Özgün Metin

Vezin: Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün

Dâg-ı hasretle ser-â-ser oda yakdum bu teni
Ben bana eyledüm ey vây beni vây beni
Nâr-ı gamdan da ziyâde yakayor hasret odı
Görmeyelden berü ey mihr-i cihân-tâb seni
Dünyede ‘âkıl ü dânâ gam u mihnetle geçer
Yüz yumaz kâbile hergiz felek-i dûn u denî
Çeşm ü ebrû vü hat u hâl ruh u ‘ârız-ı yâr
Her biri biri birinden güzel ammâ deheni
Hasret-i ‘ârız u kaddiyle ölürsem Şâhî
Kabrüme serv diküp gülden idesiz kefeni

Günümüz Türkçesiyle

1. Hasret yarasıyla bu bedeni baştan başa ateşe yaktım; ben bunu kendi kendime ettim, vay bana, vay bana.

2. Ey cihanı ısıtan güneş, seni görmeyeli hasret ateşi gam ateşinden de fazla yakıyor.

3. Dünyada akıllı ve bilgili olanın ömrü gam ve mihnetle geçer; alçak ve bayağı felek, layık olana hiçbir zaman yüz vermez.

4. Sevgilinin gözü, kaşı, ayva tüyü, beni, yanağı ve yüzü her biri birbirinden güzel; ama ağzı... Mısra iki türlü okunabilir: ağız ya söze sığmayacak kadar güzeldir ya da o kadar küçüktür ki yok gibidir.

5. Şâhî, eğer yanağının ve boyunun hasretiyle ölürsem kabrime bir servi dikin, kefenimi de gülden yapın.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Beş beyitlik gazel "fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Kafiye "ten, ben, sen, denî, dehen, kefen" kelimelerindeki "-en" sesi ile ona eklenen "-i" ekidir. Matlanın ikinci mısraı "vây beni vây beni" tekrarıyla biter; bu tekrar kafiye kelimesini de içine alarak bir ağıt ritmi kurar. Neşirde matladan sonra [61b] varak imi yer alır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matlada âşık, hasretin yakıcı yarasıyla bedenini baştan başa yaktığını söyler ve sonucu kendine bağlar: "Ben bana eyledüm", yani bunu kendi kendime ettim. Bu söz Türkçede "ben ettim, ben buldum" türünden bir pişmanlık deyimine yakındır ve beyte gündelik dilin sıcaklığını katar. İkinci beyit gam ile hasreti karşılaştırır; hasret ateşi, gam ateşinden daha yakıcıdır. Sevgili burada "mihr-i cihân-tâb" (cihanı ısıtan güneş) diye anılır.

Üçüncü beyit felekten şikâyet eder. Dünyada akıllı ve bilgili kişi gam ile ömür sürer, alçak felek ise değerli olana yüz vermez. "Yüz yumaz" sözünün bu bağlamdaki tam anlamı açık değildir; biz beyti bağlamdan çıkan anlamla aktardık. Dördüncü beyit bir sayışla kurulur: göz, kaş, hat, ben, yanak ve yüz sırayla anılır, hepsinin birbirinden güzel olduğu söylenir. Mısra "ammâ deheni" (ama ağzı) diye yarım kalır. Divan şiirinde sevgilinin ağzı o kadar küçüktür ki yok sayılır; bu yarım cümle ağzın yokluğunu, sözün de sustuğunu düşündürür. Beytin sonunu okura bırakan bu söyleyiş gazelin en ince yeridir.

Makta beytinde âşık, sevgilinin yanağı ve boyu hasretiyle ölürse kabrine bir servi dikilmesini, kefeninin gülden yapılmasını vasiyet eder. Servi sevgilinin boyunun, gül de yanağının karşılığıdır. Mısrada önce yanak, sonra boy anılır; vasiyette ise önce servi, sonra gül gelir. Bu, divan şiirinde leff ü neşr denilen sanattır: önce sayılan kelimelere sonra karşılıkları verilir, burada sıra ters çevrilmiştir. Mezarın başında servi bulunması Osmanlı mezarlıklarının bilinen görüntüsüyle de örtüşür. Gazelin kime ve ne zaman yazıldığı bilinmez.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 125-126, gazel no. 166 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 61b); ayrıca s. 29 (vezinler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar