Rûhî Fâzıl Çelebi, Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi'nin oğlu, XVI. yüzyılın başında İstanbul'da ölmüş bir şairdir. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu "Rûhî Ahmed Efendi-Fâzıl" adıyla, babası Amasya'da müderrisken doğmuş bir Amasyalı olarak kaydeder ve kendisine bir Osmanlı tarihi ile bir divan verir. Sehî, Latîfî ve Kınalızâde'nin tezkireleri ise başka bir portre çizer: adı Fâzıl, doğum yeri İstanbul olan, güzelliğiyle anılan ve henüz genç bir medrese öğrencisiyken ölen bir şair. Kaynaklar onun adı, doğum yeri, doğum yılı ve ölüm yaşı konusunda birbirini tutmaz. Şiirlerinden dokuz parça ayrı sayfalarda verilmiştir.

Hüsameddin'in Kaydı

Amasya Tarihi'nin onuncu cildindeki madde şöyledir:

Rûhî Ahmed Efendi-Fâzıl Amasyalıdır. Şeyhülislâm Cemâlîzâde Zenbîlî Ali Efendi bin Kemâleddîn Ahmed Çelebi mahdûmudur. Pederi Amasya'da müderris iken 891'de doğdu. Pederinden ve Mü'eyyedzâde Abdurrahmân Efendi'den ahz-ı ulûm u fezâ'il edib pederinin dânişmend ü mülâzımı iken müderris ü ders-i âm oldu. İstanbul ve Edirne'de medâris-i adîdeye müderris olup Sahn-ı Semâniyyeye kadar irtikâ etdiği hâlde 927'de vefât etdi. Âlim, fâzıl, şâir, müverrih, edîb, muhâzarâta vâkıf, tevârihe âşinâ, belîğ, gâyet zarîf bir zât idi. Devlet-i Osmâniyye Târîhini Sultân Osmân'dan Sultân Selîm Hân devrine kadar yazıp "Rûhî Târihi" demekle meşhûr oldu. Dîvân-ı eş'ârı vardır. "Fâzıl Rûhî Çelebi" demekle meşhûr olduğundan Âşık Çelebi Fâzıl kelimesini târih-i tevellüdü 911 olarak yazmışdır. Târîh-i tevellüdü "Feyyâz" 891'dir. Fâzıl kelimesi şöhretidir.

Günümüz Türkçesiyle: Rûhî Ahmed Efendi, Fâzıl lakabıyla bilinir ve Amasyalıdır. Şeyhülislam Cemâlîzâde Zenbilli Ali Efendi'nin oğludur; dedesi Kemâleddin Ahmed Çelebi'dir. Babası Amasya'da müderrisken 891'de doğdu. Babasından ve Müeyyedzâde Abdurrahman Efendi'den ilim öğrendi; babasının öğrencisi ve mülazımı iken müderris oldu ve ders vermeye başladı. İstanbul ve Edirne'de birçok medresede müderrislik yaptı, Sahn-ı Seman'a kadar yükseldi ve 927'de öldü. Âlim, faziletli, şair, tarihçi, edip, sohbet bilgisi geniş, tarihlere aşina, sözü etkili ve çok zarif bir kişiydi. Osmanlı Devleti'nin tarihini Osman Gazi'den Sultan Selim devrine kadar yazdı ve bu eser "Rûhî Tarihi" adıyla tanındı. Bir şiir divanı vardır. "Fâzıl Rûhî Çelebi" diye tanındığı için Âşık Çelebi "Fâzıl" kelimesini onun doğum tarihi sayıp 911 olarak yazmıştır. Doğum tarihi ise "Feyyâz" kelimesinin gösterdiği 891'dir; "Fâzıl" yalnızca onun ün adıdır.

Hüsameddin'in son cümleleri bir ebced hesabına dayanır. Arap harfleriyle yazıldığında "Fâzıl" kelimesinin harf değerleri toplamı 911, "Feyyâz" kelimesininki 891'dir. Hüsameddin, Âşık Çelebi'nin şairin ün adını bir doğum tarihi gibi okuduğunu, doğru tarihi gösteren kelimenin ise "Feyyâz" olduğunu savunur. Âşık Çelebi'nin bu kaydını elimizdeki neşirde bulamadık; burada yalnız Hüsameddin'in aktardığı biçimiyle verilmiştir.

Tezkirelerin Anlattığı Genç Şair

Sehî, Rûhî'nin maddesine "Müftî ʿAlî Çelebinüñ oġlıdur. İsmi Fâżıldur. Mevlidi İstanbuldur" diye başlar. Ardından onun güzelliğini uzun uzun över: yüzü güneşe dağ basacak, kaşının hilali yeni aya parmak ısırtacak kadar güzeldir. Ömrünün baharı güzelliğini olgunluğa ulaştırmadan ona bir kış rüzgârı yol bulmuş ve İstanbul'da ölmüştür. Sehî, şairin ders görüp dânişmend olduğu sırada daha "nâ-resîde tâze cüvân", yani yetişmemiş taze bir genç olduğunu, tabiatının ve zihninin anlatılamayacak kadar düzgün, huyunun tatlı olduğunu yazar. Hacca giden vefalı bir dostu için söylediği beyitleri de bu bağlamda aktarır.

Latîfî aynı genç portreyi daha da belirgin çizer. Ona göre Rûhî, Selim Han devrinde müftü olan Karamânî Ali Çelebi'nin oğludur; ay gibi yüzü on dört yaşında dolunay olmuş, sonra güzelliğinin güneşi batmış, Rodos Kalesi'nin fethedildiği günlerde, yani 928'de (1522), "lalinin suyu hayat suyuna susamış" olarak ölmüştür. Latîfî onun şiir sanatında henüz olgunluğa ulaşmadığını, ama bayram hilali gibi parmakla gösterildiğini de ekler. Kınalızâde de Rûhî'yi Müftî Ali Çelebi'nin oğlu olarak anar ve onun ayın tam olduğu bir sırada "mehâk", yani ayın kararıp kaybolduğu çağa düştüğünü, genç yaşta öldüğünü söyler.

Kaynakların Durumu

Rûhî hakkındaki bilgiler iki ayrı ses taşır ve aralarındaki fark küçük değildir. Hüsameddin'e göre şair 891'de (1486) Amasya'da doğmuş, İstanbul ve Edirne'de müderrislik yapmış, Sahn-ı Seman'a kadar yükselmiş, bir Osmanlı tarihi yazmış ve 927'de (1521) otuz beş yaşlarında ölmüştür. Tezkirelere göre ise İstanbul'da doğmuş, henüz dânişmend iken genç yaşta ölmüş ve şiirde olgunluğa erişememiş bir gençtir. Âşık Çelebi'ye dayandırılan 911 (1505-06) doğum tarihi tezkirelerin bu portresine uyar; o hesapla şair öldüğünde on yedi yaşlarında olmalıydı.

TDV İslâm Ansiklopedisi'nde Yusuf Küçükdağ'ın yazdığı "Rûhî Çelebi" maddesi iki portre arasında Hüsameddin'e yakın durur. Maddeye göre şairin asıl adı Fâzıl, mahlası Rûhî olmalıdır; Zenbilli Ali Efendi'nin beş oğlundan biri ve Muhyiddin Mehmed Şah'ın küçük kardeşidir. Tahsilini kısa sürede tamamlayıp müderris olmuş, hacca gitmiş, sonra Divan-ı Hümayun'da kâtiplik yapmıştır. Maddeye göre Tevârîh-i Âl-i Osmân adlı tarih, II. Bayezid'in isteğiyle yazılmış ve 917 (1511) yılına kadar gelir; yazarı 915 (1509) İstanbul depreminden hemen sonra padişahla birlikte Edirne'ye gitmiştir. Şair Latîfî'ye göre 928'de (1522) Rodos'un fethi sırasında İstanbul'da ölmüş ve Zeyrek Yokuşu'nda babasının kabrinin bulunduğu aile kabristanına gömülmüştür. Ansiklopedi bu tarihin yazarlığının tartışmalı olduğunu da açıkça belirtir: J. H. Mordtmann eseri Rûhî-i Edirnevî adlı başka birine verir, Bursalı Mehmed Tâhir ise Zenbilli'nin oğlu Rûhî Fâzıl Çelebi'ye; Küçükdağ ikinci görüşü daha güçlü bulur.

Bu tablo içinde bir tarih yazarı ve kâtip olarak 1509'da padişahın yanında bulunan bir kişinin 1505'te doğmuş olması mümkün değildir. Tarihin yazarı Zenbilli'nin oğluysa, 891 doğum tarihi daha akla yatkın görünür; tezkirelerin genç, güzel ve erken ölen şairi ise bu yaşla uyuşmaz. Kaynaklarda iki ayrı kişinin, belki aynı ailenin iki üyesinin, bir isim altında birleşmiş olması da düşünülebilir; bunu gösteren bir belge yoktur. Burada her bilgi ait olduğu kaynağın adıyla verilmiştir. Sehî'nin tezkiresinin bir nüshasında Rûhî'ye eklenen hamam gazelinin aidiyeti de bu yüzden ayrıca tartışmalıdır.

Amasya ile Bağı

Rûhî'yi Amasya'ya bağlayan iki şey vardır: babası ve Hüsameddin'in doğum kaydı. Cemâlî ailesinin yolu kuşaklar boyunca Amasya'dan geçmiştir; Zenbilli Ali Efendi bu şehirde ders vermiş ve müftülük yapmıştır. Hüsameddin oğlunun babası Amasya'da müderrisken doğduğunu yazar. Sehî ise doğum yerini açıkça İstanbul olarak verir. Bu yüzden Rûhî'nin Amasyalılığı tartışmalıdır: aile bağı kesin, doğum yeri iki kaynakta iki ayrı şehirdir.

Şiiri

Hüsameddin Rûhî'nin bir divanı olduğunu söyler; bu divanın bilinen bir nüshası yoktur. TDV maddesi onun şiirlerinde çağdaşlarına göre sade bir dil kullandığını belirtir. Tezkirelerde kalan parçalar bu kategoride ayrı sayfalardadır: Latîfî'nin aktardığı "Göz göñül sîne tehî", "Öldügümden soñra", "Bilmeyüp dâyîresin", "Mihr ile meh öykünse" ve "Gün yüzüñden zülfüñi" beyitleri; yine Latîfî'nin anlattığı, hasta yatağında bir Yahudi hekim için söylenmiş latife kıtası; Sehî'nin verdiği, hacca giden dost için yazılmış iki beyit ile "Her-câyî dil-rübânuñ" beyti; ve Sehî'nin tek bir nüshasında Rûhî'ye eklenmiş "Hammâma girdi" gazeli. Hüsameddin'in verdiği iki beytin ikincisi, Rûhî'nin bir mısraı ile Latîfî'nin ona yazdığı karşılığın bir mısraının birleşmesinden oluşur.

Kronoloji

891 (1486): Hüsameddin'e göre Amasya'da doğar. Âşık Çelebi'ye dayandırılan tarih 911 (1505-06), Sehî'ye göre doğum yeri İstanbul'dur.

915 (1509): TDV'ye göre İstanbul depreminden sonra II. Bayezid ile Edirne'ye gider.

927 (1521): Hüsameddin'e göre ölür.

928 (1522): Latîfî'ye göre Rodos'un fethi sırasında İstanbul'da ölür; Zeyrek'teki aile kabristanına gömülür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Akademik çalışmalar

Resmî kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar