Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
‘Ârızun âşüftesi âyâ bu gîsûlar mıdur
Yohsa ol âteş-perest olan şu Hindûlar mıdur
Kulle-i kûh-ı mahabbetde bu gönlüm şîrîni
Râm u nahcîr eyleyen ol çeşm-i câdûlar mıdur
Çeşmüne cânâ kirişmeyle dil-aşûb itmegi
Bilmezem ta’lîm iden gamzenle ebrûlar mıdur
Kim ola şeb-bû iden didüm meşâm-ı ‘âlemi
Kâküline el urup didi ‘aceb bular mıdur
Ayagına yüz sürüp Şâhî o serv-kâmetün
Eşk-i çeşmüm cûş idüp akar ‘aceb cûlar mıdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Yanağının tutkunu acaba bu saçlar mı, yoksa o ateşe tapan şu Hintliler mi?
2. Sevgi dağının doruğunda bu gönlümün Şirin'ini (tatlısını) ehlileştirip av eden o büyücü gözler mi?
3. Ey sevgili, gözüne cilveyle gönülleri karıştırmayı kimin öğrettiğini bilmiyorum; gamzenle kaşların mı?
4. "Dünyanın burnunu gece sefası kokusuyla dolduran kim" dedim; kâküllerine el atıp "acaba bunlar mı" dedi.
5. Şâhî o servi boylunun ayağına yüz sürünce gözümün yaşı coşup akar; acaba bunlar ırmaklar mı?
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 10a varağındadır. Redif "-lar mıdur" sözüdür; kafiye "gîsû, Hindû, câdû, ebrû, bu, cû" kelimelerindeki "-û" sesiyle kurulur. Kılıç'ın redif listesinde "mıdur" bulunur. Mahlas son beyitte geçer.
Aynı redif ve kafiyeyle yazılmış bir beyit, Bayezid'in kardeşi Şehzade Cihangir'e aittir. Kılıç, Ahdî'nin Gülşen-i Şu'arâ'sından Cihangir'in şu beytini aktarır: "'Akl u fikrüm târumâr iden bu gîsûlar mıdur / Yohsa ruhsârundaki bu hâl-i hindûlar mıdur". Bu beyit ile Şâhî'nin matlaı arasında yalnız redif ve kafiye değil, kuruluş da ortaktır: iki matlada da ilk mısra "gîsûlar mıdur", ikinci mısra "yohsa" ile başlayıp "hindûlar mıdur" ile biter. Kılıç bu benzerlikten söz etmez. İki şehzadenin aynı zeminde şiir yazdığı, hangisinin önce yazdığı ise bilinmediği bizim tespitimizdir; Cihangir 1553'te ölmüştür.
Anlam ve Söz Sanatları
Matlada sevgilinin yanağı ateşe, siyah saçları ve benleri ise "Hindû"ya benzetilir. Divan şiirinde Hindû siyahlığın ve kâfirliğin simgesidir; ateşe tapan Hindû ise yanağın ateşi etrafında toplanan siyah saçların mazmunudur. Şair saçın mı yoksa "ateşperest Hindûlar"ın mı yanağa tutkun olduğunu sorarak iki benzetmeyi birbirine karıştırır. İkinci beyitteki "kulle-i kûh-ı mahabbet" (sevgi dağının doruğu) ve "şîrîn" kelimesi Ferhad ile Şirin hikâyesini çağrıştırır; ancak mısranın yapısı kapalıdır ve "gönlüm şîrîni" sözünü "gönlümün tatlısı" ya da "gönlümün Şirin'i" diye okumak mümkündür. Bu okuma bizimdir.
Üçüncü beyitte gözün gönülleri karıştırma hünerini kimden öğrendiği sorulur ve cevap olarak gamze ile kaşlar gösterilir; göz, gamze ve kaş arasında bir tenasüp vardır. Dördüncü beyit küçük bir konuşma sahnesidir: şair dünyayı gece sefası (şeb-bû) kokusuyla dolduranın kim olduğunu sorar, sevgili kâküllerine el atıp "bunlar mı acaba" der. Saçın misk ve gece kokusuyla anılması divan şiirinde yaygındır; kâkülün siyahlığı ile gecenin karanlığı arasında da bir bağ kurulur. Son beyitte servi boylu sevgilinin ayağı dibinde akan gözyaşları ırmaklara benzetilir; servinin su kenarında yetişmesi bu benzetmenin dayanağıdır.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 59, gazel no. 26 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 10a); ayrıca s. 6 (Şehzade Cihangir'in "gîsûlar mıdur" beyti, Ahdî'den) ve s. 29 (redifler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






