Osmanlı hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah, Amasya'nın Eslem Hatun Mahallesi'nde doğdu, sanatın temelini bu şehirde öğrendi ve ilk eserlerini burada verdi. Kendisinden sonra gelen hattatların yüzyıllar boyunca izlediği yol, onun adıyla anılır. Amasya ile hat arasındaki bağ ise tek bir ustaya indirgenemeyecek kadar geniştir. On beşinci yüzyılın ikinci yarısında, Şehzade Bayezid'in sancakbeyliği yıllarında şehir, yazı sanatında yeni bir üslup arayışının merkezi hâline geldi; birbirine akraba, hoca ve öğrenci ilişkileriyle bağlı bir hattatlar topluluğu burada yetişti. Şeyh Hamdullah bu topluluğun en tanınmış adıdır, fakat onun sanatı bir boşlukta doğmamıştır.
Hat ve Aklâm-ı Sitte
Klasik hat sanatının temelinde aklâm-ı sitte denilen altı yazı çeşidi bulunur: sülüs, nesih, muhakkak, reyhânî, tevkî ve rikâ. Bu yazıların her birinin harf oranları, duruşu ve kullanım alanı ayrıdır. Sülüs ve nesih zamanla en çok işlenen iki yazı oldu; muhakkak daha çok besmele yazımında, rikâ ise icazet belgelerinde, hattat ketebelerinde ve kitapların bitiş kayıtlarında yer aldı. Bir hattat, bu yazıları bir üstadın yanında yıllarca meşk eder, yani aynı örnekleri tekrar tekrar yazarak harflerin ölçüsünü eline yerleştirirdi. Eğitim, hocanın verdiği icazetle tamamlanırdı. İcazet, öğrencinin kalemini artık kendi adına kullanabileceğini gösteren bir belgeydi.
Bu gelenek on beşinci yüzyıl Anadolusu'nda en canlı hâlini Amasya'da buldu. Selçuklu döneminden ve Osmanlı'nın fetih yıllarından itibaren Herat, Horasan ve Semerkant gibi merkezlerden göç eden şair, hattat, nakkaş ve âlimler Konya, Kayseri, Sivas ve Amasya gibi şehirlerde toplanmıştı. Amasya'da bu birikim, şehzade valilerin sanatçıları himaye etmesiyle birleşince hat, şehrin gündelik kültürünün bir parçası oldu.
Amasya'da Hat Muhiti
Osmanlı hat sanatında yeni üslup arayışları Fatih Sultan Mehmed devrinde başladı ve II. Bayezid'in Amasya valiliği sırasında belirginleşti. Hayreddin Mar'aşî, Celâl Amâsî, oğulları Cemal ve Muhyiddin Amâsî, Abdullah Amâsî ve Şeyh Hamdullah gibi hattatların çevresinde geniş bir muhit oluştu. Bu ustalar aklâm-ı sittenin harf ve terkip bakımından güzelleşmesi için çalıştılar. Amasya'da iki hattat etrafında iki ayrı mektep şekillendi: Hayreddin Mar'aşî ile Celâl Amâsî. Osmanlı-Türk hattatları bu iki koldan gelmiştir.
Hayreddin Mar'aşî, Amasya'ya ilim tahsili için gelmiş, bu şehirde dönemin en kudretli hattatı sayılan Edirneli Yahyâ Sûfî'den aklâm-ı sitteyi meşkederek icazet almıştı. Amasya Valisi Şehzade Alâeddin Bey'in divan kâtipliğini yaptı; şehzadenin vefatından sonra zamanını Amasya'da talebelere yazı meşk ettirerek geçirdi ve 1472 yılının sonlarına doğru öldüğü tahmin edilir. Müzelerde ve kütüphanelerde onun adına kayıtlı bir yazıya rastlanmamıştır. İmzalarını gördüğünü bildiren kaynaklar ile 1470 tarihli bir yazısını gördüğünü yazan Müstakimzâde'nin sözleri, hakkındaki bilginin yalnızca kayıtlara dayandığını gösterir. Buna rağmen Hayreddin'in yetiştirdiği öğrenciler arasında Şeyh Hamdullah, Muhyiddin Köseç ve Seyyid İbrâhim gibi Fatih devrinin tanınmış hattatları bulunur.
Celâl Amâsî, Ali Çelebizâde Alâeddin Hasan Çelebi'nin oğluydu ve Şeyh Hamdullah'ın dayısıydı. Hat sanatını Hayreddin Mar'aşî ile birlikte Yahyâ Sûfî Çelebi'den bir süre meşk ettikten sonra Fettâhî Yahyâ Nîsâbûrî'den çeşitli yazıları öğrenip icazet aldı; hatla birlikte Tokatlıoğlu Cemâleddin Yûsuf Çelebi'den ilim de tahsil etti. II. Bayezid Amasya valisi olduğunda onun yakınları arasına girdi. Bayezid tahta çıkınca kendisini İstanbul'a çağırdı, ancak Celâl Amâsî bir süre sonra Amasya'ya döndü ve Amasya Valisi Şehzade Ahmed'in hat hocası oldu. 14 Kasım 1488'de, Zilhicce'nin dokuzuncu günü arife gününde Amasya'da vefat etti. Kendine has bir tavrı olan Celâl Amâsî'nin kolu Amasya'da kısa bir süre devam etti, fakat Şeyh Hamdullah mektebi daha çok rağbet gördüğü için ilerleyemedi. Hayreddin Mar'aşî kolu ise İstanbul'da Şeyh Hamdullah mektebi olarak sürdü ve bütün İslam dünyasına yayılarak egemen üslup hâline geldi.
Celâl Amâsî'nin oğullarına "Celâl oğulları" denirdi. Bunlardan Mehmed Cemâleddin ve Celâlzâde Muhyiddin devrin hattatlarındandı. Muhyiddin, aklâm-ı sitteyi babasından öğrenerek icazet almış, Fatih devrinin ünlü hattatları arasına girmişti. Hayatı hakkında çok az bilgi vardır; yaklaşık yüz yıl yaşadığı ve Kanuni zamanında da hayatta olduğu bilinir. Yazısının bilinen tek örneği, Kubbealtı Kültür ve Sanat Vakfı Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu'nda bulunan, nesih hatla yazılmış Kasîdetü'l-bürʾe'dir. Bu eser on beşinci yüzyıl Osmanlı hattının karakterini taşır ve Muhyiddin'in Yâkūt el-Müsta'sımî yolundan ayrılan, daha yuvarlak ve sevimli harflerle yeni bir üslup kurduğunu gösterir. Menâkıb-ı Hünerverân'da onun için "Celâloğlu ki hattât-ı cihândır / Nazîri gelmemiş nesh ü celîde" beyti yer alır.
Şeyh Hamdullah'ın Yetişmesi
Şeyh Hamdullah, Amasyalı Sarıkadızâdeler ailesindendi. Babası, Buhara'dan Amasya'ya göç etmiş erenlerden Sühreverdiyye şeyhi Mustafa Dede'ydi. "Şeyh, ibnü's-şeyh, kıbletülküttâb, kutbülküttâb, şeyhürrâmiyân" unvanlarıyla anılır. Doğum tarihi kesin değildir. Müstakimzâde 1436 yılını verir; Osman Fevzi Olcay ve Ekrem Hakkı Ayverdi ise 1426 ile 1430 arasına yerleştirir. Hicrî 830 ile 840 arasına uzanan bu aralık, sanatçının hayatına dair kayıtların ne denli seyrek olduğunu gösterir.
Dinî ilimleri ve dil ile edebiyat bilgisini Hatib Kasım Efendi'den öğrendi. Hat sanatının beşiği sayılan Amasya'da, dönemin önde gelen üstatlarından Hayreddin Mar'aşî'den aklâm-ı sitteyi meşk ederek icazet aldı. Babasının yanında seyrüsülûkunu tamamlayıp hilâfet aldı. Bir kaynak Halvetiyye ve Zeyniyye hilâfetini babasından aldığını söyler; ancak bu konuda ileri sürülen, kendi eliyle yazılmış silsilenâmenin belirtilen kütüphanede bulunduğu iddiası doğrulanamamıştır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde ise sülüs hatla yazılmış, başı ve ketebe sayfası eksik, on sekiz kıtalık bir Halvetiyye silsilenâmesi bulunmaktadır. Dayısı Celâleddin Amâsî'nin kızıyla evlendi; bir kızı ve kendisi gibi hattat olan Mustafa adlı bir oğlu oldu.
