Osmanlı hanedanının bazı şehzadelerinin hayatı belgelerde birkaç satıra sığar. Bir doğum yılı, bir ölüm tarihi ve ikisinin arasında bir isyan, bir sığınma, ardında bırakılmış bir aile kalır. Şehzade Murad bu şehzadelerden biridir, ama Amasya'nın kendi tarihçisi onu birkaç satırdan fazlasına layık görmüştür. Amasya'da doğmuş, babasının sarayında yetişmiş, kısa bir süre şehrin yönetimini üstlenmiş, sonra Amasya'dan kaçmak zorunda kalmış ve yurdundan çok uzakta, İran'da hayatını kaybetmiştir. Hiç değilse çoğu kaynak böyle söyler. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar'ın Amasya Tarihi ise onun yıllar sonra derviş kılığında Amasya'ya döndüğünü, Selim'in korkulu rüyası olmayı sürdürdüğünü ve belki de Amasya surlarının dibinde son bir kez savaştığını ileri sürer. Adı, hanedanın daha tanınmış Muradlarıyla, yani II. Murad ve III. Murad'la sık sık karıştırılır; oysa bu Murad hiçbir dönemde tahta oturmamıştır. O, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in oğludur ve hikâyesi, dedesi Bayezid'in son yıllarında Anadolu'yu saran taht mücadelesinin, Amasya'da ise bir şehri ikiye bölen mezhep çatışmasının içinden okunmalıdır.
Kimdir, Kim Değildir
Şehzade Murad, II. Bayezid'in oğlu Şehzade Ahmed'in oğludur. Doğum yeri olarak Amasya, doğum yılı olarak çoğu kaynakta 1495 verilir. Amasya, babası Ahmed'in 1481'den beri sancakbeyi olarak bulunduğu şehirdir; dolayısıyla Murad, bir şehzade sarayının çevresinde, Yeşilırmak boyunda dünyaya gelmiştir. Annesinin kim olduğu bilinmez. Murad'ın cariyesine ya da eşine dair bir kayda ulaşılamamıştır; çocuklarının anneleri de anılmaz.
Adı Osmanlı hanedanında birçok kişiyle paylaşılır. Tahta çıkan II. Murad (ö. 1451) ile III. Murad (ö. 1595) bu Murad'dan ayrı kişilerdir. Amasya tarihinde aynı adı taşıyan bir başka şehzade daha vardır: Hüsameddin'e göre II. Murad'ın oğlu Şehzade Ahmed de 1430'ların sonunda Amasya'da vali iken ölmüş ve Narlı Bahçe'ye gömülmüştür. İki Ahmed'in ve iki Murad'ın adları bu yüzden yerel anlatılarda kolayca birbirine karışır. Bizim Murad'ımızın babası olan Şehzade Ahmed'in oğulları arasında Süleyman, Alaeddin, Osman, Ali, Mehmed ve Kasım da sayılır. Ahmed, Bayezid'in ikinci büyük oğludur ve ağabeyi Abdullah'ın 1483'te ölmesinden sonra sağ kalan oğullar arasında en büyüğü olmuştur.
Murad'ın kardeşleri arasındaki yeri de tartışmalıdır. Modern derlemeler Süleyman ile Alaeddin'i öne alır; Hüsameddin ise Murad'ı açıkça Ahmed'in "büyük şehzâdesi" diye anar ve Alaeddin'i ikinci oğul olarak gösterir. Hüsameddin'in aktardığı bir başka bilgi doğum yılını da sarsar. Ona göre hicri 896 yılında, yani 1490-1491'de, Ahmed'in oğulları Murad ile Alaeddin için Amasya'da büyük bir sünnet düğünü yapılmıştır. 1495'te doğmuş bir çocuğun 1490'da sünnet edilmesi mümkün olmadığından, ya bu tarih ya da 1495 doğum yılı hatalıdır. Murad'ın 1490'dan önce doğmuş olabileceği düşünülebilir, ama bu bir çıkarımdır ve elde onu kesinleştiren bir belge yoktur.
Dedesi ve Babası: Bayezid ile Ahmed
Murad'ın dünyaya geldiği hanedan, tahtın babadan büyük oğula geçmediği bir düzende yaşıyordu. Her şehzade ilke olarak tahta aday sayılırdı ve bu yüzden Osmanlı şehzadeleri, devlet işini öğrenmek üzere Anadolu sancaklarına gönderilirdi. Ahmed, Amasya sancağına tayin edilen şehzadelerdendi. Resmî bir unvanı olmamakla birlikte, babasının saltanatının son yıllarında genellikle veliaht gibi görülmüştür. Amasya'da yazılan bir kasidede bile "velîahd-ı saltanat" diye övülür. Bunda sadrazam Hadım Ali Paşa'nın desteği önemli bir yer tutar. Ahmed, şairliği, âlimliği ve sanatçıları korumasıyla da tanınmıştır; çevresinde şair Mihri Hatun gibi isimler bulunurdu.
Ahmed'in iki üvey kardeşi vardı: Antalya'da bulunan Korkut ve Trabzon'da bulunan Selim. Bir padişah öldüğünde İstanbul'a ilk ulaşan şehzadenin tahta çıkma hakkı kazandığı bir teamül bulunuyordu ve bu bakımdan Ahmed, sancağı İstanbul'a en yakın olan şehzade olarak şanslıydı. Selim'in oğlu Süleyman'a Bolu sancağı verilmişti, ancak Ahmed'in itirazı üzerine Süleyman Kefe'ye nakledildi. Selim bunu kardeşinin kendisine karşı gösterdiği örtülü bir tutum olarak gördü, Rumeli'de bir sancak istedi ve Kırım hanı Meñli Giray'ın desteğiyle Semendire sancağını aldı. Ne var ki Semendire'ye gitmeyip İstanbul'a yakın kalmayı seçti. Bayezid bunu itaatsizlik saydı ve Selim'in kuvvetlerini 1511 ağustosunda yendi; Selim de Kırım'a çekildi.
Ahmed'in ailesi geniş bir hanedandı. Ahmed'in en az yedi eşi olduğu, bunlardan dördünün Sittişah, Gülçiçek, Bülbül ve Feraşad hatunlar olarak bilindiği aktarılır. Bülbül adı burada bir karışıklığa işaret eder: Hüsameddin ve başka kaynaklar Bülbül Hatun'u Ahmed'in eşi olarak değil annesi olarak gösterir. Hüsameddin'e göre Bülbül Hatun 1511'de Amasya'da ve Lâdik'te yaptırdığı cami, mektep ve imaretlere mülklerini vakfetmiştir; bu, Murad'ın büyükannesinin şehirde bıraktığı izdir. Sittişah Hatun, Şehzade Osman'ın annesidir; Gülçiçek Hatun ise Amasya'ya gömülmüştür. Ahmed'in kızlarından Kamerşah, Fatma, Fahrihan ve Hanzade sultanlar 1508 ile 1516 arasında hanedanla ilişkili devlet adamlarıyla evlendirilmişti. Ahmed'in kendi mezarı ise Bursa'daki Muradiye Külliyesi'ndedir.
Amasya Sarayında Bir Şehzade
Murad'ın çocukluğu ve ilk gençliği hakkında genel tarihler hemen hiçbir şey söylemez. Hüsameddin'in Amasya kayıtlarından derlediği bilgiler ise bu boşluğun bir kısmını doldurur. Ona göre Murad'ın Amasya'daki hocası Mevlânâ Hızır bin İdrîs adında bir âlimdi. Babasının sarayında yakın arkadaşları da vardı: Ahmed'in çavuşbaşısı Abdî Ağa'nın oğlu Sofizâde Mehmed Ağa, Murad'ın "hemdemi", yani en yakın sohbet arkadaşıydı ve onu çok iyi tanırdı. Bu dostluk yıllar sonra, Murad'ın ölüp ölmediğinin anlaşılması gerektiğinde, beklenmedik bir önem kazanacaktı.
1490-1491'deki sünnet düğünü, Hüsameddin'in anlatısında Amasya'yı sarsan bir kavganın da başlangıcıdır. Düğün sırasında Ahmed'in hocası Birgilizâde Mustafa Efendi'nin şehrin büyük âlimlerine karşı başa geçmeye kalkışması, müftü Cemâloğlu Ali Çelebi'nin meclisi terk etmesine yol açtı. Tartışma ulemadan beylere sıçradı, beyler ve ağalar arasında kavgalar çıktı. Bunun üzerine Amasya'da bulunan öteki şehzadeler başka sancaklara gönderildi; Selim Trabzon'a, Korkut Saruhan'a gitti ve Ahmed şehirde yalnız kaldı. Murad'ın adı, Amasya tarihine böylece bir şehzade düğününün ve onun ardından gelen bir saray çekişmesinin içinden girer.
Hüsameddin daha sonraki bir düğünü, Ahmed'in sarayında yazılmış bir Farsça kasideye dayanarak anlatır. Kasideden Ahmed'in Murad, Alaeddin, Süleyman ve Osman adlı dört oğlunun bilindiği anlaşılır. Hüsameddin bu sırada Murad ile Alaeddin'in evli olduğunu, sünnet edilenlerin ise küçük kardeşler Süleyman ve Osman ile torunlar olduğunu düşünür. Bu torunlar arasında Murad'ın oğulları Mehmed ve Kasım'ı sayar. Modern derlemeler ise Murad'ın oğullarını Mehmed ve Mustafa olarak verir. Kasım adının Hüsameddin'de Murad'ın oğlu olarak geçmesi, Ahmed'in oğlu Kasım'la bir karışıklıktan kaynaklanıyor olabilir; bu da bir çıkarımdır.
Figânî Vakası
Murad'ın çevresine ışık tutan en dramatik olay, şair Figânî'nin ölümüdür. Hüsameddin'e göre Amasya'nın eski ailelerinden Torumtay soyundan gelen şair Figânî İshâk Çelebi bin Mehmed Çelebi, Şehzade Murad'ın musahibiydi. O yıllarda Şah İsmail'in Erzincan'ı alıp Tokat'a doğru ilerlemesi Amasya'daki İranlı ve Şii çevreleri sevindirmiş, şehirde Sünni halkla aralarında arbedeler çıkmıştı. Figânî, bu durumu Ahmed'e duyurmak için Şiileri ve Acemleri yeren hiciv havasında bir destan yazdı; destan halk arasında okunur oldu. Hüsameddin'in anlatımına göre Acem çevresi, Ahmed'in en çok güvendiği bir kişiyle birlikte Figânî'nin Murad'a karşı kötü niyet beslediği yolunda bir iftira uydurdu ve şehzadeyi buna inandırdı. Figânî soruşturma yapılmadan 912 yılı şevvalinde, yani 1507'nin başlarında asılarak idam edildi.
Olay Amasya'da derin bir yara açtı. Figânî'nin akrabası olan Amasya kadısı Muslihzâde Abdurrahman Efendi bu acıya ve halkın kınamalarına dayanamayıp hastalandı ve öldü; oğulları Amasya'da duramayıp Trabzon'a, Selim'in yanına kaçtı. Hüsameddin, iftirayı Ahmed'e iletenin müftü Acem Sinan Efendi olduğunun düşünüldüğünü de yazar. Figânî vakası onun gözünde Ahmed'in halk nezdindeki itibarını sarsan ilk büyük kırılmadır. Hüsameddin, Amasya'da eline geçen bir şair tezkiresindeki, Amasyalı Çeşmî Çelebi'ye ait bir kıtanın Figânî için yazılmış olduğunu düşünür. Murad'ın bu olaydaki kendi tutumu hakkında ise hiçbir bilgi yoktur.
