Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Fenn-i ‘ışkunda şehâ hüsnün me’ânîsin beyân
İdemez her sû mesamm-ı tende olursa beyân
‘Işkunun Ferhâdı oldum tutdum âhumdan külüng
Dil-ber isterin lebünçün kesmişem kûh-ı girân
Zülfüni gördüm nigârâ yedi başlu ejdehâ
Ger dir isem gün yüzüne tan mıdur genc-i nihân
Şöyle hayrân itdi ‘ışkun beni ey Leylâ-hırâm
Kim başumda yapdı Mecnûn gibi kuşlar âşiyân
Dest-gîr olsan yiridür Şâhî-i bî-çâreye
Kim olupdur râh-ı ‘ışkunda o miskîn nâ-tüvân
Günümüz Türkçesiyle
1. Ey şah, tendeki her gözenek bir dil olsa bile senin aşkının ilminde güzelliğinin anlamlarını anlatamaz.
2. Aşkının Ferhad'ı oldum, ahımdan bir kazma edindim; ey dilber, dudağın uğruna ağır dağı yarmışım.
3. Ey güzel, zülfünü yedi başlı bir ejderha olarak gördüm; gün yüzüne gizli bir hazine desem buna şaşılır mı?
4. Ey Leylâ gibi salınarak yürüyen, aşkın beni öyle şaşkına çevirdi ki Mecnun gibi başıma kuşlar yuva yaptı.
5. Çaresiz Şâhî'nin elinden tutsan yeridir; çünkü o zavallı, aşkının yolunda takatsiz kalmıştır.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redifsizdir; kafiye "beyân, beyân, girân, nihân, âşiyân, nâ-tüvân" kelimelerindeki "-ân" sesidir. Matlanın iki mısraı da aynı "beyân" kelimesiyle biter. Neşirde son beyitten sonra [81a] varak imi yer alır.
Matladaki bu tekrar dikkat çekicidir. İkinci mısradaki "her sû mesamm-ı tende olursa beyân" söyleyişi, divan şiirinde sık rastlanan "her kılım bir dil olsa" türünden bir mübalağayı hatırlatır. Bu mısrada "beyân" yerine "zebân" (dil) okunması anlamı daha açık kılar; iki kelimenin Arap harfli yazımı birbirine çok yakındır. "Beyân" okuması da "her gözenek bir anlatım olsa" biçiminde anlam verir. Metne dokunulmamıştır; bu öneri bizimdir.
Anlam ve Söz Sanatları
"Mesâm", deri üzerindeki gözeneklerdir. Şair, bedenin her gözeneği konuşsa bile sevgilinin güzelliğinin anlamını anlatamayacağını söyler. "Fenn" (ilim, bilgi dalı), "me'ânî" (anlamlar) ve "beyân" kelimeleri belâgat ilminin terimlerini de çağrıştırır: me'ânî ve beyân, Arap belâgatının iki bölümünün adıdır. Böylece güzelliği anlatmanın güçlüğü, bir ilim dilinin terimleriyle söylenmiş olur.
İkinci beyitte Ferhad ile Şirin hikâyesine telmih vardır. Şirin'e kavuşmak için dağı delen Ferhad'ın kazması ("külüng"), burada âşığın ahı olur. Mısradaki "isterin" kelimesi kapalıdır; anlam bütünlüğü için "ey dilber" hitabı esas alınmıştır. Üçüncü beyitte zülüf yedi başlı bir ejderhaya benzetilir. Masallarda hazineleri ejderhalar bekler; zülfün ejderha olması, yüzün de onun beklediği "genc-i nihân" (gizli hazine) olmasını gerektirir. Bu, divan şiirinde bilinen bir benzetme zinciridir. Dördüncü beyitte Mecnun telmihi kullanılır: Leylâ'nın aşkıyla çöllere düşen Mecnun öyle kendinden geçmiştir ki saçlarına kuşlar yuva yapar. Sevgiliye "Leylâ-hırâm" (Leylâ gibi salınan) denmesi, âşığın Mecnun oluşunu tamamlar.
Makta beyti sade bir yakarıştır. "Dest-gîr" (el tutan, yardım eden) ile "nâ-tüvân" (takatsiz) arasındaki ilgi, yolda düşmüş bir yolcunun elinden tutulması görüntüsünü verir. Gazelde muhatap "şehâ" diye çağrılır; bu hitap divan şiirinde sevgili için yaygın olduğundan belirli bir kişiye işaret saymak için yeterli değildir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 108, gazel no. 129 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 81a), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
- Kubbealtı Lugatı, "mesam" maddesi. https://eski.lugatim.com/s/mesam
Çevrimiçi kaynaklar