Ailenin kökeni konusunda kaynaklar ayrışır. Yukarıda geçen Buhara göçü bir anlatıdır; Amasya'da yürütülen daha yeni bir araştırmaya dayanan başka bir anlatıya göre ise aile, Horasan'da Rey şehrine yakın Purân'dan gelmiş bir Oğuz ailesidir. Bu anlatıda Hamdullah'ın dedesi, Amasya'da Sarı Kadı adıyla tanınan Mahmud Purânî'dir. Sarı Kadı, hicrî 800'lü yıllarda şehre yerleşmiş, o sırada Amasya'nın en büyük âlimi sayılan Halvetî şeyhi Pir İlyas'a intisap etmiştir. Geniş bir aile olarak bugünkü Dere Mahallesi'ne yerleşen bu topluluk zamanla bir mahalle hâline gelmiş, ilk camiyi Sarı Kadı'nın kızı Eslem Hatun yaptırdığı için mahalle Eslem adıyla anılmıştır. Hamdullah çocukluğunu ve gençliğini burada geçirdi; ilk eğitimini ve hat terbiyesini âlim, mutasavvıf ve hattat olan babasından aldı. Amcaları dahil pek çok akrabasının da tanınmış hattat olması, onun yetişmesinde ailenin payını gösterir.
Hüseyin Hüsâmeddin'in Amasya Tarihi'nde, Hamdullah'ın Eslem Mahallesi'nde Roma döneminden kalma bir tapınak yeri olduğu söylenen Gedikli Kaya'ya çıkıp uzun süre yazı çalıştığı belirtilir. Bugün Atatürk Anıtı'nın güneyinde kalan bu kayalık, hat çalışmak isteyenlere ilham veren düzlüğü nedeniyle meşk yeri anlamına gelen "Meşkgâh" adıyla bilinir. Hamdullah'ın Yâkūt el-Müsta'sımî'nin hattını aşmayı hedefleyip aklâm-ı sitteyi bu yıllarda sürekli çalışarak öğrendiği anlatılır.
Şehzade Bayezid ile Tanışması
Şeyh Hamdullah'ın hayatındaki dönüm noktası, Amasya sancakbeyi Şehzade Bayezid ile tanışmasıdır. İkisinin, muhtemelen babası Mustafa Dede'nin sohbet meclislerinde bir araya geldiği düşünülür. Beste yapacak kadar musiki bilen, Türk, Arap ve Fars edebiyatlarına vâkıf olan Bayezid, Hamdullah'ı kendisine hat hocası tayin etti ve ondan icazet aldı. Daha Amasya'dayken tanınmaya başlayan hattat bu yıllarda Fatih Sultan Mehmed'in özel kütüphanesi için bazı eserler istinsah etti. Bunlardan Huneyn b. İshak'ın tıbba dair soru ve cevaplarını içeren kitap (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, III. Ahmed, 1996) ile Mesâlihu'l-ebdân ve'l-enfüs (Süleymaniye Kütüphanesi, Ayasofya, 3740) günümüze ulaşmıştır. İkincisi, Türkiye Yazma Eserler Kurumu tarafından Türkçe çevirisiyle birlikte 2012'de yayımlanmıştır.
Bu eserler, Şeyh Hamdullah'ın sanat hayatının birinci dönemine, yani başlangıç yazılarına (evâil) aittir. Bu yazılarda dönemin hâkim üslubu olan Yâkūt el-Müsta'sımî tarzının izleri belirgindir. Nesih yazı bakımından Yâkūt'un İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ndeki mushafıyla karşılaştırıldığında, benzerlik kolayca fark edilir. Kendi üslubunu ortaya koyduğu eserlerini ise İstanbul'da, ikinci dönemde verdi.
