Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
‘Âşık oldum bir görüşde ol gözi mestâneye
Zülfini zencîr kıldum bu dil-i dîvâneye
Çeşm-i gammâzun gamından yüregüm pür-hûn olup
La’l-i nâbun hasretiyle düşmişem peymâneye
Hasret-i câm-ı mey-i la’l-i lebünle ey sanem
Ger düşersem tan mıdur meyhâneden meyhâneye
Âteş-i şevk-i ruhunla giceler tâ subha dek
Bâl u per yakmagı ta’lîm eylerem pervâneye
Reşk idüp Şâhî gönül nice perîşân olmasun
Zülfine el vurmağa virdi icâzet şâneye
Günümüz Türkçesiyle
1. O mahmur gözlüye bir bakışta âşık oldum; onun zülfünü bu deli gönlüme zincir yaptım.
2. Koğucu gözünün gamından yüreğim kanla doldu; saf yakut dudağının hasretiyle kadehe düştüm.
3. Ey put güzeli, dudağının yakut şarabının kadehine duyduğum hasretle meyhaneden meyhaneye düşersem buna şaşılır mı?
4. Yanağının ateşine duyduğum şevkle geceler sabaha kadar pervaneye kanat yakmayı öğretirim.
5. Şâhî, gönül kıskançlıktan nasıl perişan olmasın; (sevgili) zülfüne el vurmaya tarağa izin verdi.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "mestâne, dîvâne, peymâne, meyhâne, pervâne, şâne" kelimelerindeki "-âne" sesidir; bunlara eklenen "-ye" yönelme eki redif yerindedir. Kafiye kelimelerinin hepsi aşk ve meclis sözlüğünden gelir: sarhoş göz, deli gönül, kadeh, meyhane, pervane ve tarak. Divanda en çok kullanılan vezin budur. Neşirde ikinci beyitten sonra [53b] varak imi yer alır.
Anlam ve Söz Sanatları
Gazel ilk görüşte âşık olmayı anlatarak başlar; "bir görüşde" sözü aşkın tek bir bakışla başladığını vurgular, gazelin geri kalanı da bu ilk bakışın sonuçlarını sıralar. Sevgilinin gözü "mestâne"dir, yani sarhoş gibi baygın bakar; âşığın gönlü ise "dîvâne"dir. Divan şiirinde deliler zincire vurulurdu; şair de sevgilinin zülfünü deli gönlüne zincir yapar. Zülfün hem kıvrımlı hem halka halka oluşu, zincir benzetmesini kolaylaştırır. İkinci ve üçüncü beyitlerde dudak ile şarap arasındaki renk benzerliği işlenir. "La'l-i nâb" (saf yakut) hem dudağın kırmızılığını hem şarabın rengini düşündürür. Âşık bu yüzden kadehe, oradan da meyhaneden meyhaneye düşer. "Gammâz" sıfatı gözün bakışlarıyla gönüldeki sırları açığa vurduğunu anlatır.
Dördüncü beyit mum ile pervane mazmununa yeni bir yön verir. Pervane, mumun ışığına koşup kanatlarını yakan kelebektir. Şair o kadar yanmıştır ki pervaneye bu işi öğreten kendisidir. Gece boyu sabaha kadar yanmak, mumun yanış süresini de hatırlatır.
Makta beyti gazelin en ince buluşunu taşır. Tarak, sevgilinin zülfüne dokunabilen tek şeydir; sevgili ona bu izni vermiştir. Gönlün kıskançlıktan "perîşân" olması, aynı zamanda taranan saçın dağınıklığını düşündürür. Böylece kelime hem âşığın hâlini hem sevgilinin saçını anlatır ve beyit bir tevriye ile kapanır. Âşık zülfe zincir gibi bağlanmıştır, tarak ise ona serbestçe dokunur; matla ile makta arasındaki bu karşıtlık gazeli çerçeveler. Gazelin kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 116, gazel no. 145 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 53b); ayrıca s. 29 (vezinler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






