Özgün Metin
Vezin: Mef’ûlü Mefâ’îlü Mefâ’îlü Fe’ûlün
Bir âh ideyin sîne-i sûzân oda yansun
Bagrum göyinüp dil tutuşup cân oda yansun
Vaslun durur ey dost hemîn dünyede maksûd
Sensüz n’ideyin gerdiş-i gerdân oda yansun
Bülbül gibi ey ruhları gül hâr-ı belâda
Hecrün ile niçe bir dil-i nâlân oda yansun
Ya’kûb-veş ey Yûsuf-ı gül-çihre cigerden
Bir âh ideyin külbe-i ahzân oda yansun
Âhum alevi bana yeter künc-i belâda
Şâhî n’ideyin şem’-i şebistân oda yansun
Günümüz Türkçesiyle
1. Bir ah edeyim de yanan göğsüm ateşe yansın; bağrım kavrulsun, gönül tutuşsun, can ateşe yansın.
2. Ey dost, dünyada maksat ancak senin vuslatındır; sensiz ne yapayım, dönüp duran felek ateşe yansın.
3. Ey yanakları gül olan, bülbül gibi bela dikeni içinde senin ayrılığınla ne zamana dek inleyen gönül ateşe yansın?
4. Ey gül yüzlü Yusuf, Yakub gibi ciğerden bir ah edeyim de hüzünler kulübesi ateşe yansın.
5. Bela köşesinde bana ahımın alevi yeter; Şâhî, ne yapayım, gece odasının mumu ateşe yansın.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "oda yansun" (ateşe yansın), kafiye "sûzân, cân, gerdân, nâlân, ahzân, şebistân" kelimelerindeki "-ân" sesidir. Kılıç "oda yansun" sözünü divandaki redifler arasında sayar. Neşirde 42a varak imi dördüncü beytin sonundadır. Kime yazıldığı belirtilmez.
Anlam ve Söz Sanatları
"Od", Eski Türkçede ateş demektir. "Oda yansun" redifi hem bir dilek hem de bir beddua gibi okunur ve her beyitte başka bir şeyi ateşe verir: göğüs ve can, dönen felek, inleyen gönül, hüzünler kulübesi, sonunda da gece meclisinin mumu. Böylece gazel, âşığın ahından çıkan bir yangının yayılışını adım adım anlatır. Matlada "sîne-i sûzân" (yanan göğüs), "bagrum göyinüp" (bağrım kavrulup), "dil tutuşup" sözleriyle yanmanın derecelerini sıralayan bir tenasüp kurulur. İkinci beyitte "gerdiş-i gerdân" (dönen şeyin dönüşü), aynı kökten iki kelimeyle feleğin bitmez dönüşünü anlatır; âşık, sevgilisiz kalınca feleğin de yanmasını ister.
Üçüncü beyit gül ile bülbül mazmununu dikenle birlikte kullanır: gül yanaklı sevgiliden ayrı düşen gönül, bela dikenleri arasında inleyen bülbüldür. Dördüncü beyit Hz. Yakub ile Hz. Yusuf'un hikâyesine telmihtir. Sevgili gül yüzlü Yusuf, âşık ise oğlunun ayrılığıyla ağlayan Yakub'dur; "külbe-i ahzân" (hüzünler kulübesi), Yakub'un Yusuf'un yasını tuttuğu evin adıdır. Şâhî aynı imgeyi 96. gazelin matlaında "hâne-i ahzân" diye kullanır. Makta beyti hüsn-i ta'lîl ile kapanır: âşığın bela köşesini aydınlatmak için ahının alevi yeter, gece odasının mumuna gerek kalmamıştır; bu yüzden o mum da yanabilir. Mum zaten yanan bir şey olduğundan, "şem'-i şebistân oda yansun" sözü redifle mum arasında ince bir söz oyunu kurar. Gazel, divanda yaygın olan ayrılık ve ateş temasının yoğun bir örneğidir; Kılıç Şâhî'nin şiirinin ana temasını sayarken "âteş" kelimesini de bu kelimeler arasında anar.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 100-101, gazel no. 111 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 42a); ayrıca s. 29 (redifler) ve s. 31 (divanın ana teması), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






