Özgün Metin
Vezin: Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün
N’ideyin zâyi’ idüp tûl-i emelle nefesi
Kalmadı zerre kadar dilde bu dünyâ hevesi
Iztırâbı ko gel ey murg-i revân sabr eyle
Eskiyüp işde helâke varıyor ten kafesi
Kârbân-ı reh-i iklîm-i ‘adem-menzilinün
Tokınur oldı dilâ sem’üme bâng-i ceresi
Gâfil olma gözün aç dîde-i hak-bîn olıgör
Hor tutma has ü hâşâk ile mûr u megesi
Şâhî-i bî-dil ü bîmâr u güneh-kâre ne gam
Sen olursan eger ey şâh-ı kerem dest-resi
Günümüz Türkçesiyle
1. Ömrümü (nefesimi) uzun emellerle boşa harcayıp ne yapayım; gönülde bu dünyaya zerre kadar heves kalmadı.
2. Ey uçup giden can kuşu, çırpınmayı bırak, gel sabret; ten kafesi eskiyip artık yıkılmaya varıyor.
3. Ey gönül, yokluk ülkesi menziline giden yolun kervanının çan sesi kulağıma çalınır oldu.
4. Gafil olma, gözünü aç, hakkı gören bir göz ol; çerçöpü, karıncayı ve sineği hor görme.
5. Ey kerem şahı, eğer sen elinden tutan olursan, gönlünü yitirmiş, hasta ve günahkâr Şâhî'ye ne gam.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "nefesi, hevesi, kafesi, ceresi, megesi, dest-resi" kelimelerindeki "-esi" sesidir. Neşirde [89b] varak imi gazelin numarası yanındadır. Gazel, divanın sonundaki Farsça şiirlerden önce gelen son Türkçe gazeldir. Kılıç bu şiiri girişte iki yerde tam olarak aktarır ve "G169" künyesiyle anar; girişteki bu numara metindeki numaranın bir eksiğidir. Girişteki aktarımda "Dokunur", "olagör", "güneh-kâra" gibi küçük okuma farkları vardır.
Anlam ve Söz Sanatları
Şiir baştan sona ölüme hazırlanan bir insanın sesidir. İkinci beyitte can, ten kafesinde çırpınan bir kuştur; kafes eskidikçe kuşun kurtuluşu yaklaşır. Üçüncü beyitte ölüm, yokluk ülkesine giden bir kervana benzetilir ve kervanın çanı (ceres) şairin kulağına çalınmaya başlamıştır. Dördüncü beyit bir öğüttür: hakkı gören göz, en küçük yaratığı, çer çöpü, karıncayı ve sineği bile hor görmez. Son beyitte bu karanlık havanın içinden bir umut kapısı açılır. "Dest-res" kelimesi elin yetiştiği yer, yardım ve dayanak anlamına gelir.
Kılıç'ın dipnotları şiirin tezkirelerde ve tarihlerde de dolaştığını gösterir. İlk mısra Hasan Çelebi'de "Ben nice zâyi' idem" diye başlar; ikinci beyitteki "helâke" Hasan Çelebi ve Ahdî'de "harâba", Künhü'l-ahbâr'da "harâb oluyorur" biçimindedir. En önemli fark son mısradadır: tezkirelerde "ey şâh-ı kerem" yerine "bâr-ı Hudâ" ya da "lutf-ı Hudâ" geçer, yani yardım Allah'tan istenir. Bu tanıklarda ikinci ve üçüncü beyit yer değiştirmiş, Solakzâde'de ise dördüncü beyit yoktur.
Tarihî Bağlam
Kılıç'a göre Şah Tahmasb, bir suikast hazırlığı iddiasıyla önce Bayezid'in askerlerini dağıtmış, 16 Nisan 1560'ta da onu ve oğullarını hapsettirmiştir; divandaki şiirlerin bir kısmı bu günlerde yazılmış olmalıdır ve Kılıç ilk örnek olarak bu gazeli verir. Başka bir yerde gazelin çeşitli kaynaklarda Şâhî'nin yazdığı son gazel olarak geçtiğini, şairin ilk dört beyitte ölümü beklediğini, son beyitte ise kerem sahibi babasından bağışlanma umduğunu söyler. Âlî, Ahdî ve Beyânî'nin şairi hasb-i hâl, yani kendi başından geçeni anlatan şiirde öne çıkarmaları da Kılıç'ta aktarılır; Beyânî bu şiirlerin şehzade şahın elinde hapsedildiği günlerde söylendiğini kaydeder. Tezkirelerdeki "bâr-ı Hudâ" okuması ise son beytin babaya değil Allah'a yöneldiği bir biçimin de dolaştığını gösterir; iki okuma arasındaki bu farkın tespiti bizimdir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 128, gazel no. 170 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 89b); dipnot 116-120 (Hasan Çelebi, Ahdî, Künhü'l-ahbâr ve Solakzâde'deki farklar); ayrıca s. 15 (hapis günlerinde yazılmış olmalı; "G169" künyesiyle), s. 30 (Âlî, Ahdî ve Beyânî'nin hasb-i hâl değerlendirmeleri), s. 39-40 (son gazel olarak anılışı), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