İstanbul'a Çağrılış ve Saray Hayatı
Kardeşi Cem Sultan ile yaşadığı taht mücadelesinin ardından 1481'de tahta çıkan II. Bayezid, Şeyh Hamdullah'ı ailesiyle birlikte İstanbul'a çağırdı. Kimi anlatılara göre Bayezid onu önce oğlu Şehzade Ahmed'in hat hocası olarak görevlendirdi, ardından yanına alarak sarayın hat hocalığını verdi; bu bilgi, Şehzade Ahmed'in hat hocasının Celâl Amâsî olduğunu bildiren kayıtla örtüşmez. Hattat sarayda kâtiplere ve hizmetlilere hüsn-i hat öğretmekle görevlendirildi. Mushaf yazması için Harem Dairesi civarında ve Edirne Sarayı'nda birer meşkhâne, arpalık olarak da Üsküdar'da iki köy tahsis edildi. Bir köyün geliri ise yazıda kullanılan kâğıtları mühreyle parlatan mührezenlere ayrıldı. Şeyh Hamdullah en güzel eserlerini sarayda görevlendirildikten sonra vermeye başladı ve bundan sonra ketebelerinde "kâtibü's-sultân Bâyezîd Han" unvanını kullandı. II. Bayezid'in âlim ve sanatçılara verdiği ihsanların kaydedildiği, 1503 ile 1512 yıllarına ait in'âmât defterine göre en yüksek meblağlar, yazdığı mushaflar karşılığında Şeyh Hamdullah'a ödenmiştir.
Padişahın hat sanatına gösterdiği ilgi, hattatın üslubunun biçimlenmesinde de rol oynadı. Bütün kaynaklar şu olayı aktarır: II. Bayezid, hazineden Yâkūt el-Müsta'sımî'ye ait yedi yazıyı çıkarıp Şeyh Hamdullah'a verdi ve Yâkūt'un özenle yazdıklarını görmediğini söyledi; bu tarzdan ayrı bir yol bulunsa iyi olacağını tavsiye etti. Şeyh Hamdullah'ın kendi üslubunu bu tavsiyeden sonra ortaya koyduğu belirtilir. Yeni üslubun başarısı kısa sürede kabul görmüş, hattın bu tarzını öven bir tarih dörtlüğü de şöyle söylenmiştir: "Şeyhoğlu Hamdi hattı / Tâ kim zuhûr buldı / ʿÂlemde bu muhakkak / Nesh oldı hatt-ı Yâkūt". Dörtlükteki "nesh" sözcüğü hem nesih yazısını hem de hükümsüz kalmayı çağrıştırır ve Yâkūt üslubunun artık geçerliliğini yitirdiğini bildirir. Bayezid'in hattata hayranlığının, hokkasını tutmayı ve meşk edişini seyretmeyi en büyük mutluluklardan saydığı yolundaki anlatı da sultanla sanatçı arasındaki yakınlığı yansıtır.
Şeyh Hamdullah Üslubu
Şeyh Hamdullah, harflerin birbirine oranını, aralarındaki mesafeyi ve kelimelerin satıra oturuşunu yeniden düzenledi. Hafif sola meyilli, düzenli dik hatlarla ve çekilişlerle yazıya akıcılık, kıvraklık ve canlılık kazandırdı; Yâkūt tarzındaki yazıların durgunluğunu giderdi. Yâkūt üslubunda kelimeler birbirini iter gibi dururken, Şeyh Hamdullah üslubunda birbiriyle kaynaşan harflerden oluşan kelimeler satır düzeni içinde tek bir gövde gibi yer alır. Harflerin oranlarındaki tereddüt ortadan kalktı ve harfler klasik ölçülerini buldu. Satır ve sayfa düzeninde birlik sağlayamayan sülüs yazı da bu ekolde dağınıklıktan kurtuldu.
En kalıcı etkisi, mushaf yazımında oldu. Yâkūt tertibi mushaflarda muhakkak, reyhânî ya da aklâm-ı sitteden birkaçı karışık olarak kullanılıyordu. Şeyh Hamdullah'ın kolay okunan, akıcı nesih hattıyla bütün mushaf metni tek bir yazıyla yazıldı; böylece metinde süreklilik ve okumada kolaylık sağlandı. Sayfa düzeni ve satır araları da onun elinde en uygun ölçülerini buldu. Zamanla bu nesih tarzı bütün İslam dünyasında mushaf yazımının geleneği oldu.
Eserlerinin çoğunu murakka ve kıta olarak veren hattat, koltuklu sülüs-nesih kıtanın Türk zevkine uygun şeklini ve ölçüsünü de belirledi. Sonraki hattatlar bu kıtaların boyutunu, düzenini, metin özelliklerini, hatta kâğıt rengini bile taklit ettiler. Şeyh Hamdullah ekolünde zamanla reyhânî ve tevkî terk edildi, muhakkak besmele yazımında, rikâ ise "hatt-ı icâze" adıyla ketebelerde, ilmiye icazetnamelerinde ve kitap sonlarındaki kayıtlarda kullanılmaya devam etti. Kanuni devrinde "hattın güneşi" sayılan Ahmed Şemseddin Karahisârî dışarıda tutulursa, Yâkūt üslubu bu ekolün yaygınlaşmasıyla devrini tamamladı. Bu yolda başarılı olanlar için "Şeyh gibi yazdı" denirdi. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'ndeki aklâm-ı sitte murakkaları (Emanet Hazinesi, 2083, 2084, 2086) altı yazıdaki gelişmeyi gösteren en güzel örneklerdir. Hamdullah'ın İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'ndeki olgunluk dönemi mushafı (AY, 6662) ise nesihteki yeniliklerinin açıkça izlendiği eserdir.
Eserleri
Şeyh Hamdullah'ın kırk yedi mushaf ile yaklaşık bin kadar Enâm, Kehf ve Nebe sûresi, evrâd, ezkâr ve dua mecmuası, tomar, kıta ve murakka yazdığı nakledilir. Bu eserler arasında meşk ya da ticaret amacıyla onu taklit ederek yazılmış olanların bulunduğu da bilinir ve gerçek eserleri taklitlerden ayırmak çoğu zaman zordur. Bugün çeşitli müze ve kütüphanelerde, ya kendi ketebesiyle ya da başka bir hattatın kaydıyla ona ait olduğu belirtilen otuz mushaf, elli Enâm ve cüz, 121 murakka ve kıta ile bir kısmı Fatih Sultan Mehmed için istinsah edilmiş tıp ve hadise dair sekiz kitap, altı dua mecmuası bulunmaktadır.
Okçuluk ve Diğer Yetenekleri
Şeyh Hamdullah zamanının tanınmış okçularındandı; "şeyhürrâmiyân", yani okçuların şeyhi unvanı buradan gelir. II. Bayezid onu, Mahmud ve Hamza dedelerden sonra Okmeydanı Atıcılar Tekkesi şeyhliğine atadı. Okçuluk risalelerindeki kayıtlara göre, Şîr-i Merd adlı bir pehlivanın menzilini ağaç okla 1105,5 gez, yani yaklaşık 729,63 metre atarak kırdı (kimi kaynaklar bu rekoru 1505 yılına, Tozkoparan menzili'ne bağlar) ve bunun anısına Okmeydanı Dergâhı'na yakın bir yere nişan taşı dikti. Okmeydanı'nda 1454 numaralı adadaki nişan taşlarının en eskisi olan bu taş 1,53 metre boyundadır ve üzerinde "Sâhibü'l-menzil Hamdullah ibnü'ş-şeyh reîsü'l-hattâtîn şeyhü'r-râmiyân, sene 911" yazılıdır. Müstakimzâde, okçulukta efsaneleşen Tozkoparan İskender'in onun öğrencisi olduğunu yazar. Kaynaklar ayrıca onun Üsküdar'dan Sarayburnu'na yüzecek kadar iyi yüzdüğünü ve II. Bayezid için ek yerleri belli olmayacak biçimde bir kaftan dikerek terzilikte de ustalık gösterdiğini aktarır. Hattatların yazılarını bez üzerine işleyip tablo olarak astırdığı, bu bezleri dikmenin ve nakışlamanın da hattata düştüğü hatırlanırsa terzilik, hat sanatından uzak bir uğraş sayılmaz. Yüzmeyi ise gençliğinde Yeşilırmak'ta öğrenmiş olması muhtemeldir.
Son Yılları ve Ölümü
II. Bayezid'in 1512'de tahttan çekilip yerine oğlu I. Selim'in geçmesinin ardından Şeyh Hamdullah sekiz yıl boyunca inzivaya çekildi. Bu dönemi talebe yetiştirerek ve müritlerini irşat ederek geçirdi. Kanuni Sultan Süleyman'ın tahta çıkışından sonra onu saraya davet ederek saygı gösterdiği ve kendisi için bir mushaf yazmasını istediği anlatılır. Hattat yaşlılığını ileri sürerek dayısının oğlu Celâlzâde Muhyiddin Amâsî'yi önerdi; Kanuni de ona samur bir kürk giydirip hayır duasını aldı. Muhyiddin bu görev için Amasya'dan çağrıldı, mushafı yazdı ve karşılığında bin filori ödül aldı; İstanbul'da kalma teklifini kabul etmeyip memleketine döndü.
Şeyh Hamdullah bu olaydan birkaç ay sonra, 1520'de vefat etti. Ölümüne dönemin şairleri ebced hesabıyla "Zayfullah" (hicrî 926, yani 1520) tarihini düşmüştür. Müstakimzâde de şu beyti tarih olarak kaydeder: "Şeyh Hamdullāh olup küttâba kıble pîr-i hat / Rihletinde dil dedi târîhini dayf-i ilâh". Kimi eserlerde Yavuz Sultan Selim zamanında öldüğü belirtilse de, Müstakimzâde'nin tespitinin daha doğru olduğu kabul edilir. Yaşı da tartışmalıdır. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'ndeki bir murakkaın ketebesinden, onu yazdığı sırada seksen üç yaşını aştığı anlaşılır. Müstakimzâde'nin doğum tarihi doğruysa seksen dört yaşında ölmüş olmalıdır; bazı araştırmacılar doksanı aştığını düşünür, 110 yıl yaşadığını söyleyen anlatılar ise abartılı sayılır.
Cenaze namazı Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi tarafından Ayasofya Camii'nde kıldırıldı. Vasiyetine uyularak Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı'nda, dönemin hattatlarından Ali b. Yahyâ es-Sûfî'nin yakınına defnedildi. Pek çok tanınmış hattat da onun mezarının çevresine gömüldü ve burası zamanla "Şeyh Sofası" adını aldı. Dünyevi sıfatlara ve makamlara değer vermediği, bu yüzden mezar taşına adının yazılmasını istemediği anlatılır. Mezar taşı kitabesini sonradan II. Mustafa'nın saray hattatı Şâhin Ağa (ö. 1701) yazdı; kitabede "Reîsülhattâtîn Hamdullah el-ma'rûf bi'bni'ş-şeyh" ibaresi yer alır. Taşın üzerindeki 927 tarihi, yüz yıl kadar önce çekilmiş fotoğrafında bulunmadığı için sonradan kazındığı ve yanlış olduğu kabul edilir.
Öğrencileri ve Ekolün Devamı
Şeyh Hamdullah'ın yetiştirdiği talebeler arasında sultan, şehzade, devlet adamı, âlim, şeyh ve şairler de vardı. Tezkirelerde adı geçen kırk üç öğrencisinin başında oğlu Mustafa Dede ile damadı Şükrullah Halife gelir. Mehmed Handan, Ali b. Mustafa, Behram b. Abdullah, Hüsameddin Hüseyin Şah, Câfer Çelebi, Şehzade Korkut, Mehmed b. Ramazan, Receb b. Mustafa, Mahmud Defterî ve Mustafa b. Nasûh başarılı talebeleri olarak anılır. Sonraki yüzyıllarda Derviş Mehmed, Hasan Üsküdârî, Hâlid Erzurûmî, Büyük Derviş Ali, Suyolcuzâde Mustafa Efendi, Hâfız Osman, Hâşimîzâde Abdullah Efendi, Eğrikapılı Mehmed Râsim, Kazasker Mustafa İzzet, Mehmed Şefik Bey ve Mehmed Şevki Efendi gibi hattatlar da bu yoldan yürüyerek ekole yeni bir canlılık kazandırdılar.
