Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Gün yüzünle Mısr-ı hüsnün Yûsuf-ı Ken’ânı sen
Hâtem-i la’lünle hûbânun Süleymân Hânı sen
Âsumân-ı rif’atün mihr-i cihân-ârâsısın
Çarh-ı hüsnün ey hümâ-tal’at meh-i tâbânı sen
Sanma sensüz bendenün şâhâ hayâtı vardur
Görinen fersûde kâlibdür beden sen cânı sen
Ey tabîb-i cân ben öldüm bana emsem eyle kim
Şerbet-i la’lünle haste gönlümün dermânı sen
Niçe ârâm eylesün Şâhî cemâlünden cüdâ
Dil-rübâsı dil-pezîri dil-beri cânânı sen

Günümüz Türkçesiyle

1. Gün gibi parlayan yüzünle güzellik Mısır'ının Kenanlı Yusuf'u sensin; yakut dudağının mühürüyle güzellerin Süleyman Han'ı sensin.

2. Yücelik göğünün dünyayı süsleyen güneşisin; ey hüma kuşu gibi talih getiren yüzlü, güzellik feleğinin parlak ayı sensin.

3. Ey şah, kulunun sensiz bir hayatı var sanma; görünen yıpranmış bir kalıptır, beden odur, can ise sensin.

4. Ey canın hekimi, ben öldüm, bana bir çare eyle; yakut dudağının şerbetiyle hasta gönlümün dermanı sensin.

5. Şâhî senin cemalinden ayrı nasıl huzur bulsun? Onun gönlünü çalanı, gönlünün kabul edeni, dilberi ve sevgilisi sensin.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "sen", kafiye "Ken'ânı, Hânı, tâbânı, cânı, dermânı, cânânı" kelimelerindeki "-ânı" sesidir. Kılıç "sen" redifini divandaki redifler arasında sayar. Neşirde dördüncü beyitten sonra [46a] varak imi yer alır.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel, sevgiliyi her beyitte büyük bir benzetmenin merkezine koyan bir övgüdür. Matlada iki peygamber kıssasına telmih vardır. Güzelliğiyle Mısır'da ün kazanan Hz. Yusuf, sevgilinin "gün yüzü"ne; mührü sayesinde cinlere ve kuşlara hükmettiği anlatılan Hz. Süleyman ise yakut dudağın "hâtem"ine (mühür, yüzük) bağlanır. Dudak ile mühür arasındaki benzetme divan şiirinde bilinir: küçük, kırmızı ve hükmü geçen bir mühürdür. İkinci beyitte güneş, ay ve hüma kuşu bir gök tenasübü kurar; hümanın gölgesinin düştüğü kişiye devlet getirdiğine inanılırdı.

Üçüncü beyit gazelin en sade ve en içten yeridir: beden yıpranmış bir kalıptan ibarettir, onu yaşatan can sevgilidir. Dördüncü beyitte sevgili hekim, dudağı ise şerbettir. Bu beyitteki "emsem eyle" söyleyişi kapalıdır; bağlamdan bir çare, bir ilaç istendiği anlaşılır, kelimenin "em" (ilaç) ile ilgili olduğu düşünülebilir. Bu okuma bizimdir. Makta beytinde "dil-rübâ, dil-pezîr, dil-ber, cânân" kelimeleri art arda sıralanır; "dil" (gönül) kelimesinin üç kez tekrarı ve bu sıralama, mısraa bir sayış ahengi verir.

Matladaki "Süleymân Hân" ifadesi dikkat çeker. Divan şiirinde Süleyman, mühür ve yakut ilgisiyle çok kullanılan bir addır; ancak bu ad, şairin babası Kanuni Sultan Süleyman'ın adıdır ve üçüncü beyitte muhatap açıkça "şâhâ" diye çağrılır. Kılıç bu gazeli babaya hitap eden şiirler arasında anmaz. Gazelin Kanuni'ye yönelik bir övgü olarak da okunabileceği, adın burada bir tevriye taşıdığı ihtimali bizim okumamızdır. Kılıç'ın tespitine göre Şâhî, başka bir gazelinin makta beytinde babasını "Şark u garbun serveri Sultân Süleymân Hân" diye açıkça över; aynı adın burada güzellikle ilgili bir benzetmeye yerleştirilmiş olması bu yüzden ilgi çekicidir.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 105, gazel no. 122 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 46a); ayrıca s. 29 (redifler), s. 36 (Kanuni'yi öven beyit), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar