Amasya, Yeşilırmak'ın Harşena Dağı ile karşı yamaçlar arasında açtığı dar bir vadiye kurulmuş bir şehirdir ve bu coğrafya, kentin bütün tarihini iki yaka arasındaki geçişlerin hikâyesine dönüştürmüştür. Kuzey yakada kale, kral kaya mezarları ve yalıboyu evleri; güney yakada çarşı, camiler, medreseler ve yeni mahalleler yer alır. İki yakayı birbirine bağlayan köprüler, bu yüzden Amasya'da sıradan birer ulaşım yapısı olarak kalmamış, şehrin nasıl yaşadığını, nereden büyüdüğünü ve hangi çağda kimin eliyle şekillendiğini gösteren belgeler hâline gelmiştir. Bugün şehir merkezinde Yeşilırmak üzerinde on bir kadar köprü bulunur. Bunların dördü taş gövdesiyle tarihî niteliğini koruyan yapılardır; birkaçı ise yerini, adını ve hafızasını koruyup gövdesini yüzyıllar içinde defalarca yenilemiştir.
Halk arasında bu köprüler için "sıralı gelinler" ya da "taş gerdanlıklar" benzetmesi kullanılır. Benzetme yerindedir, çünkü kentin doğusundan batısına doğru ırmak boyunca yürüyen biri, Roma'dan Danişmendlilere, Selçuklulardan Osmanlılara ve Cumhuriyet'e uzanan bir dizi yapının önünden geçer. Kent merkezinin başlıca köprüleri Alçak Köprü, Meydan (İstasyon) Köprüsü, Kunç Köprü, Helkıs (Hükümet) Köprüsü ve Magdenus (Madenüs) Köprüsü'dür; kentin biraz dışında, Tokat yolunda ise Danişmendli döneminden kalan Çağlayan (İltekin Gazi) Köprüsü yer alır. Bunların banileri, yapım tarihleri ve onarımları hakkında kaynaklar her zaman aynı şeyi söylemez ve bu farklılıklar, köprülerin uzun ve kesintili hayatının da bir yansımasıdır.
Eski Yazarların Gözüyle Amasya Köprüleri
Amasya köprülerine dair bilinen en eski tanıklık, şehrin kendi yetiştirdiği coğrafyacı Strabon'a aittir. Strabon, memleketini anlatırken kalenin ırmağa doğru dimdik indiğini, kentin kıyıda bir surla çevrildiğini söyledikten sonra ırmağın üzerine "bir tanesi kentten varoşlara, diğeri de varoşlardan dışarıya olmak üzere" iki köprü kurulduğunu yazar. Kalenin bulunduğu kuzey yakanın o dönemde asıl kent, ırmağın öte yakasının ise varoş sayıldığı bu tasvir, Amasya'nın iki yakalı düzeninin ilk çağlardan beri var olduğunu gösterir. Araştırmacı Kuzucular, Strabon'un sözünü ettiği köprülerden birinin kenti varoşlara bağlayan Alçak Köprü olduğunu ileri sürer.
Osmanlı döneminden gelen tanıklıklar da köprülerin şehir hayatındaki yerini açıkça gösterir. 1555 baharında Avusturya elçilik heyetiyle Amasya'ya gelen Hans Dernschwam, dar bir vadiye sıkışmış, iki katlı kerpiç evlerin âdeta üst üste yığıldığı bir şehir görmüş ve şehrin ortasından geçen Yeşilırmak üzerinde bir tahta, üç de taş köprü bulunduğunu not etmiştir. On yedinci yüzyılda Evliya Çelebi, bugün Hükümet Köprüsü denilen geçidin kalenin batısındaki Sergis Kapısı'nı şehirdeki Garibler Camii'ne bağladığını kaydeder. 1861'de Amasya'ya gelen Fransız arkeolog Georges Perrot ise Yeşilırmak'ın iki yanına uzanan, her birinde vişne bahçesi bulunan evlerden ve her yanda göze çarpan tahta köprülerden söz eder; bu manzaranın kendisine biraz Roma'daki Tiber Irmağı'nı hatırlattığını yazar. Bu üç tanıklık yan yana konduğunda, Amasya'da taş köprülerin yanında uzun süre ahşap köprülerin de kullanıldığı ve kentin görüntüsünü bu iki tür yapının birlikte belirlediği anlaşılır.
Alçak Köprü
Amasya köprülerinin en eskisi kabul edilen Alçak Köprü, Roma döneminde, o çağda İris adıyla anılan Yeşilırmak üzerine, zamanın kent merkezi durumundaki kale ve çevresini ırmağın karşı kıyısındaki yerleşime bağlamak için inşa edilmiştir. Yaşı çoğu zaman bin sekiz yüz yıl civarında gösterilir; kimi anlatımlarda iki bin yıla yaklaşan bir geçmişten söz edilir. Köprü, düzgün kesme taşlarla dört yüksek kemer oluşturacak biçimde yapılmıştı. Ne var ki yüzyıllar içinde ırmağın taşıdığı alüvyon yatağı yükseltmiş, köprünün yüksek ayakları bu dolgunun içine gömülmüş ve kemerlerin yalnızca üst kısımları görünür kalmıştır. Kemerlerin üzerindeki tabliye de su yüzüne iyice yaklaşınca halk yapıya Alçak Köprü adını vermiştir. Bu köprü, Roma döneminde Harşena Kalesi'nin karşısında, ırmağın güney kıyısına yayılmış bir yerleşim bulunduğunu gösteren en açık kanıtlardan biri sayılır.
Köprünün kente bağlandığı uçta bir zamanlar şehre girişi sağlayan Karanlık Kapı bulunuyordu; bu kapı günümüze ulaşmamıştır. Amasya tarihçisi Abdizade Hüseyin Hüsameddin Efendi de Alçak Köprü'nün önündeki kapıya "Saray Kapısı" denildiğini, siyah mermerden kemeri bulunan bu kapının Ziya Paşa tarafından yıktırıldığını aktarır. Kapının adı, köprüden geçen yolun kalenin savunma kademelerine ve saray taraçalarına doğru yükseldiğini hatırlatır.
Köprünün bugünkü görünümü, on dokuzuncu yüzyıldan itibaren yapılan müdahalelerin ürünüdür. Kemerlerin alçalmasıyla köprünün tehlikeli hâle geldiğini düşünen Amasya mutasarrıfı, şair Ziya Paşa, 1865 yılında eski kemerlerin üzerine on bir ayaklı ahşap bir köprü kurdurmuştur. Bu yapı uzun ömürlü olmamış, 1881'deki taşkında Yeşilırmak'ın sularına kapılıp gitmiştir. Mutasarrıf Atıf Bey zamanında eski kemerlerin üzerine bir kez daha, bu defa öncekinden daha sağlam bir köprü kurulmuştur; kaynaklar bu ikinci yapıda kullanılmayan bir kilisenin taşlarından yararlanıldığını belirtir. Köprü 1965 yılında yeniden güçlendirilmiştir. Kimi kaynaklar ise ahşap köprünün 1950'li yıllardaki bir Yeşilırmak selinden sonra beton ve çelik derzlerle yenilendiğini ve yapının 2009'da restore edilerek bugünkü görünümüne kavuştuğunu yazar. Tarihlerdeki bu farklılık, köprünün yüz elli yıl boyunca birbirini izleyen onarımlarla ayakta tutulduğunu da gösterir. Bugün Alçak Köprü, Roma kemerlerinin üzerinde yükselen sonraki çağların katmanlarıyla, Amasya'nın en çok fotoğraflanan ve yayaların en çok kullandığı geçitlerinden biridir.
Meydan (İstasyon) Köprüsü
Ziya Paşa Bulvarı'nın bitiminde yer alan Meydan Köprüsü, bugün İstasyon Köprüsü adıyla bilinir ve Üçler (İstasyon) Mahallesi ile Hacı İlyas Mahallesi'ni birbirine bağlar. Meydan adı, köprünün Amasya Kalesi'nin büyük kapılarından biri olan Meydan Kapısı'nın tam önüne rastlamasından gelir. Hüsameddin Efendi, Aşağı Kale'nin batısında sağlam durumda olduğunu söylediği Meydan Kapısı'nın Meydan Köprüsü tarafına açıldığını yazar.
