Özgün Metin

Vezin: Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün

Var iken gülşen-i haddünde bu hattun çemeni
Gülsitân mihnet evi bana çemen göz dikeni
Hûblukdan dehen-i yâr su’âle gelicek
Cânı yokdur ki cevâba gele gonce-deheni
Dâsitân olalı dillerde bu ben hüsrev-i ‘ışk
Kim anar ad ile ‘âlemde şehâ kûhkeni
Servetün ser-keş olup depme yazukdur güzelüm
Hâk-i pâyuna düşüp cân u gönülden seveni
Sensin ol şâh-ı felek-mertebe kim bende-sıfat
Âsumân karşu tutar hizmetüne zer legeni
Bâde-i vaslı sun ey sâkî eger diler isen
Hâtırumdan gide fürkat gamı devrân elemi
Giderür gussa-i devrânı dili tâze kılur
Dil-rübânun nevi ey Şâhî şarâbun küheni

Günümüz Türkçesiyle

1. Yanağının gül bahçesinde bu ayva tüyünün çimeni varken gül bahçesi bana mihnet evi, çimen de göze batan diken olur.

2. Sevgilinin ağzı güzellikte (bir) soruya gelince gonca ağızlının cevaba gelmeye cesareti yoktur.

3. Ey şah, ben aşk Hüsrev'i dillerde destan olalı dünyada kim dağ deleni (Ferhad'ı) adıyla anar?

4. Ey güzelim, servinle (ya da servetinle) baş kaldırıp tekmelemek günahtır; ayağının toprağına düşüp seni canla gönülden seveni (tekmeleme).

5. Sen o felek mertebeli şahsın ki gökyüzü bir kul gibi hizmetine karşı altın leğen tutar.

6. Ey sâki, eğer gönlümden ayrılık gamının ve devrin eleminin gitmesini dilersen vuslat şarabını sun.

7. Ey Şâhî, devrin kederini giderir ve gönlü tazeler: sevgilinin yenisi, şarabın eskisi.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yedi beyitlik gazel "fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "çemen, diken, dehen, kûhken, seven, legen, kühen" kelimelerindeki "-en" sesi ile ona eklenen "-i" ekidir. Altıncı beyitteki "elemi" kelimesi bu kafiyeye uymaz; neşir böyle verir ve metne dokunulmamıştır. Neşirde matladan sonra [59b] varak imi yer alır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla bir bahçe karşılaştırmasıdır. Sevgilinin yanağı bir gül bahçesidir, yanakta yeni çıkan ince tüyler (hat) de bu bahçenin çimenidir. Bu bahçe varken gerçek gül bahçesi âşığa mihnet evi gibi gelir, gerçek çimen ise göze batan bir dikene döner. İkinci beyit ağız ile goncayı yarıştırır. Güzellikte bir soru sorulsa gonca, sevgilinin ağzı karşısında cevap vermeye cesaret edemez; "gonca-dehen" (gonca ağızlı) ve "cânı yokdur" (cesareti yoktur) sözleri goncayı bir kişi gibi canlandırır.

Üçüncü beyit Hüsrev ile Şirin hikâyesine dayanır. Hikâyede İran hükümdarı Hüsrev ile dağ delen Ferhad, Şirin'in iki âşığıdır. Şair kendini "hüsrev-i 'ışk" (aşk Hüsrev'i) diye anar ve kendi aşkı dillere destan olduğundan beri kimsenin "kûhken"i (dağ deleni, yani Ferhad'ı) anmadığını söyler. Bir şehzadenin kendini âşık hükümdar Hüsrev'e benzetmesi dikkat çeker; bu benzerlik bizim tespitimizdir. Dördüncü beyitteki "servetün" kelimesi iki türlü okunabilir: "servet" (zenginlik, güç) ya da sevgilinin boyunu anlatan "serv" (servi). Biz iki okumayı da aktarımda gösterdik.

Beşinci beyitte güneş, gökyüzünün hizmet için tuttuğu altın bir leğendir. El yıkatılırken leğen tutmak, saray hizmetinin bilinen bir işidir; gök bu hizmeti bir kul gibi yerine getirir. Makta beyti bir atasözü gibi kurulmuş, yeni ile eskiyi karşı karşıya getirir: devrin kederini gideren, sevgilinin yenisi ile şarabın eskisidir. "Nev" ile "kühen" arasındaki bu tezat beyte özlü bir söz havası verir.

Tarihî Bağlam

Kılıç bu gazeli anmaz. Üçüncü beyitteki "şehâ" ve beşinci beyitteki "şâh-ı felek-mertebe" hitapları sevgiliyi bir hükümdar gibi anar. Bu övgünün bir hükümdara yönelip yönelmediği metinden anlaşılmaz; gazelin muhatabı ve yazılış zamanı neşirde belirtilmez.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 123, gazel no. 161 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 59b); ayrıca s. 29 (vezinler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar