Özgün Metin
Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fe’ûlün
Boyun tûbâ tudagun âb-ı kevser
Hatun reyhân yanagun verd-i ahmer
Kadün yanında tûbâ pest ü kûtâh
Lebün yanında şûr u telh kevser
Münevverdügi gül yüzün kamerden
Benüm çok sevdügüm günden de ezher
Yine gönlüm saçun bendine düşmiş
Bu def’a sezmezem ki kurtara ser
Hele ben kûyuna dîdâra geldüm
Rakîb-i rû-siyeh bilmem ne ister
Sitârem yok ki bir şeb-tîre külbem
Gelüp rûşen kıla ol mâh-peyker
Ne çâre Şâhiyâ çekmek gerekdür
Çü gördük cevre mâ’ildür o dil-ber
Günümüz Türkçesiyle
1. Boyun Tûbâ ağacı, dudağın Kevser suyu; ayva tüylerin reyhan, yanağın kırmızı güldür.
2. Boyunun yanında Tûbâ alçak ve kısa kalır, dudağının yanında Kevser tuzlu ve acı gelir.
3. Gül yüzün aydan daha aydınlıktır; çok sevdiğim o yüz güneşten bile parlaktır.
4. Gönlüm yine saçının bağına düşmüş; bu sefer başını kurtarabileceğini sanmıyorum.
5. Hele ben yüzünü görmek için senin sokağına geldim; yüzü kara rakip ne ister, bilmem.
6. Talih yıldızım yok ki o ay yüzlü gelip gece gibi karanlık kulübemi aydınlatsın.
7. Ey Şâhî, ne çare, katlanmak gerek; çünkü gördük ki o dilber zulme meyillidir.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Yedi beyitlik gazel "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 14a varağındadır. Redif yoktur, kafiye "-er" sesidir: kevser, ahmer, ezher, ser, ister, peyker, dil-ber. Matlanın ilk mısraı "kevser" ile bittiği hâlde ikinci beyit de aynı kelimeyle kafiyelenir; kafiye kelimesinin tekrarı klasik şiirde kusur sayılır, ama burada tekrar bilinçli bir karşılaştırmaya hizmet eder. Hemen önceki gazel de aynı vezinle ve "-er" kafiyesiyle yazılmıştır. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
İlk iki beyit aynı malzemeyi iki farklı biçimde kullanır. Matlada sevgilinin boyu cennetteki Tûbâ ağacına, dudağı cennet ırmağı Kevser'e, ayva tüyleri reyhana, yanağı kırmızı güle benzetilir. İkinci beyitte şair benzetmeyle yetinmez, sevgiliyi benzetilen şeyden üstün tutar: onun boyu yanında Tûbâ kısa kalır, dudağı yanında Kevser'in suyu tuzlu ve acıdır. Böylece birinci beyitteki teşbih, ikinci beyitte bir üstün tutmaya dönüşür. Aynı Tûbâ ve Kevser imgeleri bir önceki gazelin üçüncü beytinde de bulunur; iki şiir yan yana okunduğunda şairin bu mazmunu sevdiği görülür.
Üçüncü beyitte gül yüz aydan, sevgili güneşten daha parlak bulunur. Bu ışık dili altıncı beyitte geri döner: şairin "sitâre"si, yani talih yıldızı yoktur; bu yüzden ay yüzlü sevgili gelip gece gibi karanlık kulübesini aydınlatmaz. "Sitâre" kelimesi hem yıldızı hem talihi karşıladığı için beyitte bir tevriye vardır; yıldız, şeb-tîre (karanlık gece), mâh-peyker (ay yüzlü) ve rûşen (aydınlık) kelimeleri de bir tenasüp kurar. Bir önceki gazelde de güneş sevgilinin gelip gam evini aydınlatması istenmişti.
Beşinci beyitteki "rakîb-i rû-siyeh", yüzü kara rakip, ilk beyitlerdeki ak, kırmızı ve parlak yüzlerin karşısına konmuş bir zıtlıktır. Dördüncü beyitteki "ser" kelimesi baş anlamındadır; saç bağına düşen gönül başını kurtaramayacaktır. Son beyit, sevgilinin zulme meyilli olduğunu kabul eden ve sabrı öğütleyen bir teslimiyetle biter.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 63, gazel no. 34 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 14a); ayrıca s. 29 (vezinler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






