Roma İmparatorluğu'nun Anadolu'daki gücü, orduların sayısından çok o orduların ne kadar çabuk ve düzenli hareket edebildiğine dayanıyordu. Yollar, mil taşları, köprüler ve konaklama noktaları bir araya gelerek eyaletleri birbirine, sınır boylarını iç bölgelere bağlayan bir dolaşım sistemi kurdu. Pontus'un iç kesimindeki Amaseia, Yeşilırmak'ın (antik adıyla İris) dağları yarıp geçtiği boğazda, bu sistemin kuzey Anadolu'daki önemli düğümlerinden biriydi. Amasya Valiliği'nin Roma dönemi anlatısı da bunu vurgular: eyalet statüsündeki kent, aynı zamanda eyaletler arası yol sisteminin merkezi hâline gelmiş, örneğin Galatya ve Kapadokya yolları Amasya'da son bulmuştur. Pontus krallarının yolları ile kentin sikkeleri ayrı yazıların konusudur; burada yalnızca Roma yol ağını anlamak için gereken ölçüde anılırlar.
Coğrafyanın Belirlediği Güzergâhlar
Yolların neden bu çizgileri izlediği, Pontus'un yer şekillerine bakınca anlaşılır. Eski krallığın Karadeniz kıyısı ile Anadolu yaylasının kuzey kenarı arasında kalan toprakları, kıyıya koşut uzanan dağ ve vadi sıralarından oluşur. Arthur Munro'nun 1901'de yayımlanan klasik incelemesi bu görünümü, bir yamaca çizilmiş dev siperlere benzetir: dağlar ve vadiler doğu-batı doğrultusunda arka arkaya dizilir, İris ile Halys (Kızılırmak) ise bu sıraları kuzeye doğru yalnızca dar yarıklardan aşar. Kıyıya yaslanan en kuzeydeki dağ kuşağı denize dik biçimde iner ve kıyı şeridini iç bölgeden koparır; bu engeli aşan yollar az ve zordur. Batıda Amastris'ten doğuda Trapezus'a uzanan kıyıda iç bölgeye açılan tek geniş kapı Amisos'tur. Paflagonya dağları ile Paryadres sıraları arasında İris ve Halys denize çıkar, ortada küçük bir alçalma, Munro'nun deyişiyle boşluk denemeyecek bir geçit bulunur ve büyük yol Amasia'ya, oradan Kapadokya'ya bu alçalmadan geçer. Yolun geçilmesi güç sayılmaz, ama yorucudur, çünkü tepeler ve vadiler çukurluk boyunca kesintisiz sürer.
Bu coğrafya Roma mühendisliğinin sınırlarını da çizdi. ODTÜ'de hazırlanan bir tezde, David French'in mil taşlarına dayanarak çıkardığı Roma yolu haritası sayısal yükseklik verileriyle üst üste bindirilmiş ve yolların çoğunlukla vadi tabanlarını izlediği görülmüştür. Roma yolları dağlara meydan okuyan düz çizgilerden çok, mevcut doğal koridorları kullanıp onları düzenleyen, sağlamlaştıran ve işaretleyen yapılardı. Amaseia'nın konumu da bu yüzden Yeşilırmak boğazına bağlıydı: kuzey-güney doğrultulu bir vadide, denizden iç bölgeye geçişin doğal ağzında bulunuyordu. Strabon'un kenti hem şehir hem kale olarak tarif etmesi, yani yüksek ve sarp bir kayanın ırmağa dik indiği bir yerleşim olarak anlatması, bu geçidin savunma bakımından da elverişli olduğunu gösterir.
Amaseia'dan Çıkan Yollar
Pontus yolları üzerine çalışan araştırmacılar, bölgede birbirini tamamlayan birkaç ana hattan söz eder. Bunlardan biri, kıyıdaki Amisos'tan Zela'ya inen ve bölgenin kuzey-güney eksenini oluşturan ticaret yoludur. Munro'ya göre bu hat ülkenin en önemli kuzey-güney bağlantısıydı, ama ülkenin kendi içindeki başlıca haberleşme yolu sayılmazdı; daha çok dış ticarete ve kıyıyla temasa hizmet ediyordu. İç haberleşmenin asıl omurgası, Lykos vadisinden Amnias vadisine uzanan doğu-batı doğrultulu ana yoldu. Amaseia bu iki eksenin kesiştiği yerde bulunuyordu. John Wilson'ın incelemesine dayanarak aktarıldığına göre yol Amaseia'ya vardığında kuzeydoğudan, kuzeybatıdan, batıdan, güneybatıdan ve doğudan gelen pek çok güzergâh burada birleşir, kent iç Pontus'un denizle ticaretine açılan kapı olurdu.
Kuzeyde Amisos bağlantısı Roma döneminde de önemini korudu. Kıyıdan yola çıkan bir yolcu, Bithynia'daki Nikomedeia'dan Satala'ya uzanan büyük yolun üzerinde yer alan Neoklaudiopolis'e (bugünkü Vezirköprü) ulaşır, oradan Amaseia'ya varırdı. Mesafe için eski ölçülerden biri, Munro'nun J. G. C. Anderson'a dayanarak verdiği rakamdır: Samsun'dan Amasia'ya karayoluyla yaklaşık 71,5 mil, Zela'ya kadar toplam 99,5 mil. Munro bu rakamı, Pontus'ta kuzeyden güneye giden hiçbir yolun bundan çok daha uzun olamayacağını, buna karşılık Niksar'dan Halys'e uzanan doğu-batı hattının tek başına 105 mil tuttuğunu göstermek için kullanır. Kuzey-güney yolu kısa, doğu-batı yolu uzundu; krallığın asıl uzunluğu yatay ekseninde yatıyordu.
Doğuya doğru Neokaisareia (Niksar) ile bağlantı, Lykos vadisini izleyen önemli bir ana yola ulaştırırdı. Bu yol vadi tabanında kalır, Phanaroia ovasının verimli topraklarına açılır, güneyde Komana Pontika'ya inen kolay bir hatla birleşirdi. Komana'nın doğrudan Sebasteia'ya bağlandığı kabul edilir, fakat Komana ile Sebasteia arasındaki yol için elde kesin kanıt yoktur; yalnızca Verisa ve Bolus adlı yerlerin belirsiz bir tanımlaması bulunur. Amaseia ile Komana arasında bir yol bulunduğu ise Ramsay'ın çalışmalarında kaydedilmiştir. Tavium'dan Komana Pontika'ya ve Neokaisareia'ya giden bir hat da Zela'dan geçerdi; Zela ayrıca Amaseia'dan gelen ticaret yolunun üzerindeydi. Bu tapınak kentleri hem dinî hem ekonomik açıdan bölgenin önemli düğümleriydi ve Amaseia, çevresindeki kutsal ve ticari merkezlerle sürekli temas hâlindeydi.
Roma İdaresinde Yeniden Düzenlenen Güzergâhlar
Bölgedeki yolların kökeni Roma'dan öncedir. Pontus krallarının döneminde de kıyıyı iç bölgeye bağlayan, kaleler ve karakollarla korunan güzergâhlar vardı. Roma bunları sıfırdan kurmak yerine mevcut hatları kendi idari ve askerî ihtiyaçlarına göre yeniden düzenledi. Munro'nun incelemesinde, Pompeius'un fethedilen toprakları örgütlerken beş kentini ana yol üzerine yerleştirdiği belirtilir. Zela'ya ilişkin bir tespit düzenlemelerin yerel sonuçlarını gösterir: Amaseia'dan gelen ticaret yolu Roma idaresi altında bugünkü Tokat çevresinden geçecek biçimde yeniden yönlendirilmiş, bu da orta büyüklükte bir yerleşim olan Gaziura'nın (Turhal) Roma döneminde yeniden canlanmasına yol açmıştır. Bir yolun güzergâhının değişmesi, yol kenarındaki yerleşimlerin kaderini de değiştirebiliyordu.
Siyasi çerçeve de yol politikasını etkiledi. Valiliğin aktardığına göre Antonius, Part tehdidine karşı tampon krallıklar kurduğunda, MÖ 39'da Amasya'yı da içine alan Mitridates bölgesi II. Pharnakes'in oğlu Darius'a verildi. Amasya bu dönemde Mitridates Galaticus bölgesinin metropolisiydi. MÖ 25'te Augustus Galatia eyaletini kurduğunda bu bölge de ona bağlandı. Yol ağı bakımından bunun anlamı, kuzeydeki Amaseia'nın iç Anadolu ve Kapadokya yollarıyla aynı idari çerçevede yer almasıydı. Munro'nun notuna göre Ptolemaios, bu yolu Pontus Galaticus içinde sayar; Galatia eyaletinin denize kendi serbest erişimini sağlaması bunun olası nedenidir. Livius'un derlediği bilgiye göre Amaseia Bithynia-Pontus eyaletinin idari merkeziyken MS 2-3 dolaylarında Galatia'ya, yaklaşık 112'de Kapadokya'ya bağlandı ve ikinci yüzyılda metropolis unvanını aldı. Diocletianus'tan sonra ise Diospontus'un dinsel ve idari merkezi oldu.
Mil Taşları
Roma yollarının en tanınmış işaretleri, belirli aralıklarla dikilen mil taşlarıdır. Bir Roma mili yaklaşık 1480 metreye karşılık gelir; taşın üzerinde kimi zaman mesafe, her zaman da yolu yaptıran, onaran ya da yeniden diktiren imparatorun adı ve unvanları yazılıdır. Bu yüzden her mil taşı hem bir yol işareti hem de bir iktidar bildirisidir. Araştırmacılar için ise yolun hangi çağda, hangi imparatorun döneminde yapıldığını ya da bakıldığını gösteren belgelerdir; çünkü ana yolların çoğu hiçbir yazılı kaynakta ayrıntısıyla anlatılmaz.
Munro'nun notlarına göre Neokaisareia ile Amasia arasındaki yola ait Roma mil taşları Niksar, Fidi ve Çalgara'da bulunmuştur. Fidi, Ptolemaios'un Pida'sıyla özdeşleştirilir ve Tabula Peutingeriana'da da görünür. Bölgenin kuzey kolunda, Neoklaudiopolis çevresinde ise otuz kadar mil taşı bilinir; Havza'da fotoğraflanan bir taş üzerine yazılan makale bu çevredeki taşların sayısını otuz dokuz olarak verir ve sayının hangi çalışmada sayıldığına göre değiştiği anlaşılır. Anderson'ın 1899 yazında Halys ile Neokaisareia arasında keşfettiği dizi, Nerva'dan Konstantinus'a kadar ardışık imparatorların yolu yeniden yaptırdığını ya da onarttığını gösterir; Anderson yolun Roma dönemindeki önemini bu eksiksiz seriye dayandırır. Havza'da fotoğraflanan ve bugün kayıp olan bir mil taşı ise III. yüzyılda Galatia valisi olan C. Aradius Rufinus'un adını taşır ve bu valinin varlığını ilk kez belgeler.
Sistemli çalışmalar da bu taşlar üzerinde yoğunlaşmıştır. David French'in 1988 tarihli ara kataloğu, o yıla kadar bilinen tüm mil taşlarını yayın geçmişleriyle birlikte kaydeder; sonraki yıllarda Danimarkalı Tønnes Bekker-Nielsen'in Neoklaudiopolis çevresindeki araştırmaları yeni taşlar ekledi. Yolun kendisinden geriye kalanlar ise azdır. Munro ve Anderson, Havza ile Kavak arasında on dokuzuncu yüzyıl şosesine koşut giden eski bir yol kesiminde yer yer kaldırımın bozulmadan durduğunu yazmıştır. Aşağı Narlı yakınında Anderson, eski yola ait olabilecek kaldırım kalıntıları görmüştür.
Tabula Peutingeriana ve Yol Listeleri
Roma yollarını yalnızca arkeolojik buluntularla değil, yazılı yol listeleri ve haritalarla da izlemek mümkündür. Itinerarium Antonini ve Tabula Peutingeriana, istasyonları ve aralarındaki mesafeleri sıralayan bu tür belgelerin başında gelir. Tabula Peutingeriana, Roma yol ağının uzun ve dar bir şerit üzerine çizilmiş, ortaçağda kopyalanan haritasıdır. Kapadokya ve Armenia Minor bölgesine ilişkin akademik atlas açıklaması, Kayseri ve Sebasteia'dan ayrılan ana güzergâhların ve ara istasyonlarının bu iki kaynaktan bilindiğini, Tabula'nın bazı parçalarının Ravennalı Anonim'in coğrafyasında da yeniden göründüğünü ve bunun ortak bir kaynağa işaret ettiğini kaydeder. Aynı açıklamada, bölgenin en önemli askerî yollarının Ankyra'dan Sebasteia üzerinden Satala'ya ve Kayseri üzerinden Fırat'ta Melitene'ye uzandığı belirtilir; Strabon da Amaseia'da yazan, bölgeyi doğrudan bilen bir kaynak olarak öne çıkar.
Havza'dan çıkan mil taşını yayımlayan çalışmaya göre, Havza'dan Neoklaudiopolis'e giden yol Doğu sınırına gidecek Roma birliklerince sık kullanılıyordu ve Tabula Peutingeriana'da anılır. Öte yandan Bekker-Nielsen, Pontus'u boydan boya geçen ve İngiliz gezginlerin Hindistan'daki Grand Trunk Road'a benzettiği doğu-batı güzergâhının hiçbir antik kaynakta anlatılmadığını ve korunmuş yol listelerinde de görünmediğini hatırlatır. Mil taşları bunun önemli bir Roma yolu olduğunu kesin biçimde gösterir, fakat imparatorluğun asıl doğu-batı büyük yolu, ona göre güneyde Ankara üzerinden geçen güzergâhtır. Bu nedenle Amaseia çevresindeki hatlar konusunda temkinli olmak gerekir: kimi hatlar yazılı belgelerle, kimi hatlar yalnızca mil taşlarıyla bilinir.
Yeşilırmak Üzerindeki Köprüler
Yol ağının en somut kalıntıları köprülerdir. Yeşilırmak antik Amaseia'yı ikiye bölüyordu; kale kayalığı ırmağın bir yakasında, kentin geri kalanı ve dış mahalleler öbür yakasındaydı. Strabon bu durumu şöyle anlatır: ırmağın üzerinde iki köprü kurulmuştur, biri kentten banliyölere, öbürü banliyölerden kentin dış topraklarına geçirir; çünkü kayanın bağlı olduğu dağ, ikinci köprünün bulunduğu yerde sona erer. Ardından Strabon, ırmaktan başlayıp önce dar, sonra genişleyerek "binlerce köy" anlamına gelen Khiliokomon ovasını oluşturan vadiyi anlatır; bunu Diakopene ve Pimolisene'nin verimli toprakları izler ve hepsi Halys'e kadar uzanır. Bu tarif, köprülerin hem kentin içi hem de kentin tarımsal çevresiyle bağlantısı için vazgeçilmez olduğunu gösterir.
Bu köprülerden günümüze ulaşan en eski örnek Alçak Köprü'dür. Amasya Valiliği, köprünün Roma döneminde antik Amasya Kalesi'nden karşı mahallelere geçişi sağlamak amacıyla Yeşilırmak üzerine inşa edildiğini kaydeder; yerel basında yaklaşık bin sekiz yüz yıllık olarak anılır. Nehir yatağı zamanla yükseldiği için kemerler aşağıda kalmış, Amasya Valisi Ziya Paşa 1865'te kemerlerin üzerine ayaklar yaptırarak köprüyü kullanılır tutmuştur. Bugün görülen yapı bu nedenle Roma kemerleri ile on dokuzuncu yüzyıl eklerinin iç içe geçtiği bir köprüdür. Amasya üzerine yapılan arkeolojik değerlendirmeler, kentin topografyasının Hellenistik ve Roma dönemleri ile Geç Antik Çağ ve Ortaçağ'da çok fazla değişmediğini, buna karşılık nehrin iki kıyısını birbirine bağlayan köprülerin sayısının zamanla arttığını belirtir.
Alçak Köprü'nün yanında Yeşilırmak üzerindeki öteki tarihî köprüler kentin sonraki çağlarına aittir. 1076'da Danişmend emirlerinden İltekin Gazi'nin yaptırdığı Çağlayan Köprü, tamamı kesme taştan altı yuvarlak kemer üzerine oturur. Künç Köprü, Selçuklu hükümdarı Sultan Mesud'un kızı Hundi Hatun tarafından yaptırılmıştır ve geniş kemer açıklığıyla dikkat çeker. Meydan ya da İstasyon Köprüsü, beş gözlü bir yapı olarak 1145'te Selçuklu Sultanı I. Mesud tarafından yaptırılmış, 1374'teki depremde yıkılınca Şadgeldi Paşa zamanında eski karakteri korunarak yeniden yapılmış ve 1828'de Amasya Ayanı Özlü Yusuf Ağa tarafından onarılmıştır. Kent merkezindeki on bir köprüden dördünün tarihî olduğunu söyleyen yerel araştırmacı Hüseyin Menç, bu dört köprünün Roma, Danişmend, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden kaldığını belirtir; kemer ayaklarının akış yönüne bakan yüzlerindeki dalgakıranlar, suyun baskısını kırmak için yapılmış özel düzenlemelerdir. Aynı geçit, aynı iki yaka arasındaki bağlantı, bin sekiz yüz yıl boyunca başka başka yapılarla sürdürülmüştür.
Bölgedeki Diğer Roma Köprüleri
Aynı yol sisteminin köprüleri bölgenin başka yerlerinde de belgelenmiştir ve Amaseia'nın köprü mühendisliğini daha geniş bir çerçeveye oturtur. Komana Pontika'da İris üzerindeki Roma köprüsünün ayaklarında yeniden kullanılmış kent yazıtları bulunmuş, Hamilton bu köprüyü kaydetmiştir; ancak sonradan yapılan düzenleme çalışması köprüyü yok etmiştir. Kızılırmak üzerinde, Çeltik'te feribot geçişinin batısındaki eski köprüden günümüze yalnızca batı yakada bir ayak parçası ile doğu kıyıdaki büyük dayanak kalmıştır. Anderson'ın tarif ettiği yapı, küçük taşlardan bir çekirdek ile harçsız birleştirilmiş büyük bloklardan bir kaplamadan oluşur ve ırmağı yüz fitten uzun tek bir kemerle geçmiş olmalıdır. Bekker-Nielsen yapım tekniğine bakarak köprünün Roma dönemine ait olabileceğini, yüz fitin üzerindeki açıklığın Roma köprüleri için olağan olmasa da benzersiz sayılmayacağını belirtir. Bu köprü bugün Altınkaya Barajı'nın suları altındadır. Vezirköprü yakınındaki Kurt Köprüsü ise Selçuklu dönemine tarihlenir, ama bir Selçuklu ya da Osmanlı üst yapısının Roma temelleri üzerinde yükselmiş olması olasılığı ancak kazıyla sınanabilir.
Ticaret, Ordu ve Haberleşme
Roma yollarının en görünür işlevi askerîydi. Kıyıdan Amaseia'ya, oradan Zela ve Kapadokya'ya uzanan hatlar, doğu sınırına gönderilen birliklerin ve erzakın geçtiği koridorlardı. Aynı yollar ticaret için de vazgeçilmezdi. Amaseia, kıyıdaki Amisos limanını iç Anadolu'ya bağlayan ticaret yolunun üzerindeydi ve çevresindeki verimli ovalar kentin zenginliğini besliyordu. Bu yol ağı yalnızca malları taşımadı; memurlar, askerler, tüccarlar ve doğu ile batının kültürleri de aynı güzergâhlardan kente ulaştı.
