Özgün Metin
Vezin: Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilâtün Fâ’ilün
Dil-berün cevr ü cefâdan bana kasdı gayrıdur
‘Âşık u ma’şûk hâli gayra uymaz ayrıdur
Dâg sanman tekye-i sînemde yir yir görinen
Şem’ yakdı ‘ışk ocagına nigârun hayrıdur
Yakma gönlüm hânesini anda senden gayrı yok
Ey Halîlüm Ka’bedür ol sanma Âzer deyridür
Dün gice zencîr-i zülfin boynuma takdum dimiş
Yâ hayâlidür dil-i dîvânenün yâ seyridür
Bûse isterse lebünden Şâhî ey ‘Îsâ-nefes
Bî-huzûr olma dilin çiyner ölümli sayrıdur
Günümüz Türkçesiyle
1. Dilberin bana cevir ve cefa etmekteki maksadı başkadır; âşıkla sevgilinin hâli başkalarınınkine uymaz, ayrıdır.
2. Göğsümün tekkesinde yer yer görünenleri yara dağı sanmayın; onlar sevgilinin aşk ocağına hayır niyetiyle yaktığı mumlardır.
3. Gönlümün evini yakma, orada senden başkası yoktur; ey Halîl'im (İbrahim'im), orası bir Kâbe'dir, onu Âzer'in puthanesi sanma.
4. Dün gece zülfünün zincirini boynuma taktığını söylemiş; bu deli gönlün bir hayali midir, yoksa gerçekten gördüğü bir şey mi?
5. Ey İsa nefesli sevgili, Şâhî dudağından öpücük isterse huzursuz olma; o ölüm hâlindeki bir hastadır, sayıklar.
Edebî ve Tarihî Yorum
Şiirin Yapısı
Beş beyitlik gazel "fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 15a varağındadır. Redif "-dur/-dür" ekidir; kafiye "-yrı" sesine dayanır: gayrı, ayrı, hayrı, deyri, seyri, sayrı. Kafiye kelimelerinin üçünde "-ay-", üçünde "-ey-" sesi bulunur; ses bakımından tam örtüşmeseler de yazıda aynı harflerle kurulan bir kafiye oluştururlar. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.
Anlam ve Söz Sanatları
Matla, sevgilinin eziyetinin görünenden başka bir amacı olduğunu söyleyerek açılır; âşıkla sevgili arasındaki ilişki sıradan ölçülerle anlaşılmaz. İkinci beyit tasavvuf çevresinden alınmış kelimelerle kurulur. Âşığın göğsü bir tekkedir; aşk bu tekkenin ocağıdır. Âşıkların göğüslerine vurdukları yanık izleri, yani dağlar, burada sevgilinin "hayır" için, sevap niyetiyle yaktığı mumlara benzetilir. Tekke, ocak, şem' ve hayır kelimeleri arasında bir tenasüp vardır; "ocak" hem ateş yakılan yeri hem de bir tarikat kolunu anlatır.
Üçüncü beyit Hz. İbrahim'e yapılan bir telmihle kurulur. Halîl, İbrahim peygamberin lakabıdır; Kâbe'yi onun inşa ettiği, babası Âzer'in ise put yapıp sattığı bilinir. Şair, gönlünü yakmak isteyen sevgiliye "Halîlüm" diye seslenir ve gönlün bir puthane olmadığını, içinde sevgiliden başka kimse bulunmayan bir Kâbe olduğunu hatırlatır. Putları kıran ve ateşe atılan İbrahim'in bu kez yakıcı rolüne konması beyte ince bir ironi katar; bu yorum bizimdir.
Dördüncü beyitte zincir ile deli gönül bir araya gelir; deliler eskiden zincire vurulduğu için zülfün zincire benzetilmesi yerindedir. Beytin ikinci mısraı iki ihtimal arasında kalır: bu söz deli gönlün hayali mi, yoksa gerçekten yaşanmış bir şey mi? Son beyitte sevgili ölüleri dirilten Hz. İsa'nın nefesine sahip sayılır. "Dilin çiyner" sözünü, ölüm hâlindeki hastanın sayıklaması anlamında anladık; bu okuma bizimdir. Buna göre Şâhî'nin öpücük isteği bir hastanın sayıklaması kadar mazur görülmelidir, üstelik İsa nefesli sevgili bu hastanın tek çaresidir.
Kaynakça
- Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 64, gazel no. 36 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 15a); ayrıca s. 29 (vezinler), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.
Çevrimiçi kaynaklar






