Merzifon'un kuzeyinde, şehre yukarıdan bakan bir yamaçta, kurşun kaplı kubbesi ve kalın ayaklara oturan sahanlığıyla küçük bir türbe durur. Bugün Nusratiye Mahallesi'nde, kendi adını taşıyan sokakta bulunan bu yapı, on beşinci yüzyılda Merzifon'da yaşamış olduğu kabul edilen derviş Pîrî Baba'nın mezarıdır. Halk arasında Bektaşî dervişi olarak bilinen, araştırmacıların ise daha çok Kalenderî bir derviş olarak tanımladığı Pîrî Baba, hamam külhanında yaşadığı, padişahlara fetih müjdesi verdiği anlatılan menkıbeleriyle ünlüdür. Türbenin çevresinde yüzyıllarca bir tekke, bir mescit, bir vakıf ve bir ziyaret geleneği oluşmuştur. Yapının bugünkü sade görünüşünün ardında, kuruluşundan 1826'daki büyük kırılmaya ve yirminci yüzyıl onarımlarına uzanan katmanlı bir tarih yatar.
Dervişin hayatı ve menkıbeleri ayrı bir yazının konusudur; burada türbenin kendisi, onu çevreleyen tekke ve vakıf ile yapının mimarisi ve ziyaret gelenekleri ele alınmıştır. Yine de türbenin tarihini anlamak için Pîrî Baba'nın kim olduğuna kısaca değinmek gerekir. Hayatına dair bilgiler başlıca iki kaynağa dayanır: Hoca İbrâhim adlı bir müridin kaleme aldığı Menâkıb-ı Pîrî Baba ile Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme'si. Evliya Çelebi onu Ahmed Yesevî'nin Hacı Bektâş-ı Velî ile birlikte Anadolu'ya gönderdiği dervişlerden sayar ve Orhan Gazi devrinden Fâtih Sultan Mehmed devrine kadar yaşadığını söyler. Menkıbelerdeki padişah adlarının karşılaştırılması ise dervişin gerçekte on beşinci yüzyılın ortalarında, büyük olasılıkla ikinci yarısına kadar yaşadığını düşündürür.
Konumu ve Çevresi
Türbe, Merzifon'un yüksekçe bir mevkiindeki Nusratiye Mahallesi'nde, Pîrî Baba Sokağı üzerindedir. Mahallenin eski adı Tekke Mahallesi'dir; bu ad doğrudan Pîrî Baba Tekkesi'nden gelir. Bölge için eski kayıtlarda Sarı Bayındır adı da kullanılır. Evliya Çelebi on yedinci yüzyılda dervişin, Merzifon şehrinin kuzeyinde, şehre nazır yüksek bir yere yerleştiğini yazar. Bu tarif bugünkü konumla örtüşür: türbeye çıkan yol yokuşludur ve sahanlıktan Merzifon'un çatıları ile ovaya doğru açılan manzara görülür.
On sekizinci yüzyıla ait belgelerde tekkenin şehrin yakınlarında, yani yerleşimin biraz dışında olduğu anlaşılır. Merzifon büyüdükçe tekke ve türbe şehrin içinde kalmış, çevresinde bir mahalle oluşmuştur. Bugün yapı, Merzifon'un tarihî merkezindeki Kara Mustafa Paşa Camii, bedesten, Taşhan ve Sultaniye Medresesi gibi eserlerle birlikte şehrin kültür yolu üzerindeki duraklardan biridir. Türbenin batısında ağaçlıklı bir bahçe, onun da altında, merdivenle inilen yerde Pîrî Baba Camii bulunur.
Türbeyi Kim Yaptırdı
Türbenin yapım tarihini veren bir inşa kitabesi yoktur ve kimin yaptırdığı konusunda kaynaklar ayrı yönlere işaret eder. Menâkıbnâme'deki anlatıya göre Pîrî Baba hayatının son döneminde her gün sonradan tekkesinin kurulacağı yere gelir, güneş batıncaya kadar orada oturur, akşam yeniden eski hamama dönerdi. Bir gün bu yerde vefat etti. Doğduğu Narince köyünün halkı onu köylerine götürmek istedi, fakat Merzifon ulemâsı buna razı olmadı ve derviş öldüğü yere defnedildi. Böylece türbenin yeri, dervişin ölümüyle belirlenmiş oldu.
Aynı kaynak türbeyi yaptıranın da yazarın kendisi olduğunu söyler. Hoca İbrâhim'in anlattığına göre Pîrî Baba'nın ölümünden sonra Kara Baba adlı bir müridi, dervişin vefatını padişaha bildirmek ve onun adına köyler vakfedilmesini istemek üzere İstanbul'a gönderildi; ancak Kara Baba padişahla görüştükten sonra İstanbul'da öldü. Merzifonlular bunun üzerine türbe ve tekkenin kurulması için dervişin yeğeni Ali Dede'yi sıkıştırmaya başladı. Bu sırada Şamlıoğlu Hoca İbrâhim denizde bir fırtınaya yakalanmış, kurtulursa Pîrî Baba'nın mezarı üzerine türbe yaptıracağını adamıştı. Anlatıya göre batmak üzere olan gemiyi güvercin kılığına giren Pîrî Baba kurtardı. Hoca İbrâhim Merzifon'a gelerek Bezircioğlu adlı birinden arsa satın aldı, türbe ile tekkeyi yaptırdı ve ailesinden bir kızı Ali Dede ile evlendirip tekkenin hizmetine verdi. Bu evlilikten doğan çocukla Pîrî Baba'nın soyunun sürdüğü kabul edilir. Araştırmacılar bu hikâyede Hoca İbrâhim'in kendisini dervişin ailesine bağlama çabasını da görürler.