Ticarî canlılığın bir göstergesi de kentin kendi parasıdır. Amasya Valiliği, Domitianus'tan (81-96) Severus Alexander'a (222-235) kadar kentte şehir sikkelerinin basıldığını ve bunların birçoğunun Amasya Müzesi'nin sikke koleksiyonunda bulunduğunu belirtir. Önceki bir değerlendirmede Caracalla dönemine ait bronz Amaseia sikkelerinden de söz edilir. Mithridates VI döneminde iç Pontus kentlerinin birbirine benzer tiplerde sikkeler bastığı, bunların yalnızca krallık içinde dolaştığı ve bölgesel ekonomik bütünleşmeye işaret ettiği öne sürülmüştür; bu sikkelerin ayrıntısı başka bir yazının konusudur. Roma döneminde kentin kendi parasını basması, yol ağı sayesinde kazandığı ekonomik ağırlığın ve idari saygınlığın bir yansımasıdır.
Vadinin Dayattığı Süreklilik
Günümüz yol ağı eski güzergâhların tamamını tekrar etmez, ama Yeşilırmak vadisini izleyen modern yollar ile Roma güzergâhları aynı topografyanın ürünüdür. Roma yollarının vadi tabanlarını izlemesi, yerleşimlerin de aynı koridorlara bağlı kalmasının nedenini açıklar. Amaseia'nın denizle iç Anadolu arasındaki konumu, Roma'dan önce de sonra da kentin belirleyici özelliği olmuştur; Roma yolları bu konumu yeni bir düzen içine yerleştirmiş, mil taşları ve köprülerle görünür kılmıştır.
Kronoloji
MÖ 39: Antonius, Part tehdidine karşı kurduğu tampon krallıklar düzeninde Amasya'yı içine alan Mitridates bölgesini II. Pharnakes'in oğlu Darius'a verir.
MÖ 25: Augustus Galatia eyaletini kurar; Mitridates Galaticus bölgesi bu eyalete bağlanır.
MS 81-96: Domitianus döneminden itibaren Amasya'da şehir sikkeleri basılır; seri Severus Alexander dönemine (222-235) kadar sürer.
Yaklaşık MS 112: Amaseia, Livius'a göre Kapadokya eyaletine bağlanır.
1076: İltekin Gazi, Çağlayan Köprü'yü yaptırır.
1145: Selçuklu Sultanı I. Mesud, Meydan (İstasyon) Köprüsü'nü yaptırır.
1374: Deprem Meydan Köprüsü'nü yıkar; köprü sonradan yeniden yapılır.
1828: Amasya Ayanı Özlü Yusuf Ağa, Meydan Köprüsü'nü onartır.
1865: Amasya Valisi Ziya Paşa, Alçak Köprü'nün kemerleri üzerine ayaklar yaptırır.
1899: J. G. C. Anderson, Halys ile Neokaisareia arasında Nerva'dan Konstantinus'a uzanan mil taşı serisini keşfeder.
1901: Arthur Munro, Pontus'un kral ve Roma yollarını inceleyen makalesini yayımlar.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Strabon, Geographika XII.3.39 (Livius.org'daki H. L. Jones çevirisi).
Akademik çalışmalar
- J. A. R. Munro, "Roads in Pontus, Royal and Roman", The Journal of Hellenic Studies 21, 1901, s. 52-66.
- ODTÜ lisansüstü tezi: Komana Pontika ve Zela tapınak devletleri ve Roma yol ağındaki yerleri (etd.lib.metu.edu.tr/upload/12606089).
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Roma Dönemi" ve "Köprüler" sayfaları. amasya.gov.tr
Kitaplar
- Barrington Atlas, Cappadocia ve Armenia Minor haritaları için açıklama metni (Princeton University Press). assets.press.princeton.edu
Diğer kaynaklar
- Tønnes Bekker-Nielsen, "350 Years of Research on Neoklaudiopolis (Vezirköprü)".
- "Havza'dan Yeni Bir Miltaşı Üzerinde Aradii Soyundan Yeni Bir Galatia Valisi: C. Aradius Rufinus", Philia.
- "Öntarih ve Klasik Dönemlerde Amasya: Güncel Arkeolojik Bulgular", TÜBA-AR. amasya.gov.tr
Çevrimiçi kaynaklar









