Özgün Metin

Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün

Şâh-ı gül gibi kadün nev-reste vü mevzûndur
Kâmetün üzre ruhun mânend-i gül gül-gûndur
Bâdeye düşsem ‘aceb mi câm-ı la’lün şevkine
İhtiyâr elden gider sâkî lebün mey-gûndur
Ruhları alı durur sanma gözinin humreti
Çeşm-i mest-i hûn-feşânından dökilen hûndur
Kime ayak tolasa başdan çıkanır ‘âkıbet
Kâkül-i dil-berde yâ Rab bu nice efsûndur
Bagrı pâre pâre nâyun kellesi kızgın defün
Şevk-i haddünle biri nâlân biri mahzûndur
Vasf-ı ruhsârunda rengîn u latîf ü âb-dâr
Serv-i kaddün gibi nazmum hûbdur mevzûndur
Bûseye çekse n’ola gördükde Şâhî la’lüni
Mülk-i ‘Osmânîde bac almak begüm kânûndur

Günümüz Türkçesiyle

1. Boyun gül dalı gibi yeni yetişmiş ve düzgündür; boyunun üstünde yanağın gül gibi gül renklidir.

2. Dudağının kadehine duyduğum hevesle kendimi şaraba versem şaşılır mı; ey sâkî, dudağın şarap renklidir, insanın iradesi elinden gider.

3. Gözündeki kızıllığı yanaklarının alından sanma; o, kan saçan sarhoş gözünden dökülen kandır.

4. Kimin ayağına dolansa sonunda onu baştan çıkarır; yâ Rabbi, dilberin kâkülündeki bu nasıl bir büyüdür.

5. Neyin bağrı paramparça, defin başı kızgın; yanağının hevesiyle biri inler, öteki hüzünlüdür.

6. Yanağını anlatırken şiirim renkli, latif ve parlaktır; servi boyun gibi güzel ve ölçülüdür.

7. Şâhî dudağını görünce öpücük vergisi istese ne olur; beyim, Osmanlı ülkesinde bac almak kanundur.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yedi beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 15b varağındadır. Redif "-dur/-dür" ekidir, kafiye "-ûn" sesidir: mevzûn, gül-gûn, mey-gûn, hûn, efsûn, mahzûn, kânûn. "Mevzûn" kelimesi hem matlada hem altıncı beyitte kafiye olur; ilkinde boyun, ikincisinde şiirin niteliğidir. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

"Mevzûn" kelimesinin iki kullanımı gazelin anahtarlarından biridir. Kelime hem "düzgün, ölçülü" hem de "vezinli" anlamına gelir. Matlada sevgilinin boyu gül dalı gibi yeni yetişmiş ve mevzûndur; altıncı beyitte şairin bu güzelliği anlatan şiiri de sevgilinin servi boyu gibi mevzûndur. Böylece sevgilinin boyu ile şiirin vezni aynı kelimede buluşur. Kılıç, Şâhî'nin kendi şiirini övdüğü beyitlerin divanda az olduğunu belirtir; bu beyit onun saydığı örnekler arasında bulunmasa da aynı ölçülü övgü türündendir.

Üçüncü beyitte gözdeki kızıllık için güzel bir sebep bulunur: o kızıllık yanağın alının yansıması değildir, sevgilinin kan saçan sarhoş gözünden dökülen âşık kanıdır. Bu, gerçek sebebin yerine şairane bir sebep koyan hüsn-i ta'lîl sanatıdır. Dördüncü beyitte kâkülün ayağa kadar uzanması ile insanı "baştan çıkarması" arasında ayak ve baş zıtlığı kurulur. Beşinci beyit iki çalgıyı kişileştirir: bağrı delik deşik ney inler, başı kızgın def hüzünlüdür. Neyin gövdesindeki delikler yaralı bir bağır, defin gergin derisi ise ateşte kızmış bir baş gibi düşünülmüştür.

Son beyit gazele hukuk dilini sokar. Âşık sevgilinin dudağını görünce ondan öpücüğü bir vergi gibi ister; çünkü "mülk-i 'Osmânî"de, Osmanlı ülkesinde bac almak kanundur. Bac, Osmanlı vergi düzeninde pazar ve geçiş vergilerine verilen addır. Hanedandan bir şehzadenin aşkı devletin vergi kanunuyla savunması hoş bir şaka olarak okunabilir; bu değerlendirme bizimdir. "Mülk-i 'Osmânî" sözü divanda Karaman illerinden söz eden bir başka gazelde de geçer ve Kılıç o gazeli Selim'le savaşmak için Karaman'a geliş bağlamında anar.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 64-65, gazel no. 37 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 15b); ayrıca s. 41 (mülk-i 'Osmânî ve Karaman beyitleri), s. 42 (şairin kendi şiirini övmesi), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar