Sâdık Ebûbekir Efendi'nin hayatı, Amasya'da bakırcılık yapan Ahmed adlı bir esnafın evinden medreseye, oradan kadılık makamlarına uzanır: müderris oldu, Çorum'da kadılık, Rûm eyaletinin vakıflarında müfettişlik yaptı, şiir de yazdı. 1071'de (1660-61) emekliye ayrıldı ve 1075'te (1664-65) öldü. Hüseyin Hüsâmeddîn Yasar onu "âlim, edîb, kâmil, şâir" diye niteler ve ölüm tarihini, şehrin XVII. yüzyıl şairlerini toplayan müderris Abdî Efendi'nin tezkiresinden aldığını söyler. O tezkire bugün kayıptır; Sâdık'ın şiirlerinden de bir örnek kalmamıştır.

Amasya Tarihi'ndeki Kaydı

Sâdık Ebûbekir Efendi-Bakırcızâde maddesi, Hüsameddin'in birkaç farklı kaynaktan topladığı bilgileri bir araya getirir:

Amasya'da Bakırcı Ahmed'in oğludur. Kadızâde Küçük Mehmed Efendi'nin halka-i tedrîsinde ikmâl-i tahsîl edib ders-i âm oldu. Yıllarca tedrîs ile iştiğâl edib müteaddid medreselere müderris ve kadı oldu. Çorum kadısı ve Evkâf-ı Rûmîyye müfetdişi olduğu imzâsıyla görüldü. 1071'de mütekâid olup 1075'de vefât etdiği Abdî Efendi "Tezkîre"sinde yazılıdır. Âlim, edîb, kâmil, şâir idi. Amasya'da niyâbetde bulunmuş, ta'lik-nüvis olduğu yazısından anlaşıldı.

Bugünkü dille: Amasya'da bakırcı Ahmed'in oğludur. Öğrenimini Kadızâde Küçük Mehmed Efendi'nin ders halkasında tamamlayıp ders-i âm oldu. Yıllarca ders okuttu, birçok medresede müderrislik ve kadılık yaptı. Çorum kadısı ve Rûm vakıfları müfettişi olduğu, imzasının görülmesiyle anlaşıldı. 1071'de emekli olup 1075'te öldüğü Abdî Efendi'nin tezkiresinde yazılıdır. Âlim, edip, olgun ve şairdi. Amasya'da naiplik etmiş, talik yazı yazdığı kendi el yazısından anlaşılmıştır.

Hayatı

Maddenin ilk cümlesi, Sâdık'ın bir ilmiye ailesinden gelmediğini gösterir. "Bakırcızâde" lakabı bir meslekten türemiştir. Ahmed, Amasya çarşısındaki bakırcılardan biriydi; oğlu bu lakabı medreseye, oradan da kadılık mesleğine taşıdı. Öğrenimini Kadızâde Küçük Mehmed Efendi'nin halkasında tamamlayarak, yani bu hocanın derslerine devam edip icazet alarak ders-i âm oldu. Bu, herkese açık ders verme yetkisi demekti. Ardından uzun yıllar müderrislik yaptı ve Osmanlı ilmiye yolunda sık görüldüğü gibi bir süre sonra kadılık mesleğine geçti. Hüsameddin onun "müteaddid medreselere", yani birden çok medreseye müderris olduğunu söyler ama bu medreselerin adlarını vermez.

Sâdık'ın meslek hayatındaki iki görevi Hüsameddin belgelerden çıkarır. Çorum kadılığı ile "Evkâf-ı Rûmiyye" müfettişliğini onun imzasını taşıyan kâğıtlarda görmüştür. Rûm, Osmanlı idaresinde Sivas merkezli eyaletin adıdır; Evkâf-ı Rûmiyye müfettişi de bu bölgedeki vakıfların hesaplarını ve işleyişini denetleyen görevliydi. Amasya'da naiplik, yani kadı vekilliği de yapmıştı. Hüsameddin onun talik yazıyla yazdığını da yine bir belgede gördüğü kendi el yazısından tespit eder. Bu iki nottan anlaşıldığı kadarıyla maddenin büyük bölümü, Hüsameddin'in şer'iyye sicilleri ve benzeri evrak üzerindeki çalışmasından çıkmıştır.

Emekliliğinin ve ölümünün tarihleri ise doğrudan Abdî Efendi'den gelir. Sâdık 1071'de mütekâid oldu, yani emekli maaşıyla görevden çekildi ve dört yıl sonra, 1075'te öldü. Doğum yılı bilinmiyor. Emekliye ayrıldığında uzun bir müderrislik ve kadılık hayatını geride bıraktığına göre, ölümünde ileri yaşta olmalıdır; bu bir tahmindir.

Abdî Efendi'nin Tezkiresindeki Yeri

Abdullah Paşa müderrisi Abdî Efendi, 1000 ile 1081 yılları arasında Amasya'da yetişen şairlerin şiirlerini ve kısa hal tercümelerini bir tezkirede toplamıştı. Hüsameddin bu eserin eksik bir nüshasını bulmuş, Amasya Tarihi'nin şair maddelerinde yıllarca kullanmış, sonunda nüsha bir yangında kaybolmuştur. Sâdık Ebûbekir Efendi 1075'te öldüğüne göre Abdî Efendi'nin çağdaşıdır ve ölüm haberi tezkireye Abdî Efendi'nin sağlığında yazılmış olmalıdır. Tezkirenin kenarlarına şehirde olan olaylar da kaydedildiği için bu not tek başına kesin bir delil sayılmaz, ama Hüsameddin'in onu "şâir" diye anması, Abdî Efendi'nin de onu Amasya şairleri arasında saymış olabileceğini gösterir. Hüsameddin'in aktarmaları sayesinde Abdî Efendi'nin tezkiresinden bir kısım gazel kurtulmuştur, ama bunların arasında Sâdık'a ait bir parça yoktur.

Hüsameddin'de bu maddenin hemen çevresinde Sâdık adını taşıyan başka kişilerin kayıtları da bulunur. Hemen öncesinde Merzifon'daki Pîrî Baba Dergâhı'nda yaşayıp 1180'de ölen Buharalı Nakşibendî dervişi Sâdık Baba'nın, hemen sonrasında da 1153'te ölen Müftîzâde Sâdık Ahmed Efendi'nin kaydı vardır. Bu üç Sâdık'ı yan yana getiren, Hüsameddin'in adları harf sırasına dizmesidir; aralarında bir bağ gösterilmez ve ayrı kişilerdir.

Şiiri

Bakırcızâde'nin şiirlerine ulaşılamamıştır; Hüsameddin ondan tek beyit aktarmaz. Ona verilen "şâir" sıfatı, büyük ihtimalle Abdî Efendi'nin tezkiresindeki kaydına dayanır. Tezkire şairlerin şiirlerini de içerdiği için Sâdık'ın birkaç beyti orada yer almış olabilir. Ama Hüsameddin bunları kendi kitabına geçirmemiştir ve nüshanın kaybıyla birlikte kendilerine de ulaşılamaz olmuştur. Metin Hakverdioğlu da 2024'te yayımlanan makalesinde onu, Hüsameddin'in şair saydığı kişiler arasına almıştır.

Kronoloji

1071 (1660-61): Emekliye ayrılır.

1075 (1664-65): Abdî Efendi'nin tezkiresine göre ölür.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

Çevrimiçi kaynaklar