Özgün Metin
Vezin: Mef’ûlü Fâ’ilâtü Mefâ’îlü Fâ’ilün
Ân ser ki bâ-niyâz ber-în âstâne nîst
Hergiz dil-eş be-tîr-i sa’âdet nişâne nîst
Ân kıssahâ ki ez-Hüsrev ü Şîrîn mî-konend
Û hasb-i hâl-i mâ-st füsûn u fesâne nîst
Ruhsâr-ı hûb dârî vü mevzûn-kâmetî
Hergiz tu râ zi-ser tâ be-kadem yek bahâne nîst
Müjgân-ı men bes-est be-tezyîn-i turreet
Z’ân rû şikenc-i zülf-i tû muhtâc-ı şâne nîst
Nâmeş be-âşıkî ne-nüvîsend Şâhiyâ
Ân râ ki bâ-çünîn gazel-i âşıkâne nîst
Günümüz Türkçesiyle
1. Bu eşiğe niyazla (yalvararak) eğilmeyen başın gönlü asla mutluluk okuna hedef olmaz.
2. Hüsrev ile Şirin'den anlattıkları o kıssalar bizim hâlimizin anlatımıdır; masal ve efsane değildir.
3. Güzel bir yanağın ve ölçülü bir boyun var; baştan ayağa sende kusur bulmak için tek bir bahane yok.
4. Senin zülfünü süslemeye benim kirpiklerim yeter; bu yüzden zülfünün kıvrımları tarağa muhtaç değildir.
5. Ey Şâhî, böyle âşıkane bir gazeli olmayanın adını âşıklar arasına yazmazlar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik Farsça gazel "mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "nîst" (yoktur, değildir), kafiye "âstâne, nişâne, fesâne, bahâne, şâne, âşıkâne" kelimelerindeki "-âne" sesidir. Kılıç "nîst" kelimesini iki Farsça gazelin redifi olarak sayar; öteki Farsça Gazel 3'tür. Neşirde [91b] varak imi ikinci beytin sonunda durur, yani yazmada yeni yaprak üçüncü beyitle başlar. Kılıç ikinci beytin ilk mısraının ve üçüncü beytin ikinci mısraının vezninin bozuk olduğunu dipnotta belirtir. Son beyitte Farsça divançede "hem" kelimesi bulunur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, sevgilinin eşiğini bir dergâh gibi gösterir: o eşiğe baş eğmeyen gönül, mutluluk okunun hedefi olamaz. Ok ile hedef (nişâne) arasındaki ilgi bir tenasüp kurar. İkinci beyitte Nizâmî'den beri anlatılan Hüsrev ile Şirin hikâyesi şairin kendi hâline bağlanır; "füsûn u fesâne" sözü, başkalarının masal sandığı şeyin kendisi için yaşanmış bir hâl olduğunu söyler. Üçüncü beyitteki "mevzûn-kâmet" hem düzgün boylu hem de ölçülü, vezinli anlamına gelir. Kılıç'ın vezni bozuk saydığı mısraın tam da "mevzûn" kelimesini taşıyan beyitte bulunması dikkat çekicidir; bu tespit bizimdir. Dördüncü beyit güzel bir abartıya dayanır: âşığın kirpikleri bir tarak gibi zülfü tarar, bu yüzden sevgilinin zülfü tarağa muhtaç değildir. Kirpiğin tarağa benzetilmesi, dişleri ve sıklığı bakımından görsel bir teşbihtir. Makta, şairin kendi şiirini öven seyrek beyitlerinden biridir: âşıkane gazeli olmayanın adı âşıklar defterine yazılmaz.
İkinci beyitteki "hasb-i hâl" sözü ayrıca dikkati çeker. Kılıç, Âlî'nin Şâhî'yi hasb-i hâl, yani kişinin kendi başından geçeni anlatan şiirde şairlerin çoğundan üstün saydığını aktarır. Şairin bu terimi kendi gazelinde, Hüsrev ile Şirin kıssasını kendi hâline benzetirken kullanması, bu değerlendirmeyle ilginç bir uyum içindedir; bu ilgi bizim tespitimizdir. Şiirde kime yazıldığına dair bir işaret yoktur.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 155, Farsça gazel no. 2 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 91b); dipnot 134-140 (beyitlerin Türkçe anlamları, vezni bozuk mısralar, Farsça divançe farkı); ayrıca s. 29 ("nîst" redifi), s. 30 (hasb-i hâl), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






