönemi yangınlarına dair basılı kaynaklarda bilgi bulunmadığını, tarih yazarlarının ilk kayıtlarının II. Bayezid devrine ait olduğunu yazar. Ulaşabildiği en eski belge, Topkapı Sarayı arşivinde bulunan ve tarihi belli olmayan bir on beşinci yüzyıl kaydıdır: Ramazanın altıncı gecesi Fatih Camii yakınındaki Sultan Pazarı'nda çıkan bir yangında yüz yirmi üç dükkân ve on altı odanın yandığı bu belgeden öğrenilir. Tarihi belli en eski bilgi ise 1489'da Atmeydanı'nda baruthane olarak kullanılan Güngörmez Kilisesi'ne yıldırım düşmesi ve deponun infilakıdır.
Osmanlı Tarihinde Levendler
Osmanlı Tarihinde Levendler (1965), akademinin yayın dizisinin 28. kitabı olarak çıktı ve beş yüz sayfayı aşan, belge eklerine kadar uzanan bir incelemedir. Cezar girişte, vakanüvislerin ve öteki Osmanlı tarihçilerinin saray ve hükümetle ilgili siyasi olayları yazmayı tercih ettiğini, halka bağlı sosyal ve iktisadi meselelerin bu eserlerde ancak binlerce sayfa arasına serpiştirilmiş kelimeler ve cümlecikler hâlinde kaldığını söyler. Levendlik de böyle bir konudur: kaynaklarda levend ve sekban sözü sıkça geçer, ama Cevdet Paşa'nın bir iki sayfası dışında hiçbir Osmanlı tarihçisi bunları açıklamaz. Oysa mühimme defterleri ve şer'iyye sicilleri levendât ve sekbânândan söz eden kayıtlarla doludur. Cezar, kitabının konuyu bütünüyle aydınlattığını iddia etmez; ileride yapılacak araştırmalar için temel taşı niteliğinde esaslar ortaya koyduğunu söylemekle yetinir.
Kitabın ana fikri, levend hareketinin on altıncı yüzyılın ikinci yarısında tımar düzenine dayanan köy ekonomisinin dengesinin bozulmasıyla doğan bir buhranın ifadesi olduğudur. Cezar bu hareketi üç biçimde izler: soygun ve eşkıyalıkla başlayıp Büyük Celali karışıklığında en yaygın hâline ulaşan başıboş levendler, valilerin ve devlet adamlarının kapısında tutulan kapılı levendler ve savaş zamanında devletin toplayıp cepheye sürdüğü mîrî levendler. Ayrı bir bölüm deniz levendlerine ayrılmıştır. Mîrî levendlerin sayısının çoğu kez yüz bine yaklaştığı hâlde bunlar hakkında o güne kadar bir eser yazılmamış olmasını büyük bir eksiklik olarak görür.
Kitabın Amasya'yı en yakından ilgilendiren bölümü, ücretli asker toplamanın ilk örneğine ayrılanıdır. Cezar, Osmanlı'da devletin askerî düzeni dışında özel bir adla ücretli asker toplayan en eski örneğin, Amasya sancakbeyi II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed olduğu sonucuna varır; daha eski belgeler bulununcaya kadar bu askerin, adı ve biçimi sonraki döneme geçen ilk ücretli asker sayılabileceğini söyler. Şehzade, kardeşi Yavuz Selim'le taht mücadelesine girdiği sırada topladığı askere "yevmlü" adını vermiş ve onlara ulufe ödemiştir; Cezar bunu, Bursa kadısı Eflatunzade'nin 15 Haziran 1512 tarihli arz tezkeresine dayandırır. Kanuni'nin oğlu Şehzade Mustafa'nın idamından sonraki gelişmeleri anlatırken de Hüseyin Hüsameddin'in Amasya Tarihi'nin üçüncü cildine başvurur. Buna göre Kanuni, İran seferinden dönüşte öldürttüğü oğlunun sancağı olan Amasya'da konaklamış, şehzadenin çevresindekilere ihsanlarda bulunmuş ve halkın bazı vergilerini affetmiştir. Medreselerden yetişip iş bulamayan suhtelerin konusunu işlerken de Amasya'yı medresesi çok şehirler arasında sayar ve bir dipnotta, 1861'de şehri gezen Georges Perrot'ya göre yirmi beş bin nüfuslu Amasya'da on sekiz medresede iki bin talebe okuduğunu aktarır. Hüsameddin'in eseri kitabın bibliyografyasında da yer alır.
