Özgün Metin
Vezin: Mef’ûlü Fâ’ilâtü Mefâ’îlü Fâ’ilün
Cûş itdi bahr-i dilde mahabbet eserleri
Saldı kenâr-ı ‘ârıza eşküm dürerleri
Bin ‘acz ile cenâbına yârün yüzün sürüp
Ey merdümân dîdelerüm saç güherleri
Cân u gönül revân olalı çîn-i zülfüne
Nâm u nişân belürmedi batdı haberleri
İrişeli kulaguma peygam-ı vasl-ı dost
Mir’ât-ı dilde kalmadı fürkat kederleri
Yıkdı cihânı Şâhî figânum sadâları
Yakd’âsumânı âteş-i âhum şererleri
Günümüz Türkçesiyle
1. Gönül denizinde sevginin belirtileri coşup kaynadı; gözyaşım incilerini yanağın kıyısına saldı.
2. Ey insanlar (bir okumayla: ey gözbebeklerim), sevgilinin eşiğine bin acizlikle yüz sürüp gözlerim mücevherler saçsın.
3. Can ve gönül zülfünün kıvrımına gideli adları sanları belirmedi, haberleri battı.
4. Dostun vuslat haberi kulağıma erişeli gönül aynasında ayrılık kederlerinden (pas) kalmadı.
5. Şâhî, feryadımın sesleri cihanı yıktı; ahımın ateşinin kıvılcımları gökyüzünü yaktı.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "eser, dürer, güher, haber, keder, şerer" kelimelerindeki "-er" sesi, redif ise çokluk ve iyelik bildiren "-leri" ekidir. Kılıç'ın notuna göre son mısradaki "Yakd'âsumânı" okuması vezin gereğidir; "yakdı âsumânı" biçimindeki iki kelime ulanarak okunmuştur. Mahlas makta beytinde "Şâhî figânum" biçiminde, birinci şahıs iyelik ekiyle birlikte kullanılır; şair hem kendine seslenir hem kendi ağzından konuşur. Neşirde [56a] varak imi gazelin numarasının yanında durur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla bir deniz manzarasıyla açılır. Gönül bir denizdir, sevgi bu denizi coşturur ve dalgalar yanağın "kenâr"ına, yani kıyısına inci bırakır. İnciler gözyaşlarıdır. Bahr, kenâr ve dürer kelimeleri arasındaki tenasüp, gözyaşının yanaktan süzülüşünü denizin kıyıya inci atmasına benzetir. İkinci beyitte "merdüm" kelimesinin iki anlamından yararlanılır: kelime insan demektir, gözbebeği anlamına da gelir. "Ey merdümân" hitabı bu yüzden hem insanlara hem gözbebeklerine yönelmiş gibi okunabilir; ardından gelen "dîdelerüm" (gözlerim) ikinci okumayı güçlendirir.
Üçüncü beyitte "çîn" kelimesi zülfün kıvrımı anlamındadır, ama Çin ülkesini de düşündürür. Can ve gönül bu kıvrımlara, uzak bir ülkeye gider gibi gitmiştir; ad ve iz kalmamış, haberleri kesilmiştir. Dördüncü beyitte gönül, eski metal aynalar gibi pas tutan bir aynadır. Ayrılık kederi bu pası oluşturur, vuslat haberi ise onu siler. Divan şiirinde gönlün ayna olarak düşünülmesi, onun cilalanıp arınması fikriyle birlikte yaygındır.
Makta beyti bir mübalağa ile kapanır: feryadın sesi cihanı yıkar, ahın kıvılcımları göğü yakar. Böylece gazel matladaki denizden, kıyıdan ve aynadan geçerek yerden göğe uzanan bir yangınla biter. Dördüncü beyitteki vuslat haberi ile makta beytindeki yangın arasındaki geçiş ani görünür; gazelde beyitlerin sıkı bir konu bağıyla birbirine bağlanması beklenmediği için bu durum divan şiirinde yadırganmaz. Gazelin kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 118-119, gazel no. 151 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 56a); dipnot 113 ("Yakd'âsumânı" okuması); ayrıca s. 29 (vezinler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