Anadolu'nun yedi hat üstadı anlamına gelen "esâtize-i Rûm" sıralamasında Şeyh Hamdullah'ın yanında oğlu Mustafa Dede, akrabaları Abdullah Amâsî, Celâleddin Amâsî ve Celâlzâde Muhyiddin Amâsî, çağdaşları Ahmed Şemseddin Karahisârî ile Bursalı Şerbetçizâde İbrâhim Efendi yer alır. Bu isimler, Yâkūt el-Müsta'sımî'nin de aralarında bulunduğu yedi büyük üstada (esâtize-i seb'a) karşılık Anadolu'nun yedi büyük sanatçısı sayılmıştır. Bu yedi adın beşi Şeyh Hamdullah'ın ailesinden ya da Amasya hat muhitinden gelir.
Mustafa Dede
Şeyh Hamdullah'ın oğlu Mustafa Dede, hicrî 900 (1494-1495) dolaylarında Amasya'da doğdu. Babası bu sırada İstanbul'da, sanat hayatının zirvesindeydi. Mustafa'nın ondan aklâm-ı sitte dersi aldığı bilinir, ancak hat tezkireleri asıl hocasının Abdullah Amâsî olduğunu bildirir. Hac vazifesi için Hicaz'a giderken bir süre kaldığı Mısır'da babasına ait bazı murakkaları gördüğü, hac sırasında da Kâbe'ye ve Ravza-i Mutahhara'ya hediye edilen eserleri incelediği, hattaki asıl gelişmesine bundan sonra eriştiği anlatılır. Babasının üslubuna kendi araştırmasıyla vâkıf olduğu, ondan doğrudan meşk almadığı söylenebilir.
Metin ve zarif yazısıyla babasının ayarına ulaşan Mustafa Dede, esâtize-i Rûm arasında anılan emsalsiz bir hattat oldu. Hac dönüşünde Üsküdar'a yerleşti ve Şeyh Hamdullah silsilesinin devamı için talebe yetiştirmeye başladı. Basit bir hastalığa uygulanan yanlış tedavi yüzünden 1538'de, henüz kırk beş yaşındayken öldü. Şair Kandî ölümüne "Gitdi Dede'm cennete" terkibiyle tarih düşürdü. Karacaahmet Mezarlığı'nda babasının yanına defnedilmiştir, fakat bugün mezarı yoktur.
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde ve Konya'daki Koyunoğlu Müzesi'nde birer Kur'an-ı Kerîm'i, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bir En'âm-ı Şerîf'i, yine burada çeşitli murakka ve kıtaları ile Kehf Sûresi'ni içeren bir cüzü, Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde de bir murakkaı bulunur. Süleymaniye Camii'ne vakfedilmiş mushafını gören Müstakimzâde onun için "harfi dahi taklid kabul etmez" der. Bir kıtasının ketebesini gören Bakkal Ârif Efendi'nin "Şöyle bir Mustafa yazabilseydim, kendime hattat derdim" diyerek aczini itiraf ettiği anlatılır. Müstakimzâde ayrıca, sonraki yıllarda kimi kişilerin Mustafa Dede'nin yazılarına karıştırmak üzere kâğıtları ütüyle, kahve telvesiyle ve çeşitli işlemlerle eskittiğini, harflerin ölçüsü pergelle tutturulsa bile ustanın elindeki ustalığın taklit edilemediğini aktarır.
Anma Çalışmaları
Şeyh Hamdullah'ın ölümünün 500. yılı için Sakıp Sabancı Müzesi, 10 Aralık 2020 ile 30 Eylül 2021 tarihleri arasında "Ölümünün 500. Yılında Şeyh Hamdullah" adlı bir sergi düzenledi. Müzenin Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu'nda Şeyh Hamdullah'ın ve çağdaşlarının, onun yolundan giden hattatların ve on altıncı yüzyılın usta müzehhiplerinin eserleri korunmaktadır. Sergide İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nden, Sadberk Hanım Müzesi'nden ve Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı Ekrem Hakkı Ayverdi Koleksiyonu'ndan seçilen on beşinci yüzyılın ikinci yarısı ile on altıncı yüzyılın ilk yarısına ait yazma kitaplar, Kuran nüshaları, kıtalar ve albümler yer aldı. Sergiye bir kitap da eşlik etti.
Şehrin Yazı Mirası
Amasya'nın yazıyla ilişkisi hattatlarla sınırlı kalmadı. Şehrin camilerinde, çeşmelerinde, mezar taşlarında ve kitabelerinde Osmanlı yazı sanatının örnekleri bugün de görülebilir. Kapı üstlerindeki besmeleler, çeşme alınlıklarındaki tarih beyitleri ve mihrap kavislerindeki âyetler, hattın şehirde kitap sayfalarının yanı sıra yapıların yüzünde de yaşadığını gösterir. Şeyh Hamdullah'ın adı da şehirde yaşar. Amasya Üniversitesi'nin Güzel Sanatlar Fakültesi onun adını taşır; onun adına açılan müzenin girişindeki kitabe, çağdaş hattat Mahmut Şahin'in elinden çıkmıştır ve ustanın ruhunun şad olduğunu müjdeleyen dörtlükle son bulur. Hattatların pîri diye anılan bu usta, Amasya'nın yetiştirdiği en geniş etkili sanatçı olarak hâlâ sürmekte olan bir yazı geleneğinin başında durur.
Kronoloji
1426-1436: Şeyh Hamdullah'ın Amasya'da doğduğu, kaynaklara göre değişen tarih aralığı.
1470-1472: Hayreddin Mar'aşî'nin Amasya'da yazı öğrettiği ve 1472 sonlarında öldüğü tahmin edilen yıllar.
1481: II. Bayezid tahta çıkar; Şeyh Hamdullah ailesiyle İstanbul'a çağrılır.
1488: Celâl Amâsî Amasya'da vefat eder.
1503-1512: II. Bayezid'in in'âmât defterinin kapsadığı yıllar; en yüksek ödemeler Şeyh Hamdullah'ın yazdığı mushaflara yapılır.
1505: Şeyh Hamdullah'ın, kimi kaynaklara göre Tozkoparan menzilinde 1105,5 gezlik okçuluk rekorunu kırdığı yıl (nişan taşında hicrî 911).
1512: II. Bayezid tahttan çekilir; Şeyh Hamdullah sekiz yıl sürecek inzivaya girer.
1520: Kanuni Sultan Süleyman'ın daveti ve Şeyh Hamdullah'ın vefatı.
1538: Mustafa Dede kırk beş yaşında vefat eder.
2020-2021: Sakıp Sabancı Müzesi'nde ölümünün 500. yılı sergisi.
Kaynakça
Akademik çalışmalar
- Muhittin Serin, "Hamdullah Efendi, Şeyh", TDV İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/hamdullah-efendi-seyh
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Celâl Amâsî": https://islamansiklopedisi.org.tr/celal-amasi
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Celâlzâde Muhyiddin Amâsî": https://islamansiklopedisi.org.tr/celalzade-muhyiddin-amasi
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Hayreddin Mar'aşî": https://islamansiklopedisi.org.tr/hayreddin-maraşi
Diğer kaynaklar
- Ketebe.org, "Şeyh Hamdullah" (Muhittin Serin ve İsmail Orman'ın yazıları): https://www.ketebe.org/sanatkar/seyh-hamdullah-935
- Sakıp Sabancı Müzesi, "Ölümünün 500. Yılında Şeyh Hamdullah": https://www.sakipsabancimuzesi.org/sergiler-ve-etkinlikler/sergi/13
- Ketebe.org, "Mustafa Dede" (İsmail Orman): https://www.ketebe.org/sanatkar/mustafa-dede-662
- Amasya Üniversitesi Hattat Hamdullah Güzel Sanatlar Fakültesi, "Hattat Hamdullah": https://guzelsanatlar.amasya.edu.tr/fakueltemiz/hattat-hamdullah.aspx
Çevrimiçi kaynaklar
- https://islamansiklopedisi.org.tr/hamdullah-efendi-seyh
- https://www.ketebe.org/sanatkar/seyh-hamdullah-935
- https://www.ketebe.org/sanatkar/mustafa-dede-662
- https://guzelsanatlar.amasya.edu.tr/fakueltemiz/hattat-hamdullah.aspx
- https://islamansiklopedisi.org.tr/celal-amasi
- https://islamansiklopedisi.org.tr/hayreddin-maraşi









