Özgün Metin

Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün

Ben öldüm derd-i hasretle be hey zâlim cüdâ senden
Kıyâmetde dahı almaya mı dâdum Hudâ senden
Şeh-i mülk-i sitemmişsin terahhum yog imiş sende
Nedür bu çekdügüm cevr ü cefâ ey bî-vefâ senden
Cihânun mâl ü mülkini virürsün ‘aynına almaz
‘Atâ-yı vaslun ister pâdişâhum ben gedâ senden
Tapundan ey şehenşâh-ı serîr-i mülk-i istignâ
Murâdum pây-bûsundur taleb benden atâ senden
Figân u nâle itdükçe cefâ vü cevrün arturdun
Nedür ey cevri çok zâlim bana bunca belâ senden
Beni hecr ile öldürdün şikâyet bî-nihâyetdür
Huzûr-ı Hakka varınca begüm rûz-ı cezâ senden
Bana sensüz cihân u cân gerekmez Tanrı hakkıçün
Hemân maksûd vaslundur dü ‘âlemde bana senden
N’ola ger terk-i nâz idüp selâma baş egemezsen
Bana gamzenle besdür bir kirişme merhabâ senden
Salup zülfün ayağına bu gönlüm pây-mâl itdün
Be-hey zâlim bunı kâfir dahi görmez revâ senden
Dehân u mû-miyânunca hele bir suç günâh olsa
Ne bâ’is oldı kim irdi bana zecr ü ‘anâ senden
Senün hod ‘âşıka cevre elünde ihtiyârun yok
Katı dîvânelük ancak vefâ ummak bana senden
Sen ol mihr-i sipihr-i saltanatsın kim münevverdür
Ser-â-ser hıtta-i Tebrîz tîh-i Kerbelâ senden
‘Acem mülkinde sen kayd u şikâr it gayrlerle şâd
Ko çeksün gussa-i hecri cüdâ ben mübtelâ senden
Cenâb-ı kâm-bahşundan cihân heb ber-murâd iken
Niçün nâ-kâm olanı ben ey şeh-i kişver-küşâ senden
Cevâb-ı sükker-âmîzün durur dil derdine dermân
Gubâr-ı hâk-i pâyundur gözüme tûtîya senden
Beni fürkat diyârında helâk eyler bu hasretler
Tabîbüm derd-i hecre ger irişmezse devâ senden
Ölem bu def’a dûr olam dimezdüm hâk-i pâyundan
Kim umardı bana bu itdügün zulmi koya senden
İrâdet tîgi hükminde koyup hem gerden-i cânı
Ne kim k’olursa hep minnet durur bana şehâ senden
Ko Şâhî yüzüne bakup gözinün nûrın artursın
Sen ol nûr-ı Hudâsın kim güneş alur ziyâ senden
Figân u nâle vü âhum benüm gûşuna almazsın
Bana ey cevri çok işte budur büyük belâ senden

Günümüz Türkçesiyle

1. Be hey zalim, senden ayrı hasret derdiyle öldüm; Allah kıyamette de mi hakkımı senden almayacak?

2. Sen zulüm ülkesinin şahıymışsın, sende acıma yokmuş; ey vefasız, senden çektiğim bu cevir ve cefa nedir?

3. Dünyanın malını mülkünü versen gözüne almaz; padişahım, ben dilenci senden vuslat bağışı isterim.

4. Ey müstağnilik ülkesi tahtının şehinşahı, kapından muradım ayağını öpmektir; istemek benden, bağış senden.

5. Feryat edip inledikçe cefanı ve cevrini artırdın; ey cevri çok zalim, senden bana bu kadar bela nedir?

6. Beni ayrılıkla öldürdün, şikâyetim sonsuzdur; beyim, ceza gününde Hakk'ın huzuruna varıncaya dek şikâyetim senden.

7. Tanrı hakkı için sensiz bana ne dünya gerek ne can; iki dünyada senden tek muradım vuslatındır.

8. Nazı bırakıp selama baş eğemezsen ne olur; bana senden kirpiğinle bir cilveli merhaba yeter.

9. Zülfünü ayağına salıp bu gönlümü ayaklar altına aldın; be hey zalim, bunu senden kâfir bile reva görmez.

10. Ağzın ve kıl gibi belin kadar küçük bir suç, bir günah olsa bile, senden bana bu azar ve eziyetin gelmesine sebep ne oldu?

11. Senin zaten âşığa cevir etmekte elinde bir seçme hakkın yok; asıl büyük delilik, benim senden vefa ummamdır.

12. Sen o saltanat göğünün güneşisin ki Tebriz ülkesinden Kerbelâ çölüne kadar her yer senden aydınlanır.

13. Acem ülkesinde sen başkalarıyla av ve şikâr edip sevin; bırak, senden ayrı düşmüş, sana tutulmuş ben ayrılık kederini çekeyim.

14. Cihan baştan başa senin murat bağışlayan katından muradına ermişken, ey ülkeler fetheden şah, niçin senden muradına eremeyen ben olayım?

15. Şeker katılmış cevabın gönlün derdine dermandır; ayağının tozu da senden gözüme sürmedir.

16. Ey hekimim, ayrılık derdine senden deva yetişmezse bu hasretler beni ayrılık diyarında helak eder.

17. Bu kez öleceğimi, ayağının toprağından uzak düşeceğimi düşünmezdim; bana yaptığın bu zulmün senden geleceğini kim umardı?

18. Can boynunu da irade kılıcının hükmüne koydum; ey şah, ne olursa olsun, senden gelen her şeyi minnet bilirim.

19. Bırak Şâhî yüzüne bakıp gözünün nurunu artırsın; sen o Tanrı nurusun ki güneş bile ışığını senden alır.

20. Feryadımı, inleyişimi ve ahımı kulağına almıyorsun; ey cevri çok, işte senden bana gelen en büyük bela budur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yirmi beyitlik gazel "mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün mefâ'îlün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "senden", kafiye "Hudâ, bî-vefâ, gedâ, atâ, belâ…" dizisindeki "-â" sesidir. Kafiye yer yer gevşer: yedinci ve on birinci beyitlerde "bana", on yedinci beyitte "koya" kafiye yerinde durur, "belâ" da beşinci ve yirminci beyitte tekrar edilir. Neşirde gazelden hemen önce [81a], son beytinden sonra [48b] varak imi bulunur. Kılıç, divandaki 20 ve 29 beyitlik iki uzun gazelin kaside olup olmadığını tartıştığını, muhteva ve bölümler bakımından kaside özelliği taşımadıklarını gördüğünü söyler ve bunları "gazel-i mutavvel" (uzun gazel) sayar.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel uzun bir sitemdir. Muhatap "zâlim", "bî-vefâ", "şeh-i mülk-i sitem" (zulüm ülkesinin şahı) diye çağrılır, kıyamet günü hesap sorulacağı söylenir. Aynı muhatap bir yandan da "pâdişâhum", "şehenşâh", "şeh-i kişver-küşâ" (ülkeler fetheden şah) ve "nûr-ı Hudâ" diye yüceltilir. Şikâyet ile övgü beyitten beyite yer değiştirir. Sekizinci beyitteki "kirişme" (girişme), kaş ve gözle yapılan nazlı işarettir; on ikinci beyitteki "tîh" çöl demektir.

Tarihî Bağlam

Gazeli öteki aşk şiirlerinden ayıran, on ikinci ve on üçüncü beyitlerdeki yer adlarıdır: muhatabın saltanat güneşi "Tebriz ülkesinden Kerbelâ çölüne" kadar her yeri aydınlatır; o, "Acem mülkünde" başkalarıyla av ve şikâr ederken âşık ayrılık kederi çeker. Kılıç bu gazeli anmaz. Bu beyitler gazelin Bayezid'in İran'da geçirdiği 1559-1562 yıllarında yazılmış olabileceğini düşündürür; bu çıkarım bizimdir. Kılıç'ın hayat bölümüne göre Bayezid, Ekim 1559'da Kazvin'de Şah Tahmasb tarafından parlak bir törenle karşılanmış, 16 Nisan 1560'ta oğullarıyla birlikte hapsedilmiş, 1562'de Osmanlı elçilerine teslim edilerek öldürülmüştür.

Muhatabın kim olduğu iki türlü düşünülebilir. "Kayd u şikâr" (bağlama ve av) ifadesindeki "kayd" kelimesi bağ ve zincir anlamına da gelir; Acem ülkesinde "başkalarıyla" eğlenen ve âşığı ayrılığa mahkûm eden bir şah, Bayezid'i hapseden Tahmasb'ı düşündürebilir. Öte yandan "pâdişâhum", "hâk-i pây" ve on beşinci beyitteki "cevâb-ı sükker-âmîz" (tatlı cevap, mektup) ifadeleri, Bayezid'in babasından cevap beklediği mektuplarla da ilişkilendirilebilir. Kılıç'ın aktardığı son mektupta Bayezid, şahın gösterdiği ilginin "gözüne gelmediğini" yazar; üçüncü beyitteki "Cihânun mâl ü mülkini virürsün 'aynına almaz" söyleyişi bu cümleyle aynı duyguyu taşır. Her iki okuma da bizimdir; metin bu ikisinden birini kesin olarak seçmeye imkân vermez.

Kaynakça

Birincil kaynaklar

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 108-110, gazel no. 130 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 48b); ayrıca s. 13-16 (İran yılları, Kazvin, hapis ve ölüm), s. 14 (babasına son mektubu), s. 27 (20 beyitlik gazelin kaside sayılmaması), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Akademik çalışmalar

Kitaplar

Çevrimiçi kaynaklar