Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Âteş-i âhumla cânâ göklere dikdüm ‘alem
Pâdişâhıyam cihânun bana degdi mülk-i gam
Deyr içinde taş olup kaldı mü’ebbed dostum
Da’vî-i hüsn itdügiçün sen büt ile ol sanem
Ey gönül sabr eyle gel itme şikâyet yârdan
‘Âşıka çün eksük olmaz gâh cevr ü gâh gam
Her ne denlü cehd kıldum yâre hâlüm arz idem
Döymedi nâr-ı firâka dutuşup yandı kalem
‘Âkıl isen gönlüni virme cihâna Şâhiyâ
Görmedi bundan vefâ İskender ü Dârâ vü Cem
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey sevgili, ahımın ateşiyle göklere sancak diktim; ben dünyanın padişahıyım, ama bana gam ülkesi düştü.
2. Dostum, o put, sen güzelle güzellik davasına kalkıştığı için puthanede ebediyen taş kesilip kaldı.
3. Ey gönül, sabret, gel sevgiliden şikâyet etme; çünkü âşığın başından kâh cefa, kâh gam eksik olmaz.
4. Hâlimi sevgiliye arz etmek için ne kadar çabaladıysam, kalem ayrılık ateşine dayanamadı, tutuşup yandı.
5. Ey Şâhî, akıllıysan gönlünü dünyaya verme; İskender de, Dârâ da, Cem de bu dünyadan vefa görmedi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifi yoktur; kafiye "'alem, gam, sanem, kalem, Cem" kelimelerinin sonundaki "m" sesi ve ondan önceki ünlüdür. "Gam" kafiyesi matlada ve üçüncü beyitte iki kez kullanılmıştır. Çeviriyazıda "gam" kelimesinin "a" ile, ötekilerin "e" ile yazılması Türkçe söyleyişten gelir; Arap harfli yazıda bu kelimelerin hepsinde son harften önce aynı hareke (üstün) bulunur ve kafiye düzgündür. Bu açıklama bizimdir. Neşirde 37b varak imi ikinci beytin ilk mısraının sonundadır. Kime yazıldığı belirtilmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada ah, göğe dikilmiş bir sancağa benzetilir; yükselen ah dumanının sancak gibi düşünülmesi divan şiirinde bilinen bir imgedir. İkinci mısrada şair kendini "dünyanın padişahı" ilan eder, fakat payına düşen ülke gamdır. Saltanat dili ile aşk acısı arasındaki bu ironik eşleşme, "Şâhî" mahlasını kullanan bir şehzadenin kaleminde ayrıca dikkat çeker. İkinci beyit hüsn-i ta'lîl sanatıyla kurulmuştur: putların taştan olmasının sebebi, sevgiliyle güzellik yarışına girip bu yüzden ebediyen taş kesilmeleridir. "Büt" (put) ile "sanem" (put) kelimeleri aynı beyitte iki ayrı anlamla kullanılır: biri sevgilidir, öteki puthanedeki heykel.
Dördüncü beyitte kalem, âşığın hâlini yazmaya çalışırken ayrılık ateşine dayanamayıp yanar. Yazının, ateşin ve yanmanın bir arada anılması bir tenasüp oluşturur. Makta beyti, aşk temasından ayrılıp dünyanın vefasızlığına dair bir öğüde döner. İskender, Dârâ ve Cem, divan şiirinde dünyanın en büyük hükümdarları olarak anılan adlardır; onlar bile dünyadan vefa görmediyse, başkasının görmesi beklenemez. Bu, telmih sanatıdır.
Makta beyti, Kılıç'ın girişte dünyanın faniliğine dair öğüt beyitleri arasında aktardığı 9. gazelin "'Âkıl isen bu cihâna virme dil / Gönli bir ma'mûre vir k'olmaz harâb" beytine çok yakındır; iki beyit aynı sözle ("'Âkıl isen") başlar ve aynı öğüdü verir. Bu benzerlik bizim tespitimizdir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 95, gazel no. 100 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 37b); ayrıca s. 41 (dünyanın faniliğine dair öğüt beyitleri, G.9/4-5), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