Amasya tarihçisi Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddin ise farklı bir rivayet aktarır. Onun anlatısında derviş Pîrî Ahmed Baba adını taşır, Buhara'dan gelmiştir ve II. Murad devrinde Merzifon'a yerleşerek Şeyh Abdürrahîm-i Merzifonî'nin hizmetinde bulunmuştur. Amasya valisi olan Şehzade Bayezid, yani sonraki II. Bayezid, onun hâline hayran kalmış, 863 (1458-1459) yılında Şeyh Abdürrahîm'in vefatından sonra derviş için ayrı bir zâviye yaptırıp geçimi için bazı geniş araziler vakfetmiştir. Hüsâmeddin'e göre Pîrî Baba yaklaşık 879 (1474-1475) yılında ölmüş ve Sultan Bayezid'in yaptırdığı türbeye defnedilmiştir. Halifesi Ali Baba da türbenin dışında gömülüdür. Hüsâmeddin'in eserinin başka bir baskısından yapılan alıntılarda zâviyenin 1464'te kurulduğu da belirtilir.
Belgeler bu iki anlatıdan hangisinin doğru olduğunu kesin olarak göstermez, ama zâviyenin erken bir tarihte var olduğunu kanıtlar. On altıncı yüzyılın başına ait tahrir defterinde "Merzifon'daki Pîrî Baba zâviyesi" kayıtlıdır; bu defterin tarihi kimi çalışmalarda 1515, kimilerinde 926 (1520) olarak verilir. O sırada zâviyenin başında Şahkulu Baba (ya da Şahkulu Dede) b. Bâyezîd bulunuyordu ve 982-983 (1574-1575) tarihli defterden aynı kişinin görevini hâlâ sürdürdüğü anlaşılır. Yapının plan şeması ve mimari özellikleri de, Merzifon'un Türk devri mimarisi üzerine çalışan Murat Çerkez'e göre on beşinci yüzyılın ikinci yarısına işaret eder. Buna karşılık Machiel Kiel türbenin 1731'de yeniden inşa edildiğini belirtir. Bugünkü yapının hangi bölümlerinin on beşinci yüzyıldan, hangilerinin sonraki yenilemelerden kaldığı tam olarak ayrılamamaktadır.
Evliya Çelebi'nin Gördüğü Tekke
Türbenin geçmişteki görünüşüne dair en canlı tasvir, 1057 (1647) yılında Merzifon'a uğrayan Evliya Çelebi'ye aittir. Seyyah, Pîr Dede Sultan diye andığı dervişin tekkesini, Osmancık'taki Koyun Baba Tekkesi'nden daha büyük bir bina olarak anlatır. Tekke kârgir, çok büyük ve üzeri kurşunla kaplıdır. Meydan odaları, mutfağı, kileri ve derviş hücreleriyle iki yüz, üç yüz dervişi barındırabilecek genişliktedir. İmaretinde gelen gidene yemek verilir; Pîr Dede Sultan'ın çorbası ünlüdür. Evliya'nın ifadesiyle tekke çok kıymetli eşyalarla donatılmıştır ve benzeri İmam Musa Rıza Tekkesi'nde bile yoktur. O dönemde burada iki yüzü aşkın, yalınayak ve başı açık derviş hizmet etmektedir.
Evliya Çelebi türbeye girdiğini, dervişin "nurlu kubbesi" altında Yâsin okuyarak ruhaniyetinden yardım dilediğini anlatır. Türbenin içi güzel kokularla doludur. Kabrin dört bir yanı çerağ, şamdan, kandil, buhurdan ve gülabdan gibi değerli eşyalarla süslenmiştir. Pîr Dede'ye ait olduğu söylenen hırka, zerdeste, alem, tabl, kudüm, zil, tâc-ı Bozdoğanî, sapan-ı Dâvudî ve paleheng-i Mûsevî dolaplar içinde saklanmaktadır. Tekke şeyhi Memi Dede Can, fakirlerin izniyle dervişin Bozdoğanî keçe külahını tekbirlerle Evliya'nın başına koyar, dervişler gülbank çekip hayır dua eder.
Seyyahın tasvirinde tekke ile birlikte bir başka yapı da önem taşır: dervişin yaşadığına inanılan hamam. Evliya'ya göre bu hamam, hastaların şifa bulduğu büyük bir ziyaret yeriydi ve dervişin duvara girdiği yer ile hamamın mermerinden yoğurup ekmeğe çevirdiği anlatılan taşlar hâlâ gösterilmekteydi. Merzifon'da on yedinci yüzyıldan önce yalnız bir hamam vardı ve bu hamam 1388'de, I. Murad döneminin sonlarında yaptırılmıştı. Yerel anlatıda Eski Hamam diye anılan bu yapının külhana bitişik en sıcak köşesine yakın zamanlara kadar "Pîrî Baba halveti" denirdi. Tekke, türbe ve hamam böylece Merzifon'da dervişin anısına bağlı üç ayrı mekân oluşturuyordu.
Evliya Çelebi, zâviyeye Fâtih Sultan Mehmed'in İstanbul'un fethinden sonra 366 köy vakfettiğini ve bu yüzden Merzifon şehrinin Pîr Dede Tekkesi'nin vakfı olduğunu da yazar. Bu sayı menkıbevî bir abartı olarak değerlendirilir; tekkenin vakfiyesi bugüne ulaşmadığından vakfın asıl şartları bilinmemektedir. Menâkıbnâme'ye göre ise Fâtih "Merzifon'u kendine vakfettim" diye haber gönderdiğinde Pîrî Baba kendisine vakıf gerekmediğini söylemiş, vakfın şehrin âlimleri için kurulmasını ve onların da kendi ruhuna dua etmelerini istemişti.
Tekkenin Bektaşîliğe Geçişi ve Şeyhleri
Pîrî Baba'nın kendisinin Bektaşî olduğunu gösteren açık bir kanıt yoktur. Seyahatnâme'de "ışık" diye anılması, çıplak dolaştığının söylenmesi ve menkıbelerindeki tavırları onu Kalenderî bir dervişe yaklaştırır. Tekkenin ise zamanla Bektaşîliğe bağlandığı kesindir. Bu geçişin tarihi konusunda iki görüş vardır. Kimi araştırmacılar zâviyenin on altıncı yüzyılda, Balım Sultan'ın Bektaşîliği teşkilatlı bir yapıya kavuşturup pek çok Kalenderî tekkesini Hacı Bektaş merkezine bağladığı dönemde dönüştüğünü düşünür. Hüsâmeddin ise zâviyenin uzun süre dervişin evlat ve halifeleri tarafından yönetildiğini, ancak 1008 (1599-1600) yılında ayaklanan isyancıların nüfuzuyla Bektaşî erenlerinin idaresine geçtiğini yazar. Faroqhi'ye göre tekke on yedinci yüzyılda Bektaşîlerin denetimindeydi; Evliya Çelebi de 1647'de burayı bir Bektaşî zâviyesi olarak tanıtır.
Hüsâmeddin'in aktardığı şeyhler listesi, tekkenin on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda nasıl yönetildiğini ayrıntılı biçimde gösterir. Pîrî Baba'nın soyundan geldiği defterlerde yazılı olan Abdî Dede b. Osman Dede, Köprülü Mehmed Paşa'nın desteğiyle zâviyenin şeyhi ve mütevellisi olmuştu. Pîroğlu ya da Pîrli diye tanınan Abdî Dede'nin büyük oğlu Osman Ağa, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın yakın adamlarındandı ve mirahurluktan beylerbeyiliğe yükseldi. Abdî Dede'den sonra oğulları Timur Baba ve Derviş Mehmed Baba, ardından torunu Hacı Ali Baba şeyhlik yaptı. 1131 (1718-1719) yılında Timur Baba'nın oğlu Bektaş Baba şeyh olunca zâviye açıkça bir Bektaşî ocağına dönüştü ve Hüsâmeddin'in ifadesiyle Hacı Bektaş ocağıyla rekabete girişti.
Osmanlı arşiv belgeleri de on sekizinci yüzyıldaki atamaları izlemeye imkân verir. Tekkeye şeyh atamaları, Bektaşîliğin merkezi olan Hacı Bektaş Tekkesi postnişininin arzıyla yapılıyordu. 1707'de Hacı Ali, 1712'de Hacı Bektaş şeyhi Şeyh Elvan'ın arzıyla Derviş Himmet bu göreve getirildi. 1766'da zâviyedar Derviş Ali'nin dikkatsizliği yüzünden tekkenin hasar gördüğü, yerine atanan Derviş Mehmed'in tekkeyi tamir ettirdiği anlaşılmaktadır. Derviş Mehmed de 1768'de çeşitli suçlamalarla görevden alındı, 1778'de suçsuzluğu anlaşılınca geri döndü, 1781'de ise tekkeden dervişleri dağıttığı gerekçesiyle kesin olarak azledildi. Yerine gelen Süleyman Dede'den sonra 1783'te gelen gidene yemek yedirmek şartıyla Seyyid Ahmed Dede zâviyedar oldu; onun 1799'da çocuksuz ölümüyle kardeşi Seyyid Mahmud Baba göreve geldi. Bu sık değişiklikler ve şeyhlik ile mütevellilik üzerindeki çekişmeler, tekke vakfının mallarını denetlemenin o dönemde önemli bir değer taşıdığını gösterir.
On dokuzuncu yüzyılın başında da atamalar sürdü: 1805'te Seyyid Hacı Hüseyin b. Hızır Dede, 1813'te Seyyid Derviş Hasan, 1823'te Hacı Bektaş şeyhi Şeyh Feyzullah'ın inhasıyla bir başka Derviş Mehmed zâviyedar oldu. Hüsâmeddin'e göre ise yirmi sekiz yıl Bektaşîlere babalık eden Süleyman Baba 1223 (1808) yılında ölmüş, yerine halifesi İbrâhim Baba geçmişti. Tekkenin kapatıldığı sırada başında bulunan şeyh bu İbrâhim Dede'dir.
1826'da Tekkenin Kapatılması
1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırıldığında, ocakla sıkı bağı olan Bektaşîlik de yasaklandı. Bektaşî tekkeleri ya yıktırıldı, ya kapatılıp kapılarına kilit vuruldu, ya da cami, medrese, mektep gibi başka bir dinî işleve dönüştürüldü. Altmış yıldan eski, "kadîm" sayılan tekkelerin yıkılmak yerine Müslüman halk için cami, mescit, medrese ya da mektebe çevrilmesi isteniyordu. Pîrî Baba Tekkesi kadîm bir tekke olmasına karşın merkez tekkeyle yakın ilişkisi yüzünden ağır biçimde etkilendi. Ancak fermanda türbe bölümlerinin bırakılması açıkça istenmişti; bu yüzden Pîrî Baba'nın türbesine dokunulmadı.
Kapatma işlemi Merzifon'da adım adım yürütüldü. Sivas valisi Mehmed Paşa'nın buyruldusu bir memur eliyle kasabaya ulaştırıldı ve Merzifon mahkemesinde beldenin ulemâsı ile ileri gelenleri önünde okundu. Mahkemede oluşturulan küçük bir heyet tekkeye gelerek arazisini, eşyasını ve diğer mülklerini deftere geçirdi. Zâviyedar İbrâhim Dede "Bektaşî zümresinden" olduğu için itikadını düzeltmek üzere tekkeden uzaklaştırıldı; büyük ihtimalle ulemânın yoğun bulunduğu bir yere sürgün edildi. Dervişlerin toplanıp ayin yaptığı meydan odası yıktırıldı. Türbeye Merzifon ulemâsından ve Nakşibendî tarikatından Osman Efendi türbedar olarak atandı. Tekkenin mal varlığı hazine adına zaptedilecekti, fakat gelirinin cüzi olduğu ve türbenin bazı hizmetlerinin sürmesi gerektiği göz önüne alınarak arazi, eşya ve vakıf gelirleri Osman Efendi'ye bırakıldı. Bu devri gösteren belge 16 Ramazan 1244 (1829) tarihlidir; Hüsâmeddin de İbrâhim Baba'nın 24 Receb 1244'te görevden alındığını yazar. Buna göre 1826'daki kararın Merzifon'da uygulanması 1828-1829 yıllarını bulmuştur.
Tekke içinde meydan odasının yanında, Pîrî Baba adıyla anılan bir mescit zaten bulunuyordu; bu mescide on sekizinci yüzyılda imam atandığı belgelerden bilinmektedir. Meydan odası yıkılınca mescit genişletildi, içine minber konuldu, bir hatip atandı ve böylece tekke bir camiye dönüştü. Tekke vakfı da bu camiye ve türbeye tahsis edildi. 1840'ta Sultan Abdülmecid'in tahta çıkışı dolayısıyla Pîrî Baba Camii'nin imamlık beratı yenilendi; 1844'te Seyyid Hâfız Abdurrahman, 1887'de Sâdık Efendi b. Mustafa imam oldu. Bugün türbenin batısında, bahçeden merdivenle inilen yerdeki Pîrî Baba Camii'nin bu dönüşümün devamı olduğu kabul edilir.
Türbenin Yeniden Canlanması
II. Mahmud'un ölümünden sonra Abdülmecid döneminde Bektaşîler üzerindeki baskı yavaş yavaş hafifledi. Merzifon'dan uzaklaştırılan Bektaşîler türbeye yeniden gelmeye başladı. Hüsâmeddin'in listesine göre Osman Efendi 1248 (1832) yılında öldü, ardından Nakşibendî şeyhler göreve geldi. 1263 (1847) yılında Bektaşî yolundan bir kadı olan Zilelizâde Ebûbekir Vahdetî türbenin şeyhi olunca, Hüsâmeddin'in deyişiyle "eski dirnek avdet etti", yani eski düzen geri döndü. Tekke binası bir daha eski hâline kavuşturulamadı, ama türbe zamanla yapılan eklerle genişleyerek küçük bir zâviye gibi işlemeye başladı.