Bu noktadaki ilk köprü 1145 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud döneminde yapılmıştır. Kaynaklar ilk yapıyı kesme taştan, beş gözlü, kemerli ve harpuşta tarzında tarif eder. Harpuşta, köprü tabliyesinin ortaya doğru hafifçe yükselip iki yana eğimlendiği, suyun akıp gitmesini kolaylaştıran klasik bir biçimdir. Sultan I. Mesud'un Amasya ile ilgisi bu köprüyle sınırlı değildir; aynı sultanın 1143'te Amasya Kalesi'ni onardığı da kayıtlıdır. Bölgenin depremselliği ve ırmağın taşkınları ilk yapıya uzun ömür tanımamış, köprü 1374'teki büyük depremde yıkılmıştır.
Bugün ayakta duran köprü, ilk yapının kalıntıları üzerinde ve onun karakteri korunarak yeniden inşa edilmiştir. Banisi, 1360–1382 yılları arasında Amasya'yı yöneten Emir Şadgeldi Paşa'dır. Yapım tarihi kimi kaynaklarda 1374 depreminin ardından, kimilerinde 1370'li yıllar, kimilerinde ise doğrudan 1370 olarak verilir. Şadgeldi Paşa döneminin köprüsü, kesme taştan üç geniş ayak ve bunların arasına atılmış kemerlerden oluşur; bazı tariflerde dört kemerden söz edilir. Anadolu Türk köprüleri üzerine temel bir çalışma yapan Fügen İlter, köprünün on dördüncü yüzyılda inşa edilmiş olmasına rağmen aynı dönemde yapılan öteki köprülerden belirgin biçimde ayrıldığını belirtir.
Osmanlı döneminde köprü yeniden ağır sınavlardan geçmiştir. 1824'teki büyük su taşkınında ciddi zarar görmüş, ertesi yıl, 1825'teki depremde bir kez daha hasarlanmıştır. Köprü 1828 yılında Amasya ayanı Özlü Yusuf Ağa tarafından kapsamlı biçimde onarılarak yenilenmiştir. Cumhuriyet döneminde artan trafik yeni müdahaleleri gerekli kılmış, 1940 yılındaki büyük onarımda tabliye genişletilmiş, üzerine beton dökülmüş ve kenarlarına metal korkuluklar eklenmiştir. Böylece tek bir köprünün üzerinde Selçuklu temeli, on dördüncü yüzyılın taş gövdesi, on dokuzuncu yüzyılın onarımı ve yirminci yüzyılın betonu bir arada bulunur. Irmağın en daraldığı yer gözetilerek kurulan bu kısa ve geniş köprü, uzun süre şehrin ana arterlerini birbirine bağlamış, zamanla artan araç trafiğini taşımakta zorlanır olmuştur.
Kunç Köprü
Bayezidpaşa Mahallesi ile Şamlar Mahallesi'ni birbirine bağlayan Kunç Köprü, şehir merkezindeki Selçuklu eserlerinin en tanınmışıdır. Köprü Künç Köprü ve Kuş Köprü adlarıyla da anılır. Yaygın kabule göre köprünün banisi, Selçuklu Sultanı Mesud'un kızı Hundi Hatun'dur. Bununla birlikte kaynaklar bu noktada birleşmez. Kimi kaynaklar köprüyü on ikinci yüzyıla tarihlendirip yaptıranı Sultan II. Mesud ile ilişkilendirir ve Hundi (Hondi) Hatun'un bu sultanın kızı mı, yoksa annesi mi olduğu konusunda farklı görüşler bulunduğunu belirtir. Köprünün kitabesi olmadığı için ne yapım yılı ne de baninin kimliği belgeyle kesinleştirilebilmektedir. Kesin olan, köprünün bir hanedan kadınının hayratı olarak hatırlandığıdır ve bu anlatı, Selçuklu ve Osmanlı Amasya'sında hanım sultanların cami, köprü ve külliye yaptırma geleneğiyle de uyum içindedir.
Köprünün adı da bu hatıradan türemiştir. Hundi adının halk ağzında zamanla önce "Kundi", ardından "Kunç" ya da "Künç" biçimini aldığı söylenir. Yapımında kesme taş ve tuğla kullanılan köprünün en belirgin özelliği, üç büyük ayağı birbirine bağlayan, hemen hemen aynı büyüklükteki kemerlerin genişliğidir. Ayakların, ırmağın akış yönüne bakan batı yüzlerinde biri köşeli, ötekiler yuvarlak biçimli selyaranlar bulunur. Bu çıkıntılar suyun şiddetini kırarak ayakların kuvvetli akıntılara dayanmasını sağlar. Ortadaki ayağın üzerinde devşirme lahit parçaları görülebilir; bu da köprünün inşasında daha eski, büyük olasılıkla antik döneme ait yapı malzemesinden yararlanıldığını gösterir.
Kunç Köprü, şehrin doğusunda, Yeşilırmak'ın genişleyerek aktığı bir kesimde yer alır. Irmağın bu bölümü balıkçıllar ve başka su kuşları için bir konaklama yeri olduğu gibi balık tutanların da sevdiği bir yerdir. Kuş Köprü adının nereden geldiğine dair bir belge bulunmamaktadır. Yerel tanıklıklar, ırmağın 1990'lı yıllarda bu kesimde sel olacak kadar yükseldiğini de aktarır. Köprü, Harşena Dağı ve kral kaya mezarları çevresi için hazırlanan alan yönetim planının sınırları dışında kalır; buna karşın kentin tarihî köprüleri sayılırken her zaman ilk anılanlardandır.
Helkıs (Hükümet) Köprüsü
Şehrin tam ortasında yer alan Helkıs Köprüsü, bugün Hükümet Köprüsü adıyla tanınır. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Roma döneminden beri bu noktada bir köprünün kullanıldığı kabul edilir. Köprünün eski adının kaynağı konusunda iki açıklama vardır. Bir görüşe göre köprü, iç kalenin Helkıs Kapısı civarında bulunduğu için bu adı almıştır; Hüsameddin Efendi de Aşağı Kale'nin doğudaki kapısının Helkıs Köprüsü tarafına açıldığını yazar. Bir başka açıklamaya göre ise köprüyü Helkıs Mahallesi'nde oturanlar kullandığı için yapı bu isimle anılmıştır. Ziya Paşa'nın 1865'te köprünün kuzey ucunda Hükümet Konağı'nı yaptırmasından sonra köprü Hükümet Köprüsü adıyla anılmaya başlanmıştır. Bu adlandırma, köprünün kentin idari merkeziyle çarşıyı birbirine bağlayan konumunu da yansıtır.
Köprü ilk yapıldığında ahşaptı ve Osmanlılar döneminde birkaç kez onarılarak kullanılmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında eskiyen ahşap köprü, 1938'de dönemin valisi Talat Öncel tarafından yıktırılmış ve yerine 1940 yılında betonarme yeni bir köprü yaptırılmıştır. Kimi kaynaklar ise köprünün 1940 yılında tamamen harap olması üzerine Vali Talat Öncel eliyle betonarme olarak yeniden inşa edildiğini yazar. Köprünün kuzey ucundaki saat kulesinin hikâyesi de aynı dönemle iç içedir. Ziya Paşa 1866'da burada ahşap bir saat kulesi yaptırmıştı. Kare planlı taş bir kaide, tuğladan silindirik bir gövde ve ahşap bir saat bölümünden oluşan bu kule, 1940'ta Vali Talat Öncel tarafından daha iyisini yapma vaadiyle yıktırılmıştır. Bugünkü saat kulesi 2002 yılında Vali Hüseyin Poroy döneminde eskisine benzetilerek yapılmıştır. Böylece köprü ile saat kulesi, kent meydanını oluşturan bir bütün olarak hem adını hem de yerini korumuştur.
