Özgün Metin
Vezin: Mef’ûlü Mefâ’îlü Mefâ’îlü Fe’ûlün
Zer gibi mülâyim-dil ü sîmîn-bedensin
Ey kân-ı vefâ böyle cefâkâr nedensin
Hûbân-ı dil-âşûb-ı cihân içre kamudan
Bu ‘ârız-ı gülgûn ile mahbûb u hasensin
Ey nev-bün-i gül sahn-ı gülistân-ı çemende
Bir serv-kad ü lâle-had ü gonce-dehensin
Ayva gibi ey vây ile benzümi sarardan
Ey piste-dehen işte şu sen sîb-i zekansın
Zencîre çeken gerden-i Şâhîyi keş-â-keş
Bu turre-i tarrâr-ı dil-âvîz ile sensin
Günümüz Türkçesiyle
1. Altın gibi yumuşak gönüllü ve gümüş bedenlisin; ey vefa madeni, böyle cefakâr olman nedendir?
2. Dünyanın gönül karıştıran bütün güzelleri arasında, bu gül renkli yanağınla sevilen ve güzel olan sensin.
3. Ey çimenlikteki gül bahçesinin taze gül fidanı, sen servi boylu, lale yanaklı, gonca ağızlı birisin.
4. Ey fıstık ağızlı, ah vah ettirip benzimi ayva gibi sarartan, işte şu elma çeneli sensin.
5. Şâhî'nin boynunu çeke çeke zincire vuran, gönül asan bu hilekâr perçemiyle sensin.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "mef'ûlü mefâ'îlü mefâ'îlü fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif ikinci tekil şahıs eki "-sin/-sın", kafiye "beden, neden, hasen, dehen, zekan, sen" kelimelerinin sonundaki "n" sesi ve ondan önceki ünlüdür. Dördüncü beyitteki "zekan" (çene) çeviriyazıda "a" ile yazılır; kafiye ses bakımından ötekilerle tutar. Neşirde 44a varak imi son mısraın sonundadır. Kime yazıldığı belirtilmez.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel bir güzellik tasviridir ve her beyit sevgiliyi başka bir malzemeyle anlatır. Matla madenlerden kurulmuştur: "zer" (altın), "sîm" (gümüş) ve "kân" (maden) arasında bir tenasüp vardır. Altının yumuşak bir maden oluşu, sevgilinin "mülâyim" (yumuşak) gönüllü sayılmasına dayanak olur; gümüş ise beyaz teni anlatır. İkinci mısrada "kân-ı vefâ" (vefa madeni) ile "cefâkâr" (eziyet eden) karşı karşıya gelir; "vefâ" ile "cefâ" yalnız ilk harfte ayrılır ve bir cinas kurar. Sevgilinin vefa madeni olduğu halde cefa etmesinin sebebi sorulur.
Üçüncü beyit bahçeden, dördüncü beyit meyvelerden yararlanır. Âşığın yüzü ah vah etmekten ayva gibi sararmıştır; sevgilinin ağzı fıstık (piste) gibi küçük, çenesi elma (sîb) gibi yuvarlaktır. Ayva, fıstık ve elma bir arada anılarak beyitte meyve adlarıyla kurulmuş bir tenasüp oluşur. Beyitte âşığın sarı yüzü ile sevgilinin elma çenesi arasındaki renk ve biçim karşıtlığı da dikkat çeker.
Makta beytinde sevgilinin perçemi bir zincire dönüşür ve Şâhî'nin boynunu "keş-â-keş" (çeke çeke) bağlar. "Turre-i tarrâr" (hilekâr, yankesici perçem) tamlaması, gönülleri çalan saçı bir hırsıza benzeten bir istiaredir. Aynı tamlama, Kılıç'ın girişte aşk ve güzellik konulu şiirlere örnek olarak aktardığı 11. gazelde de geçer: "Baş açup meydâna girdi turre-i tarrâr mest". Zincir, boyun ve perçem kelimeleri, divan şiirinde zülfün âşığı bağlayan bir bağ olarak düşünülmesine dayanır. Gazelin baştan sona "sen" diye hitap eden dili, şiire doğrudan bir konuşma havası verir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 102-103, gazel no. 116 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 44a); ayrıca s. 40 (11. gazel), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






