Özgün Metin

Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fe’ûlün

Gel ey serv-i revânum kaçma benden
Enîsüm yâr-ı cânum kaçma benden
Bana sensüz cihânda cân gerekmez
Sözümde yok yalanum kaçma benden
Ten-i fersûdemi bî-cân koyup
Hayât-ı câvidânum kaçma benden
Gulâmun hecr ile nâ-kâm koyup
Efendüm kâmrânum kaçma benden
Koyup Hüsrev gibi Şâhî mubibbün
Benüm şîrîn zebânum kaçma benden

Günümüz Türkçesiyle

1. Gel ey salınarak yürüyen servim, kaçma benden; ey yakın dostum, canımın sevgilisi, kaçma benden.

2. Sensiz dünyada bana can gerekmez; sözümde yalan yok, kaçma benden.

3. Yıpranmış bedenimi cansız bırakıp, ey ebedî hayatım, kaçma benden.

4. Kulunu ayrılıkla muratsız bırakıp, ey muradına ermiş efendim, kaçma benden.

5. Seni seven Şâhî'yi Hüsrev gibi bırakıp, ey benim tatlı dilli (Şîrîn) sevgilim, kaçma benden.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "kaçma benden", kafiye "revân, cân, yalan, câvidân, kâmrân, zebân" kelimelerindeki "-an/-ân" sesi ve onu izleyen "-um" ekidir. İkinci beyitteki Türkçe "yalan" kelimesi uzun ünlü taşımadığından kafiye burada yalnız ses bakımından tutar. Kılıç "benden" kelimesini divandaki redifler arasında sayar. Neşirde 43a varak imi matlaın sonundadır. Kime yazıldığı belirtilmez.

Neşirde metne dokunmadan belirtilmesi gereken iki yer vardır. Üçüncü ve dördüncü beyitlerin ilk mısraları ("Ten-i fersûdemi bî-cân koyup", "Gulâmun hecr ile nâ-kâm koyup") öteki mısralardan birer hece kısadır ve kalıbı doldurmaz. Beşinci beyitteki "mubibbün" kelimesi de anlam ve vezin bakımından "muhibbün" (senin sevenin) olmalıdır; bu bir dizgi hatası olarak görünür. Her iki yer PDF görüntüsünde de böyle basılmıştır; tespitler bizimdir.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, her beyti aynı yakarışla biten kısa bir çağrıdır. "Kaçma benden" redifi, sevgilinin uzaklaşmasını durdurmak isteyen âşığın sesini konuşma diline yakın bir sadelikle verir. Her beyitte sevgili başka bir adla anılır: salınan servi, can yoldaşı, ebedî hayat, efendi, tatlı dilli sevgili. Üçüncü beyitte "bî-cân" (cansız) ile "hayât-ı câvidân" (ebedî hayat) karşı karşıya gelir; sevgili kaçarsa beden cansız kalacaktır, çünkü onun hayatı sevgilidir. Bu bir tezattır. Dördüncü beyitte aynı karşıtlık "nâ-kâm" (muratsız) ile "kâmrân" (muradına ermiş) arasında kurulur: kul muratsız kalırken efendisi muratlıdır. "Gulâm" (kul) ile "efendüm" arasındaki ilişki de beyite bir saray havası verir.

Makta beyti Hüsrev ile Şîrîn hikâyesine telmihtir. Şair kendini sevgilisi tarafından bırakılan Hüsrev'e, sevgiliyi de "şîrîn zebân" (tatlı dilli) diye anarak Şîrîn'e benzetir; "şîrîn" kelimesi hem tatlı anlamında hem de hikâyenin kahramanının adı olarak okunur. Şâhî 93. gazelde kendini "aşkın Hüsrev'i" diye övmüştü; burada Hüsrev bu kez terk edilen âşıktır.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 102, gazel no. 114 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 43a); ayrıca s. 29 (redifler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar