Özgün Metin

Vezin: Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün

Ey sabâ menzil-i dil-dâr-ı cefâkâr kanı
Çeşm-i âşûb-ı cihân gamzesi hûn-hâr kanı
Çek rakîbün gamını vuslat-ı yâr ister isen
Gülşen-i ‘âlem içinde gül-i bî-hâr kanı
Vâ’izâ gel bize ta’n itme harâbâti diyü
İşbu hum-hâne-i vîrânede huşyâr kanı
Kasr-ı ‘ışka yine Şeddâdî temel baglamada
Dostum bencileyin dünyede mi’mâr kanı
Bilmezem gönlümi fürkatde nice egleyeyin
Hâlüm aglamaga gurbetde bana yâr kanı
Andugumca leb-i şîrînüni Ferhâd-sıfat
Dem olur mı dimesem dâmen-i kûhsâr kanı
Tapuna derdümi bilmem nice i’lâm ideyin
Vasf-ı hâl eylemege dil kanı güftâr kanı
Ko cefâyı güzelüm ahde vefâ eyle vefâ
Sâbıkâ ben kuluna itdügün ikrâr kanı
Bir nazar seyrüne cânlar virür ey şâh-ı cihân
Dünyede Şâhî gibi ‘âşık-ı dîdâr kanı

Günümüz Türkçesiyle

1. Ey saba, o cefakâr sevgilinin konağı nerede? Cihanı karıştıran gözü, kan dökücü bakışı nerede?

2. Sevgiliye kavuşmak istersen rakibin gamına katlan; dünya gül bahçesinde dikensiz gül nerede?

3. Ey vaiz, gel bize "meyhane düşkünü" diye dil uzatma; şu yıkık küphanede ayık olan nerede?

4. Aşk köşküne yine Şeddat gibi temel atmaktayım; dostum, dünyada benim gibi mimar nerede?

5. Ayrılıkta gönlümü nasıl oyalayacağımı bilmem; gurbette hâlime ağlayacak bir dost nerede?

6. Ferhad gibi tatlı (Şirin) dudağını andıkça "dağın eteği nerede" demediğim bir an olur mu?

7. Derdimi huzuruna nasıl bildireceğimi bilmem; hâlimi anlatmaya dil nerede, söz nerede?

8. Ey güzelim, cefayı bırak, ahde vefa et, vefa; daha önce ben kuluna verdiğin söz nerede?

9. Ey cihan şahı, bir bakışını seyretmek için canlar verirler; dünyada Şâhî gibi yüzünü görmeye âşık olan nerede?

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Dokuz beyitlik gazel "fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif "kanı" (hani, nerede), kafiye "cefâkâr, hûn-hâr, bî-hâr, huşyâr, mi'mâr, yâr, kûhsâr, güftâr, ikrâr, dîdâr" kelimelerindeki "-âr" sesidir. Kılıç "kanı"yı divandaki redifler arasında sayar. Redif bir soru sözüdür; her beyit bir şeyin yokluğunu sorarak biter ve gazel bir arayışlar dizisine dönüşür. Neşirde ikinci beyitten sonra [61a] varak imi yer alır.

Anlam ve Söz Sanatları

Matla saba rüzgârına seslenir; saba, divan şiirinde âşık ile sevgili arasında haber taşıyan rüzgârdır. İkinci beyitte bir atasözü havası vardır: dikensiz gül olmaz, vuslatı isteyen rakibin gamına da katlanmalıdır. Üçüncü beyitte vaize cevap verilir. "Harâbâtî", meyhane düşkünü demektir; şair dünyayı yıkık bir küphaneye benzetir ve orada ayık kimsenin bulunmadığını söyler. Böylece vaizin kınaması geri çevrilir.

Dördüncü beyit Şeddat'a telmihtir. Rivayete göre Şeddat, cenneti taklit eden İrem bağını kurdurmuş, ama içine giremeden ölmüştür. Şair aşk köşkünü yine "Şeddâdî" bir temelle kurduğunu söyler; bu sıfat hem görkemi hem de yapının sahibine nasip olmayacağını sezdirir. Altıncı beyitte "şîrîn" kelimesi hem tatlı dudağı hem Şirin'i anlatır; âşık Ferhad gibi dağın eteğini arar. Yedinci beyitte hâlini anlatacak dil ve söz bulunamaz.

Tarihî Bağlam

Gazelin son beyitleri aşk dilinin içinde bir kul ile hükümdar ilişkisini öne çıkarır: "tapuna" (huzuruna), "ben kuluna itdügün ikrâr" (ben kuluna verdiğin söz), "ey şâh-ı cihân". Beşinci beyitte de "gurbet" anılır. Kılıç'a göre Bayezid Amasya'ya ulaştıktan sonra Kanuni onu avutucu vaatlerle oyalamış, şehzade de "pâdişâh olan yalan söyler mi" diye babasını suçlamaya yönelmiştir. Sekizinci beyitte yerine getirilmeyen bir sözün hatırlatılması bu sitemi düşündürür; bu bağlantı yalnız bizim okumamızdır. Kılıç gazeli anmaz ve yazılış zamanı neşirde belirtilmez.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 125, gazel no. 165 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 61a); ayrıca s. 11-12 (Amasya'ya varış ve Kanuni'nin avutucu vaatleri), s. 29 (redifler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar