Özgün Metin

Vezin: Mefâ’îlün Mefâ’îlün Fe’ûlün

Ele câm al ki hengâm-ı çemendür
Husûsâ sâkî ol gonce-dehendür
Habîbüm hokka-i la’lînün içre
Şu lü’lü’ dişlerün dürr-i ‘Adendür
Yüzüm zer gibi zerd iden cihânda
O gül-gûn çihre ol sîmîn-bedendür
Bize hâlet viren sâkî lebündür
Biz anı dimezüz kim râh-ı dendür
Figân u nâleme rahm eylemezsin
Be hey zâlim be hey âfet nedendür
Mahall-i merhamet kimdür dir isen
Benüm çok sevdigüm sini sevendür
Muhassal gül yüzün vasfında Şâhî
Bu gün bezmünde bir şîrîn-sühandur

Günümüz Türkçesiyle

1. Eline kadeh al ki çimenlerin, baharın mevsimidir; hele sâkî o gonca ağızlı güzel olunca.

2. Sevgilim, yakuttan kutunun (dudağının) içindeki şu inci dişlerin Aden incileridir.

3. Dünyada benim yüzümü altın gibi sarartan, o gül renkli yüzlü, o gümüş tenli güzeldir.

4. Bize kendimizden geçme hâli veren sâkînin dudağıdır; biz ona küpteki şarabın işidir demeyiz.

5. Feryadıma ve inlememe acımazsın; be hey zalim, be hey afet, bu neden?

6. Merhamete layık olan kimdir dersen, ey çok sevdiğim, o seni sevendir.

7. Sözün kısası, Şâhî bugün senin meclisinde gül yüzünü anlatan tatlı dilli bir şairdir.

Edebî ve Tarihî Yorum

Şiirin Yapısı

Yedi beyitlik gazel "mefâ'îlün mefâ'îlün fe'ûlün" kalıbıyla yazılmıştır ve nüshada 14b varağındadır. Redif "-dür/-dur" ekidir; kafiye "-en" sesine dayanır: çemen, dehen, 'Aden, beden, den, neden, seven. Makta beytindeki "şîrîn-sühan" kelimesi "-an" ile biter ve öteki kafiyelerle tam örtüşmez; zayıf bir kafiyedir. Mahlas son beyitte geçer. Kime yazıldığına dair bir bilgi yoktur.

Anlam ve Söz Sanatları

Gazel bir bahar meclisiyle açılır. Çimen mevsimi gelmiştir, el kadehe uzanmalıdır; sâkînin gonca ağızlı bir güzel olması daveti büsbütün çekici kılar. İkinci beyitte dudak yakuttan bir kutuya (hokka-i la'lîn), dişler de Aden incilerine benzetilir. Aden, değerli incileriyle anılan bir limandır; inci, yakut ve kutu kelimeleri arasında bir tenasüp kurulmuştur. Üçüncü beyitte renkler karşı karşıya konur: âşığın yüzü altın (zer) gibi sapsarıdır (zerd), sevgilinin yüzü gül renkli, teni gümüş gibidir. "Zer" ile "zerd" arasındaki ses benzerliği bilinen bir cinastır.

Dördüncü beyitteki "râh-ı den" ifadesini, "râh" kelimesinin Farsçada şarap, "den" kelimesinin küp anlamına gelmesinden hareketle "küpteki şarap" diye anladık; neşirde bu yer için bir açıklama yoktur, okuma bizimdir. Bu okumaya göre şair, kendisini mest edenin sâkînin dudağı olduğunu, şarabın bu hâlde bir payı bulunmadığını söylemektedir. Beşinci beyitteki "Be hey zâlim be hey âfet" seslenişi konuşma dilinden alınmış canlı bir söyleyiştir ve divan şiirinin süslü dili içinde bir sitem çığlığı gibi duyulur. Altıncı beyitte "sini" (seni) biçimi eski Anadolu Türkçesinin imlasını yansıtır; merhamete layık olanın sevgiliyi seven kişi olduğunu söyleyen beyit, sevgiliden şairin kendisine acımasını dolaylı yoldan ister.

Son beyitte şair kendisini sevgilinin meclisinde onun gül yüzünü anlatan "şîrîn-sühan", tatlı sözlü biri olarak tanıtır. Kılıç, Şâhî'nin kendi şiirini övdüğü beyitlerin divanda az olduğunu ve bu övgülerin ölçülü kaldığını belirtir. Bu makta da aynı ölçülü tavrı taşır; övgünün asıl konusu sevgilinin güzelliğini anlatma işidir.

Kaynakça

  • Filiz Kılıç (hzl.), Şâhî Dîvânı (Şehzâde Bâyezîd), Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü, 2018, e-kitap s. 64, gazel no. 35 (Millet Ktp., Ali Emîrî Efendi, Manzum Eserler 225, vr. 14b); ayrıca s. 29 (redifler ve vezinler), s. 42 (şairin kendi şiirini övmesi), https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59394,sahi-divanipdf.pdf.

Çevrimiçi kaynaklar