Bölünmüş Bir Şehir
Murad'ın gençliği, Amasya'nın Safevi propagandasıyla ikiye bölündüğü yıllara denk düşer. Hüsameddin, Ahmed'in sarayında İranlı ve Şii eğilimli bir grubun giderek güç kazandığını uzun uzun anlatır. Bunların başında Şirazlı Mîr Gıyâseddîn bulunuyordu ve şehirde "Yedi Emîrler" ya da kısaca "Yediler" diye anılan seyyidler nüfuz sahibiydi. Hicri 914 (1508) başlarında Şah İsmail'in halifesi Mardinli Nûreddîn Ali Amasya'ya gelip Ahmed'e şahın mektubunu ve hediyesini sunmuş, Şiilere verilen talimatları da Mîr Gıyâseddîn'e iletmişti. Hüsameddin bu Nûreddîn Ali'yi meşhur Şahkulu ile bir ve aynı kişi sayar; modern araştırmalar ise Antalya yöresinde ayaklanan Şahkulu ile 1512'de Anadolu'ya giren Nur Ali Halife'yi ayrı kişiler olarak ele alır. Bu nedenle Hüsameddin'in bu bölümdeki adlandırmaları dikkatle okunmalıdır.
915 (1509) yılı başlarında Amasya'da Sünnilerle Şiiler arasında kanlı bir çatışma çıktı. Mîr Gıyâseddîn'in kethüdası Halil Ağa'nın sahabeler hakkındaki sözleri kavgayı başlatmış, iki taraftan pek çok kişi ölmüş, şehrin muhafızı Bâlî Bey çatışmayı güçlükle durdurabilmişti. Hüsameddin aynı yıl Ahmed'in divanını da sayar: vezir Yularkısdı Sinan Paşa, nişancı şair Münîrî Çelebi, çavuşbaşı Abdî Ağa ve ötekiler. Murad bu divanın içinde yetişti. Selim'e yakın Amasyalılar ise birer birer Trabzon'a kaçıyordu. Hüsameddin'in kendi yorumu Ahmed'e karşı serttir: ona göre şehzade, Şii örgütlenmesini yönetenlerin kendi sarayında olduğunu bir türlü göremedi. Bu yargı yazarın milliyetçi ve Sünni bakış açısını da yansıtır ve öyle okunmalıdır.
Taht Kavgasının Gölgesinde
Murad'ın ilk gençlik yılları, II. Bayezid'in saltanatının son dönemine denk düşer. Bayezid yaşlanmıştı, oğulları arasında kimin tahta geçeceği sorusu Anadolu'nun üstüne çökmüştü. 1509'dan 1513'e uzanan bu mücadele, Osmanlı tarihinde Ahmed, Selim ve Korkut arasındaki taht savaşı olarak anılır. Ahmed, Bayezid'in gözdesi sayılıyordu; Selim ise yeniçerilerin ve Rumeli'nin desteğiyle öne çıkmaktaydı. Bayezid, Ahmed'in kendisini tahttan indirebileceği korkusuyla oğlunun İstanbul'a girmesine izin vermedi; kimi görüşlere göre yeniçeriler Selim'e bağlılıkları yüzünden bu yolu kendiliklerinden kapattı.
Bu çekişmenin bir yanında da Safevi Devleti vardı. Şah İsmail, Anadolu'daki Kızılbaş Türkmen topluluklarının üzerindeki etkisini biliyor ve Osmanlı hanedanı içindeki ayrılıktan yararlanmak istiyordu. Ahmed Safevileri siyaseten daha ılımlı ve uyumlu görmüş, Şah İsmail de Bayezid'in oğulları arasından Ahmed'in tahta çıkma girişimine sempati duymuştur. 1511'de Antalya yöresinde Şahkulu isyanı çıkmıştı. Şahkulu, Safevi misyonerlerinin etkisiyle harekete geçen Türkmenlerin başındaydı ve Şah İsmail'in birkaç yıl önce giriştiği hareketin benzerini Osmanlı topraklarında kurmaya çalışıyordu. Korkut'un Antalya'dan Manisa'ya giderken kervanı basıldı, Anadolu beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yenilip öldürüldü. Ahmed'in Şahkulu'yla savaşmak yerine askerleri kendi davasına çekmeye çalıştığı, bunun asker arasında hoşnutsuzluk yarattığı ve en önemli destekçisi Hadım Ali Paşa'nın isyan sırasında ölmesinin Ahmed'in konumunu zayıflattığı aktarılır.
Amasya'nın Başında
Murad'ın Amasya yönetimindeki yeri en ayrıntılı biçimde Hüsameddin'de anlatılır. Hicri 916 (1510-1511) yılında Ahmed, veziri Sinan Paşa, muhafız Bâlî Bey ve sipahiler ağası Hacı Şâdî Bey'le birlikte yirmi bin kişilik bir orduyla Amasya'dan çıkıp Kızılbaş bölüklerinin üzerine yürüdüğünde, şehirde "vekîl-i saltanat" olarak oğlu Murad'ı bırakmıştı. Alaybeyi Acem Alizâde Hamza Bey de vilayetin muhafızıydı. Ahmed bu seferden yenilerek döndü, bütün ağırlıkları yağmalandı. Ardından Bayezid'in gönderdiği sadrazam Hadım Ali Paşa, Amasya yakınındaki Geldiklan ovasına ordugâh kurdu ve 917 (1511) rebiülahirinde Bozok yöresindeki Gökçay'da yenildi. Hüsameddin'e göre ağır yaralanan Ali Paşa bir mahfe içinde Amasya'ya getirildi, birkaç gün sonra öldü ve Kurdboğan Türbesi'ne gömüldü.
Hüsameddin bu yenilginin ardından Ahmed'in Amasya'yı savunmak yerine, valiliği "büyük şehzâdesi Murâd Bey'e" bırakıp tahta çıkmak umuduyla İstanbul yoluna düştüğünü yazar. Tarihi 917 yılının zilhiccesinin başları, yani 1512 şubatıdır. Murad'ın lalası ve işlerinin yöneticisi, Amasya'nın eski Sunkur ailesinden Yahşî Beyzâde Ahmed Paşa oldu; Bâlî Bey muhafızlığa devam etti. Modern kaynaklar da Murad'ı 1511-1512 yıllarında Amasya sancağıyla anar; Hüsameddin'in verdiği tarih bu aralıkla uyuşur ve Murad'ın şehri babasının yanında bulunarak yönetmekten çok onun yerine yönettiğini gösterir. Ahmed'in soyunu ele alan bir derlemede ise Murad'ın Bolu sancakbeyi olduğu yazılır; bu bilgi Amasya görevini kısmen çelişkili kılar ve elde başka bir belge olmadığından bir karara varılamaz.
Murad'ın valiliği ağır bir dönemde başladı. Hüsameddin'e göre Kızılbaş kuvvetleri otuz bini aşan bir sayıya ulaşmış, Tokat yöresini vuruyordu. Amasya'yı en çok tehdit eden ise Varay yöresindeki Cafarlu aşiretinin reislerinden Halil Bey'in oğlu Zünnûn Halife'ydi; Varay, Mecidözü ve Turhal kazalarına hâkim olacak kadar güç kazanmıştı. 918 yılının muharreminde (1512 mart başı) Amasya çevresinde matem ayinleri düzenlendi. Muharremin onuncu günü Zünnûn, on bin kadar adamıyla şehri ansızın bastı. Hüsameddin'e göre Murad ile lalası Ahmed Paşa Amasya'yı bütün güçleriyle savundu, ama şehrin içinde Sünni görünen Şiiler birden ortaya çıkıp saldırganlara içeriden yardım etti. Savunucular, ileri gelenler ve Sünni halk şehri bırakıp çevreye çekilmek zorunda kaldı. Zünnûn 15 Muharrem 918'de (1512 nisan başı) Amasya'ya hâkim oldu, önce eman verdi, ertesi gün evleri yağmalattı.
Amasya'nın Kaybı ve Kurtuluşu
Şehirden çıkmak zorunda kalan Murad, Hüsameddin'e göre Amasya'nın durumunu babasına yazıp yardım istedi. Bu arada şehrin kurtarılması bir Amasyalının, Yahşî Beyzâde Ahmed Paşa'nın işi oldu. Amasya'nın eski ailelerinden Burak Beyzâde Hüseyin, Hacı Beyzâde Mehmed, Yörgüç Paşazâde Enis Bey ve başkaları onun çevresinde toplandı. Samsun, Lâdik, Köprü ve Merzifon beyleri askerleriyle geldi. Ahmed Paşa önce köyleri yağmalamak için dağılan Zünnûn bölüklerini tek tek ezdi, sonra şehri kuşattı ve kanlı bir çarpışmanın ardından 1 Rebiülevvel 918'de (1512 mayıs ortası) Amasya'ya girdi. Zünnûn az sayıda adamıyla kaçabildi.
Bu sırada İstanbul'da her şey değişmişti. Selim, 7 Safer 918'de (24 Nisan 1512) yeniçerilerin desteğiyle tahta çıkmış, Bayezid tahtı bırakmış ve kısa süre sonra Dimetoka'ya giderken yolda ölmüştü. Selim, Amasya'ya beylerbeyi olarak güvendiği adamlarından Mustafa Paşa'yı atadı. Mustafa Paşa güçlü bir kuvvetle gelince Yahşî Beyzâde ve öteki beyler hemen boyun eğip şehri ve kaleyi teslim ettiler. Hüsameddin bu anı kısa bir cümleyle kaydeder: "Şehzâde Murâd Bey, can korkusuyla pederinin yanına kaçıp gitdi." Murad'ın Amasya valiliği böylece birkaç aylık bir dönem olarak kapandı; şehri kurtaran da teslim eden de onun kendi lalasıydı.
Ahmed, Selim'in tahta çıktığını duyunca Alaeddin'i Bursa'ya bırakıp Amasya'ya döndü. Hüsameddin'e göre Ahmed 918 rebiülahirinde (1512 haziran) Niksar üzerinden gelip Amasya'yı ansızın aldı ve şehirde saltanatını ilan etti; adına hutbe okuttu, Yularkısdı Sinan Paşa'yı vezir-i azam yaptı, eşkıyanın yıktığı sarayı ve kaleyi onarttı. Hüsameddin'e göre onarımı yaptıran dizdar Mustafa Bey'in adı, 918 tarihiyle birlikte kale kapısının iç yüzüne kazılıdır. Murad'ın bu ikinci Amasya döneminde nerede olduğu ve hangi görevi üstlendiği ise Hüsameddin'de anlatılmaz.
Nur Ali Halife ve Kızılbaş Tacı
Modern kaynakların anlattığı hikâye bu noktadan sonra başka bir yöne gider. Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu karışıklıktan faydalanmak isteyen Şah İsmail, hizmetine gelememiş olan Kızılbaşları asker olarak toplaması için Nur Ali Halife'yi Osmanlı topraklarına gönderdi. Nur Ali, Şebinkarahisar'a gelip Şah'ın emrini duyurdu; aileleriyle birlikte üç dört bin sipahi etrafında toplandı. Boşalan köyler Osmanlı tahrir kayıtlarında geçer. Nur Ali bu kuvvetle Malatya'yı aldı, ardından Tokat'a yürüdü. Tokat halkı bağlılık bildirdi ve şehirde Şah İsmail adına hutbe okundu.
Nur Ali Halife Tokat'tan ayrılıp Tokat yöresindeki Kazabad'a ulaştığında Şehzade Murad, yaklaşık on bin kişilik bir ordu ile ona katıldı. Aynı vesileyle Murad'ın Kızılbaş tacını giydiği aktarılır. Bu, bir Osmanlı şehzadesi için ağır bir adımdı: Şah İsmail'in sembolü olan taca başını uzatmıştı ve bu eylem Osmanlı tarafında doğrudan isyan sayılabilirdi. Şah İsmail açısından Murad, Selim'e karşı muhalefeti harekete geçirmekte kullanılabilecek bir adaydı. Hüsameddin bu katılıştan söz etmez. Onun anlatısında birkaç ay önce Kızılbaşlara karşı Amasya'yı savunan Murad'ın, babasının davası çökerken aynı Kızılbaşlarla birleşmesi garip görünebilir; ama iki anlatı birbirini dışlamaz. Murad'ın önce bir Osmanlı şehzadesi olarak Kızılbaş baskınına karşı koyduğu, Selim'in tahta çıkışından sonra ise tek çıkış yolunu Şah İsmail'de gördüğü düşünülebilir. Bu bir çıkarımdır.
Selim'in casuslarından aldığı bilgiye göre (1512 aralık-1513 ocak), Şah İsmail Anadolu'yu fethedecek, Rum beylerbeyliğini Murad'a verecek, geri kalan toprakları Kızılbaşlara bırakacaktı. Hüsameddin'in anlatımına göre Rum beylerbeyliğinin merkezi o sırada Amasya olduğundan, bu vaadin Murad'a doğduğu şehri geri vermek anlamına geldiği düşünülebilir. Bu bilgi bir iddia olarak aktarılır ve Selim'in kendi casuslarından gelmesi dolayısıyla temkinle okunmalıdır. Murad'a vaat edilen Safevi desteği ise gerçekleşmedi. Nur Ali Halife Murad'la birlikte yeniden Tokat'a geldiğinde halk onları içeri almadı; bunun üzerine şehri ateşe verip Niksar'a doğru yöneldiler. Murad burada Nur Ali Halife'den ayrılıp Şah İsmail'e gitti. Bu geçiş 1512 sonbaharına tarihlenir. Aynı sırada Amasya'da Murad'ın oğlu Mehmed'in öldürüldüğü de aktarılır.
Nur Ali Halife bundan sonra Çemişgezek'i kuşattı; şehir direnmeden teslim oldu. Melkişli aşiretinin ileri gelenlerine ve halka kötü davrandığı, çok sayıda kişiyi öldürdüğü anlatılır. Erzincan'a giderken Osmanlı vezirlerinden Sinan Paşa'nın bir ordu ile kendisini izlediğini öğrendi ve Eyüyazı mevkiinde yapılan savaşta Sinan Paşa'yı yendi. Bu zaferin ardından Erzincan'a döndü. Selim, Çemişgezek'i Safevilerden almak üzere Bıyıklı Mehmed Paşa'yı görevlendirdi; Bıyıklı Mehmed Paşa 1515 yılı haziranında Ovacık yöresindeki Tekir Yaylağı'nda Nur Ali'yi bozguna uğrattı, Nur Ali öldü ve isyan bastırıldı. Murad bu son aşamada Nur Ali'nin yanında değildi. Murad'ın izlediği yol konusunda anlatılar arasında bir ayrıntı farkı vardır: kimi anlatılarda Nur Ali'den ayrılıp doğrudan Şah İsmail'e katıldığı yazılır, kimilerinde genel olarak Safevilere sığındığı söylenir. Murad'ın Nur Ali Halife'yle birlikte Tokat ve Sivas dolaylarında Osmanlı kuvvetleriyle çarpıştığı da aktarılır.
Ailenin Felaketi
Ahmed'in son seferi Amasya'dan başladı. Hüsameddin'e göre şehzade, İstanbul'daki devlet adamlarından gelen sadakat mektuplarına güvenerek asker topladı, Amasya'nın ileri gelenlerinden ve zenginlerinden borç para aldı ve 20 Şevval 918'de (1512 aralık sonu) Amasya'dan yola çıktı. Bu mektuplar arasında Selim'in talimatıyla yazılmış sahte davetler de vardı. Yenişehir yakınında iki kardeş karşılaştı; Ahmed yenildi, kaçarken atından düştü, esir alındı ve boğduruldu. Ölüm tarihi kaynaklarda farklı verilir. Modern araştırmalar savaşı 1513 nisanına yerleştirir; TDV İslâm Ansiklopedisi 15 Nisan 1513'ü, kimi derlemeler 24 Nisan'ı verir. Hüsameddin ise Bursa sicillerinde Ahmed'in naaşının 19 Zilhicce 918'de, yani 1513 şubatının sonlarında Bursa'ya geldiğini gördüğünü yazar ve "Türkiye Târîhi"ndeki 919 tarihini düzeltmeye çalışır.
Ahmed'in yenilgisinden sonra oğulları dağıldı. Hüsameddin'in kısa ifadesiyle "Şehzâde Murâd Bey Îrân'a, Alâ'eddîn ve Kâsım Beyler Mısır'a firâr etdiler." Amasya'da kalanların kaderi acı oldu. Selim'in Amasya beylerbeyi olarak gönderdiği Amasyalı Şâdî Paşa şehre geldiği gün, Amasya'da bulunan şehzadeler, özellikle Ahmed'in oğlu Osman boğduruldu; Ahmed'in kızları, eşleri ve cariyeleri Bursa'ya gönderildi. Modern derlemeler Osman'ın 14 Nisan 1513'te Amasya'da öldürülüp Sultan Bayezid Camii'ne gömüldüğünü yazar; Hüsameddin'in verdiği tarih ise birkaç hafta öncesine düşer. Murad'ın oğulları Mehmed ile Mustafa da Selim'in emriyle Amasya'da öldürüldü; Mehmed'in 1512 eylül veya ekim aylarında, Mustafa'nın ise 14 Mayıs 1513'te öldürüldüğü kaydedilir. Kardeşleri Ali ile bir diğer Mehmed de 1513'te Selim tarafından öldürülenler arasındadır.
Ardından Amasya'da bir soruşturma başladı. Yeni kadı, müftü ve vakıf mütevellisinden oluşan bir heyet, şehirde yaşananları günlerce inceledi ve tutanaklarını kitap hâlinde Selim'e gönderdi. 919 (1513) yılında gelen fermanla elliden fazla kişi idam edildi; Ahmed'in tabibi Kutb-ı Şirvânî asıldı, Mîr Gıyâseddîn Amasya kalesinin zindanına atıldı. Ahmed'in şeyhi Gümüşlüzâde Pîr Muhyiddîn Mehmed Çelebi Yedikule'ye hapsedildi, hocaları ve musahipleri İskilip'ten Tire'ye kadar çeşitli şehirlere sürüldü. Nişancı Münîrî Efendi'nin soruşturma sırasında korkudan öldüğü anlatılır. Murad'ın yetiştiği saray çevresi böylece birkaç ay içinde dağıtıldı.
Safevi Topraklarında
Murad'a Safevi topraklarında sığınma hakkı verildi. Şah İsmail'in Murad'ı Fars eyaletinin başına getirdiği de aktarılır; elimizdeki kaynaklar bu görevin niteliğini ayrıntılandırmaz. Ahmed'in ölümünden sonra Şah İsmail, Murad'ı tahta aday olarak desteklemek, Selim'e karşı muhalefeti harekete geçirmek amacıyla ondan yararlanmak istemiştir. Aile anlatısının bir başka halkası Murad'ın kız kardeşi Fatma Sultan'dır. Sultanzade Mehmed Bey'in dul eşi olan Fatma Sultan, 1512'de kardeşi Murad'ı izleyerek İran'a gitmiş ve orada Şah İsmail'in haremine katılmıştır. Ahmed'in öteki oğullarından Süleyman ile Alaeddin 1513'te Kahire'de veba nedeniyle ölmüş ve Havşi Sultan Camii'ne gömülmüşlerdi. Kasım ise 1518'de Kahire'de Selim'in emriyle öldürüldü.
Şah İsmail'in Selim'in rakiplerine, yani önce Ahmed'e, sonra Murad'a verdiği destek, Çaldıran Muharebesi'ne (1514) götüren savaş nedenlerinden biri sayılır. Selim, Anadolu'daki Kızılbaş taraftarlarına karşı sert tedbirler aldı; Şahkulu isyanından sonra oluşan siyasi ortam bu sertliğin zeminini hazırladı. Çaldıran'ı tek başına Murad'ın hikâyesiyle açıklamak mümkün değildir ve Murad'ın savaşa fiilen katıldığına dair elimizde belge yoktur. Hüsameddin'e göre Selim, sefer yolunda Sivas'ta ordusunu yoklayıp içindeki Kızılbaş yanlılarını ayıkladı; Çaldıran'dan sonra kışı Amasya'da geçirdi ve Şah İsmail'in barış istemek için gönderdiği elçilerden ikisini Amasya kalesinde hapsettirdi.
Derviş Kılığında Amasya'ya Dönüş
Murad'ın hikâyesinin en az bilinen bölümü, Hüsameddin'in Amasya kayıtlarına ve Solakzâde'ye dayanarak anlattığı gizli dönüştür. Hüsameddin'e göre 922 (1516) yılında, Amasya beylerbeyi Mehmed Paşa ve vilayetin askeri Mısır seferine gitmişken, İran'a kaçmış olan Şehzade Murad derviş kılığında Amasya'ya geldi ve şehrin zenginlerinden Sabuncuoğlu İbrâhim Çelebi'nin evinde bir süre kaldı. Sonra gizlice çıkıp gitti ve Ahmed taraftarlarıyla uzun görüşmeler yaptı. Aynı dönemde Celâl ve Zünnûn adlı Kızılbaş önderler yeniden ayaklandı, on bin kadar adamla Amasya çevresini vurdu. Kızılbaş bölükleri Ferhad Boğazı'na kadar geldi; boğazın iki yanına yerleştirilen toplar ve okçular onları bir süre durdurdu. 922 şevvalinin sonlarında (1516 kasım) şehre girdiler, ama Amasyalıların direnişi ve dışarıdan yetişen beylerin saldırısıyla ağır kayıp verip çekildiler.
Sabuncuoğlu İbrâhim Çelebi, Hüsameddin'in kişiler bölümünde ayrıca anlatılır. Amasya'nın ünlü hekim ve eczacı ailesinden gelen İbrâhim Çelebi, Hekim Hacı İlyas Çelebi soyundandı ve ticaretle servet kazanmıştı. Şehzade Ahmed'in yakınlarından olduğu için Selim'in tahta çıkışında soruşturmaya uğramış, bir yıl sonra kurtulmuştu. Bu bölümde Murad'ın onun evinde kalışı 923 (1517) yılına tarihlenir; aynı eserin iki yerinde tarih bir yıl farklıdır. Rivayetin Selim'in kulağına gitmesi üzerine İbrâhim Çelebi yeniden baskı gördü. Solakzâde Tarihi'nde "Sabuncu Hoca İbrâhim Çelebi" diye geçtiği, 930 (1523-1524) dolaylarında Amasya'da öldüğü de yazılır.
Karahisar'da Kesilen Baş
924 safer ayında (1518 şubat) Murad'ın İran'dan gelip Karahisâr-ı Şarkî, yani Şebinkarahisar yöresinde saltanat ilan ettiği ve pek çok kişinin ona biat ettiği haberi yayıldı. Hüsameddin'e göre bu söylenti Selim'i çok telaşlandırdı. Padişah, Amasya beylerbeyi Şâdî Paşa'ya bizzat Karahisar'a gidip işin aslını araştırmasını emretti. Şâdî Paşa, Murad'ın çocukluk arkadaşı Sofizâde Mehmed Ağa'yı yanına aldı. Pek çok eşkıya yakalanıp Mehmed Ağa'ya gösterildi. Sonunda Murad'a benzeyen birinin başı kesilip İstanbul'a gönderildi. Selim, başı tanıyanlara gösterip doğrulattıktan sonra Üsküdar'da Karacaahmed Mezarlığı'na gömdürdü. Sofizâde Mehmed Ağa saraya alınıp çeşnigirler arasına katıldı; ona bundan sonra "Belâlı Mehmed Ağa" denildi.
Söylenti yine de durmadı. Solakzâde'nin anlattığı biçim biraz farklıdır: ona göre Murad İran'a kaçışından dört yıl sonra derviş kılığında Amasya'ya gelmiş, hastalanmış, bir nalbant aracılığıyla Sabuncuoğlu İbrâhim Çelebi'nin himayesine girip iyileşmiş, sonra Üsküdar'a gidip orada ölmüştür. Hüsameddin'e göre Selim söylentiden kuşkulanınca kabri bilenleri buldurup başı çıkarttı, o nalbantı Amasya'dan getirtip ona gösterdi. Nalbant, Hüsameddin'in tahminiyle padişahı yatıştırmak için, başın Murad'a ait olduğunu doğruladı. Sabuncuoğlu İbrâhim Çelebi de başı tanımak üzere Üsküdar'a kadar götürülmüş ve başka bir Amasyalıyla birlikte başın Murad'a ait olduğuna tanıklık ederek yakasını kurtarmıştı.
Hüsameddin'in kendi hükmü açıktır. Murad'ın 922'de Amasya'ya geldiğini, Sabuncuoğlu'ndan himaye gördüğünü ve Karahisar yöresinde saltanat iddia ettiğini doğru bulur; 924'te başının kesildiğini ya da Üsküdar'da öldüğünü ise gerçek dışı sayar. Ona göre Selim'in şüphesi yerindeydi. Bu, modern kaynakların 1519 ölüm tarihiyle de çelişir: eğer Murad 1519'da İran'da öldüyse, 1518'de Karahisar'da kesilen baş onun olamaz. Bu noktada iki anlatı, baştaki kişinin Murad olmadığı konusunda birleşir. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin Selim maddesi de 1519 ilkbaharında doğu sınırlarındaki karışıklığın nedenleri arasında Şah Velî isyanının yanında "yeğeni Şehzade Murad'ın faaliyetleri"ni sayar; demek ki Murad'ın adı 1519'da hâlâ Selim'in hesaplarındaydı.
Ölümü Üzerine Farklı Anlatılar
Modern derlemelere göre Murad 16 Ekim 1519'da doğal sebeplerle öldü; doğum yılı 1495 kabul edilirse yirmi dört yaşlarındaydı. Ölüm yeri olarak Kaşan ya da İsfahan gösterilir; kaynaklar arasındaki bu fark çözülmemiştir. Ahmed'in soyunu ele alan bir derlemede ise Murad'ın Erdebil'de öldüğü ve Şeyh Safiyyüddin Erdebilî'nin yanına gömüldüğü yazılır. Bu bilgi öteki ikisiyle bağdaşmaz.
Hüsameddin bambaşka bir sonuca varır. Fatih Kütüphanesi'nde 1189 numarada kayıtlı bir Mesâbîh nüshasının sonundaki ferağ kaydına dayanır. Bu ferağ kaydına göre kitap, "İbn Mevlânâ Hızır Lütfullâh" tarafından 20 Rebiülahir 930 perşembe günü, yani 1524 şubatının sonunda, "Sultan Murad bin Gaybullâh bin Zâhir bin Tâhir ed-Dîvzânâvî" için yazılmıştır. Hüsameddin bu adları birer örtmece olarak okur: "Gaybullâh" merhum Ahmed'i, "Zâhir" II. Bayezid'i, "Tâhir" Fatih'i karşılayacaktır. "Dîvzânâvî" nisbesini de Amasya'nın kuzeydoğusundaki Zana köyünün eski adı Dîvzânâ'ya bağlar; vakıf kayıtlarına göre Ahmed'in burada bir çiftliği ve camisi vardı. Kitabı yazan Lütfullâh'ın, Murad'ın Amasya'daki hocası Mevlânâ Hızır bin İdrîs'in oğlu olduğunu düşünür. Bu okuma doğruysa Murad 1524'te hâlâ hayattaydı.
Hüsameddin daha da ileri gider. Amasya ve Sivas yöresinde 1520'ler boyunca süren Kızılbaş ayaklanmalarını, kaynaklarda "eşkıya yahud Sultan Murad'ın avenesi" diye geçen ifadeyle birlikte, Murad'ın yönettiği gizli bir örgüte bağlar. 940 zilhiccesinde (1534 haziran) Amasya'yı sabaha karşı basan, sancakbeyi "Deli Pervâne" Mehmed Bey'i evinde kuşatıp öldüren baskının başında Murad'ın bizzat bulunduğunu "sanır"; baskından sonra bir daha ses çıkmadığına bakarak Murad'ın bu çarpışmada öldürülmüş olabileceğini yazar. Yazar bu görüşleri kendi kanaati olarak, "bana öyle geliyor", "ben öyle sanıyorum" diyerek sunar. Bunların hiçbiri belgeyle kanıtlanmış değildir ve modern araştırmalarda karşılığı bulunmaz. Yine de Murad'ın adının Amasya'nın yerel hafızasında ne kadar uzun yaşadığını göstermeleri bakımından değerlidir.
Amasya Yönetimine Etkisi
Murad'ın Amasya tarihindeki asıl izi, belki de şehrin idari konumunda kaldı. Hüsameddin'e göre Murad'ın Sivas, Darende ve Arapkir yöresinde yoğunlaşan taraftarlarının hareketleri Sivas'ı önemli hâle getirdi. Bu yüzden Rum beylerbeyliğinin merkezi 924 cemaziyelevvelinde (1518 mayıs) Amasya'dan Sivas'a taşındı. Şâdî Paşa Sivas beylerbeyi oldu, Amasya ise bir sancak merkezine dönüştü ve başına "Uzun Rüstem Bey" diye bilinen Keyvanoğlu Rüstem Bey getirildi. Hüsameddin eski muhasebe defterlerine dayanarak Amasya'nın vilayet merkeziyken on dokuz zeamet ve dört yüz yirmi dokuz tımarı olduğunu, sancak merkezi olunca yalnız beyin maaşında küçük bir azalma görüldüğünü ve Amasya'nın birinci sancak sayıldığını ekler.
Ertesi yıllarda da Amasya'ya güçlü valiler gönderildi. 925 (1519) başlarında, "eşkıya yahud Sultan Murad'ın avenesi" Amasya'yı çok sıkıştırdığı için, Ahmed'in eski veziri Yularkısdı Sinan Paşa Amasya mutasarrıfı ve muhafızı oldu; 927'de (1521) Mecidözü yakınında bir pusuda öldürüldü. Murad'ın babasının veziri, Murad'ın adına hareket ettiği söylenen bölüklere karşı savaşırken can vermişti. Bu bölükleri Murad'a bağlayan ifadeler Hüsameddin'in kendi yorumudur; atamalar ve tarihler ise onun Amasya kayıtlarından aktardığı bilgilerdir.
Amasya Hafızasındaki Yeri
Amasya'da Şehzade Murad'a ait bir türbe, çeşme, cami ya da sokak adı bilinmemektedir. Mezarı da Amasya'da değildir; İran'da, Safevi topraklarında öldüğü kabul edilir ve Üsküdar'daki Karacaahmed Mezarlığı'na gömülen başın ona ait olmadığı konusunda kaynaklar birleşir. Amasya'daki izi, doğduğu şehir olmasından, kısa bir süre yönettiği ve savunduğu sancaktan, çocuklarının burada öldürülmüş olmasından ve Hüsameddin'in derlediği yerel rivayetlerden ibarettir. Şehzadeler şehri olan Amasya, bu hikâyenin hem doğum yerini hem de en acı sahnelerini barındırır.
Tarih yazımı genellikle kazanan tarafın şehzadelerine daha çok yer ayırmıştır. Murad kaybeden tarafta kalmış ve bu yüzden Osmanlı anlatılarında çoğu zaman yalnızca bir cümleyle anılan kişilerden biri olmuştur. Hüsameddin'in sayfaları ise ona Amasya'nın gözünden bakar: düğünlerle başlayan, Kızılbaş baskınıyla bozulan, sonra bir derviş hırkası ve bir söylentiyle süren bir hayat. Bu sayfaların bir kısmı belgeye, bir kısmı yazarın kanaatine dayanır ve ikisinin ayrımı okurun dikkatine bırakılmıştır.
Kronoloji
1490-1491 (h. 896): Hüsameddin'e göre Murad ile Alaeddin için Amasya'da sünnet düğünü yapıldı.
1495: Çoğu kaynakta verilen doğum yılı (Amasya).
1507 (h. 912 şevval): Murad'ın musahibi şair Figânî Amasya'da idam edildi.
1510-1511 (h. 916): Ahmed seferdeyken Murad Amasya'da vekil olarak kaldı.
1512 (h. 917 zilhicce başı): Hüsameddin'e göre Amasya valisi oldu.
1512 (h. 918 muharrem): Zünnûn Halife Amasya'yı bastı; Murad şehri bırakmak zorunda kaldı.
1512 (24 Nisan): I. Selim tahta çıktı.
1512 (mayıs): Yahşî Beyzâde Ahmed Paşa Amasya'yı geri aldı; Selim'in beylerbeyi gelince Murad babasının yanına kaçtı.
1512: Nur Ali Halife'nin Anadolu seferine katıldı, Kızılbaş tacını giydi.
1512 sonbaharı: Safevi topraklarına geçti; oğlu Mehmed bu sırada Amasya'da öldürüldü.
1513 (14 Nisan): Kardeşi Osman Amasya'da öldürüldü (Hüsameddin daha erken bir tarih verir).
1513 (nisan): Babası Ahmed Yenişehir'de yenildi ve öldürüldü (Hüsameddin'e göre 1513 şubatı).
1513 (14 Mayıs): Oğlu Mustafa Amasya'da öldürüldü.
1514: Çaldıran Muharebesi.
1515 (Haziran): Nur Ali Halife, Ovacık yöresinde Bıyıklı Mehmed Paşa'ya yenilip öldü.
1516-1517 (h. 922/923): Hüsameddin'e göre derviş kılığında Amasya'ya gelip Sabuncuoğlu İbrâhim Çelebi'nin evinde kaldı.
1518 (şubat-mart): Karahisâr-ı Şarkî'de saltanat ilan ettiği söylentisi; benzerinin başı kesilip Üsküdar'a gömüldü.
1518 (mayıs): Rum beylerbeyliğinin merkezi Amasya'dan Sivas'a taşındı.
1519 (16 Ekim): Modern kaynaklara göre Kaşan ya da İsfahan'da (başka bir anlatıya göre Erdebil'de) öldü.
1524 (şubat): Hüsameddin'e göre Murad için yazıldığı düşünülen Mesâbîh nüshasının ferağ tarihi.
1534 (haziran): Amasya baskını; Hüsameddin'in kanaatine göre Murad'ın son hareketi.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 3 (e-kitap s. 471, 482, 487-501, 504; Murad'ın sünneti, Figânî vakası, Amasya valiliği, Zünnûn baskını, kaçışı, derviş kılığında dönüşü, Karahisar'da kesilen baş, Mesâbîh kaydı, beylerbeyliğin Sivas'a taşınması, 1534 baskını): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page491.html ve https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/1-4/files/basic-html/page497.html
- Hüsameddin, Amasya Tarihi, c. 6 (e-kitap s. 35; Sabuncuzâde Hoca İbrâhim Çelebi): https://amasya.bel.tr/uploads/e-kitap/kitap/6-8/files/basic-html/page35.html
Akademik çalışmalar
- Feridun Emecen, "Selim I", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 36, İstanbul 2009, s. 407-414 (islamansiklopedisi.org.tr). islamansiklopedisi.org.tr
Diğer kaynaklar
- "Şehzade Murad (Şehzade Ahmed'in oğlu)", Vikipedi (tr.wikipedia.org); madde Savory (2007), Savory ve Karamustafa (1998), McCaffrey (1990), Faroqhi ve Fleet (2012), Yelçe (2009) ve Al-Tikriti (2004) kaynaklarına dayanır. tr.wikipedia.org
- "Şehzade Murad (son of Şehzade Ahmed)", Wikipedia (en.wikipedia.org). en.wikipedia.org
- "Şehzade Ahmed (son of Bayezid II)", Wikipedia (en.wikipedia.org).
- "Nur Ali Halife İsyanı", Vikipedi (tr.wikipedia.org).
- "Şahkulu rebellion", Wikipedia (en.wikipedia.org).
- "Ottoman Civil War (1509-1513)", Wikipedia (en.wikipedia.org).
Çevrimiçi kaynaklar