On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında türbede şeyhlik bir yandan Bektaşîler, bir yandan Nakşibendîler arasında el değiştirdi. Ebûbekir Vahdetî'nin oğulları Hamdullah ile İbrâhim Selâmet 1871'de birlikte zâviyedar oldular. Hüsâmeddin bu atamanın, Bektaşî yoluna yakınlığı bilinen Şeyhülislam Ahmed Muhtar Bey'in nüfuzuyla yapıldığını yazar. Hamdullah'ın bir öldürme olayı yüzünden hapse girmesi ve kardeşinin küçük yaşta bulunması üzerine 1886'da ulemâdan ve Nakşibendî tarikatından Buharalı Şeyh Hacı Hamza Efendi göreve getirildi. Hamza Efendi 1896'da Hacı Bektaş Tekkesi şeyhliğine atandı ve Merzifon'daki tekkenin kira gelirlerini toplamak için postnişin Maraşlı Mehmed Efendi'ye vekâlet verdi. Hüsâmeddin 1317 (1899-1900) yılında Merzifon'a gittiğinde tekkede şeyh olarak Şirvânî Hacı Yûsuf Efendi'yi ziyaret ettiğini kaydeder; eserinin bir başka yerinde zâviyenin son şeyhinin adı Şirvânî Yûnus Efendi olarak geçer.
Yirminci yüzyılın başında türbeyi ziyaret eden İngiliz araştırmacı F. W. Hasluck, burada Hacı Bektaş'ın yârânından Pîrî Dede'nin mezarı bulunduğunu, Bektaşî dervişlerinin hâlâ ikamet ettiğini ve Kafkasya'dan, Kars havalisinden gelen muhacirlerin yerleşmesiyle yöreye yeni bir hayat geldiğini yazar. Aynı dönemde Merzifon'da bulunan Amerikalı White'ın türbe şeyhiyle kişisel bir dostluğu olduğu bilinir. 1915'te Hüseyin Rıza Efendi'nin vekili olarak Hasan Tahsin Efendi zâviyedar ve mütevelli tayin edildi; 1920'de Şûrâ-yı Devlet, tekkenin harem kısmını Hüseyin Rıza Efendi'nin, selamlık kısmını Hasan Tahsin Efendi'nin kullanmasına karar verdi. Osmanlı'nın son döneminde türbe çevresinde yetişen ozanlar arasında Âşık Kul Fakır (1873-1938) anılır. Bu canlılık, tekke, zâviye ve türbelerin kapatıldığı 1925 yılına kadar sürdü.
Tekkenin Vakfı
Tekkenin vakfiyesi bulunamadığından vakfın kuruluş şartları bilinmemektedir, ancak atama belgeleri gelirlerin nereye harcandığını gösterir. Vakıf evladiyet üzere kurulmuştu. Gelirler önce tekkedeki şeyh ve dervişlerin ihtiyaçlarına, tekke mescidinin imam ve hatiplerine ayrılıyor, gelen gidenin yemek ve barınma masrafları ile binanın onarımları da bu gelirlerden karşılanıyordu. 1826'da mal varlığına el konulduğunda gelirin cüzi olduğu görülmüş ve türbedara bırakılmıştı.
Sonraki muhasebe defterleri vakfın küçük ama düzenli bir işletme olduğunu gösterir. 1842'de vakfın üç değirmeni, bir bahçesi ve bir miktar tarlası vardı. Bu mülklerin 1845'e kadarki beş yıllık geliri 3.657 kuruştu; bunun 1.250 kuruşu değirmen masraflarına, 150 kuruşu bahçe duvarının tamirine, 810 kuruşu imamlık görevine, 1.447 kuruşu da zâviyeye gelen misafirlerin yemeğine harcanmıştı. 1850-1851'de vakfın buğday, arpa ve çavdar geliri 1.258 kuruş 20 para kadardı ve bu gelir de misafirlere yemek verilmek üzere zâviyedarlara bırakılmıştı. 1880'lerde gelir 295 kuruş 20 paraya düşmüştü. 1890'larda vakfa ait Paşaderesi denilen yerde iki değirmen, tekke çevresinde otuz parça tarla ve Merzifon kasabasında yüz hane bulunuyordu. Tekkenin tarlaları Çelebi Sultan Mehmed vakfının suyundan sulanıyordu; 1893'te bu suyun kesilmesi gündeme gelmişti.
Mimarisi
Pîrî Baba Türbesi kare planlı, tek kubbeli ve iki katlı bir yapıdır. Duvarları moloz taş, tuğla ve horasan harcıyla örülmüştür. Kubbe sekizgen bir kasnağa oturur ve dıştan kurşunla kaplıdır. Alt katta dervişin cenazesinin bulunduğu mezar odası, üst katta sanduka yer alır. Bugün üst kat ziyaretçiler tarafından namazgâh, alt kat ise mumluk olarak kullanılmaktadır. Bu düzen, Anadolu türbelerinde sık görülen cenazelik ve ziyaret katı ayrımının sade bir örneğidir.
Dış Görünüş ve Sahanlık
Yapının güney cephesinin önünde, üç fil ayağı üzerine oturan, üzeri çatıyla örtülü bir ön mekân bulunur. Bu bölümün önü ve yanları açıktır ve türbeye merdivenle çıkılan bir sahanlık oluşturur. Kimi tanımlarda iki gözlü bir revak olarak geçen bu ön kısımda moloz taşla birlikte tuğla da kullanılmıştır. Sonraki onarımlarda ön mekânın doğu kenarı bir duvarla kapatılmış ve önüne ahşap bir ek yapılmıştır. Güney cephesinin alınlığında sırlı tuğla ve turkuaz renkli altıgen çini süslemeler vardır; bunların büyük kısmı dökülmüştür. Kubbe kasnağındaki turkuaz İznik çinilerinden de yalnızca birkaç tanesi yerinde kalmıştır.
Türbeye güney cephe duvarında, batı köşesine yakın bir yerde açılan kemerli bir kapıdan girilir. Ahşap kapı, ağaç geçmelerle ve kapı gürzleriyle bezenmiştir; geometrik desenli kanatlar yeşile boyanmıştır. Kapı kemerinin üzerinde, mermer üzerine tek satırlık bir kitabe vardır. Bu kitabeden türbenin 1322 (1904-1905) yılında onarıldığı ve iç mekânının kalem işiyle süslendiği anlaşılır.
İç Mekân ve Sanduka
Türbe zemininin tam ortasında, Pîrî Baba'ya ait olduğu söylenen, alışılmıştan büyük ahşap bir sanduka durur. Sandukanın üzeri işlemeli bir örtüyle kaplıdır. İç duvarlar ile kubbe kasnağı çiçek, rozet ve yelpaze motifleriyle süslenmiştir. Duvarlarda kök boyayla yapılmış çerçeveler içinde vazodan çıkan çiçek desenleri görülür, kubbe altı da ağırlıklı olarak çiçek motifleriyle bezenmiştir. On yedinci yüzyılda kabrin çevresini dolduran çerağlar, şamdanlar ve dervişe ait eşyalar bugün yerinde değildir.
Duvar Resimleri ve Kitabeler
Türbe en çok duvar resimleriyle dikkat çeker. Bu resimler geç Osmanlı duvar resmi sanatının seçkin örnekleri arasında sayılır. Batı duvarında, sandukanın baş tarafına gelen kare bir pano içinde Bektaşî tarikatının sembolleri işlenmiştir: karşılıklı birbirine bakan iki teber, yani derviş baltası, bunlara asılı iki zülfikâr, ortada asılı bir keşkül ve sağlı sollu iki tespih. Panonun köşelerinde birer Bektaşî sikkesi tasvir edilmiştir. Keşkül motifinin üzerinde "destûr" yazılıdır ve bunun altında iki satırlık bir manzum kitabe yer alır:
Zâir gir bu makama bâ-hulûs bâ-ihtirâm
Kıl ziyaret merkad-ı Pîrî Baba zîr bu makâm
Beyit, ziyaretçiye bu makama gönül temizliği ve saygıyla girmesini, makamın altındaki Pîrî Baba'nın mezarını ziyaret etmesini söyler. Duvar resimlerinin 1906 yılındaki onarım sırasında Nakkaş İbrâhim tarafından yapıldığı belirtilir. Kapı kitabesindeki 1322 tarihi ile bu tarih arasındaki küçük fark, aynı onarımın farklı aşamalarına ait olabilir; kaynaklar bu konuda ayrıntı vermez.
Onarımlar
Türbenin kaç kez onarıldığı tam olarak bilinmemekle birlikte bazı onarımlar belgelenmiştir. 1731'de yapının yeniden inşa edildiği bildirilir. 1766'dan sonra zâviyedar Derviş Mehmed hasar gören tekkeyi tamir ettirmiştir. Yirminci yüzyılın başında türbe büyük bir onarım geçirmiştir; kapı kitabesindeki 1322 (1904-1905) tarihi ve 1906'da yapılan duvar resimleri bu döneme aittir. Türbenin bugünkü görünüşü büyük ölçüde bu onarımın izlerini taşır ve yapının ayakta kalıp ziyarete açık olmasında bu çalışmanın payı büyüktür. Son kapsamlı onarım 1977'de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmıştır. Türbe tescilli bir anıt eser olarak korunmakta ve bakımı Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün sorumluluğunda bulunmaktadır.
Yakın dönem düzenlemeleri türbenin çevresini de değiştirmiştir. Merzifonlu yazar Danyal Aşık'ın çocukluk hatıralarına göre sahanlığın önünde eskiden bir sundurma vardı; bu sundurma kaldırılmış, dilek mumlarının yakıldığı yer türbenin yan tarafına alınmıştır. Yakındaki Laleli Çeşme de türbenin yanına taşınmıştır. Aynı anlatıya göre kubbenin kurşun kaplaması arasından eskiden bir ağaç dalı yükselir, baharda yeşerirse o yılın bereketli geçeceğine inanılırdı.
Hazire, Bahçe ve Pîrî Baba Camii
Türbenin batısında, içinde çok sayıda ağaç bulunan geniş bir bahçe vardır. Bahçenin gerisinde koruluk ve mutfak gibi müştemilat yer alır. Türbenin güney tarafında küçük bir hazire bulunur. Buradaki mezarların çoğu yazıtsızdır, ancak bir mezar taşı 1794 tarihli ve Hacı Yusuf Baba'ya aittir. 1818 tarihli bir başka mezar taşı ise Bektaşî tacı biçiminde başlıklıdır ve kitabesi çok aşınmıştır. Bu taşlar, tekkenin on sekizinci yüzyıl sonu ile on dokuzuncu yüzyıl başında Bektaşî dervişlerinin defnedildiği bir yer olduğunu gösterir.
Bahçeden merdivenle inilen yerdeki Pîrî Baba Camii, tekkenin 1826 sonrasında camiye dönüştürülmüş bölümünün yerini alır. Pîrî Baba vakfına ait caminin özgün yapısının tarihi 1201 (1786-1787) olarak anılır. Cami 1957'de Hacı Sabri Âşık tarafından yeniden yaptırılmış ve 1958'de ibadete açılmıştır. Türbe, cami ve bahçe birlikte, bir zamanlar burada bulunan tekke külliyesinin bugüne kalan parçalarıdır.
Ziyaret Gelenekleri
Pîrî Baba Türbesi, Merzifon'un yanı sıra Amasya, Çorum ve Yozgat gibi çevre il ve ilçelerden, Alevî ve Sünnî her kesimden insanın ziyaret ettiği bölgesel bir inanç merkezidir. Ziyaretçiler türbe kapısının önünde el ve dizleri üzerine çökerek eğilip içeri girer, ellerini türbenin her yerine sürerek niyaz eder ve çıkarken yüzlerini türbeye dönük tutarak geri geri dışarı çıkarlar. Türbede mum yakılır, dilek tutulur, adanan kurbanlar dualarla kesilir. Halk arasında türbenin yürüyemeyen ya da geceleri çok ağlayan çocuklar ile akıl hastaları için faydalı olduğuna inanılır. Bu yönüyle türbe farklı inanç gruplarını aynı mekânda buluşturan bir sosyal işlev de görür.
Yerel hatıralar başka âdetleri de aktarır. Evlenmek isteyen bekârlar, kenarları oyalı yazma, yemeni, tülbent ve mendillerin üzerine adlarını yazıp türbenin iç duvarına asarlardı; bu mendiller türbenin bakımından sonra kaldırılmıştır. Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlar sandukanın çevresinde saat yönünün tersine üç kez döner, sandukanın köşelerini ve baş kısmını öper, ardından ayak ucundaki örtünün altından aldıkları bir tutam toprağı ağızlarında ıslatıp bir kısmını alınlarına sürer, bir kısmını yutarlardı. Yerel ağızda bu toprağa "cöfer" ya da "cüfer" denir.
Türbenin sahanlığında, giriş kapısının solunda, taştan örülmüş yüksekçe bir set bulunur. Eskiden bunun üzerinde ahşap bir sandık dururdu; çocuklar bu sandığın içine yatırılır ve kötü huylardan arınmaları için süpürgeyle süpürülürdü. Burada bulunan geyik boynuzları da çocukların omuz, sırt ve kollarına bastırılarak onlar efsunlanırdı. Sahanlıktaki havuzda dilek mumları yakılır, havuzdaki küçük taşlar dilek tutularak duvara yapıştırılmaya çalışılır, taş duvarda durursa dileğin gerçekleşeceğine inanılırdı. Sundurma kaldırılmış olsa da taş yapıştırma ve dilek tutma âdeti bugün de sürmektedir.
Bugün Türbe
Pîrî Baba Türbesi bugün de ziyarete açıktır ve Merzifon'un en çok ziyaret edilen manevi mekânlarından biridir. Türbeye merdivenle sahanlığa çıkılır, ayakkabılar burada çıkarılır. Ziyaretlerde sessizlik ve saygı esastır; içeride dua edenler ve mum yakanlar bulunabilir. Yüksek konumu nedeniyle sahanlık, Merzifon'u ve ovayı seyretmek için de elverişli bir yerdir; bu yüzden açık havalarda yapılan ziyaretler hem türbeyi hem de manzarayı görmek için daha uygundur.
Türbe, Merzifon'un tarihî merkezindeki eserlerle birlikte gezilebilir. Kara Mustafa Paşa Camii ve şadırvanı, bedesten, Taşhan ve Sultaniye Medresesi şehir merkezinde birbirine yakın konumdadır. Pîrî Baba ile aynı yüzyılda yaşamış Şeyh Abdürrahîm-i Rûmî'nin türbesi de Merzifon'un kültür yolu üzerindeki duraklar arasındadır. Bu yapılar birlikte gezildiğinde, on beşinci yüzyılda Merzifon'da yan yana var olan şer'î ve meczup derviş geleneklerinin izleri de görülebilir.
Kronoloji
1388: Merzifon'un on yedinci yüzyıla kadar tek hamamı olan Eski Hamam yaptırılır; Pîrî Baba'nın yaşadığı anlatılan hamamın bu yapı olduğu düşünülür.
1458-1459: Hüsâmeddin'e göre Şehzade Bayezid, Pîrî Baba için Merzifon'da bir zâviye yaptırır (başka alıntılarda 1464).
1474-1475: Hüsâmeddin'e göre Pîrî Baba'nın ölümü; tarihi kesin değildir.
1515/1520: Tahrir defterinde "Merzifon'daki Pîrî Baba zâviyesi" kayıtlıdır; şeyh Şahkulu Baba b. Bâyezîd'dir.
1574-1575: Şahkulu Baba'nın şeyhliği sürmektedir.
1599-1600: Hüsâmeddin'e göre zâviye Bektaşîlerin idaresine geçer.
1647: Evliya Çelebi tekke ve türbeyi ziyaret eder; şeyh Memi Dede Can'dır.
1718-1719: Bektaş Baba'nın şeyhliğiyle zâviye bir Bektaşî ocağına dönüşür.
1731: Türbenin yeniden inşa edildiği bildirilir.
1766-1768: Hasar gören tekke Derviş Mehmed tarafından tamir ettirilir.
1794: Hazirede Hacı Yusuf Baba'nın mezar taşı.
1826: Bektaşîliğin yasaklanması; Pîrî Baba Tekkesi kapatılır.
1828-1829 (1244): Şeyh İbrâhim Dede uzaklaştırılır, meydan odası yıktırılır, Nakşibendî Osman Efendi türbedar olur; tekke mescidi camiye dönüştürülür.
1847 (1263): Ebûbekir Vahdetî'nin şeyhliğiyle Bektaşîler türbeye döner.
1886-1896: Buharalı Şeyh Hacı Hamza Efendi'nin zâviyedarlığı.
1904-1905 (1322): Kapı kitabesine göre onarım ve kalem işi süsleme.
1906: Duvar resimleri Nakkaş İbrâhim tarafından yapılır.
1920: Şûrâ-yı Devlet tekkenin harem ve selamlık kısımlarının kullanımını iki zâviyedar arasında paylaştırır.
1925: Tekke ve türbelerin kapatılmasıyla türbedeki zâviye işleyişi sona erer.
1957-1958: Pîrî Baba Camii yeniden yaptırılıp ibadete açılır.
1977: Vakıflar Genel Müdürlüğü türbeyi onarır.
Kaynakça
Birincil kaynaklar
- Abdîzâde Hüseyin Hüsâmeddin Yasar, Amasya Tarihi, Amasya Belediyesi Kültür Yayınları, 6-8. ciltler, s. 452-455 (Pîrî Ahmed Baba ve Pîrî Baba Zâviyesi şeyhleri).
- Evliya Çelebi, Seyahatnâme, II, 206-208; VIII, 72.
- Hoca İbrâhim, Menâkıb-ı Pîrî Baba, TSMK, Hazine, nr. 1313.
Akademik çalışmalar
- Haşim Şahin, "Pîrî Baba", TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 34, İstanbul 2007, s. 279-280. https://islamansiklopedisi.org.tr/piri-baba
- Fahri Maden, "Merzifon'da Bir Erenler Ocağı: Piri Baba Tekkesi, Türbesi ve Vakfı", Alevilik Araştırmaları Dergisi, sy. 2 (2011), s. 245-264. https://isamveri.org/pdfdrg/D04118/2011_2/2011_2_MADENF.pdf
- Suraiya Faroqhi, "The Life Story of an Urban Saint in the Ottoman Empire: Piri Baba of Merzifon", Tarih Dergisi, sy. 32 (1979), s. 653-678.
- Murat Çerkez, Merzifon'da Türk Devri Mimari Eserleri I, doktora tezi, Ankara Üniversitesi, 2005.
- Machiel Kiel, "Bektaşi Ocağı'nın Arnavutluk'taki Kuruluş Tarihine Dair Bir Not", Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, sy. 13 (2000), s. 37-42.
- Harun Yıldız, "Amasya Yöresi Örneğinde Alevî/Bektaşi Kültüründe İnanç Merkezleri", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, IV/16 (2011), s. 471-480.
Resmî kaynaklar
- "Piri Baba Türbesi", Kültür Envanteri, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Portalı. https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/amasya/kulturenvanteri/piri-baba-turbesi
Diğer kaynaklar
- Suraiya Faroqhi, Anadolu'da Bektaşilik (çev. Nasuh Barın), İstanbul 2003.
- Muzaffer Doğanbaş, "Merzifon'un Gönüller Durağı Piri Baba Türbesi", Cem, sy. 87 (1999), s. 46-47.
- Muzaffer Doğanbaş, Kültürel ve Sanatsal Boyutuyla Amasya, Amasya 2003.
- F. W. Hasluck, Bektâşilik Tedkîkleri (çev. Ragıb Hulûsi), İstanbul 1928.
- Vehbi Cem Aşkun, Piribaba, Sivas 1947.
- A. Aziz Taşan, Dünden Bugüne Merzifon, İstanbul 1979.
- Danyal Aşık, "Bektaşi Dervişi Piri Baba ve Türbesi, Merzifon", Ayak İzlerim, 2020. https://danyalasik.com/2020/04/30/bektasi-dervisi-piri-baba-ve-turbesi-merzifon/
Çevrimiçi kaynaklar