Magdenus (Madenüs) Köprüsü
Sultan Bayezid Camii'nin önünde, caminin kuzeyinde ırmak üzerinde yer alan Magdenus Köprüsü, şehir merkezi ile Hatuniye Mahallesi arasında yalnızca yayaların kullandığı bir geçittir. Halk arasında Madenüs ya da Maydanoz Köprüsü diye anılır. Köprünün, Mevlevi Tâcîbeyzâde Sadi Çelebi'nin kızı Fatma Hatun tarafından 1485 yılında yaptırıldığı düşünülür, ancak bu görüş belgeyle kanıtlanmış değildir. Öte yandan iç kaleye açılan kapılardan birinin bu köprüyle bağlantılı olması, köprünün geçmişinin çok daha eskiye, Roma dönemine, hatta daha öncesine uzanabileceğine işaret eder. Hüsameddin Efendi de kalenin Mağdenüs Kapısı'nın Sultan Bayezid Camii'ne baktığını kaydeder.
Köprü uzun süre ahşaptan yapılmış olarak kaldı ve bu malzeme onu sellere karşı savunmasız bıraktı. Defalarca sel sularıyla zarar gören köprü, 1968'deki taşkında yıkıldı. Yerine beton ayaklı ve demir gövdeli bir yaya köprüsü yapıldı. Kaynaklar sonraki aşamayı farklı tarihlerle anlatır: kimilerine göre 2010'da metal ayaklı köprünün yerine bugünkü beton köprü inşa edilmiş, kimilerine göre köprü 2011'de yeniden restore edilmiştir. Köprünün halk ağzındaki adıyla ilgili en yaygın söylenceye göre köprü, tutumlu, hatta cimri olarak bilinen Fatma Hanım tarafından maydanoz satışından biriktirdiği parayla yaptırılmıştır. Bu söylencenin tarihî bir dayanağı bilinmemektedir; Magdenus adının halk etimolojisiyle "maydanoz"a dönüşmesinin bir açıklaması olarak anlaşılması daha doğrudur.
Köprünün kuzey ucunda, köprüden gelen yolun Hazeranlar Sokağı ile kesiştiği yerde Köprübaşı Camii bulunur. İlk cami 1748 yılında (H. 1161) Anadolu Valisi Ömer Paşazade el-Hac Osman Bey tarafından yaptırılmış, 1882–1883'te onarılmış, zamanla harap olunca 1972'de yıkılmış ve yerine bugünkü yapı inşa edilmiştir. Köprü ile caminin adının birbirine bağlanması, Magdenus geçidinin Osmanlı döneminde de mahalle hayatının önemli bir noktası olduğunu gösterir.
Magdenus ve Helkıs Adları Üzerine
Magdenus ve Helkıs, Amasya'da Rumca kökenli olduğu düşünülen ve günümüze kadar taşınmış ender yer adlarındandır. Kuzucular, bu adların yaşamasından hareketle, ırmağın güney çizgisini izleyen yoldan Magdenus Köprüsü'nün sur içine, Helkıs Köprüsü'nün ise Helkıs Mahallesi'ne bağlantıyı sağladığını ve her ikisinin de Bizans döneminde var olan köprüler olduğunu ileri sürer. Aynı araştırmacıya göre Alçak Köprü ve Magdenus Köprüsü ile delinen kent surları büyük olasılıkla doğuda ve batıda olmak üzere iki yerden daha dışarıya açılıyor, bu kapılar ırmağa paralel bir yolla birleşiyordu. Alçak Köprü'yü izleyen yol ise bu aksı keserek iç kalenin savunma kademelerine ve saray taraçalarına ulaşıyordu. Bu yoruma göre köprüler, kalenin kapı düzeni ve kentin yol ağıyla birlikte tasarlanmış bir sistemin parçalarıydı.
Hüsameddin Efendi'nin kale tarifi de bu ilişkiyi doğrular. Ona göre Aşağı Kale'nin dört kapısı ve iki burcu vardı: doğudaki kapı Helkıs Köprüsü'ne, batıdaki Meydan Kapısı Meydan Köprüsü'ne açılıyor, Alçak Köprü'nün önünde Saray Kapısı bulunuyor, Mağdenüs Kapısı ise Sultan Bayezid Camii'ne bakıyordu. Böylece kalenin her kapısının karşısında bir köprü bulunduğu, kale ile ırmağın karşı yakası arasındaki gidiş gelişin köprüler üzerinden düzenlendiği anlaşılır.
Kentin Girişinde Çağlayan (İltekin Gazi) Köprüsü
Tokat yönünden Amasya'ya gelen yolcunun karşılaştığı ilk tarihî köprü, il merkezinin beş kilometre kadar dışında, Helvacı Mahallesi'nde Eryatağı sapağında, Tokat karayolu üzerindeki tugay yol ayrımında yer alan Çağlayan Köprüsü'dür. Halk arasında en çok Çalak ya da Çalık, eskiden ise İltekin Köprüsü adıyla anılmıştır. Çalak ve Çalık adlarının, çağlayan anlamındaki "çağlak" ya da "çahlak" sözcüklerinden dönüştüğü düşünülür. Köprünün yapım yılı ve yaptıranı kesin olarak bilinmez. Genel kanı, köprünün Danişmendli emirlerinden İltekin Gazi tarafından yaptırıldığı yönündedir; yapım tarihi kimi kaynaklarda 1075, kimilerinde 1076 olarak verilir. Başka bir görüşe göre ise köprü on ikinci yüzyılın ilk yarısında İltekin Gazi'nin oğlu Hüsamüddevle Hasan tarafından yaptırılmıştır. Hangi tarih kabul edilirse edilsin, köprü Danişmendli döneminin Amasya'daki ilk eserlerinden sayılır.
Yaklaşık yetmiş metre uzunluğundaki köprünün ayakları kesme taştan, kemerleri ise tuğladandır. Altı geniş açıklık tuğla yuvarlak kemerlerle geçilmiştir. Ayakların batı yüzlerinde üçgen biçimli selyaranlar bulunur ve köprünün tam ortasındaki ayağın batı kısmında köşeli bir çıkıntı vardır. Tuğla hatıllı kesme taşla yapılan almaşık örgü, Selçuklu yapılarında pek görülmeyen, ancak on dördüncü yüzyılda Batı Anadolu beyliklerinin yapılarında yaygınlaşacak bir tekniktir. Geniş, ev tipi denilen ayaklar da sonraki Osmanlı köprülerinin vazgeçilmez öğelerinden biri olacaktır. Bu özellikleriyle Çağlayan Köprüsü, Anadolu'da köprü mimarisinin gelişim çizgisinde erken bir örnek olarak önem taşır.
Sellere ve Depremlere Karşı Köprüler
Amasya köprülerinin tarihi, büyük ölçüde doğayla verilen bir mücadelenin tarihidir. Yeşilırmak bereket taşıdığı kadar zaman zaman coşup taşmış, şehrin fay hatları üzerindeki konumu da yapıları sık sık depremlerle sınamıştır. Meydan Köprüsü'nün 1374 depreminde yıkılması, 1824 taşkını ve 1825 depremiyle zarar görmesi; Alçak Köprü üzerindeki ahşap köprünün 1881 taşkınında sürüklenip gitmesi; Magdenus Köprüsü'nün 1968 selinde yıkılması, bu mücadelenin belgelenmiş duraklarıdır. Taş köprülerin büyük kısmı bu sınavlardan onarılarak çıkmış, ahşap köprüler ise çoğunlukla aynı yerde yeniden kurulmuştur.
Taş köprülerin ayakta kalmasında ustaların akıntıya karşı geliştirdiği çözümlerin payı büyüktür. Kemer ayaklarının ırmağın akış yönüne bakan yüzlerine yapılan selyaranlar ya da dalgakıranlar, suyun şiddetini kırar, akıntının ayaklara yaptığı baskıyı azaltır ve ırmağın sürüklediği enkazın yapıya çarparak zarar vermesini önler. Kunç Köprü'deki köşeli ve yuvarlak selyaranlarla Çağlayan Köprüsü'ndeki üçgen selyaranlar, bu bilginin Amasya'daki örnekleridir. Amasyalı araştırmacı-yazar Hüseyin Menç de taş köprülerin bunca sele, depreme ve afete rağmen ayakta durmasını, mimari ve statik hesaplarının başarısına bağlar. Bu köprüler, 2026 baharında bölgede etkili olan yağmurların ardından yaşanan sel ve taşkınları da hasarsız atlatmıştır.
Köprülerin korunmasında vali ve mutasarrıfların, ayanların ve hayırseverlerin rolü de dikkat çekicidir. Selçuklu sultanı I. Mesud, Emir Şadgeldi Paşa, ayan Özlü Yusuf Ağa, mutasarrıflar Ziya Paşa ve Atıf Bey, Cumhuriyet döneminde valiler Talat Öncel ve Hüseyin Poroy, köprülerin ve çevrelerinin bugünkü biçimini kazanmasında adları geçen kişilerdir. Her dönemin kendi malzemesiyle, kendi ihtiyacına göre yaptığı müdahaleler, köprülerin üzerinde birbirini izleyen katmanlar bırakmıştır.
Bugünkü Durum ve Koruma
Bugün Meydan, Madenüs, Alçak ve Hükümet köprüleri, Harşena Dağı ve Pontus kral kaya mezarları için UNESCO Dünya Mirası başvurusu kapsamında hazırlanan alan yönetim planının sınırları içinde yer alır. Plan, Yeşilırmak boyunca inşa edilmiş beş köprünün Hatuniye ve Nergis mahallelerini kentin öbür yakasına bağladığını belirtir; bunlardan Kunç Köprü plan sınırlarının dışında kalır. Hatuniye Mahallesi'nin batı sınırını Meydan Köprüsü, doğu sınırını Hükümet Köprüsü çizer. Planda ırmak kenarında surlar üzerine sonradan inşa edilen evlerin, nehri karşı kıyıya bağlayan köprülerin ve bu köprülerin nehir ve kentle kurduğu ilişkinin yüksek bir peyzaj değeri oluşturduğu vurgulanır.
Aynı planda Madenüs Köprüsü, Hükümet Köprüsü, saat kulesi ve Köprübaşı Camii'nin özgün hâllerini yitirdiği ve zaman içinde yeniden yapıldığı, bu nedenle tarihsel sürece katkılarının ötekilere göre daha sınırlı olduğu belirtilir. Buna karşın varlıklarının kentin kültürel sürekliliği ve geçmişle bağ kurulabilmesi bakımından önemli olduğu kabul edilir. Meydan Köprüsü ve Alçak Köprü ise bütün onarımlara rağmen tarihî gövdelerini koruyan yapılardır. Akşamları ışıklandırılan köprüler, yalıboyu evleri, kale ve kaya mezarlarıyla birlikte Amasya'nın bilinen siluetinin ayrılmaz parçalarıdır; Alçak Köprü özellikle fotoğrafçıların, televizyon çekimlerinin ve gelin fotoğraflarının vazgeçilmez mekânlarından biri hâline gelmiştir.
Kronoloji
MÖ 1. yüzyıl sonu: Strabon, Amasya'da ırmak üzerinde biri kentten varoşlara, diğeri varoşlardan dışarıya uzanan iki köprü bulunduğunu yazar.
Roma dönemi: Alçak Köprü, kaleyi ırmağın karşı yakasındaki yerleşime bağlamak üzere dört kemerli olarak inşa edilir.
1075/1076: Yaygın kabule göre Danişmendli emiri İltekin Gazi, Çağlayan (İltekin Gazi) Köprüsü'nü yaptırır (kimi kaynaklara göre köprü on ikinci yüzyılın ilk yarısında Hüsamüddevle Hasan'a aittir).
1143: Selçuklu Sultanı I. Mesud, Amasya Kalesi'ni onarır.
1145: Sultan I. Mesud, Meydan Köprüsü'nü kesme taştan, beş gözlü ve harpuşta tarzında yaptırır.
12. yüzyıl: Rivayete göre Hundi Hatun, Kunç Köprü'yü yaptırır.
1374: Büyük depremde Meydan Köprüsü yıkılır; Emir Şadgeldi Paşa (1360–1382) döneminde aynı karakterde yeniden yapılır.
1485: Magdenus Köprüsü'nün Fatma Hatun tarafından yaptırıldığı ileri sürülen tarih (belgeyle kanıtlanmamıştır).
1555: Hans Dernschwam, Yeşilırmak üzerinde bir tahta ve üç taş köprü bulunduğunu kaydeder.
1748: Ömer Paşazade el-Hac Osman Bey, Magdenus Köprüsü'nün başında Köprübaşı Camii'ni yaptırır.
1824: Yeşilırmak taşkınında Meydan Köprüsü büyük zarar görür; 1825 depremi de köprüyü hasarlar.
1828: Amasya ayanı Özlü Yusuf Ağa, Meydan Köprüsü'nü onartır.
1861: Georges Perrot, Amasya'nın tahta köprülerinin kendisine Tiber'i hatırlattığını yazar.
1865: Mutasarrıf Ziya Paşa, Alçak Köprü'nün kemerleri üzerine on bir ayaklı ahşap bir köprü kurdurur; aynı yıl Helkıs Köprüsü'nün kuzeyinde Hükümet Konağı yapılır.
1866: Ziya Paşa, Hükümet Köprüsü'nün kuzey ucunda ahşap saat kulesini yaptırır.
1881: Taşkında Alçak Köprü üzerindeki ahşap köprü yıkılır; Mutasarrıf Atıf Bey döneminde yeniden kurulur.
1938: Vali Talat Öncel, ahşap Helkıs Köprüsü'nü yıktırır.
1940: Helkıs (Hükümet) Köprüsü betonarme olarak yeniden yapılır; Meydan Köprüsü'nün tabliyesi genişletilir; saat kulesi yıktırılır.
1965: Alçak Köprü güçlendirilir.
1968: Ahşap Magdenus Köprüsü taşkında yıkılır.
1972: Köprübaşı Camii yıkılarak yerine bugünkü yapı inşa edilir.
2002: Vali Hüseyin Poroy döneminde saat kulesi eskisine benzetilerek yeniden yapılır.
2009: Alçak Köprü restore edilir.
2010–2011: Magdenus Köprüsü beton olarak yeniden yapılır ve restore edilir.
Kaynakça
Resmî kaynaklar
- T.C. Amasya Valiliği, "Köprüler", amasya.gov.tr/kopruler. amasya.gov.tr
- T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Amasya Harşena Dağı ve Pontus Kral Kaya Mezarları Alan Yönetim Planı ve UNESCO Dünya Mirası Müracaat Dosyası Hazırlanması Projesi (2022–2027), Ankara 2022, s. 47, 50, 59–69. kvmgm.ktb.gov.tr
- Türkiye Kültür Portalı, "Alçak Köprü", "Kunç Köprü", "Stasyon (Meydan) Köprüsü", "Magdinus ve Helkıs Köprüleri", "Çağlayan Köprüsü" (Amasya), kulturportali.gov.tr. kulturportali.gov.tr
Kitaplar
- Duman, Damla, "Magnidus ve Helkıs Köprüleri", N. Kozak (ed.), Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, 2019. turkiyeturizmansiklopedisi.com
- İlter, Fügen, Osmanlılara Kadar Anadolu Türk Köprüleri, Karayolları Genel Müdürlüğü Yayınları, s. 247.
Diğer kaynaklar
- Çolaker, İsa, "Amasya'nın Sıralı Gelinleri: Köprüler", isacolaker.com, 2014.
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Amasya" maddesi (H. Dernschwam'ın 1555 tarihli gözlemleri).
- Vikipedi, "Alçak Köprü" ve "İstasyon Köprüsü" maddeleri (yardımcı kaynak).
- "Amasya'nın asırlara meydan okuyan taş köprüleri", Habertürk, 30 Haziran 2026; "Amasya'da en eskisi bin 800 yıllık: 4 medeniyetin izleri köprü üzerinde bulundu", Vatan.
Çevrimiçi kaynaklar