Milliyet yazısı, bu çalışmada sosyal tarihin önemli bir konusunun çok değişik bir bakış açısıyla ele alındığını belirtir ve Cezar'ı maddi kültürün tarihini de iyi bilen bir yazar olarak anar. Aynı yazıya göre en sıkıcı tarih konuları bile onun kaleminden ilgiyle okunur; şarlatan hükümlere gürültüyle değil, çalışma ve ürün vererek karşı çıkmıştır. Kitabın kalıcılığı başka yerden de izlenebilir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin "Celâlî İsyanları" (1993), "Levent" (2003) ve "Sekban" (2009) maddeleri, kaynakçalarında Osmanlı Tarihinde Levendler'e sayfa vererek başvurur; "Levent" maddesi Cezar'ın 1967'de Türk Tarih Kongresi bildirilerinde yayımlanan "Kara Levendleri" adlı bildirisini de anar.
Çarşılar, Bedestenler ve Amasya Bedesteni
Tipik Yapılarıyla Osmanlı Şehirciliğinde Çarşı ve Klasik Dönem İmar Sistemi (1985), Cezar'ın kent tarihi alanındaki en kapsamlı eseridir. Kitap önce, Ahmet Edip Uysal'ın çevirisiyle Typical Commercial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System adıyla 1983'te Türkiye İş Bankası yayınları arasında İngilizce çıktı; bu baskı 1985'te International Journal of Middle East Studies'te Walter B. Denny tarafından tanıtıldı. Türkçe baskının girişinde Cezar, ülkedeki şehircilik araştırmalarının çoğunlukla şehirlerin bugünkü durumu ve geleceği üzerinde durduğunu, geçmişle pek ilgilenmediğini söyler. Ona göre gerek yöneticinin gerek şehir planlamacısının yetiştirilmesinde şehirlerin geçmişten bugüne geçirdiği değişimin yanı sıra dinî, kültürel, ticari, askerî ve yönetimsel yapıların, kısacası imar eyleminin bütününün incelenmesi gerekir.
Kitapta Anadolu ve Balkan çarşıları, arastalar, hanlar ve bedestenler planları ve fotoğraflarıyla tek tek ele alınır; Amasya bedesteni de bunlar arasındadır. Cezar onu "halen hayli harap durumda" bir yapı olarak tanıtır ve sade bedestenler grubuna koyar: iki kapısının yanlarında tonozlu ikişer dükkân bulunduğu anlaşılsa da dükkânlar bütün cepheleri çevrelemez ve bina mütevazı ölçülerdedir. Dört cephesinde birer kapısı bulunan yapının ayakta kalan duvarları kareye yakın bir dikdörtgen çizer. İki kapının dışarıya doğru uzunca birer çıkıntı yapması, Cezar'a burada bedestene eklenmiş bir bölümün ya da başka bir ticari yapıyla bağlantının bulunduğunu düşündürür. Yazara göre bedesteni, şehirde sekizgen planlı bir medrese de yaptırmış olan Kapıağası Hüseyin Ağa 1483'te inşa ettirmiştir. Beden duvarları moloz taştan, örtüsü tuğladandır, kapısında kesme taş kullanılmıştır; kapı üstündeki kitabe binanın 888 (1483) yılında Hüseyin Ağa tarafından yaptırıldığını ve onun hayratı olduğunu bildirir. Kitapta yapının kapısının fotoğrafı ve planı da yayımlanmıştır.
Amasya kitabın başka bir yerinde, erken Osmanlı ibadet yapılarının kaynaklarda nasıl adlandırıldığına dair uzun bir dipnotta yeniden karşımıza çıkar. Cezar, kitabe ve vakfiyelerin bu yapılara bazen cami, bazen imaret, bazen zaviye dediğini göstermek için kurduğu listede Amasya'dan üç örnek verir: geleneksel olarak cami ve tekke diye anılan Yakup Paşa (Pir İlyas) camisi, kitabesinde ve vakfiyesinde imaret olarak geçen Bayezid Paşa camisi ve kitabesinde yine imaret denen Yörgüç Paşa camisi.
Şehir ve Mimarlık Üzerine Öteki Çalışmalar
Anadolu Öncesi Türklerde Şehir ve Mimarlık (1977) ve Hun Sanatı Üzerine (1974), ilgi alanının Orta Asya'ya kadar uzandığını gösterir. 100. Yılda Güzel Sanatlar Akademisi'nden Mimar Sinan Üniversitesi'ne (1983) çalıştığı kurumun yüzüncü yıl kitabıdır; akademinin 1883'te kurulduğu düşünülürse yayın tarihi bu hesapla örtüşür ve 1968'deki küçük akademi tarihçesinin genişlemiş bir devamı sayılabilir. XIX. Yüzyıl Beyoğlusu (1991) ise Akbank'ın kültür yayınları arasında, İngilizce özetiyle, renkli haritalar ve resimlerle 476 sayfa olarak basıldı. Kitap İstanbul'un modernleşen semtlerinden Beyoğlu'nun tarihini, toplum hayatını ve mimarisini işler.
Osmanlı Başkenti İstanbul
Son büyük kitabı Osmanlı Başkenti İstanbul (Erol Kerim Aksoy Vakfı, 2002) için Milliyet Pazar şu değerlendirmeyi yapar: İstanbul'un Osmanlı devri üzerine yazılmış en derli toplu tarih; spekülasyondan çok bilgi aktarmayı tercih eden bir yazarın eseri. Yazıya göre kitapta şehrin nüfusu ve büyümesi için uygulanan nüfus politikaları, seyyahların verdiği bilgiler, su yolları, yangınlar, törenler ve imar nizamı ele alınır; Mimar Sinan'ın Beşiktaş'taki Sinan Paşa Camii gibi yapılar ve Menderes dönemi imar çalışmaları sırasında ortadan kalkan bir hamam gibi envanter niteliğinde kayıtlar da yer alır. Yangınlar bölümü, kırk yıl önceki ilk araştırmasının konusuna bir dönüş gibidir. Yazar ayrıca Cezar'ın şehirdeki çıkmaz sokakların oluşumuna dair uydurma görüşleri eleştirdiği sayfalara (154-155) dikkat çeker ve kitabı İstanbul rehberi derecesinde bir başvuru eseri olarak niteler. Kendisinden "Mustafa Cezar Hoca" diye söz eden yazı, kitabın her İstanbulseverin müracaat kitabı olacağını söyler.
Amasya ile Bağı
Cezar'ın Amasya ile kişisel bağı kaynaklarda doğumuyla sınırlı kalır: Amasya doğumlular arasında sayılır, Milliyet yazısı da "Amasya 1920 doğumludur" der. Gençlik ve çalışma yıllarını Sivas'ta, Ankara'da, Giresun, Dörtyol ve Yalova'da ve sonunda İstanbul'da geçirmesi, onu Anadolu'nun çeşitli kentlerinde öğretmenlik yapıp büyük şehre yerleşen o kuşağın tipik bir yolcusu yapar. Amasya'da bir sokağın, okulun, kütüphanenin ya da anıtın onun adını taşıdığına dair ulaşabildiğimiz kaynaklarda bir kayıt yoktur.
Eserlerine bakıldığında ise şehir, bir tarihçinin gözüyle birkaç kez sahneye çıkar. Mufassal Osmanlı Tarihi'nde Lala Yörgüç Paşa'dan Amasya Antlaşması'na uzanan alt başlıklar, Osmanlı Tarihinde Levendler'de Şehzade Ahmed'in yevmlüleri, Kanuni'nin Amasya'daki konaklaması ve şehrin medreseleri, çarşı kitabında ise Amasya bedesteni ve üç Amasya camisinin adlandırılışı yer alır. Bunlardan hiçbiri doğduğu şehre duygusal bir göndermeyle yazılmış değildir; Amasya, onun anlattığı Osmanlı tarihinin ve Osmanlı şehirciliğinin olağan bir parçası olarak görünür. Levendler kitabında Hüsameddin'in Amasya Tarihi'ne başvurması, şehrin yerel tarih yazımıyla akademik Osmanlı tarihçiliği arasında kurulmuş erken bir köprü olarak da okunabilir.
Son Yılları ve Vefatı
Cezar emeklilikten sonra da akademiyle bağını koparmadı. 24 Şubat 2004'te, Osman Hamdi'nin ölümünün 94., üniversitenin kuruluşunun 121. yıldönümünde yaptığı konuşmayı, kırk beş yıldır çatısı altında bulunmaktan büyük gurur duyduğu kurumuna kendi ölçüsünde hizmet ettiğine inanarak huzur duyduğunu söyleyerek bitirdi. Akademinin Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adını almasını da "çok eskiden beri gönülden" istediğini aynı konuşmada belirtir. Bu metin, ertesi yıl üniversitenin 122. kuruluş yıldönümü için hazırlanan Osman Hamdi Bey sergisi kataloğunda yayımlandı.
Cezar 3 Aralık 2009'da İstanbul'da, 89 yaşında vefat etti. Defin yeri olarak yalnızca bir kaynak Karacaahmet Mezarlığı'nı gösterir; bunu başka bir kaynakla teyit edemedik. ÇEKÜL Vakfı, vefatının ertesi günü, 4 Aralık 2009'da yayımladığı anma yazısında onu vakfın kuruluşuna destek veren Yüksek Danışma Kurulu üyesi olarak anar ve "89 yıllık hayatının her anını verimli kılmış" bir insan diye selamlar. Aynı yazıda kitapları, makaleleri, yetiştirdiği bilim insanları ve koruma kurullarındaki görevleri sayesinde tarihî ve kültürel mirasın korunmasına katkı sağladığı belirtilir. Vakıf 1990'da kurulduğuna göre Cezar'ın bu ilişkisi emeklilik sonrası yıllara rastlar.
Mirası
Bir tarihçinin mirası kitapları ile öğrencileridir. Cezar'ın kitapları, ölümünden on bir yıl sonra 2021'de Türk Tarih Kurumu'nun yeni baskısıyla yeniden okuyucuya ulaştı; Levendler, yangınlar ve çarşı kitapları ile Osman Hamdi sergi broşürleri de üniversitenin açık erişim arşivinde tam metin olarak okunabilir durumdadır. Akademide ders verdiği kırk yılı aşkın sürede pek çok mimar, ressam ve sanat tarihi öğrencisi onun derslerini dinledi. Öğrencilerinin tam bir listesi yoktur, ama tezlerin teşekkür sayfaları ve bölüm tarihine dair tanıklıklar, arşive dayalı çalışma anlayışının onun aracılığıyla kuşaktan kuşağa geçtiğini gösterir.
Eserleri on dokuzuncu yüzyıl Osmanlı kültürüne, Batılılaşma sürecine, toplum tarihine, kent ve mimarlık tarihine yoğunlaşır. Anadolu'nun bir şehzade şehrinde doğan çocuk, öğretmen okulundan başlayan yolun sonunda Osmanlı'nın başkentini anlatan bir kitap yazdı; doğduğu şehrin bedesteni de, şehzadelerinin askerleri de bu uzun yolun kitaplarında kendine yer buldu.
Kronoloji
1920: Amasya'da doğdu.
1938: Sivas Öğretmen Okulu'nu bitirdi, ilkokul öğretmenliğine başladı.
1946: Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu.
1948: İlk araştırma yazısı yayımlandı.
1949: İlk kitabı yayımlandı.
1956: Özlü Osmanlı Tarihi yayımlandı.
1957-1960: Mufassal Osmanlı Tarihi'nin dört cildi yayımlandı.
1959: İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne hoca olarak geldi (kendi ifadesi ve ÇEKÜL; başka bir kaynak "1950'lerin sonu" der).
1962-1970: Akademi müdür muavinliği.
1963: İstanbul yangınları ve tabii afetler üzerine çalışması yayımlandı.
1965: Osmanlı Tarihinde Levendler yayımlandı.
1967: Akademiye bağlı müzede Osman Hamdi resim sergisini düzenledi; "Kara Levendleri" bildirisi yayımlandı.
1969: Doçent oldu.
1971: Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi yayımlandı.
1978: Profesör oldu.
1982: Akademi Mimar Sinan Üniversitesi'ne dönüştü.
1983: Sanat tarihi bölümünün kuruluşu ve ilk başkanlığı; çarşı kitabının İngilizce baskısı ve akademinin yüzüncü yıl kitabı yayımlandı.
1985: Tipik Yapılarıyla Osmanlı Şehirciliğinde Çarşı ve Klasik Dönem İmar Sistemi yayımlandı.
1987: Emekli oldu.
2002: Osmanlı Başkenti İstanbul yayımlandı; ders vermeyi bu yıla kadar sürdürdü.
24 Şubat 2004: Osman Hamdi Bey anmasında Sanatta Batıya Açılış kitabının yazılışını anlatan konuşmasını yaptı.
3 Aralık 2009: İstanbul'da vefat etti.
2011 ve 2021: Mufassal Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu tarafından yeniden basıldı (2021 baskısı altı cilt).
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- "Kitaplardan Haber: Cezar, Mustafa, Sanatta Batı'ya Açılış ve Osman Hamdi", Belleten, Türk Tarih Kurumu, s. 335-337. https://belleten.gov.tr/tam-metin-pdf/1317/tur
- Walter B. Denny, "Mustafa Cezar, Typical Commercial Buildings of the Ottoman Classical Period and the Ottoman Construction System" (kitap tanıtımı), International Journal of Middle East Studies, 17(4), 1985, s. 542-544. https://doi.org/10.1017/S0020743800029536
- Mücteba İlgürel, "Celâlî İsyanları", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 7, İstanbul 1993, s. 252-257. https://islamansiklopedisi.org.tr/celali-isyanlari
- Mücteba İlgürel, "Levent", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 27, Ankara 2003, s. 149-151. https://islamansiklopedisi.org.tr/levent
- Abdülkadir Özcan, "Sekban", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, İstanbul 2009, s. 326-328. https://islamansiklopedisi.org.tr/sekban
Resmî kaynaklar
- Mustafa Cezar, Mufassal Osmanlı Tarihi, Resimli-Haritalı, 2. baskı, I-VI. cilt, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2021, künye ve içindekiler. https://www.ttk.gov.tr/karekod/mufassalosmanli.pdf
- Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi, "Mufassal Osmanlı Tarihi" katalog kaydı, 1. baskı, Ankara 2011. https://kutuphane.ttk.gov.tr/details?id=581428&materialType=KT&query=Cezar, Mustafa.
Kitaplar
- Mustafa Cezar, Osmanlı Devrinde İstanbul Yapılarında Tahribat Yapan Yangınlar ve Tabii Afetler, Güzel Sanatlar Akademisi Türk San'atı Tarihi Enstitüsü Yayınları I, İstanbul: Berksoy Matbaası, 1963, s. 3-5. https://hdl.handle.net/20.500.14124/9644
- Mustafa Cezar, Osmanlı Tarihinde Levendler, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Yayınları 28, İstanbul: Çelikcilt Matbaası, 1965, s. V-VIII, 31-32, 96, 106, 198, 529. https://hdl.handle.net/20.500.14124/9337
- Mustafa Cezar, Tipik Yapılarıyla Osmanlı Şehirciliğinde Çarşı ve Klasik Dönem İmar Sistemi, Mimar Sinan Üniversitesi Yayını 9, İstanbul: Mimar Sinan Üniversitesi, 1985, s. 51, 289-290, 413. https://hdl.handle.net/20.500.14124/6436
- Mustafa Cezar, "Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi Kitabı Üzerine" (24 Şubat 2004 tarihli konuşma), Aydın Ayan (haz.), MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Koleksiyonu'ndan Osman Hamdi Bey Sergisi, İstanbul: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2005, s. 9-15. https://hdl.handle.net/20.500.14124/9377
- Mimar Sinan Üniversitesi, Müzeci-Ressam Osman Hamdi Bey (1842-1910) Resim Sergisi: 24 Şubat-14 Mart 1987, İstanbul: Mimar Sinan Üniversitesi, 1987 (Mustafa Cezar'ın sunuş metni). https://hdl.handle.net/20.500.14124/9693
- Mustafa Cezar, Osman Hamdi Bey (sergi broşürü), İstanbul: Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, 1967. https://hdl.handle.net/20.500.14124/5726
- Banu Mahir (ed.), Semra Germaner Armağanı, İstanbul: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, 2014, s. 7, 11, 14, 17. https://hdl.handle.net/20.500.14124/10019
- İpek Aksüğür Duben, Türk Resmi ve Eleştirisi (1880-1950), Mimar Sinan Üniversitesi, 1983. https://hdl.handle.net/20.500.14124/4917
- Tülin Çoruhlu, Osmanlı Tüfek ve Tabancalarındaki Süslemeler, Mimar Sinan Üniversitesi, 1987. https://hdl.handle.net/20.500.14124/4530
- Şerife Cengiz, Adana Mimari Eserlerinin Süslemeleri, Mimar Sinan Üniversitesi, 1986. https://hdl.handle.net/20.500.14124/4491
- Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, c. 25, "Mustafa Cezar" maddesi (kimdirhayatieserleri.com aktarımı). https://www.kimdirhayatieserleri.com/mustafa-cezar.html
Diğer kaynaklar
- Akbank Sanat Kütüphanesi, "XIX. Yüzyıl Beyoğlusu / Mustafa Cezar" katalog kaydı. https://www.akbanksanat.com/en/book/xix-yuzyil-beyoglusu-mustafa-cezar/3843
- ÇEKÜL Vakfı, "Sanat Tarihçisi Prof. Mustafa Cezar'a Saygıyla...", 4 Aralık 2009. https://www.cekulvakfi.org.tr/haber/sanat-tarihcisi-prof-mustafa-cezara-saygiyla
- Milliyet Pazar, "Osmanlı Başkenti İstanbul'un Hocalarından Mustafa Cezar", 5 Mayıs 2002. https://www.milliyet.com.tr/pazar/osmanli-baskenti-istanbulun-hocalarindan-mustafa-cezar-351112
- Vikipedi, "Mustafa Cezar" maddesi (Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, fasikül 25, s. 1361'e dayanır). https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Cezar
Çevrimiçi kaynaklar






