Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Z’âdemî hergiz ne-zâyed çün tu tıfl-ı nâzenîn
Ber-kemâl-i Hâlik-i û sad-hezârân âferîn
Bûse-i la’let men ez-cüllâb-ı şîrîn yâftem
Zevk-i ân leb râ ne sükker mâned ü ne âb-gîn
Şûr u şer gamze-i zülf-i turâ dîdem zi-bîm
Sâhtem vird-i zebân va’llâhü hayrü’l-hâfızîn
Ger peder rıdvân u mâder hûr bâşed sâlehâ
Çün tu ferzend-i perî-rûyî ne-yâyed ber-zemîn
Şâhiyet râ bûse dih zâyi’ ne-bâşed bahr-i û
Hod tu dânî lâ-yudî’u’llâhe muhsinîn
Günümüz Türkçesiyle
1. İnsanoğlundan senin gibi nazlı bir çocuk asla doğmaz; onu yaratanın kemaline yüz binlerce aferin.
2. Lal dudağının öpücüğünü tatlı bir şerbetten buldum; o dudağın tadı karşısında ne şeker kaldı ne de kadehteki içki. (Kılıç ikinci mısraı "ne şekerde ne balda kaldı" diye anlar.)
3. Senin gamzenin ve zülfünün kargaşasını ve kötülüğünü gördüm; korkudan "Allah koruyanların en hayırlısıdır" sözünü dilimin virdi yaptım.
4. Baba Rıdvan (cennet bekçisi), ana huri olsa, yıllar geçse de senin gibi peri yüzlü bir evlat yeryüzüne gelmez.
5. Şâhî'ne bir öpücük ver, onun uğruna verdiğin boşa gitmez; sen kendin bilirsin ki Allah iyilik edenleri(n ecrini) zayi etmez.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik Farsça gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "nâzenîn, âferîn, âb-gîn, hâfızîn, zemîn, muhsinîn" kelimelerindeki "-în" sesidir. İki kafiye kelimesi Arapçadır ve üçüncü ve beşinci beyitlerin ikinci mısraları birer Arapça sözle biter. Kılıç son mısradaki sözü Hûd suresinin 115. âyetiyle açıklar: "Sabret, Allah iyi davrananların ecrini elbette zayi etmez." Mısrada âyetin sözleri vezne uydurularak kısaltılmıştır. Neşirde bu gazelin metni içinde varak imi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel, sevgiliyi bir "tıfl" ve "ferzend", yani çocuk ve evlat diye anar ve övgüsünü onun yaratılışına bağlar. Matla, böyle bir güzeli yaratan kudrete "aferin" der; dördüncü beyit aynı düşünceyi bir abartıyla sürdürür: babası cennetin bekçisi Rıdvan, annesi bir huri olsa bile yeryüzüne onun gibi peri yüzlü bir çocuk gelmez. Rıdvan, huri ve peri bir tenasüp kurar. İkinci beyitte dudak tatlılıkta şerbeti, şekeri geride bırakır. Mısranın sonundaki "âb-gîn" kelimesi kadeh, şişe ve içindeki içki anlamına gelir; Kılıç ise kelimeyi "bal" diye karşılar. Bu karşılık, kafiye yerinde bal anlamına gelen başka bir kelimenin, örneğin "engübîn"in, okunmuş olabileceğini düşündürür; bu ihtimal bizimdir.
Üçüncü beyitte gamze ile zülfün kargaşası karşısında âşık, kötülükten korunmak için okunan bir dua sözüne sığınır. Neşirdeki "gamze-i zülf" tamlaması alışılmış değildir; iki kelimenin bir "ü" bağlacıyla birlikte okunması daha kolay bir anlam verir. Bu da bizim okumamızdır. Makta öpücük isteğini bir âyet sözüyle destekler: iyiliğin karşılığı boşa gitmez, Allah iyilik edenlerin ecrini zayi etmez. Dinî bir sözün aşk diliyle bu kadar yakın kullanılması, şiire bir tür zarif şaka havası verir. Bu gazelde iki beyit, üçüncü ve beşinci beyitler, Arapça bir kalıpla kapanır ve bu da şiire dua ile aşkı iç içe geçiren bir renk verir. Şiirde kime yazıldığına dair bir işaret yoktur.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 159-160, Farsça gazel no. 11 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225); dipnot 183-187 (beyitlerin Türkçe anlamları; son mısradaki Arapça söz ve Hûd 11/115), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






