Özgün Metin

Vezin: Mef’ûlü Fâ’ilâtün Mef’ûlü Fâ’ilâtün (Müstef’ilün Fe’ûlün Müstef’ilün Fe’ûlün)

Derd ü belâ vü gam şod hâsıl merâ zi-gerdûn
Yâ Rab çi çâre sâzem şod hâl-i men diger-gûn
Ez-âşnâ vü hîşân bûy-ı vefâ ne-bînem
Mândem be-mülk-i hayret âşüfte-hâl ü mahzûn
Yâ Rab be-nâm-ı pâket kon sûy-ı men nigâhî
Geşt ez-gam-ı zemâne dil-haste vü ciger-hûn
Ey serv-i ser-firâzem der-cüst ü cûy-ı vuslat
Her sû reved sirişkem mânend-i âb-ı Ceyhûn
Şâhî zi-dest-i hicrân ez-hod haber ne-dâred
Û râ tefakkudî kon ey şâh-ı rub’-ı meskûn

Günümüz Türkçesiyle

1. Felekten bana dert, bela ve gam düştü; ya Rab, ne çare kılayım, hâlim başka türlü (perişan) oldu.

2. Tanıdıktan da akrabadan da vefa kokusu görmüyorum; hayret ülkesinde perişan hâlli ve mahzun kaldım.

3. Ya Rab, temiz adın hakkı için bana doğru bir bak; zamanenin gamından gönlü hasta, ciğeri kan oldum.

4. Ey başı yüce servim, kavuşmayı arayıp dolaşırken gözyaşım Ceyhun suyu gibi her yana akıyor.

5. Şâhî'nin ayrılık elinden kendinden haberi yok; ey yeryüzünün şahı, onu bir arayıp sor.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik Farsça gazel neşirde iki türlü gösterilen bir vezinle yazılmıştır: "mef'ûlü fâ'ilâtün mef'ûlü fâ'ilâtün" ya da "müstef'ilün fe'ûlün müstef'ilün fe'ûlün". Kılıç'ın dökümüne göre bu kalıpla bir Türkçe ve bir Farsça gazel yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "gerdûn, diger-gûn, mahzûn, ciger-hûn, Ceyhûn, meskûn" kelimelerindeki "-ûn" sesidir. Neşirde [94b] varak imi ikinci beytin sonunda durur. Kılıç ilk beytin ikinci mısraında Hasan Çelebi Tezkiresi'nde "ma" okunduğunu kaydeder; gazelin matlaı bu tezkirede de bilinmektedir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir şikâyet ve yakarış şiiridir. İlk üç beyit felekten, yakınlardan ve zamaneden yakınır; dert, bela ve gam üçlüsü, dost ile akrabanın vefasızlığı, gönlün hastalığı ve ciğerin kanı art arda sıralanır. Dördüncü beyitte söz birden sevgiliye döner: başı yüce servi, kavuşma arayışı ve Ceyhun gibi akan gözyaşı. Son beyitte ise "rub'-ı meskûn şahı", yani yeryüzünün yaşanan dörtte birinin hükümdarı anılır. Bu unvan bir sevgiliden çok bir hükümdara yakışır. Divanın Mesnevi 1'inde aynı söz "ey pâdişâh-ı rub'-ı meskûn" biçiminde geçer ve o mesnevi "Süleymân Hânısın devr-i zemânun" diye biter. Bu ilgi, maktadaki şahın Kanuni olarak okunabileceğini düşündürür; bu okuma bizimdir.

Tarihî Bağlam

Kılıç, Bayezid'in şairliğinin pek tanınmadığını söyledikten sonra bu gazelin bir istisna olduğunu belirtir. Sadeddin Nüzhet Ergun'un Türk Şairleri adlı eserinde, XVI. yüzyılda yaşamış Bursalı bir remmal olan Çeşmî'nin bu gazeli tahmis ettiği kaydı bulunur. Tahmisin iki bendinde beyitlerin önüne eklenen üç mısra Farsça, öteki bentlerde ise Türkçedir. Kılıç'ın aktardığı tahmiste divan metninden küçük farklar vardır: ilk beyitte "çi" yerine "çe", dördüncü beyitte "reved sirişkem" yerine "rûd-ı sirişkem" okunur. Çeşmî'nin eklediği mısralar söyleyenin hâlini gurbet, yetimlik ve kimsesizlikle anlatır; son bentte Çeşmî kendi adını anar ve gam kuyusunda hapsolmaktan söz eder. Gazelin kendisinde ise yazılış tarihine dair kesin bir işaret yoktur. Ceyhun gibi akan gözyaşı, Kılıç'ın aktardığı ve İran'dan babasına gönderilen son mektuptaki "yaşum Nîl ü Ceyhûn olmışdur" sözünü hatırlatır; akrabadan vefa görmeme şikâyeti de bu yıllara uyar. Bu ilgiler bizim tespitimizdir.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 161, Farsça gazel no. 13 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 94b); dipnot 193-198 (Hasan Çelebi farkı, beyitlerin Türkçe anlamları); ayrıca s. 29 (vezin dökümü), s. 42-43 (Çeşmî'nin tahmisi, Ergun'un Türk Şairleri'nden), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar