Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Hizmetünde gice gündüz peyk-veş cânum gezer
Hasretünden subha dek çeşmüm ciger kanın ezer
Pûte-i ihlâs-ı ‘ışkunda yanaldan bu gönül
Sâf u pâk olmış durur şâha yolunda hemçü zer
Göreli şîrîn-zebânum bu gözüm ruhsârunı
Cân u ser terk eyleyüp Ferhâd-veş kıldı güzer
Niçe yüz bin bend ile baglar dil-i sad-pâremi
Her kaçan kim nâz ile ol mâh-rû zülfin çözer
Ehl-i nazm içre n’ola kadri olursa Şâhînün
Kim me’ânî sakfını o dürr-i nazm ile bezer
Günümüz Türkçesiyle
1. Canım gece gündüz hizmetinde bir ulak gibi dolaşır; hasretinden gözüm sabaha dek ciğerinin kanını sıkıp akıtır.
2. Bu gönül, aşkının ihlas potasında yanalı beri, ey şah, senin yolunda altın gibi saf ve temiz olmuştur.
3. Ey tatlı dilli (Şirin sözlü), bu gözüm yanağını göreli Ferhad gibi canı ve başı terk edip geçip gitti.
4. O ay yüzlü nazla zülfünü her çözdükçe, yüz parça olmuş gönlümü nice yüz bin bağla bağlar.
5. Şiir ehli arasında Şâhî'nin değeri olsa ne olur; çünkü manaların tavanını o şiir incisiyle süsler.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır. Redif yoktur; kafiye "gezer, ezer, zer, güzer, çözer, bezer" kelimelerindeki "-zer" sesiyle kurulur. Mahlas son beyitte geçer. Kılıç bu gazelin son beytini, şairin kendi şiirini övdüğü az sayıdaki beyte örnek olarak "G24/5" künyesiyle aktarır; girişteki numara, metindeki numaranın bir fazlasıdır ve aktarılan beyit metinde 23. gazelin maktaıdır.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada can, gece gündüz hizmette dolaşan bir "peyk"e, yani padişah ulağına benzetilir. Hizmet, ulak ve ikinci beyitteki "şâh" hitabı, aşkı bir saray düzeni içinde anlatır. İkinci mısrada hasretle uyumayan gözün ciğer kanını "ezmesi", gözyaşının ciğerden sıkılan kan olduğu düşüncesine dayanır. İkinci beyit altın arıtma işinden alınmış bir teşbih kurar: altın potada (pûte) eritilerek saflaşır, gönül de aşkın ihlas potasında yanarak saf ve temiz olmuştur. Pota, yanmak ve altın arasında açık bir tenasüp vardır.
Üçüncü beyitte sevgiliye "şîrîn-zebân" (tatlı dilli) diye seslenilir. "Şîrîn" kelimesi hem tatlı anlamına gelir hem de Ferhad ile Şirin hikâyesinin kahramanını hatırlatır; mısrada Ferhad'ın adının geçmesi bu tevriyeyi belirginleştirir. Şirin için dağ delen ve sonunda canını veren Ferhad gibi âşığın gözü de sevgilinin yanağını görünce canından ve başından geçmiştir. Dördüncü beyitte "çözer" ile "baglar" arasında bir tezat vardır: sevgili zülfünü çözdükçe âşığın gönlünü yüz bin bağla bağlar. Zülfün kıvrımları ile bağların çokluğu arasındaki ilişki, saçın gönülleri tutan bir tuzak oluşu mazmununa dayanır.
Son beyit bir fahriyedir. Şair, şiir ehli arasında değer görmesini doğal bulur, çünkü manaların tavanını inci gibi şiirleriyle süslemektedir. Şiirin inciye, beytin bir yapıya benzetilmesi divan şiirinde bilinen bir benzetmedir. Kılıç, Şâhî'nin haddini bilen, kendini övmeyen bir yapısı olduğunu, bu tür övgülerin de sıradan ve abartısız olduğunu belirtir. İkinci beyitteki "şâh" hitabından gazelin belli bir kişiye yazıldığı sonucu çıkmaz; divan şiirinde sevgiliye padişah diye seslenmek yaygındır.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 57-58, gazel no. 23 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225); ayrıca s. 42 (girişte "G24/5" künyesiyle; şairin kendi şiirini övmesi), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






